Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Çok önemli…

Posted by on May-17-2012

Bu mektubu telefonda okudu bana Veda. Gönder hemen, dedim. Gönder… Bu hepimizin sesi çünkü!)

“Sevgili Başbakanım,

Ben Veda Yurtsever, Bingöllüyüm. Doktor yokluğundan sık sık Diyarbakır’da yaşayan sağlıkçı ablamın yanına gelir, onun ev temizlerken ortalıkta olmayalım diye bize verdiği 2-3 lirayla evlerinin hemen yanındaki Devlet Tiyatrosu’na gider oyun izlerdik. Kapıda sanatçıları, her zamanki gibi bize gülümsesinler diye titreye titreye beklerdik. Kültür Sarayı’nda az önce bizim oturduğumuz sandalyede çay içişlerine, birazdan kalkıp minibüse binip Dağkapı’ya gidişlerine dalar, onların da bizler gibi olduklarına şaşırarak bakardık.

19 yaşıma geldiğimde oyuncu olmak istediğimi ve gidip konservatuvar sınavına gireceğimi aileme açıkladığımda annem kalp krizi geçiriyordu. Hiç bilmediği okuma-yazması ve az Türkçesiyle beni ancak ‘postanede şef’ olarak hayal edebilen annem, ne olmak istediğimi kavrayamadığından ha bire vazgeçeyim diye yaptırdığı muskalardan içirir, sözüm ona çaktırmadan üstünden atlatırdı. Siz kader deyin ben hayatın sihri diyeyim cebimdeki son parayla aldığım çeyrek bilete vuran ikramiyeyle girdiğim konservatuvar sınavını kazandım. Devlet Tiyatrosu sanatçısı Celal Kadri bakmıştı sınav oyunlarıma. Ailemin de desteğiyle 4 sene Eskişehir’de doğudan gelmenin eksiklerini gidermek için arkadaşlarımdan iki kat fazla çalışarak iyi bir ortalamayla mezun oldum. Sonra da “büyülü” sahnem Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nu kazandım. Çocukları o hassas dönemde Diyarbakır’ kazandığı için ailesi halay çeken ender oyunculardan biriyim.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda 20’ye yakın oyunda oynadım. Devlet Tiyatrosu’nu temsil ettiğimi düşündüğümden davranışlarıma hep dikkat ettim. O toprağın çocuğu olarak maçlara da gittim. Rahmetli Gaffar Okkan bir yanımda, tatlıcı Şehmususta öbür yanımda ‘Kırmızıııı Yeşiiiiiil’ diye bağırdım statta. Maç sırasında arkamda oturan çocukla sur dibinde ciğer yedim. Sonra o çocuk büyüdü, konservatuvar okumak istedi, çalıştırdım ve bitirdi Mimar Sinan Üniversitesi’ni. Geçen yıl Altın Portakalaldı Erkan çocuk. Arkadaşı vardı Ferit, şimdi aranan bir oyuncu Türk sinemasında. Uğur var, tanısaydım annesini belki bebekliğini bilirdim, şimdi oyuncu Devlet Tiyatrosu’nda şahane yeteneğiyle. Özgür’ümüz var dünya güzeli, Şehir Tiyatrosu’nda şimdi, evlendirdik onu Diyarbakır’da bir oyuncu arkadaşımızla teliyle duvağıyla; zorlu bir annelik geçirdi, iyi şimdi çocuğu çok şükür.

Koca gözleriyle Güldestan var, hem Devlet Tiyatrosu’nda hem de TRT’de çalışıyor yıllardır. Sabri’miz var bir de, turne uçağı henüz aprondayken ‘bu acil kapıları gerçekten açılıyor mu’ diye deneyip THY’nin bizim için sağladığı indirimimizi kestiren canımız yazarımız, geldi çalıştı Diyarbakır’da sonra. Hâlâ okuyan, hâlâ okumaya çalışan hâlâ bizi takip eden çocuklarımız var. Oyuncu olamadılarsa da, farkındalıkları yüksek insan oldu çocuklarımız, aydınlık yüzleri oldu

Diyarbakır’ın…

Batman’a, Şırnak’a, Bingöl’e, Tunceli’ye, Urfa’ya, Antep’e, Hakkari’ye, Siirt’e, Van’a, Adana’ya, Adıyaman’a, Elazığ’a, (dönüşünde ölümcül bir kaza atlattığımız) Malatya’ya turneler yaptık. Hayatında ilk kez tiyatro izleyen binlerce insana ulaştık. Büyük Anadolu Turneleri’mizi saymıyorum bile. Her yeni açılan bölgede devletin sanat politikasına hayranlık duyduk, çocuklarımızın geleceği için umutla dolduk. Her meslekte olduğu gibi zaaflı sanatçılarımız, idarecilerimiz de oldu. Onlar için iki kat fazla çalıştık. Ama kaldırılmamız gerektiğini hiç düşünmedik. Bu bakış açısıyla ne siyasetçi ne eğitimci ne polis ne de kabzımal kalırdı bu topraklarda.

Diyarbakır’da bir gence sanatçı ismi sorduğunuzda paparazilerde gördüklerini değil bizim ismimizi verecektir, iyi eğitim almış, dünyaya duyarlı, düşünebilen, utanacağı bir tarihi olmayan kendisine hizmet getiren bizleri…

Bizim bütçemizin çokluğu oyunlara yapılan harcamadan çok turneler, yeni açılan bölgeler ve salonlardandır. Ayrıca bizler biraz daha pahalı biletlere oynayabilirdik, bunu hiç denemedik bile. Allah aşkına savunma sanayiine harcadığımız paranın yanında tiyatro bütçesinin zararı nedir ki ülkeme. Siz ‘Açılım’dan söz ettiğinizde en çok benim çocuklarım inandı size, çünkü ‘Barış’a en çok ihtiyacı olanlar onlardı.

Devlet Tiyatroları’nda elbette bir iyileştirmeye gidilmelidir, inanın buna en çok biz seviniriz, yapısındaki haksızlıklar en çok bölge oyuncularının canını yakıyor. Bunu çözmek de sizin elinizde; kestirip atmak yerine Devlet Tiyatroları’ndan gelecek 5 temsilciyle yapacağınız bir kahvaltıya bakar her şey…

Beni kaygılandıran şey, aksi halde bölgelerde belki hiç tiyatro yapılmayacak olması ya da ortalıkta eğitimsiz oyuncularla, gişe kaygılı içi boş oyunları koyan paragöz adamlar için boş bir alan oluşmasıdır. Çocuklarımızın yazmayı denedikleri senaryolarını, şiirlerini, oyunlarını okutacak ablalar abiler bulamamasıdır.

Bizim çoktur hikâyelerimiz, derin izler de taşırız, yüzeysel kaygılarımız da olur herkes gibi, herkes kadar. Doğru dürüst Türkçe bilmeyen annelerimiz kendi bağırlarından çıkan biz sanatçı çocuklarıyla gurur duyarlar Sayın Başbakanım, biz bu toprağın evlatlarıyız.

Saygılarımla,

Not:

1971 büyük Bingöl depreminden sonra yapılan konutlarda oturan 84 yaşındaki annem size yazdığımı öğrenince ‘hele bi sor bu TOKİ ne zaman bizim evleri değiştirecek, daha çok varsa ben Mersin’e ablana gideyim’ dememi istedi, zeval olmaz herhalde…”

İclal Aydın / gazatevatan.com

Enzo IKAH – No home

Posted by on May-4-2012

“Müslüman kamuoyuna”

“Bismillâhirrahmânirrahim
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6) “Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır. “Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir. “Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.

Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır. “Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir.

“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır. “Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. “Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür. ”

‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar.
Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa:76) “Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.

Muğlalı Olayı ya da 33 Kurşun

Posted by on Nis-27-2012

Muğlalı Olayı, 1943 yılında Van Özalp ilçesinde, 33 kişinin hayvan kaçakçılığı iddiası ve 3. Ordu komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın emriyle yargısız olarak kurşuna dizilmesi ve 32′sinin ölümü, birinin kaçması ile sonuçlanan olay.[1]

II. Dünya Savaşı sırasında özellikle İran sınırında kaçakçılık olayları artmıştı. Bölgedeki aşiretlerle güvenlik kuvvetleri arasında çatışmalara yol açan bu olaylardan biri de Van’ın Özalp ilçesinde patlak verdi. Bir bölümü İran topraklarında yaşayan Milan aşiretinin Temmuz 1943′te büyük bir hayvan sürüsünü kaçırdığı yolundaki ihbar üzerine sınıra gönderilen jandarma birlikleri kaçakçıları İran’a kactıklari icin, yakalayamadı. Ardından aşiretin Özalp’ta yaşayan 40 akrabası gözaltına alındı. Mahkemenin yalnızca 5 kişiyi tutuklayarak geri kalanları serbest bırakmasına karşın, Özalp’a gelen Mustafa Muğlalı’nın emriyle 33 kişiyi sorgulamaları yapılmak üzere iki asteğmenin komutasındaki bir askeri birliğe teslim edildi. Kaçakçılar sınıra yakın bir yerde kurşuna dizildi ve daha önce hazırlanan bir tutanağa dayanılarak kaçmaya çalışırken vuruldukları öne sürüldü. Olaydan yaralı olarak kurtulan bir eşkiya durumu ilgili makamlara duyurmayı başardıysa da yapılan başvurulardan bir sonuç alınamadı.

Demokrat Parti’nin iktidarı döneminde ise, örtbas edilmeye çalışılan olay yeniden gündeme getirildi. TBMM Başkanlığı’na verilen bir soru önergesinin kabul edilmesi üzerine olayla ilgili asker ve sivil yöneticiler hakkında soruşturma açıldı. Bütün sanıkların Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılandığı davada kurşuna dizme emrini verdiğini söyleyen Muğlalı, 2 Mart 1950′de ölüm, ardından da ileri yaşı ve hafifletici nedenlerden ötürü 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ama askeri yargıtay kararı bozdu; Muğlalı yeni yargılama başlamadan 11 Aralık 1951′de (71 yaşında) hapiste öldü. CHP’nin 6-7 Eylül Olayları’nda “azınlıklara karşı ayrımcılık yapıldığı” iddiası üzerine, DP tarafından misilleme olarak, olay tekrar TBMM’de gündeme getirilmiştir. Bu kez olayın geçtiği dönemdeki bütün TBMM üyeleri ve CHP’nin sorumluluğu iddiasıyla, bizzat İsmet İnönü için yargılanma istenmiştir. 12 Şubat 1956 ve 25 Şubat 1956 tarihlerinde Meclis’te görüşülen konu, 1958 tarihli Meclis Tahkikat Komisyonu raporu ve Meclis görüşmeleriyle zaman aşımı ve çeşitli af yasalarından dolayı tekrar kapatılmıştır.