Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Archive for Ağustos, 2011

İSMET KAYHAN -ANF 14:27 / 19 Auğustos 2011

HABER MERKEZİ – Tarih 20 Ağustos 2007. Yer Beyoğlu. Polis tutanağına göre “zenci” ya da “siyahi vatandaş” Festus, gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra tutulduğu karakoldan cesedi çıktı. Ölümü ile ilgili açılan davada ne karakol kamera kayıtları ne de Festus’un elbiseleri bulunabildi. Elindeki tek delil, Festus’u öldürmekten yargılanan polisin hazırladığı tutanak olan Mahkeme, Çağdaş Hukukçuların yaptığı müdahillik başvurusunu da reddetti. Tam üç yıldır süren dava yazışmalardan öteye geçemedi.

Davadan umudunu kesen İHOP adına Avukat Hüsnü Öndül, bir gözlem raporu hazırladı. Öndül’e göre, Festus sadece teninin renginden kaynaklı olarak işkenceye maruz kalmış ve öldürülmüştü. Davayı aydınlatacak hiçbir delil bulanamamıştı. Polis kamera kayıtlarını, hastane Festus’un elbiselerini vermemiş, Mahkeme Festus’u savunmak isteyen avukatları reddetmiş, Adalet Bakanlığı Festus’un kimlik bilgileri ile ilgili yazıya 3,5 yıl boyunca yanıt vermemişti. Böylece Festus’un ölümü “el birliğiyle” sümen altı edilmişti. Çünkü Festus zenciydi! Öndül’e göre “bu dava siyah, zenci ve doğuluların bazı polislerce nasıl potansiyel suçlu olarak görüldüğünü” gösteriyordu.

Festus Okey, zenci, siyah tenli ya da siyahiydi… O gün arkadaşıyla beraber Beyoğlu’nda yürüyordu. Polisler onu durdurup, pasaport kontrolü yaptı. Hiçbir gerekçe göstermeden, gözaltına aldı. Beyoğlu Polis Karakolu’na getirilen Festus, bir kaç saat sonra karakolda öldürüldü. Vücuduna kurşun isabet edilen Festus, Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırıldı. Ameliyattayken, yaşamını kaybetti.

Festus, nasıl öldürüldü, karakolda o gün neler yaşandı? Tüm bu soruların yanıtlarını vermeye yardımcı olacak hiçbir delil bulanamadı. Kamera kayıtları hatta Festus’un elbiseleri dahi bulunamadı. Mahkemenin elindeki tek delil, şüpheli polis memuru Cengiz Yıldız’ın hazırladığı tutanaktı. Bu tutanak da çelişkiler doluydu. Davayı başından beri izlemeye alan İHOP, Festus’un ölümüyle ilgili rapor hazırladı. Avukat Hüsnü Öndül’ün hazırladığı rapor, Festus davasının nasıl da sümenaltı edildiğini gözler önüne serdi. İşte o rapor:

POLİSİN TUTANAĞI…

Festus, 20 Ağustos 2007 tarihinde saat 18:00′de gözaltına alındı. Polis tutanağı ise Cengiz Yıldız tarafından hazırlandı, saat 01:00′de… Tutanağa göre, Festus karakola getirildikten sonra Cengiz Yıldız üst aramasını yaptı. Daha sonra Festus’a soyunmasını söyledi. Çırılçıplak kalan Festus’un apışarasında 13 adet taş diye tabir edilen kokain çıktı. Yıldız, Festus’a giyinmesini söyledi. Bu sırada Festus, Cengiz Yıldız’ın tabancasını almaya çalıştı. Boğuşma sırasında silah patladı! O kurşun, Festus’un vücuduna isabet etti. Hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.

ADLİ TIP KURUMU RAPORU

Festus’un otopsi raporunda ise silah atışı bitişik atış mesafesi dışından yapılmıştı. Adli Tıp Kurumu raporuna göre, Festus Okey’in ölüm sebebi, “ateşli silahtan çıkan mermi sonucu yaralanmadan kaynaklanan iç kanama”ydı. Vücudunda alkol ve uyuşturucuya rastlanmamıştı, vücuduna bir adet merm çekirdeği isabet etmiş ve çıkmıştı. Atış mesafesinin tayin edilebilmesi için atışın elbiseli bölgeye isabet ettiği anlaşıldığından Festus Okey’in üzerindeki giysinin incelenmesi gerekmekteydi. Ancak Festus’un giysileri bir türlü bulunamadı.

YİNE KAMERA YOK!

Okey’in gözaltına alındığı ilçe emniyet müdürlüğünün nezarethanesi tadilat gördüğünden, kamera yoktu! Asayiş Büro Amirliğinin ek hizmet binasında bulunan bir adet kamera ile amirliğin giriş kapısı ve merdivenleri izleniyordu. Ancak bağlı olduğu bilgisayarın yeterli hafızası olmadığından kaydın yapılamadığı rapor edildi. Nezarette tadilat yapıldığı için nezaret olarak kullanılan bölümde ise bir adet faal olmayan kamera bulunuyordu. Dolayısıyla kamera kayıtları da yoktu. Gözaltında yapılan muamelenin(arama işlemi) insan onuruna aykırı olduğu, bu haliyle işkence ve aşağılayıcı, onur kırıcı muamele yasağına aykırılık oluşturuyordu.

ATIŞ ARTIĞI DA YOK

Hem Festus’u öldürme suçundan yargılanan şüpheli polisin hem de Festus’un el swap numuneleri üzerinde atış artıklarına rastlanmadı.

ÜZERİNDE SİLAH NİYE VARDI

Öndül, raporunda, şüpheli polis memuru Cengiz Yıldız’ın kusurlu davranışlarına dikkat çekiyor. Polis Cengiz’in üzerinde Festus’u ararken neden silah vardı. Hatta bu silah neden namluya sürülmüştü. Aramada yer alan ikinci polis, neden dışarıya çıkarılmıştı. Cengiz, diğer polisi çağırırken neden Festus’a sırtını dönmüştü. Öndül’e göre, Cengiz’in bu hareketi kusurluydu ve “bu kusurlu davranışları sergilememiş olsaydı bu netice(ölüm neticesi) oluşmayacaktı”.

TUTANAKTA ZENCİ!

Festus’un yakalama ve gözaltına alınması ile ilgili tutanak düzenlenmemişti. Soruşturmaya sunulan tutanak, Festus 18:00′de gözaltına alınmasına karşın, Festus’un ölümünün ardından gece 01:00′de düzenlenmişti ve tutanak, Festus’u öldürdüğü ileri sürülen polis memuru Cengiz Yıldız’ın imzasını taşıyordu. Tutanakta, Festus için “zenci”, “siyahi şahıs” ifadeleri yer almıştı.

GÖMLEK HASTANEDE KAYBOLDU

Adli Tıp Raporuna göre Festus Okey bitişik olmayan yani şüphelinin anlattığının tersine boğuşma anının gerektirdiği pozisyon dışındaki bir mesafeden yapılan ateş sonucu ölmüştü. Ancak atış mesafesinin saptanabilmesi için Festus’un gömleğinin bulunması gerekiyordu. Gömlek bulunamamıştı. Suç delili karartılmıştı. Taksim İlk Yardım Hastanesi ve Beyoğlu Karakolu görevlileri, başka bir anlatımla kamu görevlileri cinayet ile ilgili delilleri yok etmişlerdi. Bu personelle ilgili açılan soruşturmada ise Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı verdi.

AVUKATLARA RET

Festus’un ölüm davası Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. İşte 3 yılda yapılanlar:

1. Celse 14. 02. 2008

: Beyoğlu asayiş büroya o tarihte onarım olup olmadığı, yol izin belgesi eklenerek böyle bir Nijerya vatandaşı bulunup bulunmadığının sorulması için interpol daire başkanlığına yazı yazılmasına karar verildi.

2. Celse 13. 05. 2008

: İnterpol’den iade edilen kimlik bilgilerinin doğru olup olmadığının Nijerya’ya sorulması için ABUHDİGM’ne yazı yazılmasına karar verildi.

3. Celse 11. 09. 2008-

Ölenin kimlik bilgilerinin tespiti ve nüfus kaydının temini için yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

4. Celse 16. 12. 2008-

: İnterpol’den iade edilen kimlik bilgilerinin doğru olup olmadığının Nijerya’ya sorulması için ABUHDİGM’ne yeniden yazı yazılmasına karar verildi.

5. Celse 07. 04. 2009-

Maktulün kimliği için ABUHDİGM’ne yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

6. Celse 09. 07. 2009-

maktulün kimliği için ABUHDİGM’ne yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

7. Celse 29. 09. 2009-

Ölenin nüfus kaydının diplomatik yoldan temini için Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının cevabının beklenmesine karar verildi.

8. Celse 29. 12. 2009-

AB yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

9. Celse 01. 04. 2010-

Yazının akıbetinin beklenmesine karar verildi.

10. Celse 29. 06. 2010-

Yazının akıbetinin sorulmasına karar verildi.

11. Celse 04. 11. 2010-

Müdahale taleplerinin reddine karar verildi.

12. Celse 27. 01. 2011-

Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının akıbetinin sorulmasına karar verildi. “

13. Celse 26. 04. 2011

- İstanbul ve Ankara baroları ile TİHV, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Göçmen Dayanışma Ağı, ÇHD ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği adına şikâyet ve davaya müdahil olma dilekçeleri verdi.

DAVA NASIL KİLİTLENDİ

Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Festus Okey’in kimlik bilgileri için ilki 13. 05. 2008 ve ikincisi 16. 12. 2008 olmak üzere iki kez Adalet bakanlığı’na yazı yazmıştır. Beş celse sonra ki yaklaşık 18 ay sonra 29. 06. 2010 tarihinde yazının akıbetinin Adalet Bakanlığından sorulmasına karar vermişti. Bu yazıdan altı ay sonra 27. 01. 2011 tarihinde yeniden Adalet Bakanlığından yazının akıbetinin sorulmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı bu yazıya üç yıl sonra yanıt verdi ve istemin Dışişleri Bakanlığına iletildiğini bildirdi. Festus Okey’in ailesi Festus’un cenazesini almak üzere Türkiye’ye gelmişti. Ailesinin nüfus bilgileri-pasaport işlemleri nedeniyle- Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunuyorlardı. Üç buçuk yıl boyunca kimlik bilgileri konusunda yargılama kilitlenmişti. Üç buçuk yıldır yargı faaliyetinin esasıyla ilgili bir konuda görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmaması ve inceleme ve soruşturma başlatılmaması düşündürücüydü.

SONUÇ: FESTUS ZENCİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

Öndül’ün raporun sonuç bölümüne ilişkin değerlendirmeleri ise dikkat çekici:

Soruşturma aşamasında, işkence ve onur kırıcı,aşağılayıcı muamele yasağı ve kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal eden keyfi durdurma, kimlik sorma, yakalama ve

gözaltı işlemleri insan hakları ihlalleridir.

Bu hukuka aykırı işlemlerin Festus ve arkadaşının teninin renginden kaynaklı olarak

yapılmış olması ırk ayrımcılığı konusunun önemine ayrıca dikkat çekmeyi

gerektirmektedir.

Festus Okey’in yaşam hakkı ihlal edilmiştir.

Yaşam hakkını ihlal eden eylemi gerçekleştiren polis memuru, idari makamlar

tarafından, “nezarethanede tamirat/tadilat yapılması, kamera bulunmaması, bulunan

kameraların arızalı oluşu, kamera kayıtlarını kaydeden bilgisayarın hafızasının yeterli

olmaması” gerekçeleri ile korunmuştur. Bu koruma, Taksim hastanesine kadar

uzanmıştır. Adli Tıp Kurumu bitişik atış olmayan bir mesafeden atış yapıldığını

belirlemiştir. Ancak bu durumu kesin saptamaya yaracak olan kurşunun delip geçtiği

Festus’un gömleği Adli Tıp kurumuna teslim edilmemiştir. Bu girişimler adil yargılamayı

olumsuz yönde etkileyen gelişmeler olmuştur.

Festus Okey davası, adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun bir şekilde en

kısa bir zamanda sonuçlanmalıdır.

Etkili başvuru hakkı bağlamında davanın esasıyla ilgili somut gelişmelerin

gerçekleşmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda yargısal süreçlerin işlemesi ve

adaletin tecellisi için Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı sorumluluklarının gereklerini

yerine getirmelidir.

Davaya insan hakları alanında çalışan örgütlerin, hukukçu örgütlerinin, barolarının ve

gerçek ve tüzel kişilerin katılımına imkân sağlanmalıdır. Gerekirse yasa değişiklikleri

gerçekleştirilmelidir.

ANF NEWS AGENCY

Tek kelime Kürtçe’ye 6 ay hapis!

Posted by on Ağu-19-2011

BİLAL MUTLU -ANF
09:40 / 17 Auğustos 2011

İZMİR – Kapatılan DTP PM üyesi Pervin Oduncu’ya, Muğla İl Örgütü kongresinde yaptığı konuşma sırasında kullandığı tek kelime Kürtçe için 6 ay hapis cezası verildi.

Kapatılan DTP Eski Parti Meclisi üyesi Pervin Oduncu, 30 Ağustos 2009 tarihinde Demokratik Toplum Partisi’nin Muğla İl Olağan Kongresinde katılımcılara hitaben Kürtçe ‘Serkeftın’ (başarılar) dediği için Muğla 1.Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince görülen davada Pervin Oduncu’ya; PKK lideri Abdullah Öcalan İçin ‘sayın’ hitabının kullanılması nedeniyle suç ve suçluyu övmek suçundan 1 ay, Kürtçe ‘serkeftin’ denildiği için de siyasi partiler yasasına muhalefet edildiği gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verildi.

Oduncu ise verilen cezaya “Herhalde kendi dilini konuşması sebebiyle ceza alan tek halk Kürtlerdir. Hükümet Kürtlere de, Kürtçeye de hukuk dışı yaptırımlarla davranıyor’’ sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Oduncu’nun avukatı Av. Nezahat Paşa Bayraktar da, Türkiye’de Kürtçeye yönelik ciddi bir saldırı olduğuna dikkat çekti. TRT 6′nın açılmasına rağmen Kürtçe konuşmaya halen ceza verilmesinin hukuk dışı olduğuna vurgu yapan Av. Bayraktar, “Bu çağda halen insanların Kürtçe konuştukları için yargılanmalarının ciddi bir hukuksuzluk olduğunu düşünüyoruz” dedi. Av. Bayraktar davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceklerini bildirdi.

ANF NEWS AGENCY

SEDAT ULUGANA -ANF
Özel / 10:09 / 15 Auğustos 2011

KONYA – ANF’nin elde ettiği 1938 yılına ait Konya Nüfus Umum Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir raporda Dersim sürgünlerinin yerleştirilmesine ilişkin bölümde Kürtlerin Türklüklerini unutmuş Türkler olduğu iddia ediliyor. Raporda Dersimlilerin Mustafa Kemal tarafından arazilerin tarıma elverişli olmaması nedeniyle sürgün ettiği belirtiliyor.

Konya’da bulunan rapor Ankara hükümetine Nüfus Müdürlüğü tarafından yazılan bir çalışma raporu niteliğini taşıyor. Dersim’den sürgün edilen Kürtlerin yerleştirilecekleri bölgelerin tespiti ve gelenlere kimlik verilmesi gibi çalışmaların özetlendiği raporda Dersim İsyanı ve Kürtler konusunda ilginç değerlendirmeler bulunuyor.

‘SÜRGÜNÜ MUSTAFA KEMAL İSTEDİ’

Rapora göre Dersimlilerinin Batı illerine sürgün edilmesini Dersim’e yaptığı ziyarette tarıma uygun arazinin azlığını gören Mustafa Kemal istemiş.

“Reisi Cumhur Atatürk’ün son defa yapmış oldukları doğu seyahatında uğradıkları Tunceli’deki Yüksek müşahedeleri neticesinde bu havalide yalçın dağlar arasında sıkışan tek tük ziraate elverişli vadilerin bu mıntıkadaki halkı geçindirmeğe kâfi gelmediği anlaşılmış ve çıplak kayalar içinde sefil ve bedbaht bir hayat sürmekten başka nasibi olmayan Dersim halkının bundan sonra da aynı vaziyette bırakılmaması takarrür etmişti.

Bu maksatla Tunçelinin medenî ve sosyal birer merkez olmak kabiliyetini haiz olan yerleri Dördüncü Umumî Müfettişlikle bil muhabere tespit edilmektedir.

Bu mıntıkada sükûn ve asayişin istikrarını temin maksadı ile 2543 sayılı kanunun 2 inci maddesine tevfikan 3 No.lu yasak mıntıka ihdas edilmiş ve mezkûr mıntıka halkı ile öteden beri Hükümet kuvvetlerine silâhla karşı duran aşiret reisleri, kolbaşıları, seyitler ve şerirler ile aileleri efradı ve yakınları garp vilâyetlerine nakil ve iskân edilmişlerdir.”

‘KÜRTÇE KONUŞMANIN NEDENİ BULUNSUN’

Raporda Kürtçe konuşan aşiretlerin Türk olduğu savı da ileri sürülmüş. Türk resmi tarihinin tahribatı olan “Zazaca konuşanların Kürt olmadığı” yargısı da raporda mevcut. Rapora göre öz Türk olan bu aşiretler nasıl olmuşsa birden Kürtçe diye bir dil kullanıp benliklerini yitirmişlerdir. Nüfus idaresi ayrıca tuhaf bir şekilde bu “anlaşılmayan benlik yitimi ve birden Kürtçe konuşma olayı”nın nedeninin bulunması için de “Türklük camiası”nı göreve çağırıyor:

“Üzerinde ehemmiyetli durduğumuz mevzulardan biri de aşiretlerdir. Millî sınırlarımız içinde oturan ve elan aşiret adet ve ananesini benimsemekte devam eden teşekküllerin yaşayış tarzları, içtimaî vaziyetleri, menşeleri, ırkî durumları, başka ırktan olanların temsil imkânları etüt edilmeğe bu yıl da devam olunmuştur.

‘ASILLARI TÜRK’

Elde ettiğimiz malûmata göre Türkiye sınırları içinde otuz beş vilâyette oturak, gezginci ve yarı gezginci bir vaziyette 387 aşiret vardır. Sınırlarımız içinde oturan aşiretlerden 162′si oturak 94′ü yarım oturak 131′i gezgincidir.

162 oturak aşiretin 41 i Türk, 89 u Kürt, 22i Zaza, 10′u Arap ırkına mensuptur.

96 yarım oturak aşiretin 8′i Türk, 75′i Kürt, 5′i Arap, 8′i Zazadır.

Gezginci aşiretlerin 96′sı Türk 35′i Kürttür. Bunların hakikî nüfus miktarlarını tesbit etmek hemen hemen imkânsızdır. Aşiret ananesine göre bilhassa erkek çocukları nüfusa kaydettirmemek teamül halini almıştır.

Bir kaç yıldan beri geniş mikyasta yaptığımız araştırma ve incelemeler neticesinde şark ve yakın vilâyetler ile Orta Anadoluda yaşayan ve bugün Kürtçe ve Zazaca konuşmalarından ötürü Kürt ve Zaza ırklarından addettiğimiz aşiretlerden mühim bir kısmının asıllarının Türk olduğu, ve her nasılsa benlikleri kaybettikleri tezahür etmektedir.

Şimdiye kadar Türklük camiasından ayrı addettiğimiz bu aşiretler üzerinde benliklerini tanıtacak geniş bir programla çalışmalara devam edilmesi mukarrerdir.”

7 AİLE KONYA’YA YERLEŞMİŞ

Rapora göre 1938′de ilk göçertilen Dersimlilerden 7 aile toplam 44 nüfus Konya’ya getirilmiş ve kendilerinden nüfus cüzdanı ve askerlik işlemleri için para alınamamış.

Raporda ayrıca Sason’daki isyan hareketinden de bahsedilerek bu bölgede yürütülen askeri operasyonların bir sonuç vermediği kaydediliyor. Askeri başarısızlığın ardından 4118 Kürt’ün batı bölgelerine sürgün edildiğinin ifade edildiği raporda da bu durum şu sözlerle aktarılıyor:

‘ASKERİ HAREKAT SONUÇ VERMEDİ’

“Son yıllarda kökü millî sınırlarımız haricinde bulunan bazı teşekküllerin ve ezcümle Hoybon cemiyetinin tahrikâtına kapılan Sason dağlık mıntıkası aşair(aşiretler) rüesası vergi vermemek asker kaçaklarını saklamak gibi nahoş telâkki edilecek hallere içtisar etmeleri üzerine mezkûr mıntıkada müteaddit harekâtı askeriye yapılmış fakat müsmir (gözle görülür) bir netice elde edilememişti.

Bu durum karşısında daha esaslı ve cezrî tedbirler almak lüzumunu hisseden idarî ve askerî otoriteler, bu bölgenin yasak bölge ilânını muvafık görmeleri üzerine keyfiyet İcra Vekilleri Heyetince de tezekkür edilerek tensip edilmiş ve mezkûr mıntıka 2 No. yasak mıntıka olarak ilân edilmişti.

937 yılında bu mıntıka halkından 3200 kişi garp vilâyetlerine nakil ve iskân edilmiş bu yıl da tarama harekâtına devam edilerek bu miktar 4118 nüfusa baliğ olmuştur.”

ANF NEWS AGENCY

Akıp giderken zaman!..

Posted by on Ağu-17-2011

Ne yollardan geçiyor insan, ne acılar ne sevinçler ne aşklar yaşıyor. Tozu dumana katarken yaşam koşusunda, bizlere hediye olarak yaşanmışlıklar kalıyor, tüm zıtlıklarıyla…

                 Dönüp geçmişinde uzun bir yolculuğa çıktığında insan, yaşanmışların değil, yaşanmamışların pişmanlığında buluveriyor kendini…
                 Dostlarımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz birbir siliniveriyor hayatımızdan, akıp giderken zaman. Paylaşımlarımızı tüm çıplaklığıyla yaşamlarımıza ortak ettiğimiz dostlarımız, gün geliyor yabancılaşıyor, bir sis bulutu gibi dağılıveriyor gönüllerden, hatırlarken içimiz titreyerek…
                   Nefret ettiklerimiz, niye niçin neden, nefret duygusunu içimizde barındırdığımızı çözmeye çalışırken, hafif bir tebessüm bırakıveriyor yüzlerimizde, biraz acıya karışmış iç sızıntılarıyla…
                   Hatırlayabildiğimiz veya hatırlayamadığımız bir sürü olaylar zinciri anlam katıyor geçmiş dediğimiz, bir zamanlar bize ait olan yaşanmışlıklara…
                   Yarış atı misali, hep birinci gelmek için yaptığımız yorucu hayat koşusunda, geride bıraktıklarımıza aldırış etmeksizin, bitiş noktasına varma kaygısı içerisinde bize ait olan herşeyi ezip geçiyoruz, geriye döndüğümüzde orada olacaklarını zannederek…
                    Ne kadar kaygısız, ne kadar bencil ve ne kadar doyumsuz olduğumuzun gerçeğine ise değerlerimiz avuçlarımızın içinden kayıp giderken farkediyoruz…
                     Büyüdükçe, olgunlaştıkça buna paralellik gösteren yaşam koşulları, değiştiriveriyor insanlığa dair herşeyi. Kazanma hırsının kölesi haline geldikçe, özgürlükler yok oluyor birer birer…
                     Bir sürü kuru saçmalıkların peşinden koşmakla geçiyor yaşam. Düz bir çizginin üzerinde, bazen tökezleyerek ama yine de inadına ayağa kalkarak devam ediyoruz şavaşımızı sürdürmeye…
                     Bu savaşın içerisinde ise çoğu zaman kendimizi de kaybediyoruz, neye benzediğimizi, neyi sevdiğimizi ve ne istediğimizi unutarak…
                      Bu aşamada koca bir çığlık oluyor hayatlar, yapabildiğimiz sadece olağanca gücümüzle haykırmak kendimizle başbaşa kaldığımızda. Tüm kazanımlara ve en çokta kaybedişlere içsel bir yolculuk uzaktan baktığımız ama hayat hiçbir zaman haykırışlara yanıt vermiyor..
                      Yaşanılmamış güzellikler, geçmişe kirli izler bırakıyor ve kirli izler hatırlandıkça yaşanılmamış güzelliklere pişmanlık dolu özlemler kalıyor…
                      Akıp giderken zaman geriye sadece yorgun düşmüş bedenlerimiz kalıyor ve tabiki bir de reddettiğimiz hislerimiz…
                       Ve Ünlü bir düşünür diyorki : Hayatın önemsiz şeylerde olduğu gibi önemli şeylerde de, sürekli yalan olduğunu kabul etmek zorundayız. Verdiği sözü tutmuyor hayat, tutsa bile özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. Kimi zaman umut, kimi zaman da umulan şey aldatıyor bizi. BİR ELİYLE VERDİĞİNİ ÖTEKİ ELİYLE ALIYOR…

Kurd Fm

Posted by on Ağu-16-2011

Nette sörf yaparken tesadüfen karşılaştım Kurd Fm ile android işletim sistemine sahip cep telefonlarından internete bağlanarak dinleyebilirsiniz.Yayın akışı çok güzel.

Burayı tıklayıp dinleyebilirsiniz…