Bu yazı toplamda 235 ,bugün ise 0 kez okundu...
Egemen düzenin politikacıları bizi gene tuzağa düşürdü.
Gelin oynayalım dediler. Hacıyatmaz gibi dikildik. Sahaya çıktık. Bilmediğimiz bir oyununun içinde taraflaştık.
Anayasa referendumu hakarettir.
Anayasa referendumu haksızlıktır.
Bizi şu ya da bu şekilde oy vermeye çağıranlar bize hakaret ediyor. Bize haksızlık yapıyor.
Sandık başına gidip ülkenin geleceğine tüm iyi niyetleriyle sahip çıkmak isteyenler istismar ediliyor. İktidar ve muhalefet liderlerinin kışkırttıkları kamuoyunu utandıracak, çoğu anayasadan ilgisiz, düzeysiz konuşmalarıyla, demokrasi anlayışımıza saldırılıyor. Oylarını nasıl kullanacaklarını açıklamayan kilit kurumları, devlet gücünü ellerinde bulunduranlar ‘bitaraf olan bertaraf olur’ sözleriyle tehdit ediyor.
Seçim sonuçlarını yıllardır öngören anketler, nüfusun ancak yüzde 10’unun anayasa referendurumunda neyin oylandığını anladığını söylüyor. Toplumun yüzde 90’ı anlamadığı maddeler üzerinde ‘evet’ ya da ‘hayır’ demeye çağırılıyor.
Buna demokrasi diyorlar. Gel oynayalım diyorlar. Bizleri meydanlarda topluyorlar. Anlamadığımız bir konuda bizleri sandık başına çağırıyorlar. Kendimizi kaptırdık , çırpınıp duruyoruz oyumuzu nasıl kullanmalıyız diye. Geçen hafta, kendini tutamayan Türkiye’nin son yılların en ünlü yazarı bile televizyona çıkıp ekranlardan hepimize oyunu açıkladı. Arkasından da, mahcubiyetinden, aslında anayasaları pek anlamadığını itiraf etti.
Düne kadar canileri iktidar yapan 12 Eylül’ün gayri meşruluğunda hem fikir olan, devlet terörü günlerinde askeri cuntanın şöyle ya da böyle kurbanı olan hukukçular, uzmanlar bile bugün ikiye bölündü. Onlar da anayasa oylamasında şaşkın.
Oyların aşağı yukarı eşit dağılacağı şimdidien belli olan anayasa referendumu Türkiye’de demokrasiye inananlara hakarettir.
Geçmişe bakalım.
Askeri cuntanın totalitarizmini sivil hayatımıza egemen kılan 12 Eylül anayasasına %90’nın üzerinde evet oyu verildi. Korkudan. Halkın diktalara huzur özleminden değil. Başka totaliter rejim örneklerinden de bildiğimiz gibi bu denli yüksek oranlar devlet dehşetinin ayyuka çıktığı ülkelerde olur. Ancak diktatörler, tiranlar, kendilerini kandırabilir, “Halkım beni destekliyor,” diye. 12 Eylül’de, mavi oy pusulasının ‘hayır’ oyu için kullanıldığı, karşı propagandanın engellendiği, oylama öncesi üniversitede meslekdaşlarımızı mavi çorap bile giymeye ikna edemedik. Korku imparatorluğunda yaşıyorduk. Kapıkulluğunu kabullendik.
12 Eylül anayasası oylaması Türkiye insanına hakaretti. Sonuca göre vatandaşlarımızın yüzde 90’ı bu faşist rejimi destekliyormuş gibi gösterildi.
Aynı hakaret bugün de söz konusu. Mevcut iktidar bize referendumu 12 Eylül’den kurtuluş diye sunuyor. Sonuç ne olursa olsun aynı dünya görüşünü taşıyanların bile ikiye bölündüğü, kutuplaştırılan Türkiye’de anketler, (her şey kuralına uygun yapılırsa) oyların yarı yarıya yakın dağılacağını gösteriyor.
Sonuç, Türkiye’nin yarısı demokrasiye karşı diye mi yorumlanacak.?
Yabancı ya da yerli basında, ‘Türkiye’nin Önüne Demokrasiye Geçmesi İçin Tarihi Fırsat Konuldu: Halkın Yarısı Karşı Çıktı’ diye manşet mi atılacak? Bir çoğumuzun aşağılık kompleksinden kaynaklanan, ‘Biz adam olmayız’ teraneleri mi tekrarlanacak? Türklerin yarısı demokrasiye istememekle mi suçlanacak?
Hiç birisi olmayacak. İşini yapamayan Meclis’in topu atmasıyla kışkırtılıp bölünen Türkiye’de her iki taraf zafer kazanmış gibi bağırıp çağıracak. Her iki taraf adına demokrasinin zaferi yorumları yazılacak. Ve, kısa zamanda bırakın tartışmaları, oylamanın sonuçları da unutulacak.
Anayasalar bölücü değil birleştirici olur. Ortak yaşam kültürümüzün ifadesidir.
Belki de basiretsiz politikacılarımızın farkına varmadığı, ama Türkiye’de demokrasi adına sevindirici olan, referendum vesilesiyle kitlelerin karar verme sürecine katılım heyecanı. Düzenin temsilcileri inanmış olsalardı yüzde 10 baraj çoktan kalkmış, YÖK’ten kurtulan üniversite özerkliğine, akademik özgürlüğüne kavuşturulmuş, parti lideri sultasına son verilmiş olurdu. Liderlerin saldırgan kışkırtıcı konuşmalarına, şiddet toplumu olmamıza rağmen tartışmalarımızda kimsenin burnu bile kanamadı. Olgunlaşıyoruz.
Türkiye’nin şansı, uyutulmuş, başka bir çok ülkeye göre, kendi geleceğine gösterdiği katılımcı ilgi ve heyecanla oyunun kurallarını değişime zorlayacak güce sahip olması. Halkın karşı olmasına rağmen parlemontaların Irak’da, Afganistan’da savaşlara yol verdiği, aynı parlemontaların son ekonomik krizde vahşi kapitalizmin kurumlarımnı denetlemek bir yana desteklediği, Batı’nın giderek demokrasi sınavını kaybettiği bir dünya kabuk değiştirmeye mahkum.
Her şeye rağmen genç nüfüslarıyla ekonomik olarak güçlenen, belirli bir kesim için refah düzeyi yükseldikçe beklentileri artan, bir zamanlar 3. Dünya diye anılan ülkelerin dünyaya yeni, katılımcı bir demokrasi anlayışı getirmeleri de kaçınılmaz.
GÜNDÜZ VASSAF/Radikal
Yorumlar...
You must be logged in to post a comment.