Bu yazı toplamda 274 ,bugün ise 0 kez okundu...
Açıklamanın yayınlandığı word dosyasındaki yazı karakteri ve boyutu standartlara uymayan cevap metninde, yazım yanlışlarından,anlatım bozukluklarından ve noktalama eksikliklerinden kaynaklanan sorunlar bir yana bırakıldığında ortaya incelik gerektiren hakaret dolu bir açıklama çıkıyor.
BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNDEN KAMUOYUNA DUYURU
AÇIKLAMANIN TAMAMINI RAHAT OKUMANIZ İÇİN PDF’YE ÇEVİRDİK,İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Değerli Bingöllüler, son zamanlarda bazı çevrelerce üniversitemize ve şahsımıza yönelik ortaya atılan iddiaların mesnedsiz, somut delillerden yoksun ve sadece insanımızın zihnini bulandırmaktan ibaret yanlı ve tutarsız olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Takdir edersiniz ki ciddi bir kurum olan üniversitemiz ve onun yöneticileri hakkında ortaya atılan iddiaların somut delillerle ıspatlanması gerekir. Aksi taktirde sadece dedikodudan ibaret bir düşünce olarak kalır. Üniversitemiz ile ilgili yasal olmayan bir işlemin yapıldığı ıspatlanırsa biz gereğini derhal yaparız yoksa bu iddialar bize atılan iftira olarak kalır bunu iddia edenler de müfteri olacaktır. Bizler ve diğer yöneticilerimiz hakkında her türlü eleştiriler yapılabilir, bunlardan yapıcı olanları da değerlendiririz.
Yönetim olarak gelen basın mensuplarının sorularını her zaman cevaplamakla kalmayıp zaman zaman onlara üniversitemizle ilgili yapılanları da iletiyoruz. En son 20 Ocak 2010 tarihinde yaptığımız basın toplantısında 2010 yılına ait planlarımızı detaylı olarak anlattık. Kamuoyunu sürekli bilgilendirmekle üniversitemiz hakkındaki gelişmeleri her kesimin bilgisine sunmaya gayret ediyoruz.
Üniversitemize yönelik olarak ortaya atılan iddiaların mesnedsiz olmaları yanında bunu ileri sürenlerin konuyla ilgili bilgiden yoksun oldukları da anlaşılmaktadır.
Bingöl üniversitesi için başka bir ismin Sayın Cumhur Başkanımız tarafından rektör olarak onaylandığı ve işleminin imzalandığı ancak, Sayın Cumhur Başkanımızın bir yurt dışı ziyareti esnasında bu ismin değiştirildiği gibi ne akla ne de insafa sığmayan bir cehalet ürünü soru tarafımıza yöneltilmektedir.
Kamuoyunun da yakından takip ettiği gibi, yeni kurulan üniversite rektörlerinin atanması Yüksek Öğretim Kurulu’nun seçerek, Cumhur Başkanlığı Makamına sunduğu üç isim arasından Sayın Cumhur Başkanımızın takdiriyle yapılmaktadır. Bu nedenle iddia edildiği gibi rektör adayları başta olmak üzere kimse atama kararnamesinin hazırlanmasından önce böyle bir bilgiye sahip olamaz. Bizim de böyle bir malumat sahibi olmamız mümkün değildir. Her vatandaş gibi ancak Sayın Cumhur Başkanımızın Kararnameyi imzalamasından sonra bilgi sahibi olabileceğimiz böyle bir sorunun muhatabı olmamızı düşünmek saflıktır. Böylesi mesnedsiz bir iddiada bulunmak Cumhur Başkanlığı Makamına yapılan bir saygısızlık örneğidir. Çünkü hiç kimse Sayın Cumhur Başkanımızın verdiği bir karara müdahale edemez. Cumhur Başkanlığı Makamınca kamuoyuna bildirilmeden günler öncesinde Sayın Cumhur Başkanının ne düşündüğünü, kimleri atmak istediğini bildiğini iddia etmek medyumluk gösterisinden başka bir anlam ifade etmez.
Bilgisizlik örneği bir soru daha: Rektör atamasında milletvekillerinin ortak görüşü var mı? Yoksa Sayın Bakanımız Cevdet Yılmaz’ın Prof. Dr. Baydaş’ı sırf ‘Helân’ bölgesinden olduğu gerekçesiyle atadığı yönündeki iddialar gerçeği yansıtıyor mu?
Üniversiteler siyasi mekanizmadan bağımsız ve siyasi iradenin dışında yarı özerk kurumlardır. Hiçbir siyasi güç üniversitelerin rektör atamalarına müdahale edemez ve üniversitelerin yönetim tarzlarına karışamaz. Rektör atamaları esnasında Cumhur Başkanına ulaşıp isim önerdiğini iddia eden hiçbir siyasetçi de olamaz. Bu nedenle, ne Bingöl Üniversitesinin ne de diğer Üniversite rektörlerinin atanmasının siyasetçilerin etkisiyle gerçekleştirildiği iddiasında bulunmak tamamen mesnedsizdir. Bu atamalar anayasayla Cumhurbaşkanlığına verilen bir yetkinin yalnızca bu makamca kullanılmakla gerçekleşmektedir.
Bingöl Üniversitesi öğrencileri arasında çıkan olayların öncesinden idarenin haberi var mıydı? Şeklinde bir soru sorulmaktadır. Bingöl Üniversitesi öğrencilerinin karıştığı bir olay üniversite kampüsünün dışında, kredi ve yurtlar kurumu önünde gerçekleşmiştir. Bu olay münferit bir olay olup müdahale alanımızın dışında vuku bulmuştur. Bu olayın evvelinde üniversite yetkililerinin bilgisi dahilinde herhangi bir emareye ulaşılmamıştır. Olaya katılan öğrencilerimizle yapılan görüşmelerde tekrarı olmayacağı yönünde bir irade ortaya konulduğu için öğrencilerimizi bu konuda tebrik ediyoruz. Zaten bu görüşmelerimiz neticesinde memnuniyetle görüyoruz ki benzer olaylar tekrar etmemiştir.
Basın açıklaması yapan öğrencilere kınama ve disiplin cezası verilmesi hangi kanun ve yönetmeliğe göre yapıldı? Şeklinde bir soru tarafımıza yöneltilmektedir.
Bu sorunun da bilgi yoksunu bir müddeiden çıktığı çok aşikardır. Çünkü her kurumun kendi mekanizması içinden kaynaklanan suçlara, ihlallere veya suistimallere karşı müeyyide uygulaması için bir disiplin yönetmeliği vardır. Görsel veya yazılı basını takip eden bir kişi başka üniversite veya kurumda bu tür soruşturmaları hemen her gün görebilir veya duyabilir. Üniversitelerde de hem öğrenciler hem de personel için Yüksek Öğretim Kurulu tarafından hazırlanan ve her üniversite için geçerli olan Yüksek Öğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliği vardır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 54. maddesi ile 65. maddesinin a/9 bendi bu yönetmeliğin hukuki dayanağını teşkil etmektedir. Bu nedenle üniversitenin öğrencilere disiplin cezası veremeyeceğini savunanlar sadece bilgisizliklerini sergilemektedirler.
Üniversitemizde bazı öğrenciler izinsiz toplantı yaparak basın bildirisi okumuşlardır. İdare olarak bizler, bize verilen yetkiye dayanarak Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliğine göre soruşturma açtık.
Soruşturma komisyonu bu öğrencilere bir yarı yıl uzaklaştırma cezası uygun görmüştü. Dayanağı ise ilgili yönetmeliğin 9/J maddesidir. Bu madde aynen şöyledir: Yükseköğretim Kurumuna ait kapalı ve açık mahallerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemek veya bu tür toplantılara katılmak, öğrencileri temsil yetkisi olmadığı halde öğrenci temsilcisi sıfatını takınarak beyanatta bulunmak, toplantı veya törenlere katılmak.
Üniversite disiplin kurulu olarak öğrencilerimizin ilk kez böylesi bir olaya katılıyor olmasından dolayı takdir hakkımızı kullanarak en hafif cezalardan olan kınama cezasıyla cezalandırmayı kararlaştırdık. Böylece bilmeden veya istemeyerek katılan veyahut da sonucu hakkında bir fikri olamayan öğrencilerimizin mağduriyetini engellemiş olduk. Ancak organizasyonu yapan ve diğer öğrencileri buna teşvik eden bir öğrencinin önerilen cezası aynen kabul edilmiştir.
Bu öğrencilerin Üniversiteden atılıp atılmayacaklarını sormak da anlamsız bir sorudur. Çünkü, adı üstünde ‘ kınama cezası’ kınamaktan ibarettir. Anlamı: Öğrenciye öğrencilik görevlerinde ve davranışlarında kusurlu sayıldığının yazı ile bildirilmesidir. Başkaca herhangi bir müeyyidesi yoktur.
Bingöl üniversitesinin bir gurubun düşüncesini yansıttığını iddia etmek için iddia edilen düşüncenin dışında herhangi bir dünya görüşü olan kimselerin üniversiteye alınmasının engellendiğinin ıspatlanmasıyla olur. Oysa biz herhangi bir bölüme öğrenci almak için o bölüme en az 3 öğretim üyesi almak zorundayız. Bunun için de başka yerlerde çalışan öğretim üyelerini buraya gelmeleri için ciddi manada ikna etmek için uğraşıyoruz. Bu nedenle şu ana kadar üniversitemize gelmek isteyip de müracaat eden hiçbir öğretim üyesini geri çevirmedik. Diğer öğretim elemanlarını da YÖK’ tarafından hazırlanan yönetmelik çerçevesinde almaktayız. Bunlar YÖK ve üniversitemiz web sayfalarında ilan edilmekte ve her türlü notları da belirtilerek duyurulmaktadır. Usulsüz bir kişinin alımı hakkında en ufak somut bir delili olan varsa gereğini derhal yerine getiririz.
Hem idari hem de akademik personel alımında tamamen liyakat esaslı eleman almaktayız. Zaten idari
personelin doğrudan açıktan atama yetkisi üniversitelerde değildir. İdari eleman alımında ya diğer kamu kurumlarında görevli olanlardan naklen atamayla veya Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığına yaptığımız müracaat sonucu bize KPSS puanıyla gönderilen personelin atamasını yaparak gerçekleştirmekteyiz. Bu nedenle idarenin yakınlarından oluşan haksız bir kadrolaşmanın yapılması mümkün olmaz. 90 kişiyi aşan idari personelimizden sadece biri yakınım sayılabilecek uzak bir akrabam olup başka bir kamu kuruluşunda uzun süre çalışan ve üniversitemize naklen atamayla gelen bir personelimizdir.
Benimle aynı soyadı taşıyan bir öğretim görevlisi ve iki araştırma görevlisi kendi dönemlerinde açılan kadrolara müracaat ettikten sonra aynı sınava tek kişi olarak katılmışlar ve kazanmışlardır. Eğer kendileriyle aynı sınava rakip olarak herhangi biri sınava girmiş olsaydı ve jüri de tercih hakkını bunlardan taraf koymuş olsaydı belki zihinlerde böyle bir soru oluşabilirdi. Ancak her üçü de kendi alanlarında tek başına sınava girmiş ve başarılı bulunmuşlardır. Zaten Üniversite olarak ilan edilen kadroya müracaat olduğu takdirde yaptığımız sınavda başarısız olduğunu gerekçe göstererek hiç kimseyi almama gibi bir yetkimiz yoktur. Yönetmeliğe göre ilk sırada olanın alınması gerekir. Bu araştırma görevlilerinden benimle aynı soyada sahip Fırat Üniversitesini ikincilikle bölümünü de birincilikle bitirmiş ve diploma not ortalaması 96’dır.
Göreve başladıktan hemen sonra Fırat Üniversitesinden Bir Arkadaşımızın Fen Edebiyat Fakültemize Dekan olarak ataması yapıldı. Ancak yönetim kurulunu oluşturmak için 3. Profesöre ihtiyacımız vardı. Bunun için hemşehrimiz Sayın Prof.Dr. Abdullah Bayram da dahil olmak üzere bir çok kişiye rektör yardımcılığını önerdim ancak kabul edip gelmek isteyen olmadı. Prof.Dr. Burhanettin Baydaş Yüzüncü Yıl Üniversitesinde yıllardır profesör olarak çalışıyordu. Yönetim kurulumuzu oluşturmak için 3. Profesör olarak kendisinin gelmesini talep ettim ancak gelmek istemediğini beyan etti. 3 ay gibi bir sürede yaptığım israrlı talepler karşısında geçici olarak gelip yardımcı olmak istediğini söyleyince kendi üniversitesinin muvafakatını alarak
YÖK’ün onayına sunduk ve kabul edilince 2547 sayılı YÖK kanununun 40/b maddesine göre geçici olarak üniversitemize aldık. Böylece yönetim kurulumuz oluştu ve üniversitemizin işlerini yapmaya başladı. Aksi taktirde YÖK’ün önerdiği Fırat Üniversitesinin Yönetim Kurulunu Kullanarak Üniversitemizi idare etmek zorundaydık. Bunun zorluğunu da Bingöl kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Burhanettin Bey Rektör yardımcısı değil, Sağlık Yüksek Okulu Müdürüdür. Her üç rektör yardımcılığı kadrolarımız boşta olup asaleten atama yapılamamıştır. Ancak il dışına çıktığım durumlarda profesör arkadaşlarımdan biri yerime vekaleten bakmaktadır.
Benimle aynı Soy adı taşıyan uzak bir akrabam Olan Yrd.Doç.Dr. Abdulvahap Baydaş Maraş Sütçü İmam Üniversitesinde bir süre hocalık yaptıktan sonra Kırıkkale Üniversitesine Geçip orda uzun süre hocalık yapmıştır. İşletme bölümünü açıp öğrenci almak için 3 öğretim üyesine ihtiyacımız vardı. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine hoca bulmak son derece zordur. 63 yıllık Atatürk üniversitesi ancak iki bölüme, 19 yıllık YYÜ henüz iki bölüme öğrenci alabilmiştir. Çevremizde bir çok üniversite bu fakültenin henüz hiçbir bölümüne öğrenci alamazken biz geçen yıl İşletme bölümünün birinci ve ikinci öğretimine tam kontenjanla öğrenci aldık. Bunun sebebi Abdulvahap beyin buraya bir arkadaşıyla beraber gelmeyi kabul etmesiydi. İlk teklifimde kabul etmemesine rağmen 6 aylık eş dost baskısı sonucu buraya gelmeye razı oldu ve bu bölümü açmayı başardık. Aksi taktirde ne geçen yıl ne bu yıl ne de önümüzdeki yıl bu bölüme öğrenci almamız mümkün olamazdı.
Bütün gayretimiz öğretim üyesi sıkıntısı çeken yeni üniversitelere rağmen bu açığımızı bir an önce kapatarak bölümlerimize öğrenci alıp başarılı bir üniversite olmaktır.
Üniversite kantinin 2 yıldır ücretsiz çalıştırıldığı iddia edilmektedir. Bu tamamen iftiradır. Tahsis edilen hazine arazileri üzerine kurulu tüm kamu kuruluşlarının açık ve kapalı alanlarının kiraya verilmesinde yetkili merci milli emlak müdürlüğüdür. Üniversitemizin kantinini işletmek isteyen Nürettin ERGÜNAĞA Bingöl Üniversitesi Rektörlüğüne (O dönemde tedviren rektör olan Prof.Dr. M.Hamdi Muz) müracaat etmiş ve bu müracaat milli emlak müdürlüğüne yönlendirilmiştir. Milli emlak Müdürlüğü binamız kantin alanında yaptıkları inceleme sonucunda kiralamak isteyen şahısla pazarlık yapmış ve bir meblağ belirledikten sonra her iki taraf karşılıklı olarak kira kontratı imzalamıştır. Bu belgenin bir nüshası da üniversitemize verilmiştir. Kiracı 15.08 2008 tarihinde üç aylık peşin kirasını (4.016 TL, vergiler, su ve elektrik ücreti dahil)) ödemiştir. Sonraki dönemlerde 3 ayda bir 900 TL ödemiştir. Tüm ödemeler Bingöl Defterdarlığı Muhasebe veznesine yatırlımıştır. 2009 yılı içinde de benzer ödemeler yapılmıştır. Böylece şu ana kadar toplam 10064 TL ödeme yapılmıştır. Milli emlak müdürlüğü bu usulle Bingöl’deki birçok kamu kurumunun kantinini kiraya vermiştir, gerçekten art niyet gözetmeyen, ilgili müdürlükte tüm bu bilgilere her zaman ulaşabilir.
Kiracı bir önceki rektör döneminde (tamamen yasal olan) müracaatta bulunmuştur. Kira bedelini belirleme yetkisi tamamen milli emlak müdürlüğüne ait ve onlar tarafından belirlenmiş. Kiracı her iki yılda da kirasını peşin ödemiş durumda. Bu bilgiler esas muhatap olan ilgili müdürlükten kolayca temin edilebildiğine göre üniversitemize atılan bu iftiraların herhalde başka nedenleri olmalı.
İddiayı ispatlamak müddeinin görevidir. Yoksa şark kurnazlığı yaparak “aldığımız duyumlara göre” şeklinden başlayan sorular kamuoyunun zihninde soru işaretleri yaratmaya yöneliktir. Somut deliller ve belgelerle üniversitemizde yasal olmayan herhangi bir işlemin yapıldığı ıspatlanırsa gereğini derhal yaparız. Aksi taktirde ıspatlanamayan, belgelenemeyen ve somut delillerle desteklenemeyen iddialar iftira olarak kalacak bunları ileri sürenlerde müfteri konumuna düşecektir.
Solhan Meslek Yüksek Okulunu hiç kimseden talep gelmediği bir dönemde açmaya karar verdik ve bununla ilgili İlçe Kaymakamlığınca doldurulması gereken evrakları kaymakamlığa Mart 2009 da faksla gönderdik. Kaymakamlıkça verilen bilgilerle beraber senato kararımızı alarak YÖK’e gönderdik. Ancak Ağustos 2009 da YÖK’ten “kurulumuz tarafından uygun görülmemiştir” cevabını aldık. YÖK bu konuda herhangi bir gerekçe göstermemiş ve biz de üstümüz olan kurulumuzu bu konuda sorgulama yetkisine sahip değiliz. Bu sorunun muhatabı YÖK’tür. Dolayısıyla üniversitemizi bu konuda suçlamak en hafifinden zulümdür. Çünkü göreve başladığımızın 5. Ayında bu girişimde bulunarak bize düşeni fazlasıyla yerine getirdik.
Bu konu Solhan platformu adı altında girişimde bulunan zevatça bizim girişimimizden 8 ay sonra dile getirilmeye başlanmıştır. Bu platformun sözcüsü olduğunu ifade eden bir avukat bu yıl başından 1-2 gün önce görüşmek üzere randevu talebinde bulunmuş ve mali yıl sonu olması hasebiyle yoğun işlerimizden dolayı sonraki hafta uygun bir gün düşünelim şeklinde talimatla sekreterliğimize bildirmiştik. Ancak sonraki hafta Salı günü özel kalemimizi arayarak edep dışı ifadelerle kaba saba konuşmasından dolayı bu görüşmeyi red ettim. O konuşmanın içeriğini buraya almak uygun olmadığı gibi külhanbeylik yapanlarla da görüşülecek bir konumuz yoktur bundan sonra da olamaz. Yoksa o an herhangi bir toplantımız yoksa ister randevu alsın ister almasın gelen herkes ile görüşüyoruz ve kimseyi kapımızdan maksat hasıl olmadan geri göndermemiyoruz.
Karakoçan’a MYO açılması ile ilgili tenkitleri de doğru bulmuyorum. Karakoçan’a MYO açılmasını Haylan aşireti ile ilişkilendirmek coğrafya bilgisi özürlü bir düşünsel yaklaşımdır. Haylan aşiretinden yalnızca 4 aile Karakoçanın Yenice Köyüne yerleşmiştir. Haylan Bingöl Merkez Köylerinden Yelesen’e sınır olup Genç ilçesi ile sınırdaştır. Sakinlerinin çoğu Palu, Elazığ ve Bingöl’de yerleşmişlerdir ilgililere duyurulur.
Bir taraftan bölgesel milliyetçiliğin üniversitelere zarar verdiğini ileri süreceksiniz diğer taraftan da Bingöl’den 35 km uzak olan bir ilçeye MYO açılmasına tahammül etmeyeceksiniz. Bu tezatı açıklamak mümkün değildir. Üniversitelerin üniversal görevlerinin olduğuna inanıyorsak Karakoçan’a Bingöl Üniversitesince MYO açılmasına medeni bir olumlulukla yaklaşmamız gerekir. Bizim Karakoçan’a MYO açma talebimizi YÖK’e gönderdiğimiz dönemde Tunceli Üniversitesi de Elazığ’ın Kovancılar İlçesinde DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ’ni açma girişiminde bulundu. Tunceli Rektörümüz bu konuyla ilgili müracaat ederken siyasi destek almak için Elazığ milletvekilleri ile irtibat halinde olup birçoğunun da desteğini almış durumdadır. Bu konuyu da Bingöl kamuoyuna duyuruyoruz.
Bingöl Üniversitesi Yönetimi olarak 20 Ocak 2010 tarihinde tüm yerel medya temsilcilerini davet ederek (ki bir kısmı katılmadı) bir basın toplantısı yaptık. O toplantıda 2009 yılındaki faaliyetlerimizi detaylı olarak anlattıktan sonra 2010 yılı planlarımızı da detaylı anlattık. Bu toplantıda anlattıklarımız sonraki gün tüm gazetelerde çıktığı için ilgilenenler 21 Ocak 2010 tarihli yerel gazete baskılarında 2010 yılı planlarımızla ilgili detayları görebilirler.
Üniversitemizce yapılan ihalelerin çoğunun bir kişiye verildiği iddiası da tamamen iftiradır. Hemen tüm ihalelerimiz kamu ihale kurumunun onayından geçerek onların web sayfasında yayımlanan açık ihale usuluyle yapılmıştır.
Ziraat Fakültesi ikmal ihalesi yapıldığında kırım oranının düşük olduğunu görünce hemen bir inceleme yaptık ve müracaat edenlerin bir kısmının anlaşmış olabileceği şüphesine kapıldık, bu nedenle ihale iptali yolunu tercih ettik. İkinci kez ihaleye çıkınca birincisinden yaklaşık olarak 600.000 TL daha düşük fiyat teklif eden firma kazandı. Böylece 600.000 TL gibi yüksek miktardaki fark üniversitemize kaldı ve bununla misafirhane ve sosyal merkezin ihalesini yaptık.
Benzer şekilde bir durum ısı galeri kanalı ihalesinde olunca aynı şekilde iptal ettik ve 405.000 TL yerine 235.000 TL ile ikinci ihalede başka bir firma kazandı. Böylece kalan parayla üniversitemizin ihtiyacını tümüyle karşılayan bir trafonun ihalesini yaptık. Bütün ihalelerimizde en düşük fiyatı veren firmayı tercih ettik.
Tüm yaptığımız ihaleleri, miktarlarını ve ihalenin kaldığı firmaları gösteren liste ektedir.
Yorumlar...
You must be logged in to post a comment.