Ne yollardan geçiyor insan, ne acılar ne sevinçler ne aşklar yaşıyor. Tozu dumana katarken yaşam koşusunda, bizlere hediye olarak yaşanmışlıklar kalıyor, tüm zıtlıklarıyla…
Dönüp geçmişinde uzun bir yolculuğa çıktığında insan, yaşanmışların değil, yaşanmamışların pişmanlığında buluveriyor kendini…
Dostlarımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz birbir siliniveriyor hayatımızdan, akıp giderken zaman. Paylaşımlarımızı tüm çıplaklığıyla yaşamlarımıza ortak ettiğimiz dostlarımız, gün geliyor yabancılaşıyor, bir sis bulutu gibi dağılıveriyor gönüllerden, hatırlarken içimiz titreyerek…
Nefret ettiklerimiz, niye niçin neden, nefret duygusunu içimizde barındırdığımızı çözmeye çalışırken, hafif bir tebessüm bırakıveriyor yüzlerimizde, biraz acıya karışmış iç sızıntılarıyla…
Hatırlayabildiğimiz veya hatırlayamadığımız bir sürü olaylar zinciri anlam katıyor geçmiş dediğimiz, bir zamanlar bize ait olan yaşanmışlıklara…
Yarış atı misali, hep birinci gelmek için yaptığımız yorucu hayat koşusunda, geride bıraktıklarımıza aldırış etmeksizin, bitiş noktasına varma kaygısı içerisinde bize ait olan herşeyi ezip geçiyoruz, geriye döndüğümüzde orada olacaklarını zannederek…
Ne kadar kaygısız, ne kadar bencil ve ne kadar doyumsuz olduğumuzun gerçeğine ise değerlerimiz avuçlarımızın içinden kayıp giderken farkediyoruz…
Büyüdükçe, olgunlaştıkça buna paralellik gösteren yaşam koşulları, değiştiriveriyor insanlığa dair herşeyi. Kazanma hırsının kölesi haline geldikçe, özgürlükler yok oluyor birer birer…
Bir sürü kuru saçmalıkların peşinden koşmakla geçiyor yaşam. Düz bir çizginin üzerinde, bazen tökezleyerek ama yine de inadına ayağa kalkarak devam ediyoruz şavaşımızı sürdürmeye…
Bu savaşın içerisinde ise çoğu zaman kendimizi de kaybediyoruz, neye benzediğimizi, neyi sevdiğimizi ve ne istediğimizi unutarak…
Bu aşamada koca bir çığlık oluyor hayatlar, yapabildiğimiz sadece olağanca gücümüzle haykırmak kendimizle başbaşa kaldığımızda. Tüm kazanımlara ve en çokta kaybedişlere içsel bir yolculuk uzaktan baktığımız ama hayat hiçbir zaman haykırışlara yanıt vermiyor..
Yaşanılmamış güzellikler, geçmişe kirli izler bırakıyor ve kirli izler hatırlandıkça yaşanılmamış güzelliklere pişmanlık dolu özlemler kalıyor…
Akıp giderken zaman geriye sadece yorgun düşmüş bedenlerimiz kalıyor ve tabiki bir de reddettiğimiz hislerimiz…
Ve Ünlü bir düşünür diyorki : Hayatın önemsiz şeylerde olduğu gibi önemli şeylerde de, sürekli yalan olduğunu kabul etmek zorundayız. Verdiği sözü tutmuyor hayat, tutsa bile özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. Kimi zaman umut, kimi zaman da umulan şey aldatıyor bizi. BİR ELİYLE VERDİĞİNİ ÖTEKİ ELİYLE ALIYOR…
Add comments