Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Archive for the ‘Sahne Sanatları’ Category

Cem Yılmaz şef ise orkestra…

Posted by on Şub-11-2010

‘Gece Gündüz’ Şef Cem Yılmaz’ın provalarına katıldı. Yekta Kopan’ın sorularını yanıtlayan Yılmaz, ilk orkestra deneyimini anlattı:

”Yaklaşık 1 haftadır buna çalışıyorum. (Gülüyor) Yorgunum tabii ama yorgunluğun nedeni heyecanla alakalı olabilir. Daha güvenle orada olmak başka birşey olabilir.

Sürpriz olacak mı? Benim burada olmam büyük bir sürpriz değil mi zaten. Heyecan verici bir aktivite. Hem klasik müzik dinleyicisine hitap ediyoruz hem de benim kendi seyircim var. İkisinin harmanlandığı bir kitle olacak.
BEN BİLE KEYİF ALIYORSAM
İçinde bir şaka barındırsa da çok önemli bir hadise. Ama sonuçta benim gibi biri bile keyif alabiliyorsa herkes alabilir.

Mozart’ın 25′i özellikle istedim çünkü benim popüler olan eserlere aşinalığım var. Televizyonda devamlı duyduğumuz melodilere aşinalığım var. O yüzden özellikle istedim. Beethoven’ın 5. senfonisinin girişinde ise zorlandık. Hatta ‘Beethoven 5 kondüktör 0′ diye esprisi bile var.

Bir hata olursa bu çok olağan. Mükemmel çaldığımda çok etkileneceklerini sanmıyorum zaten.

MÜZİK NEREYE GİDİYOR?
Klasik müzikle beni bağdaştırmayan bazı arkadaşlar ‘müzik nereye gidiyor?’ diyebilirler ama endişelenmesinler, müzik bir yere gitmiyor. Ben böyle bir fırsat verildiği için mutluyum. Bir daha böyle bir fırsat doğarsa yine yer almak isterim.”

VURUŞLARI HARİKA
Şef Güler Aykal ise şunları söyledi: ”Cem Yılmaz olmak kolay birşey değil. Bunu burada gösterdi. Son derece yetenekli bir insan. Çok çabuk öğreniyor. Öğrendiğine de katıyor. Kattığıyla bizi kahkahalara boğuyor orkestra da çalamaz oluyor. Yoksa vuruşları harika…”

Efsane balet Türkiye’de

Posted by on Kas-2-2009

Balenin ”yıldız sanatçıları”ndan Irek Mukhamedov, Başkente konuk oldu. Ankara Devlet Opera ve Balesinin davetiyle Türkiye’ye gelen Mukhamedov, 9 Kasıma kadar bale sanatçıları ile konservatuvar öğrencilerine ders verecek, deneyimlerini paylaşacak. Bu kapsamda Opera binasında basın mensuplarına yönelik Mukhamedov’la tanışma toplantısı düzenlendi.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen, yaptığı konuşmada, böylesine önemli bir sanatçıyı Ankara’da ağırlamaktan onur duyduklarını söyledi.

Mukhamedov’u ”dünya balesinin en önemli yıldızlarından biri” olarak niteleyen Gökmen, Türk bale sanatçılarının ziyaretten büyük fayda sağlayacağını bildirdi. Gökmen, ”Mukhamedov, deneyimlerini bizimle paylaşacak. Bu bulunmaz bir hazine” dedi.Basın mensuplarının konuya yeterli ilgi göstermemesini eleştiren Gökmen, ”Spor alanında Mukhamedov ile aynı tanınmışlıkta bir sporcu gelse, havaalanında karşılanır, camlar kırılırdı. Böyle bir bale yıldızını karşılarken toplumların ilgisi arttığı oranda sorunlarımızı daha çözümleyici hale geliriz” diye konuştu.

”BALENİN GELECEĞİ…”
Konuk sanatçı Mukhamedov da Ankara’da olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, ”Bugün bale için çok önemli ama balenin geleceği daha önemli. Yardımcı olmak, deneyimlerimi paylaşmak için buradayım” dedi.

Aynı zamanda Atina Devlet Balesi’nin Müdürü olan Mukhamedov, ziyaretinin Yunanistan ile Türkiye arasında bale alanında iş birliği konusunu gündeme getirdiğini ifade ederek, ”Ortak neler yapabiliriz, onu da konuşmaya başladık. Özellikle komşu ülkeler verimli iş birliği geliştirmek zorunda” ifadesini kullandı.

Mukhamedov, bir soru üzerine, Türkiye’de bale eğitiminin sürdürülebilir olmasının önemli olduğunu kaydetti. Bu akşam bir temsil izleyeceğini belirten Mukhamedov, ”Anna Karenina’dan farklı bir eser olacak. Böylece tekniği ve çeşitliliği görmüş olacağım. Stüdyoda da daha fazla bilgi sahibi olacağım. Böylelikle ikili ilişkilerde iyi sonuçlar doğacağına inanıyorum” diye konuştu.

‘İŞLEYEN VE HİÇ DURMAYAN BİR MAKİNE’
Rus balesine ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Mukhamedov, Rusya’dan 1990 yılında ayrıldığını hatırlattı. Rusya’da balenin ”işleyen ve hiç durmayan bir makine” gibi olduğunu ifade eden Mukhamedov, ”Çünkü gerisinde büyük bir tarih var” dedi.

Mukhamedov, önemli yarışmalardan ödüllerle dönen genç bale sanatçıları Kadir Okurer ile Özge Başaran’a da başarılar dileyerek, balenin sadece yetenek değil, disiplin ve özveri ile diğer dünya nimetlerinden vazgeçmeyi gerektirdiğini hatırlattı. Mukhamedov, genç yeteneklere yılmamaları önerisinde bulunarak, mutlaka emeklerinin karşılığını alacaklarını bildirdi.

Bale Baş Öğretmeni ve balet Volkan Ersoy, ”Öğrencilik yıllarımızda kasetlerini zor bulduğumuz, defalarca izlediğimiz Mukhamedov ile şimdi karşı karşıyayız. Bizim idolümüzdü” dedi.

Bale Baş Koreograf Armağan Davraz ise Mukhamedov’un gelmesiyle hayallerinin gerçeğe dönüştüğünü ifade etti.

1960 yılında Kazan’da doğan sanatçı, Moskova’daki konservatuvar eğitiminin ardından 1981 yılında Moskova’da yapılan Uluslararası Bale Yarışması’nda Grand Prix ödülünü kazandı. Bolshoi Balesi’ne katılan sanatçı, burada Spartakus rolünü oynayan en genç erkek dansçı oldu.

Balenin ”yıldız sanatçısı” olarak tanınan Mukhamedov, ünlü baş yapıtlarda sahne aldı, yılın dansçısı ödüllerini kazandı.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), Devlet Tiyatroları’nda ilk kez bir oyunda Kürtçe küçük bir anlatımın da yer aldığı, Orhan Asena’nın yazdığı Tamer Levent’in yönettiği ‘Ölümü Yaşamak’ oyunuyla dün gece seyircisiyle buluştu.

Kan davasının anlatıldığı oyunda, oyunun temasına katkı sağlayan ‘dengbejlik’ (yöresel kültürde enstrümansız destansı anlatım) geleneğinden örnekler de sunuldu.

Vali Hüseyin Avni Mutlu, prömiyerin ardından yaptığı açıklamada, çok etkileyici ve hayatın içinden bir oyun olduğunu belirterek, ”Tıpkı hayatın sahneye taşınması gibi. Fevkalade gerçek. Aktarılan her duygu her söz fevkalade doğru” dedi.

ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL
Sosyal hayatın çok önemli bir kesitini izlediklerini, oyundan çok etkilendiğini anlatan Vali Mutlu şöyle konuştu: ”Ve herkesin de çok etkilendiğini hissediyorum. Etkilenmemek mümkün değil. Oyun harikaydı. Orhan Asena’nın mükemmel bir eseri, bölgemizle ilgili bizim hayatımızı yazmışlar. Yönetmen ve oyuncular mükemmeldi. Bastan aşağıya müthiş bir konsantrasyon vardı. Çok zor bir oyun. Çok duygu yükü bir oyun. Böyle bir oyunu bu kadar yoğun bir şekilde yaşayarak, seyirciye aktarabilmek gerçekten büyük bir sanat gösterisiydi. Sahnedeki ve sahne gerisindeki ekibi yürekten kutluyorum.”

Vali Mutlu oyundaki Kürtçe anlatıma ilişkin de şunları söyledi: ”Bu da hayatın içinden bir kesit. Olayın yasandığı yer bölgemiz ve sanat toplumla, gerçekle, her yönüyle bağdaşmalı. Bana göre toplumumuzun mevcut değerlerini sahneye sanat yönüyle aktarmada fevkalade önemli bir vurguydu. Ve eksiksizliği tamamlıyordu. Onun için bana göre her şeyi tam bir sahne oldu, her şeyi tamdı. Galiba çok geniş kitleler tarafından izlenmesi için biz de özel gayret sarf edeceğiz ve tiyatromuzu destekleyeceğiz.

TOPLUMUN KÜLTÜRÜNÜ YANSITIYOR
Çok iyi ve doğruydu, mükemmeldi. Her türlü yöresel motif kullanılmıştı. Sanat evrensel zaten. Toplumun kültürünü yansıtıyor. İçinden geldiği toplumun bütün değerlerini yansıtıyor, dolayısıyla o ana temayı dili de kullanması fevkalade doğruydu. Bana göre çok bütünleştirici her şeyi olduğu gibi yansıtan hayatı sahneye aktaran mükemmel bir eser. Bu yönüyle bana göre doğru olan yapılmış.”

”KAN DAVASI BİTSİN DİYORUZ”
DDT Müdürü Orkun Gülşen de, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün bu sezon 60. yılını kutladığını, tüm bölgelerde 60 yerli oyunun seyirciye ulaştırıldığını anımsattı.

Mart ayında bu 60 oyunu tamamlamak üzere Orhan Asena’nın ”Ölümü Yaşamak” adlı oyuna karar verdiklerini ifade eden Gülşen, oyunun daha önce 1993-2002′de Diyarbakır Şehir Tiyatrosunda oynandığını hatırlattı.

SOSYAL BİR PROBLEM
Ancak oyunun Devlet Tiyatrolarında ilk kez DDT sahnesinde seyirciyle ”Merhaba” dediğini anlatan Gülşen, şöyle konuştu: ”Oyunumuz kan davasını anlatan bir oyun. Sadece bu bölgede karşılaştığımız bir durum değil, kan davası. Tüm yurtta ve tüm dünyada örneklerini göreceğimiz görebileceğimiz sosyal bir problem. Biz DDT olarak bu sosyal probleminin kan davası sorununun çözümüne katkı sağlamayı amaçladık. Ölümü Yaşamak aslında insanın kendiyle, töreyle, toplumsal çatışmaların neticesinde yaşadığı, toplumla çatışmalarının neticesinde aklını vicdanını ve insani değerleri ön plana çıkararak hukukun üstünlüğünü kabul ederek, karar verdiği, davrandığı bir barış oyunu olarak karşımıza çıktı.

KAN DAVASINA KARŞI
Asena Diyarbakırlı. 1993-94 yıllarında DT’te edebi kurulunda kurul başkanlığını yapmış çok değerli bir tiyatro oyun yazarı. Diyarbakır’ın diline o kadar hakim ki oyunda sesten kaynaklanan bir müzik var. Ve bu müzik bizi ister istemez yörenin dilini kullanmaya yöneltti. Oyunda bir cenaze sahnemiz var. Bu cenazede kadınlarımız ağıt yakıyorlar, bu ağıtları hem Türkçe hem de Kürtçe yakıyor. Oyunda kan almak üzere bir uğurlama sahnemiz var. Burada yörenin kendi türkülerinden birini sanatçılarımız sahnede Kürtçe olarak seslendirdi. Biz kan davasına karşı duruşumuzu hem Kürtçe hem de Türkçe olarak bu oyunda dile getirdik.”

ARTIK NEDENİ DE BİLİNMİYOR
Gülşen, daha iki gün önce Van adliyesi önünde kan davası ile ilgili bir çatışma olduğunu, aynı şekilde Şanlıurfa’da da benzer bir olayın yaşandığını belirterek, ”20. yüzyılda kan davasının artık nedeni bile bilinmiyor. Bizim oyunumuz da öyle. Bir kız kaçırma davası mıdır, bir toprak meselesi midir ne olduğu bilinmeyen kavga yüzünden her iki ailenin de erkeklerine kıran girmiş gibidir. Ve biz kan davası bitsin diyoruz” dedi.

Kan davasının anlatıldığı ve Ebru Nil Aydın, Filiz Kılıç, Pınar Gün, Şivan Binici, Yurdaer Okur, Ali Çelik, Uğur Çınar, Murat Bölük, Dilek Alpaslan, Faruk Acar, Ercan Kılıçarslan, Zehra Takmaz, İbrahim İçözlü, Sebahat Kızılkaya ve Hasan Çatalkaya’nın rol aldığı oyunun yönetmen yardımcılığını Orkun Gülşen, Şamil Kafkas ve Yurdaer Okur yaptı.

Dekoru Hakan Dündar’a kostümü Sevgi Türkay’a ait oyun, perşembe, cuma ve cumartesi günleri sahnelenecek.

Karl Marx New York’ta

Posted by on Eki-1-2009

Daha önce ‘İnsanlarım’, ‘Can’ ve ‘Nazım Hikmet’in 100. doğum yılı kutlaması’ için New York’a gelen tek kişilik oyunların usta ismi Genco Erkal, Amerikalı yazar Howard Zinn’in kaleme aldığı ‘Marx in Soho’ adlı oyunla New York’ta tiyatroseverlerle buluşuyor.

Erkal’ın güncelleştirdiği oyun, Karl Marx’ın baştan sona yaşamını, aile ilişkilerini, güncelliğini yitirmeyen düşüncelerine ince bir mizahla deginirken, kapitalizmin yaşadığı büyük kriz dolayısıyla, yeniden gündeme gelen Marxist düşüncenin hesaplaşmasını anlatıyor.

Marx bir günlüğüne tanrıdan izin alıp yıllarca yasadigi SoHo, Londra’ya gitmek ister. Amacı insanlarla daha once söyledikleri hakkinda konuşmaktır. Yanlışlıkla New York SoHo’ya yollanır…

“Tamam, itiraf ediyorum; kapitalizmin, varlığını sürdürmek için göstereceği ustalığı hesaba katmamıştım. Hasta sistemi yaşatabilmek için bu kadar etkili ilaçlar olabileceğini düşünememiştim. Endüstriyi ayakta tutacak savaşlar çıkarmak… yoksulluklarını unutturmak için insanları şoven milliyetçilik duygularıyla çılgına çevirmek… dinci fanatiklerin kitlelere seslenip insanları uyutması… İsa geri döneceğini vaat etmişti, değil mi? İsa’yla tanıştık. Geri döneceği falan yok… 1848’de kapitalizmin sonunun geldiğini düşünmekle yanılmışım. Zamanlamam biraz kaydı. Belki iki yüz yıl kadar.” (Oyundan)

Güngör Mimaroğlu ve Serdar İlhan’ın organize ettiği oyun 10 Ekim’de Kaye Playhouse’da.