Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Archive for the ‘Kişisel Gelişim’ Category

çocuk sağlığı

Posted by on Ara-29-2010

Sağlıklı ve gür görünen saçlar hiç kuşkusuz güzelliğimizin ayrılmaz bir parçası. Ancak özellikle sonbahar mevsiminde veya aşırı stresli olduğumuz dönemlerde saçlarımız daha fazla dökülmeye başlıyor. Çoğumuz ‘mevsimdendir’ veya ‘strestendir’ deyip, bu durumu normal kabul ediyoruz. Ancak dikkatli olmakta fayda var.Saç kaybı bir aydan uzun süredir devam ediyorsa ve dökülme gittikçe artıyorsa, ciddi hastalıkların işareti olabilecek bu durumu dikkate alıp bir hekime başvurmak şart!

Günde 100-150 saç teli dökülmesi normal!
Her yetişkinde 100-300 bin saç folikülü bulunuyor ve bu saçlar ayda ortalama bir santim uzuyor. Her saç teli üç evreden geçiyor. Bunlar; büyüme, geçiş ve dinlenme evreleri. Her saç teli ortalama 4-6 yıl arası olan ömrü boyunca, mutlaka bu üç evreyi yaşıyor. Ancak şunun da bilinmesi gerekiyor ki, her saç telinin de kendi döngüsü var. Saçlarımızın yüzde 85-90′ı büyüme, geriye kalan yüzde 10-15′i de dinlenme döneminde oluyor. Üç aylık dinlenme dönemin sonunda saç telleri dökülmeye başlıyor. Her saç teli farklı zamanlarda dinlenme döneminde olduğu için günde 100-150 arasında tel kaybediliyor. Bu rakam olağan kabul ediliyor ve normal koşullarda fark bile edilmiyor.

Mevsim geçişi diye hafife almayın!
Özellikle yaz sonrasında artan saç dökülmeleri normal olarak kabul ediliyor. Çünkü saçlarımız yoğun güneş ışını, deniz ve havuz nedeniyle yıprandığı için daha fazla dökülmeye başlıyor. Bu dönemde saç bakımımıza ekstra bakım uyguladığımızda dökülmeler azalıyor ve sorun kendiliğinden çözülüyor. Fakat dökülme bir aydır devam ediyorsa, saçlar eskisi gibi hacimli ve canlı değillerse, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak şart! Çünkü saç dökülmesi kullanılan ilaçların yan etkisi, hatalı kozmetik kullanımı veya saç bakımı gibi önemsiz veya tolere edilebilecek nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, ciddi bir hastalığın da işareti olabiliyor. Bu yüzden tedaviden başarılı sonuç alabilmek ve altta yatabilecek hastalığın ortaya konması için dermatolog kontrolünde yapılacak muayene ve tahlillerle saç dökülmesinin nedenlerini araştırmak gerekiyor.

Sosyal Fobik misiniz?

Posted by on Eyl-27-2009

Toplum içinde her birimizin iletişim tarzı farklıdır. Kimimiz yeni tanıştığımız bir grup içinde rahatlıkla konuşup keyifli zamanlar geçirirken kimimiz için adeta bir işkencedir orada bulunmak. Ne konuşacağımızı, elimizi nereye koyacağımızı, yemeği nasıl utanıp sıkılmadan yiyeceğimizi düşünedururken ter içinde kalanlarımız vardır.

Sosyal ortamlarda ya da performans gösterilmesi gereken durumlarda bireyin, başkaları tarafından aşağılanacağına veya utanılacak biçimde davranacağına ilişkin belirgin bir korku duyması durumu olan sosyal fobi utangaçlıktan öte bir durumdur. Çünkü oluşan korkuya bağlı kaçınma davranışları geliştiğinde bireyin iş, sosyal veya özel yaşam alanları kısıtlanmaya başlar. Örneğin bir arkadaş toplantısına katılan sosyal fobik birey: bana bir soru sorulacak nasıl cevap vereceğim? , acaba konuşurken sesim titrer mi?, kekeler miyim?, yüzüm kızarır mı? şeklinde bir çok kaygıyla yola çıkar. Bu fiziksel belirtilerin başkaları tarafından da fark edileceği düşüncesi onu iyice endişelendirir.

Gerçekte sosyal fobik bireyler bu tür olumsuz düşünceleri ile aşırı meşgul olduklarından, tüm ilgi ve dikkatlerini kendilerine yöneltmekte ve böyle kendi kendilerini gözlemlemeye koyulmaktadırlar. Yani sosyal ortama girdiklerinde artık çevrede neler olduğuna dikkat etmeksizin kendi olumsuz düşüncelerine odaklanmaktadırlar. Diğer yandan sosyal tehdit hissettiklerinden korkularının gerçekleşmesini engellemek amacıyla bazı güvenlik sağlayıcı önlemler almaya başlarlar. Örneğin, göz teması kurmamaya çalışırlar, ellerinin titreyeceği korkusuyla bir şey içmemeye çalışırlar ya da ellerindeki bardağa elinin titrememesi için sıkıca yapışırlar, yine de titrediğini düşündükçe sıkıntı düzeylerini artırıp aslında kimsenin farkında olamayacağı titremelerini kendi kendilerine artırırlar. Oradan ayrıldıklarında ise bir daha bu tür ortamlara girmemek için çeşitli bahaneler bulmaya hazırdırlar, Bu kaçınma davranışı zamanla sosyal işlevlerde belirgin sorunlar yaşamalarına da zemin hazırlar.

Toplumda yapılan çalışmalarda bu hastalığın kadınlarda daha sık görüldüğü belirtilse de klinik gözlemlerde cinsiyet farkı olmadığı düşünülmektedir. Belirtiler sıklıkla 13-20 yaşlarında başlar ve hastalar genellikle durumlarını şu cümleyle aktarırlar: “Kendimi bildim bileli çekingen, utangaç biriyim”. Bireyin aile ve arkadaşlık ilişkilerini, eğitim ve kariyer çalışmalarını olumsuz yönde etkileyen sosyal fobinin bir “huy” ya da “kişilik özelliği” olmadığının ve tedavisinin mümkün olduğunun bilinmesi ve profesyonel hekim desteğine başvurulması önemlidir.

Saygılarımla,
Dr. Oya Bozkurt
oyabozkurt2000@yahoo.com