Bu yazı toplamda 163 ,bugün ise 0 kez okundu...
SEVGİLİ KARA MAHMUT DAYI
Seni unutmak mümkün mü ey güzel insan? Sevileniydin Bingöl’ün kuzey yarısının. Memleketle ilgili hüznümüzde sen, en güzel ve öğretici anılarımız da yine sen varsın. Seni unutmak mümkün mü çiçek ve tütün kokulu adam? Baharla birlikte coğrafyamıza renk ve coşku veren çiçeklerimizdensin. Sen aramızdan ayrılalı aralarında karar aldı coğrafyamızın çiçekleri. Seni kendilerinde yaşatmak için, haftada bir çiçek adını taşımaya karar verdi. Seni unutmak mümkün mü ey onurlu ve özgür insan? Sen ki dağlarımızın kartalıydın. Memleketimizi koruma sevdasıyla mesken tutardın en hakim tepeleri. Tarardın şahin bakışlarla, bulunduğun mevzilerden uzakları. Ya gelirlerse bir daha işgalci emperyalistler diye kaygılanıp vatan savunması için dağların zirvesinde mevziler yapardın. Memleketimin tek kişilik ordusu ve apoletsiz mütevazı generalliydin. Kaygıların hakli ve doğruydu. Çocukluğun ve gençliğin birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savası döneminde geçmişti. Görmüştün yaşananları ve kaygılanıyordun olabileceklerden. “Su uyur düşman uyumaz.” dercesine tedbirler alıyordun kendince. Her bahar geldiğinde yeniden mesken tutardın dağlarımızı ve yaylalarımızı. Gelişini sevinçle karsılardı yoldaşların olan kuşlar, böcekler ve çiçekler. Seni unutmak mümkün mü? Sen ki memleketimin en güzel çiçeklerinden biriydin. Sen ki saflığın, temizliğin, cesaretin ve onurun sembollerindendin. Sen ki içinde büyük bir bilge taşıyan derviştin. Dost sohbetlerine katılanlar iyi bilirler bilgeliğini ve öğretmenliğini. Uzun kış gecelerinde insanları güldüren, düşündüren ve yanlışlarını sorgulatandın. İyi ve güze insani yaratmak için kendin yarattığın konu ve hikayelerle insanlara perspektif sunandın. Hiç bilmezdin bilimsel diyalektik materyalizmi ancak yasamdan öğrendiklerinle bize anlattığın her şey bilimsel diyalektik materyalizme denk düşüyordu. Bundandı yarattığın her konu ve hikayenin etkileyiciliği ve öğreticiliği. Bundandır sana mütevazi bilge deyişimiz. Herkesin haddi değildir konu ve hikayeyi uydurup halka benimsetmek ve eğitici kılmak. Ancak konu ve hikayeleri yasam ve halk gerçekliğinden beslenenler bunu yapabilir. Seni unutmak mümkün mü vatansever kahramanımız? 12 Eylül ile birlikte bölgeye gelen askerlere “Hangi ülkenin askerlerisiniz? Yoksa şerefsiz İsmet İnönü’mü sizi yolladı? Def olun buralardan. Buralar bizim.” vb. dediklerin dilden dile dolaştı ve dolaşmaktadır. Bu anlamlı ve kahramanca çıkışınla düşmana ilk kursun atanlarımızdansın. Sen ki severdin yüreğinde sevgi olanları ama sevememiştin o kötü bakışlı askerleri. Anlamıştın hemen askerlerin bize yapacaklarını. Sen ki memleketimin en özgür insanıydın. Kısıtladılar özgürlüğünü memleketimize yapılan askeri operasyonlarla. Hüzünlenip kederlendin. Öfkeyle sıktın dişlerini ve yumruğunu. Ama elinden bir şey gelmedi .Öfkeden Mitralyöze döndü beynin. Savruldu ağzından kursun misali küfürler. Silahsız ve fiziksel güçten yoksundun ama haklılığından aldığın güçle direnip boyun eğmiyordun. Sen coğrafyamın tek kişilik korkusuz ordusuydun. Sen halkımızın mütevazi ve apoletsiz savaş generaliydin. Sen yüce ve kahraman bir insandın. Seni en çok üzen ekonomik ve siyasal nedenlerle yasadığımız göçler olmuştu. Terk etmek zorunda kalırken sevdiğimiz memleketimizi ve insanlarımızı biz de çok üzülmüştük. Üzülmüştük seni sıcak ve içten dost evlerinden mahrum bıraktığımız için. Üzülmüştük seni yetim misali boynu bükük bıraktığımız için. Gerçi yalnız ve açıkta değildin. Sevenin ve bağrına basanın çoktu. Ama yine de içimiz rahat değildi. Çünkü sevenin çok olmasına rağmen kolay kolay gitmezdin herkese. Hassas, gururlu ve onurluydun. Seni incitenin kapısını asla çalmazdın. Aç ve açıkta kalsaydın bile çalmazdın kapılarını. Çok sevdiğin tütünün bittiğinde, yalvarıp sana tütün verdiklerinde küfredip almamıştın onlardan. Yalvarıp özür dilemeleri de onaramıyordu kırılan kalbini. Seni bildiğimiz için her sonbaharda meraklanıp kaygılanıyorduk. ” Kara Mahmut dayı nerde kalıyor? Aç ve açıkta mi? Üşüdü mü? Hasta mı?” diyorduk. Büyük şehirlerden köye hep seni soruyorduk. Özellikle seni seven Kiğilı adamın özel olarak gelip seni evine götürdüğünü öğrendiğimizde dünyalar bizim olurdu. Hep o adama teşekkür ettik ve edeceğiz. Bu yaptıkları onun ne kadar iyi bir insan olduğunu gösteriyor. Onun sana bunu yapması ayni zamanda senin ne kadar iyi ve yüce bir insan olduğunu gösteriyor. Lolanlılar ağlayarak bize anlattılar. Göçtüğümüz sonbahar bizim eve gelmişsin. Evin kapısını uzun süre calip seslenmişsin. Cevap veren olmayınca çaresizce evin arkasında ki patikaya çıkıp oturmuşsun. Köylüler ağlayarak seni izlemişler. Hem sana hem de bizim göç etmiş olmamıza ağlamışlar. Sen bir tasa oturup sigaranı sararken, köylüler gözyaşını silip yanına gelmişler. Kara Mahmut dayı yetim kaldı diyerek seni evlerine davet etmek istemişler. Lolanlıların tüm ısrarına rağmen daveti kabul etmediğini söylediler. “Bu garibanlardan kimse evde yok mu? Bunlar nereye gitmişler.” diye sorduğunda, köylülerin dili varmamış göç ettiğimizi sana söylemeye. Üzülerek ve zorlanarak sana göçtüğümüzü söylediklerinde ve sen üzülüp tepki gösterdiğinde köylülerin içinde fırtınaların koptuğunu söylediler. Üzülmeyesin diye köylüler ağlamamak için kendilerini zor tutmuşlar. “İnsan durup dururken neden doğup büyüdüğü ve sevdiklerinin mezarlarının bulunduğu yurdunu terk etsin. Hayır hayır, kesinlikle devlet, ağalar ve seyitler bunları zorla göç ettirdi.” deyip küfür etmen ve Şükrü amcayı da ağa diye suçlamanla birlikte köylülerin zorla tutulan göz pınarları akmaya basladı. Erkeğin ağlamasını ayıp sayan Şükrü amca hem biz sevdiklerinin göçüne hem de senin yaşadıklarına dayanamayarak çocuk gibi ağlamıştı. Biliyoruz senin egemen zorbaya karşı taşıdığın kini. Ayni kini taşıyoruz. Ancak sen de bilirsin Şükrü amca ne ağa ne de zorbaydı, sadece ekonomik durumu iyi ve konum olarak biraz öne çıkan biriydi. Bizim yokluğumuzdan kaynaklı en çok üzülenlerden biri Şükrü amcaydı. Köyde bıraktığımız kedimiz bizim için miyavlarken Şükrü amcanın kızı Gewrisa abla çocuk gibi ağlayarak kediyi kucaklayıp evine götürmüştü. Biz de Şükrü amca da biliyoruz senin sevdiklerini yitirmenin üzüntüsüyle Şükrü amcayı suçladığını. Şükrü amca ve Lolanlıların en çok üzüldükleri ise seni evlerine götürememesidir. Lolanda yaşanan bu olay bize anlatıldığında gözlerimiz dolmuştu. Kusura bakma sevdiğim iyi yürekli insan yine gözlerim doldu. Çünkü seni, memleketimi ve insanlarımı çok seviyorum. Ayni şekilde seviyorum insani değerlerden kopmamış tüm dünya insanlarını.
Yorumlar...
You must be logged in to post a comment.