Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

CHP, protestocuları açıkladı

Posted by on Ağu-27-2010

Kurban: “Bu işin içinde AKP yetkilileri de var. Ne yazık ki güvenlik güçleri de bunlara seyirci kaldı” dedi ve Kılıçdaroğlu’nu üslubunu düzeltmemekle eleştiren şahsın dosyasını da açıtı. “Bu şahıs, 7 yıl 9 ay dolandırıcılık suçundan ceza almış bir devlet memurudur”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bingöl’e gelişi sırasında bir grup tarafından yapılan protestolar, CHP İl Başkanlığını harekete geçirdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bingöl’deki mitinginde protesto gösterisinde bulunan bazı kişiler, CHP İl Başkanlığınca yapılan çalışmalar sonucunda tespit edildi.

Protestocuların çoğunlukla AK parti’ye şirin gözükmek ve kendi işlerini yaptırmak isteyenlerden oluştuğunu savunan CHP Parti Meclis Üyesi Mustafa Kurban, Emniyet Müdürlüğünü de gerekli tedbirleri alamamakla suçladı.

CHP İl Başkanı Sema Kaygalak ile birlikte bir açıklama yapan CHP Parti Meclisi Üyesi Mustafa Kurban, Bingöllüler dışında kendini bilmez birkaç kişinin yönlendirmesiyle mitingin sabote edildiğini açıkladı.

Emniyet mensuplarının da protestoculara göz yumduğunu söyleyen Kurban: “Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Bingöl’ü ziyaret etti. Sayın Kılıçdaroğlu aynı zamanda bir Bingöllü sayılır. Ama burada Bingöllülerin dışında kendini bilmez birkaç kişinin yönlendirmesiyle mitingimiz sabote edilmeye çalışıldı. Yaptığımız tespitlerde bu işin içinde direk AKP yetkilileri var. Bu işi yönlendiren insanlar da sabıkalı, hırsız, toplum tarafından dışlanmış insanlardır. Ama bunlar yarım saat boyunca mitingi sabote ettiler. Ne yazık ki güvenlik güçleri de bunlara seyirci kaldı. Oysa bu bölgede güvenlik güçlerine taş atan çocuklara karşı amansızca tekme tokat girişilirken, AKP’lilere dokunamadılar. Buda gösteriyor ki AKP’li olmak ayrıcalıklı olmak demektir. Çünkü yarım saat boyunca polis bu insanlara seyirci kaldı. Polisler mitingimize girişleri engelledi. Diğer taraftan Genel Başkanımızı susturacak kadar bağıran şahsiyeti, güvenlik güçleri toplumun içinden almadılar. Oysa her an bir arbede yaşanabilirdi, her an bir kargaşa yaşanabilirdi, her an bir linç yaşanabilirdi. Güvenlik güçlerinin görevi, o mitinge gelip orayı sabote eden insanı derhal uzaklaştırmaktı. Nitekim yaptığımız tespitler sonucunda Sayın Kılıçdaroğlu’nu susturup, Genel Başkanımızı terbiye üslubunu aşan şekilde düzgün konuşmaya davet eden A.Bakkal, dolandırıcılıktan sabıkalı, 7 yıl 9 ay hapis cezası almış bir devlet memurudur. Ve bu şahsın dosyası şuan Yargıtay’da 2 yıldır onaylanmayı beklenmektedir. Bu şahıs adeta güvenlik güçlerince korundu, kitle içinde bekletildi ve elini kolunu sallayarak gitti. 7 yıl 9 ay dolandırıcılık suçundan ceza almış bir kişinin Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu üslup olarak konuşmaya davet etmesi, ahlak dışı bir olaydır. Yine bu grubu yönlendiren başka biriside A. Kaya diye biriside Maliyede memur, buda yeşil karttan dolandırıcılık yapmış, ceza almış ve yine AKP milletvekili Sayın Yusuf Coşkun’un himayeleriyle tekrar memurluğa dönmüş ve artık barınamayacağını anlayınca da emekli dilekçesini vermiş. Yine bu grubun içersinde AKP’nin çeşitli mensupları var. Bunları tespit ediyoruz. Şuan elimizde CD’leri var. Bunları tek tek çözüp, kamuoyuyla paylaşacağız”

PM Üyesi Kurban’ın açıklamalarının ardından İl Başkanı Kaygalak da Emniyete yönelik eleştirilerde bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun Bingöl’e gelişi sırasında bir takım olayların olabileceği bilgisini emniyette bildirmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığını iddia eden Kaygalak, Başbakan için alınan güvenlik önlemlerinin Genel Başkanları içinde alınması gerektiğini savundu.

Bingöl’ün Yedisu ilçesinde olası deprem öncesinde hazırlık yapmaya başlayan vatandaşlar, bilim adamlarının açıklamalarına rağmen yetkililerin tedbir almamasına tepki göstererek kendi mezarlarını kazmaya başladı.

Edinilen bilgiye göre son Elazığ depreminin ardından 70 kilometrelik Kuzey Anadolu Fay (KAF) Hattı’nın geçtiği Bingöl’ün Yedisu ilçesinin bilim adamları tarafından tartışılması tedirginliğe neden oldu. Sık sık deprem beklentisi ile gündeme gelen ilçede ikamet eden vatandaşlar, yetkililerin bu konuda gerekli tedbiri almamasına tepki göstererek kendi mezarlarını kazmaya başladı. Yedisu İlçe Mezarlığı’na giden 20 kişi, kazma ve küreklerle kendileri ile yakınları için mezar kazmaya başladı. Olası depremde

öleceklerini düşündüklerini belirten vatandaşlar, mezarlarının hazır olmasını istediklerini söyledi.

Deprem olacağı endişesi ile tedirgin olduklarını ifade eden Bayram Açım, yapacak bir şeyleri olmadığı için kendi mezarlarını kazmaya başladıklarını belirterek, “KAF hattı ilçemizden geçtiği için tedirginiz. Bilim adamları Elazığ depreminden sonra Yedisu ilçesinde büyük bir deprem beklendiğini açıkladı. Ancak buna rağmen kimse bize sahip çıkmıyor. Evlerimiz topraktan yapıldığı için olası bir depremde yıkılacaktır. Bundan dolayı protesto amacıyla mezarlarımızı şimdiden kazmaya başladık” dedi.

Ceylan İlgeç ise yetkililerin sorunlarına çözüm bulmasını istediğini söyleyerek her gün deprem korkusu ile yaşadıklarını ve özellikle geceleri uykularının kaçtığını söyledi.

Öte yandan, Yedisu İlçe Kaymakamı Mustafa Pala’nın olası deprem öncesinde tedbir alınması için ilgili birimlere resmi yazı ile başvurduğu belirtildi.


Bakan Yılmaz

Kadir | MySpace Video

Diyanet-Sen Bingöl Şube Başkanı Mücahit Çelik, Mersin’de bir grup CHP’li kadının halifeliğin kaldırılışının 86′ncı yıldönümü nedeniyle bir araya gelerek çarşaf yırtmasını kınayarak 21. yüzyılda hala insanları kıyafetlerine göre değerlendiren CHP zihniyetinin artık değişmesi gerektiğini söyledi.
Konuyla ilgili yazılı bir basın açıklaması yapan Diyanet-Sen Bingöl Şube Başkanı Mücahit ÇELİK: “İslami değerlere ve İslam’ı çağrıştıran her şeye düşmanlığını ortaya seren CHP’nin Mersin İl Kadın Kolları’nın ekranlara yansıyan çarşaf parçalama görüntüleri bu zihniyeti taşıyanların ne kadar da acınacak durumda olduklarını bir kez daha gösteriyor. Halifeliğin kaldırılışının 86. yıldönümünü, Müslüman kadınların önemli bir kesiminin tesettür giysisi olarak kullandıkları kıyafetlere kırmızı görmüş boğa gibi saldırarak kutlayan CHP’liler, böylelikle ne kadar laik, çağdaş, cumhuriyetçi, ilerici olduklarını ortaya koyuyorlar. Türkiye’de bayanların bir bölümünün tesettür giysisi olarak tercih ettikleri çarşafa yönelik bu saldırı, aynı zamanda halkın bir bölümüne yönelik açıkça kin, nefret ve düşmanlığa sevk edecek bir eylemdir. Ceza kanununda halkı kin, nefret ve düşmanlığa teşvik suçu olan bu eylem ile ilgili olarak savcılar harekete geçmek zorundadır” dedi.

Geçtiğimiz son yerel seçimlerde gündeme gelen ve bizzat Baykal tarafından çarşaflı kadınlara CHP rozeti takılmasıyla sembolleşen “çarşaf açılımı”nı hatırlatan Çelik konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bu ikiyüzlülük CHP’nin kuruluşundan bugüne genlerine işlemiş pragmatizm hastalığının tedavisinin mümkün olamayacağının da göstergesidir. Oy kaygısıyla iktidara gelene dek düşman olduğu değerlere kucak açmaktan imtina etmeyen bu ikiyüzlü tavır, Türkiye siyasi tarihinde böyle çirkin görüntüleri her zaman meydana getirmeye namzettir. 2009 seçimlerinde çarşaf açılımı yapıyoruz diye kadınların giyimini siyasi malzeme yapmaya kalkan CHP, 21. yüzyılda hala insanları kıyafetlerine göre değerlendirdiklerini ve asıl niyetlerini bir kez daha ortaya koymuşlardır. Yalnızca oy almak için çarşaflılara ve başörtülülere hoş görünmeye çalışan CHP zihniyeti gerçek yüzünü fazla gizleyememiştir. Ülkemizde 21. yüzyılda hala insanlar özelliklede kadınlarımız giyimlerinden dolayı hor görülüyor, eğitim ve sosyal haklarından yoksun bırakılıyorsa bunu çağdaşlıkla izah etmeye kalkmak bağnazlığın ta kendisidir. CHP’li kadınların çarşaf yırtıp ayakları altında ezmesi ne insan hakları ile ne de kadın hakları ile bağdaşan görüntülerdir. CHP’yi artık kıyafetle, kat sayıyla, başörtülü kızlarımızı üniversiteye sokmamanın yollarını bulmaya çalışmakla uğraşma yerine bu ülkenin hayrına şeyler yapmak için kafa yormaya davet ediyoruz. Bunu yapmıyorlarsa gölge etmesinler yeter” diye konuştu.

İHD’den 8 Mart Açıklaması

Posted by on Mar-9-2010

“Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasına ise 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı kararla geçildiğini hatırlatan Boklan: “Kadının insan hakkı en temel insan hakkıdır. Şiddetsiz, sömürüsüz, yaşanılır bir dünya dileğiyle”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şubesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir basın açıklaması yapıldı.

İHD’li kadınlar adına açıklama yapan Arife Özlem Boklan: “Her şey 1857 yılında başladı. New York’ta dokuma işçisi olarak çalışan 40 Bin kişinin insanlık dışı çalışma koşullarına, eşitsizliğe ve düşük ücrete karşı başlattığı grev sonrasındaki olaylarda ve akabinde çıkan yangında 129 kadın işçi can verdi. Yüz binler cenaze törenine katılırken, daha sonra 1910 yılında Almanya Sosyal Demokrat Parti lideri Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi ve önerisi kabul gördü. “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasına ise 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı kararla geçildi. Günümüzde yer alan şekliyle 8 Mart, dünyada kadınların devam eden özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline gelmiş oldu” dedi.

‘Bizim yıllardır tekrarlamaktan bıkmadığımız ancak manasına bir türlü varamadığımız 8 Mart açıklamaları hep böyle başlar’ diyen Boklan: “Hâlbuki kanayan yaralardan biri olan; kadim, kadın sorununu bu açıklamalar asla çözemedi. Yine de vicdan rahatlatmanın mecbur bir yolu olarak yapıldı bu açıklamalar ve daha yıllarca da yapılacak. Dünyanın en eski belki de en derin sorunu olan kadın sorunu; ad değiştirerek, yön değiştirerek hep devam etti. Buna karşı alınan önlemler ya kadını ötekinin de ötekisi yaptı ya da güncel deyimle metalaştırdı. Ancak bu yaraya gereken neşter bir türlü atılamadı. Kadının kadın olmaktan kaynaklı uğradığı ayrımcılık ya da yaşadığı ihlaller temel insan hakları içine alınarak boğulması bir yana, çoğu zaman gelenek ve tarihin de yardımıyla doğallaştırıldı. Kadın, içine düştüğü ortamın hem mağduru hem faili olarak değerlendirilirken kadının bu soruna yaklaşımı da hep sorunlu oldu. Aslında birbirinden türeyen, birbirinin içine geçen helezonik bir yapılanmanın da açık bir tezahürüydü”

Afganistan’ı, İran’ı ve birçok ülkeyi düşündüğümüzde evrensel boyuttaki bu sorunun içteki yansımalarını anlamadan, algılamadan büyük laflar etmenin gereği olmadığını düşündüklerini vurgulayan Boklan açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: Ülkemizde; Hala namus cinayetleri işleniyor haberiniz var mı? Aile içi şiddet hız kesmeden devam ediyor duyuyor musunuz?

Tekel işçisi kadınlar üç aydır Ankara sokaklarında farkında mısınız? Ya yoksulluk, yoksulluktan en çok etkilenenin kadın olduğunun farkında mısınız? Çifte ayrımcılığa uğrayan engelli kadınlar var biliyor musunuz? CEYLANLAR! Ya Ceylanlar dağ başlarında kayan yıldızlar. Berivanlar cezaevleri duvarları arasında sek sek düşü kuran, üşüyen ve korkan Berivanlar. Ve cezaevlerindeki hasta kadınlar, Gulazerler, Hazneler, Sibeller. Ölümün kollarına atılmış biliyor musunuz? Ve biz İHD olarak 2010 8 Mart’ını işte bu kadınlara adıyoruz. Yaşamı dört duvar arasında büyüttükleri için. Düşündükleri ve dünyayı değiştirmeye çalıştıkları için. Onlara dayatılanla yaşamayı seçmedikleri için. Bütün otoritelerin üzerine basarak kendileri olabildikleri için. Ve her şeyden önemlisi koşullar bu kadar acımazsızken hala sımsıcak gülümseyebildikleri için. Sorumlusu olmadıkları bir yanlışlar manzumesinin sonucunu çocuk yürekleriyle taşıyabildikleri için. Hala insanım çünkü kadınım diyebildikleri için. Evet, bu gün yeni bir 8 Mart, şiddete, sömürüye, eşitsizliğe karşı mücadelemizi daha görünür kılmak için yine meydanlardayız ve mücadelemizin bize öğrettiği umutla, belki bir gün asıl mağdur olan, mağduriyeti üzerinde konuşma ve sorunu çözme gücüne sahip olur ve yaşanan tüm trajediler sona erer diyoruz. Kadının insan hakkı en temel insan hakkıdır. Şiddetsiz, sömürüsüz, yaşanılır bir dünya dileğiyle” şeklinde konuştu.