Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Tek kelime Kürtçe’ye 6 ay hapis!

Posted by on Ağu-19-2011

BİLAL MUTLU -ANF
09:40 / 17 Auğustos 2011

İZMİR – Kapatılan DTP PM üyesi Pervin Oduncu’ya, Muğla İl Örgütü kongresinde yaptığı konuşma sırasında kullandığı tek kelime Kürtçe için 6 ay hapis cezası verildi.

Kapatılan DTP Eski Parti Meclisi üyesi Pervin Oduncu, 30 Ağustos 2009 tarihinde Demokratik Toplum Partisi’nin Muğla İl Olağan Kongresinde katılımcılara hitaben Kürtçe ‘Serkeftın’ (başarılar) dediği için Muğla 1.Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince görülen davada Pervin Oduncu’ya; PKK lideri Abdullah Öcalan İçin ‘sayın’ hitabının kullanılması nedeniyle suç ve suçluyu övmek suçundan 1 ay, Kürtçe ‘serkeftin’ denildiği için de siyasi partiler yasasına muhalefet edildiği gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verildi.

Oduncu ise verilen cezaya “Herhalde kendi dilini konuşması sebebiyle ceza alan tek halk Kürtlerdir. Hükümet Kürtlere de, Kürtçeye de hukuk dışı yaptırımlarla davranıyor’’ sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Oduncu’nun avukatı Av. Nezahat Paşa Bayraktar da, Türkiye’de Kürtçeye yönelik ciddi bir saldırı olduğuna dikkat çekti. TRT 6′nın açılmasına rağmen Kürtçe konuşmaya halen ceza verilmesinin hukuk dışı olduğuna vurgu yapan Av. Bayraktar, “Bu çağda halen insanların Kürtçe konuştukları için yargılanmalarının ciddi bir hukuksuzluk olduğunu düşünüyoruz” dedi. Av. Bayraktar davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceklerini bildirdi.

ANF NEWS AGENCY

Ferhat Tunç ‘boykot’ dedi

Posted by on Eyl-10-2010

Sanatçı Ferhat Tunç, ülkenin ‘referandum’ adıyla sergilenen bir oyunun yansımaları ile çalkalandığını belirterek, referandumu boykot edeceğini açıkladı.

Sanatçı Ferhat Tunç yaptığı açıklamada, “Ülkemiz, ne anlama geldiği halkımız tarafından tam olarak anlaşılmayan, ‘referandum’ adıyla sergilenen yeni bir oyunun yansımalarıyla çalkalanıyor. Oyun, güçlerine güç katmak isteyen egemenlerin; yoksul, emekçi ve bu düzenden ümidini kesmiş tüm toplum kesimlerini etkilemeye ve aldatmaya dönük olarak sergileniyor. ‘Evet’, ‘Hayır’ şeklinde ortaya çıkan bu yeni sürecin ve kutuplaşmanın demokrasiye, toplumsal barışa ve özgür bir geleceğin kurulmasına katkı sunacağına inanmak zor” diye belirtti.

“Evet, ve Hayır arasında bir seçimde bulunmak zorunda olmadığımız politik bir arenada bulunmaktayız” diyen Tunç, şunları ifade etti: “Ezilenlerin talep ve isteklerini karşılayacak bir anayasanın yapılması için yeterince gücümüzün var olduğuna ve daha demokratik bir düzende yaşamamız için gereken politik ve insani mücadele tarihimizin varlığına olan inancım bu bakımdan sonsuzdur.”

Referandumu boykot edeceğini belirten Tunç, bunun için bir çok neden olduğunu ifade etti. Tunç, şunları belirtti: “Sürgünde hayatlarını kaybeden arkadaşlarımız için Timsah gözyaşları akıtan Başbakan’ın bir sanatçı olarak bu ülkede benim yaşadıklarımla ilgili ne düşündüğünü merak ediyorum doğrusu. Bana yönelik olarak ortaya konan faşizanca tutumun hangi demokrasi ve adalet duygusuyla açıklanabileceğini bilmek istiyorum. Yaşamını yitirenlerin başına gelenleri şu anda hayatta olanların başına getirmeye çalışan anlayışın egemen olduğu bir ortamda barış, özgürlük ve eşitlik istememiz dahi tehdit olarak görülürken, yeni anayasa taslağının bu tehditleri ortadan kaldıracağına dair en ufak bir inancım yok. Çünkü mesele, kâğıt üzerinde ne yazıldığı değil, yazılanları uygulayanların ne niyetle hareket ettikleridir. Hakkımda ardı ardına açılan davalar ve yeni soruşturmalarla neyi hedeflediklerini anlamak zor olmasa gerek. Asıl anlamakta zorlandığım husus hükümetin bu faşizan politikalarına görmezden gelen bazı aydın ve sanatçı dostlarımızdır.15 yıla varan hapisle cezalandırılmaya çalışılırken en küçük bir desteklerini görmediğim bu kişilerin AKP’yi demokrasinin kurtarıcısı gibi görmelerine bir anlam veremiyorum.

Ben, başını AKP’nin çektiği devşirme koronun bir üyesi olmaktansa; onurlu ve şerefli bir sanatçı olarak halkımın ve onun yarattığı değerlerinin yılmaz bir savunucusu olmayı her şeyden çok önemsiyorum. Hiçbir çıkar beklentisi içinde olmaksızın doğru ve gerçekçi bir yaklaşımla bu referandumu boykot etmeyi devrimci bir duruş ve görev olarak görüyor, özgürlük ve eşitlik mücadelesi verenlerin iradesinin, daha insani ve demokratik bir anayasanın yapılmasında etkin rol oynayacağına inanıyorum.”

ANF NEWS AGENCY

Militarist milliyetçilik ile siyasal İslam arasındaki erk kavgası damgasını vuracak önümüzdeki referanduma. Aslında demokratik bir anayasa için önemli bir şans doğmuştu. Aynı 2007 yılında olduğu gibi, bu kez de bu şans kaçırılıyor. Bay Erdoğan itiraf etmeli ki, bu işi eline yüzüne bulaştırdı. Daha Meclis oylamasında, asıl önemsediği, siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin maddeyi Meclis’ten geçiremedi. Daha sonra defanstaki militarist milliyetçiliğin tuzağına düşerek, referandumu kendine destek oylamasına çevirdi. Aslında Kürtler en baştan, kendisine önemli şanslar tanıdı. Ama onun Kürtlerden istediği ise, kendisine biat edilmesinden başka bir şey olmadı ne yazık ki. Kürtler cephesinde en küçük güven yaratıcı adım atmaktan kaçındı. Kendisine açık çek verildiği halde. Sonunda da Kürtler, ben bu oyunda yokum diyerek, kenara çekilip, iki kesimin gerçek gücünün ortaya çıkması için bir şans yarattı.

Erdoğan hükümeti bütün iktidarlar gibi, 10. yılına doğru yıpranma aşamasında. Seçmenler bir süre sonra yeni yüzler görmek ister, hep aynı suratları görmekten bıkar. Zaten CHP içindeki sivil darbe de bunun için yapıldı. HAYIR cephesinin başına çeken CHP de buna, yani iktidar bıkkınlığına oynuyor. Öte yandan geleneksel olarak siyasal İslam’ın güçlenmesinden korkan kesim ve cemaatler de hayır eğilimi gösteriyor. Militarizmin zayıflaması elbette iyi… Ama buna karşılık bir polis devletinin yükselmesini de kimse istemiyor.

Böylece referandumda yapılan kısmi iyileştirmelerin içeriğini tartışmaktan, bunları değerlendirmekten çok, var olan iktidara bir ömür biçilecek.

Uluslararası planda ise, ABD’nin Irak’tan çekildiği ve olası İran savaşının taşlarının döşendiği şu günlerde, bazı güçlerin de yeni bir iktidar üstüne hesap yapmaları doğal.

Referandumda Kürtlerin tavrını, kendi aydınları ile tartışmak gerek diyerek, ‘KCK Dosyası’ kitabı nedeniyle birlikte yargılandığımız genç yazar N. Mehmet Güler’in fikrini sordum, KÜRTLER NEDEN ‘BOYKOT’ diyor? sorusunu yönelterek. O da bana şu yanıtı verdi:

‘Bu sorunun yanıtı o kadar açık ki, izahına girişmek bile rahatsız edici. Sistem, temelde Kürtlerin yok sayılması ve yok edilmeye çalışılması üzerine bina edilmiş. İnkar politikası esnetilerek, Kürtlerin otuz yıllık direnişi sonucu çuvala sığmaz hale gelen mızrak, zorla çuvala yerleştirilmeye çalışılarak sürdürülüyor.’

Başbakan’ın, hep de bağırarak tekrarlamaktan hoşlandığı, ‘tek millet, tek bayrak, tek dil…’ nakaratı, inkarın, imhanın en yalın ifadesi olmuyor mu?.. Demek ki, tek millet dediğinde Başbakan, bir milleti yok sayıyor ve başka bir milletin içinde eritmek ya da ona zorla tabi kılmak istiyor. Tek bayrak söylemi hakeza aynı sonuca çıkıyor. Kürtlerin tarihte kullandıkları, kendi bayrakları var ve eğer bir toplumun sembolü olarak kabul ediliyorsa, ne hakla yok sayıyorsunuz. Daha da ileri giderek, ‘çaput parçası, terör renkleri’ diyerek hakaret ediyorsunuz?

Kadim bir dil, ‘Mem ž Zin’ gibi dört asırlık destan dili, Kürtlerin anadili yok edilmeden, ‘tek dil’ sloganınız nasıl gerçeğe dönüşecek? Bunu çok açık itiraf edenler de var; AKP içindeki uç milliyetçilerden, her dönemin Bakanı C. Çiçek, Kürtlere Türkçe öğretemediğine, yani dillerini unutturamadığına hayıflanıyor. Soykırımın, sadece fiziki yok etme ile sınırlanamayacağı, daha tehlikeli olanın, kültürel asimilasyon, kırım olduğu bilinen bir doğrudur. O halde anlayış olarak AKP’nin cunta iktidarından, Çiller-Güreş özel harp hükümetinden ne farkı var?.. Örneğin, hiçbir sekiz yıllık kesitte, Kürt çocukları AKP iktidarında olduğu kadar vurulmadı, gözaltına alınmadı, hapsedilmedi… AKP hükümeti, bir projedir. Kürtlere karşı savaşımda tüm araç ve yöntemleri tüketen sisteme, yeni yollar, türlü özel yöntemler üreten bir hükümettir. Dolayısıyla Kürtler için Evren’den, CHP ya da MHP’den farkı yoktur…

Kürtler için anayasalar hep aynı kaldı, AKP’nin yapmaya çalıştığı sadece bir rötuş. 12 Eylül Anayasası dahil, tüm anayasalar onları yok saydı… Kürtlerden, AKP’nin, hukuk kılıcını daha etkin kontrol etme ve kullanma oyununa alet olmasını nasıl isteyebilirsiniz! …

Kürtler, en yalın ifadeyle, Türklerle her konuda eşit haklara sahip olmak istiyorlar. Yani kendi kaderlerini kendileri belirlemek istiyorlar. Sosyal, kültürel, politik her alanda kendilerini idare etmek istiyorlar. Yöneticilerini kendileri seçmek istiyor ve keyfi olarak temsiline iradesine müdahale edemeyeceğiniz güvenceler istiyorlar. Kültürel varlıklarını, öncelikle de dillerini, hiçbir engelleme ile karşılaşmadan eğitim, iletişim, bilim, siyaset alanında kullanmak, kurumsallaştırmak, geliştirmek istiyorlar. Aslında artık istemiyor da. ‘Böyle yapacağız’ diyorlar. Kürtler azınlık muamelesi görmek de istemiyorlar. Adına ‘demokratik özerklik’ dedikleri sistemde içinde, Kürtler de Türkiye’de yaşayan her halk kadar özerk olacaktır, daha fazla ya da az değil.

Kürtler, BOYKOT diyerek ‘kendi kaderini belirlemenin’ en önemli adımlarından biri atacak. Görmek için, çok da öngörüye ihtiyaç olmadığı açıktır.’

Ragıp Zarakolu /Günlük Gazetesi

Yönetmen Sırrı Süreyya Önder, Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’nın “Önder referandumda evet diyecek” açıklamasını yalanladı. 12 Eylül’ü “Beynelmilel” filmiyle mizahi bir şekilde anlatan Önder, referandumu “boykot” edeceğini duyurdu. Ünlü yönetmen, Taraf yazarı için “Rasim Ozan irade hırsızlığı yapmıştır” dedi.

Yönetmen Sırrı Süreyya Önder, referandumda “evet” oyu kullanacağı şeklindeki iddiaları yalanladı. İddia, Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’dan gelmişti. Kütahyalı, 18 Ağustos 2010 tarihli köşesinde “Sırrı Süreyya Önder’in de EVET demesi kesin” demişti.

Ancak Sırrı Süreyya Önder, “evet” demeyeceğini, “boykot” edeceğini açıkladı. 12 Eylül askeri darbesini “Beynelmilel” adlı filminde ‘ti’ye alan Sırrı Süreyya Önder, Kütahyalı’ya yazılı bir açıklama ile yanıt verdi. Ünlü yönetmenin açıklaması şöyle:

“Taraf gazetesi yazarlarından Rasim Ozan Kütahyalı, benim referandum oylamasında “kesin evet” diyeceğim şeklinde, haddini de cüretini de aşan bir paragraf yazmış. Mültefit bir tonla karışık irade hırsızlığı yapmıştır.

Şunu açıkça söylemek istiyorum: Bir kere, ben bu referandumun tasarlanış ve sunuluşuna esastan itiraz ediyorum. Yedi yıllık AKP iktidarında halkın karşısına bir “anayasa değişikliği” imkanıyla ilk defa (ve tek defa) çıkılıp da, ülkenin temel meselelerinin hepsine teğet geçilmesini ve “halktan bir kez daha icazet alma” görüntüsü yaratılan bu evet/hayır ikilemi mantığını reddediyorum.

Siyasi partiler ve seçim kanununu değiştirmeyen, dokunulmazlık konusunda verdiği sözleri unutan, gerek kendi parti işleyişinde gerekse ülke içi sorunların halledilişinde hiçbir şekilde “demokratik mekanizmaları” işletmeyen iktidar partisi, bir yanıyla açılımdan bahsederken, diğer yandan en son Hrant Dink’in katline yaptığı açıklamada olduğu gibi, milliyetçi ve kabul edilemez argümanları elden bırakmamaktadır.

AKP’nin en yetkili temsilcileri, verilecek “evet” oylarının yüzde 99′unu kendilerine verilmiş oylar olarak mütalaa etmektedir.

Yöntemsel olarak bu platforma çekilen, egemenler arasındaki bir dalaşmaya “evet” oyu vererek taraf olmam mümkün değildir.

Türkiye’nin emekçileri ve yoksullarının temel sorunları bu anayasa paketi içinde yoktur. Ayrıca, hükümetin bu referandum sonrasında temel insan haklarını genişletmeye yönelik bir çaba içinde olacağına dair en ufak bir emare de yoktur. Yoksullukla beraber Türkiye’nin ikinci temel meselesi olan Kürt sorununda AKP’nin ne kadar zalimane, bütün bir halkı tanımayan, onları ancak “AKP’lileşirse” dikkate alacağını ima eden bir politika takip ettiği de herkesin malumudur.

Halkın göstermelik iradesini bile yok sayarak, Anayasa Mahkemesi tarafından dizayn edilen bu referandum paketine katılarak meşruluk kazandırmam söz konusu olamaz. Şimdilik, BDP’nin bu süreçte ortaya koyduğu iradeyle dayanışma halinde olduğumun ve yaygın, kolektif sosyalist iradeden ayrı davranmayacağımın bütün kamuoyu tarafından bilinmesini isterim.”

Sırrı Süreyya Önder