Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Tereddütsüz ‘Boykot’ diyorum!

Posted by on Eyl-10-2010

12 Eylül’de, 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin işine son verildi. Bu eğitimcilerden biri, araştırmacı yazar Dr. Haluk Gerger. Solun sola bırakılmadığı Türkiye’de YÖK’zede Gerger’e anayasa değişikliği referandumunu sorduk.

“12 Eylül, yapısal krizlerini göstermelik bir “burjuva demokrasisi” ile dahi aşma kapasitesi olmayan Türkiye kapitalizminde, “askeri oligarşik dikta” unsurlarını yapısal bir kalıcılığa kavuşturma, bunu kurumsallaştırma hamlesiydi. Devamı, başarısının bir göstergesi olarak kabul edilmeli.” Bu 12 Eylül tespiti, 12 Eylül’de görevine son verilen bir öğretim üyesine, araştırmacı yazar Dr. Haluk Gerger’e ait.

Gerger, Ceylan Yayınları’ndan çıkan kitabı ‘En Çok Sorulan Sorular’da 12 Eylül’ü sadece analiz etmekle kalmıyor, 12 Eylül’ün aydınlarını da masaya yatırıyor ve şöyle diyor: “12 Eylül, önce estirdiği terörle “solcu aydınları sindirdi, ardından muazzam servet transferi sonucu pazarladı. Geride kalanlarsa, ‘Kürt savaşı’nın etkisiyle devlete, Kemalizme sığındılar, hatta onun en bağnaz, keskin savunucuları oldular.” Gerger’e göre, “Her ikisi arasındaki ortak bağı ise yine ‘sol’, ‘solculuk’ oldu; kendi aralarında ‘sol liberaller’ ve ‘sol Kemalistler’ olarak bölündüler, ‘sol’u kimseye bırakmamaya özen gösterdiler.”

‘BİR KISIM ULUSALCI, BİR KISMI LİBERAL’

Haluk Gerger, bu yüzden ’30. yılında 12 Eylül deyince aklınıza ne geliyor?’ diye sorunca, “12 Eylül’de üniversitede öğretim görevlisiydim ve atıldım. 12 Eylül deyince aklıma ilk gelen bu oluyor tabi. İlk atılanlardan biriyim” yanıtını verip hemen aydınların durumuna geliyor.
YÖK kurulduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki görevine son verilen öğretim üyesi Gerger, öğretim üyesi solcu arkadaşlarının artık bir kısmının ulusalcı, bir kısmının ise liberal olduğunu kaydederek, unutmadığı şu iki 12 Eylül anısını ETHA ile paylaşıyor:

“Darbe nedeniyle okuldan atıldığımda, solcu arkadaşlarım beni koridorda gördüklerinde kafalarını çeviriyorlardı, selam dahi vermediler bana. Bir bunu hatırlıyorum. Unutmadığım diğer iki şey ise; artık okuldan ayrılacağım. Çay ocağına çay borcumu ödemeye gittim. Ocağa bakan kişi bana, ‘borcun yok’ dedi ve para almadı. Bu beni çok etkilemişti. Sonra oradan aşağı odama indim eşyalarımı topluyorum. Yaşlı bir hademe vardı, yanıma geldi. Bana dedi ki, ‘eşyalarını toplama biraz daha kal. Danıştay’a başvurur geri gelirsin.’ Askeri darbe olmuş, Danıştay falan söz konusu değil. Ben de teselli etmek için dedim ki, ‘Ben taşınayım da Danıştay’a başvurur, kazanırsak geri gelirim, eşyalarımı da yerleştiririm.’ Bunun üzerine gitti, biraz sonra yanında üç arkadaşıyla birlikte geldi, ‘ya sen buradan taşınırsan yerine başka hoca gelir, çay ister, bizden hizmet ister, ona hizmet etmek bize zor gelir. Lütfen eşyalarını taşıma. Mahkeme sonuna kadar eşyalarını toplama’ dediler. Bunları hiç unutmuyorum. Çaycı, hademe ve solcu öğretim üyelerinin davranış farklarını anlatmak bakımından önemli örnekler.”

TEREDDÜTSÜZ BOYKOT DİYOR

Türkiye, 1980 darbesinin 30. yılında AKP’nin anayasa değişikliği paketini oylamaya hazırlanırken, 12 Eylül mağduru bir öğretim üyesi olarak Haluk Gerger’e soruyoruz: Evet mi? Hayır mı? Boykot mu? Ceylan Yayınları’ndan çıkan ‘ABD’nin Kanlı Tarihi’, ‘ABD-Orta Doğu-Türkiye’ kitapları da bulunan Gerger, tereddütsüz ‘Boykot’ diyor. YÖK düzeni sürdüğü için kendi ülkesinde görev yapamayan Gerger, nedenini şöyle açıklıyor: “Bu referandum 12 Eylül’le hesaplaşma referandumu değil.”

Referandumda oylanacak olan anayasanın tıpkı yürürlükte olan anayasa gibi, Türkiye’nin en önemli meselelerinden olan Kürt sorunu, işçi sınıfı ve emeğin sorunlarına çözüm üretmediğini belirten Gerger, referandumun, ‘evet’ ve ‘hayır’ diyen iki taraf bakımından “iktidar mücadelesinin bir aracı olarak” kullanıldığını söylüyor. Referandumun “egemenler arası bir kayıkçı kavgası” olduğunu dile getiren Gerger, Kürtleri, emekçileri ilgilendiren konuların iki tarafın da umurunda olmadığının ifade ediyor ve ekliyor: “Bu nedenlerden dolayı ben de 12 Eylül’de sandığa gitmeyeceğim. Boykot ediyorum.”

İSMİNAZ ERGÜN/ ŞENOL GÜRKAN

etha.com.tr

Lezbiyen-Gey-Biseksüel-Transseksüel-Travesti Dayanışma Derneği (Lambdaİstanbul), 12 Eylül’de referanduma sunulacak olan anayasa değişiklik paketi konusunda, “Dil, din, cinsiyet, etnik köken, cinsel yönelim farklıkları için herhangi bir çaba içerisinde olmayan hiçbir politik hatta destek vermeyeceği”ni duyurdu.

Lamdaİstanbul tarafından yapılan yazılı açıklamada, eşcinsellerin haklarının görmezden gelindiği anayasa referandumu konusunda hiçbir siyasi hatta destek vermediğini açıkladı. Anayasa değişikliğine ilişkin tartışmaların yargı düzenlemeleri üzerinden yürütüldüğünü belirten dernek açıklamasında 1980 Anayasa’nın emekçi karşıtlığı ve tek tipçilik üzerine inşa edildiğine vurgu yapılarak, “Sermaye, milliyetçilik, erkeklik üzerine kurulu olan, askerin vesayetini meşrulaştıran bu anayasanın seksist ve heteroseksist olduğu hepimiz malumudur” denildi. AKP’nin anayasa taslağını oluştururken halkın taleplerini göz önünde bulundurmadığını ifade eden Lambdaİstanbul, “Referanduma götürülen anayasa paketi ile devletin asker üzerindeki etkisine bir takım kısıtlı değişiklikler getirse de, iktidarın, YÖK, HSYK, RTÜK gibi darbe ürünü olan kurumları meşrulaştırarak, kendine göre ayar verme yoluna gittiği” belirtildi.

Açıklamada, “Darbenin tüm ürünlerinin eleştirisini vermeden, AKP karşıtlığı üzerinden askeri vesayeti ve onun ürünlerindeki mevzilerini koruma telaşında olan, sermaye ile hiçbir derdi olmayan, emekçi ve üretenleri lugatında barındırmayan, insan hakları, farklılıklar için herhangi bir söylem üretmeyen muhalefetlerin söylemleri sivil ve kapsayıcı bir anayasa için oldukça eksiktir” denildi. Paket için ‘evet’ ve ‘hayır’ diyenlerin söylemleri içerisinde LGBTT bireylerin uğradığı ayrımcılığa dair herhangi bir söylem, anayasaya “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği”, ibaresinin eklenmesi gibi bir çaba görülmediğini belirten Lamdaİstanbul, açıklamasında, “Bizler bu ülkenin misafirleri değil, vatandaşlarıyız. Bizler, mevcut anayasa ve oylamaya götürülen anayasanın LGBTT bireyler açısından herhangi bir değişlik arz etmemektedir. Her iki anayasa da heteroseksit, eril yasa ve uygulamaları meşrulaştırarak devam ettirmektedir. Bizler, dil, din, cinsiyet, etnik köken, cinsel yönelim farklıkları için herhangi bir çaba içerisinde olmayan hiçbir politik hatta destek vermediğimizi sizlerle paylaşıyoruz” diye belirtildi. Açıklamada eşcinsellerin, “Dil, din, cinsiyet, etnik köken, cinsel yönelim farklıkları için herhangi bir çaba içerisinde olmayan hiçbir politik hatta destek vermeyeceği” duyuruldu.

ANF NEWS AGENCY

Taraf BDP’yi boykot ediyor!

Posted by on Ağu-26-2010

Taraf Gazetesi BDP’yi boykot kararı alırken Ahmet Altan konuyu köşesine taşıdı.

Taraf muhabiri Melih Altınok ile görüşen BDP lideri Demirtaş’ın “Erdoğan yeni bir anayasa sözü verirse boykottan vazgeçeriz” sözü olay oldu.Parti yönetimi, gazetenin manşetinde yer alan bu habere tepki gösterdi ve sözlerin manipüle edildiğini savundu. İşte bu gelişme gazetenin tepesindeki ismi adeta çileden çıkarttı.Taraf Genel Yayın Yönetmeni Altan, bugünkü köşesinde tiraj kaybetme uğruna boykot kararı aldığını açıkladı. Demirtaş ve ekibini dansözlükle suçladı ve eleştirileri oldukça sertti.

FAZLA KIVRAK GELİYORLAR
(…) Kürt halkının büyük çoğunluğuyla ters düşen, Kürt “sivil toplum kuruluşlarıyla” çelişen, 12 Eylül hukukuyla hesaplaşmak isteyen Kürtlerin sandık başına gitmesini istemeyen BDP’li politikacıların manevraları bana fazla “kıvrak” geliyor son zamanlarda.

YAZI İŞLERİ KARŞI ÇIKTI AMA
Bu yüzden saygısızlaşıp kabalaştiklarını düşünüyorum. Ben BDP’li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım, çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazı işlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum.

TİRAJ UMURUMDA DEĞİL
Biliyorum bu gazeteciliğe aykırı, bu yüzden tiraj da kaybedebiliriz ama ben o kadar da iyi bir gazeteci değilim, iş hakarete geldiğinde tiraj falan da umurumda değil.BDP, “maksatlı” olmayan, 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen gazetelerle konuşsun. Yolları açık olsun.

Anayasa Paketini Destekliyoruz

Posted by on Mar-22-2010

Sadet Partisi’nin (SP) 4’üncü Merkez İlçe Olağan Kongresi’nde bir konuşma yapan eski Belediye Başkanı Bedri Tuğ, hükümetin hazırlamış olduğu anayasa paketine ve demokratik açılıma tam destek vereceklerini söyledi.
SP’nin 4’üncü Merkez İlçe Olağan Kongresi Cumartesi günü saat 10.00’da parti binasında gerçekleşti. Kongreye, Saadet Partisi İl Başkanı Atik Korkutata, Eski Belediye Başkanı Bedri Tuğ, Ilıcalar Belediye Başkanı Gıyasettin Kocihan, Belediye Meclis Üyesi Yılmaz Çapak ve partililer katıldı.

54 hükümetin yaptığı çalışmaların hala gündemde olduğunu belirten Eski Belediye Başkanı Bedri Tuğ: “İster ekonomik olsun, ister siyasi olsun, isterse dış politika olsun yaptığımız çalışmalar inandığımız doğrultuda olduğu için halen konuşuyor ve takdir ediliyor. Ama hükümetimiz koalisyon hükümeti olduğu nedeniyle belli bir süreç içerisinde devam etti ve bir noktada bitmiş oldu”

Anasol-M hükümetinin ardından milletin bir arayış içerisine gittiğini ve kendi içlerinden çıkan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ilk olarak 2002 seçimlerinde muktedirlik verdiğini söyleyen Tuğ: “28 Şubat sürecinde meydana gelen olaylar AK Parti hükümeti döneminde koşuldu. Bu dönemlerde 28 Şubat günü ve olayları konuşulmaya başlandı. Yani post modern bir ihtilalin olduğu gerçekti ve teyit edilmiş oldu. Dolayısıyla bugünkü Ergenekon ve bazı hareketler 28 Şubat döneminde gündeme gelmiştir. Ama maalesef bir muktedir olmadığımız için bu olayın üzerine biz gidemedik. Ama içimizden çıkan AK Parti hükümetine 363 milletvekiliyle muktedirlik verilmiştir ve kendileri bu işin üzerine gitmişlerdir. Bu hükümette bizim devamımız olduğuna göre ve bizim zihniyetimizle hareket ettiklerine göre biz yine varız. Fakat böyle tahlil olarak değil asıl gücümüzle, asıl bir Saadet Partili olarak biz istiyoruz ki; bu millet bizi muktedir yapsın ve olayın üzerine biz kendimiz gidelim. Ama insani ölçüler içerisinde bu işin üzerine gitmek istiyoruz. Muktedir olmak için muhakkak görev biz üyelere düşüyor. Bu nedenle bizim partililer olarak çalışmamız lazım. Hatta mevcut Belediye Başkanları olarak çalışmamız lazım ki; millet bizi değerlendirsin” diye konuştu.

“Demokratik Açılımda ve Anayasa Paketinde Hükümete Yardımcı Olacağız”

Hükümetin hazırlamış olduğu anayasa paketine ve demokratik açılıma tam destek vereceklerini kaydeden Tuğ: “Demokratik açılım çerçevesinde İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, tüm partileri dolaşmıştır ama tek projeyi bizim Genel Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş vermiştir. Elimde gördüğü bu proje kitabını Genel Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş hükümete sunmuştur ve bu konuda siyasi partiler arasında tek lider olmuştur.

Biz yıllarca Kürt ve Türkler olarak kardeşçe bu topraklarda kardeşçe yaşadık. Bizim asıl meselemiz yine bu topraklarda kardeşçe özgür bir şekilde yaşamaktır. Bu nedenlerden dolayı bu açılımdan dolayı hükümetimize yardımcı olacağız. Bugün Anayasa paketi gündeme getirilmiştir. Tabi ki eğer, topluma münhasır olan bir anayasa hazırlanıyorsa partimiz hükümete yardımcı olacaktır. Meclisin dışında olmamıza rağmen referandum olduğu takdirde partimiz olarak bu konuda hükümete yardımcı olunacaktır. Ama bunun asıl amaç ve gayesi topluma münhasır olmasıdır. Yani belli bir siyasi parti için, değil belli bir görüş için değil veyahut mecliste çoğunluk sağlamak için değil milletin menfaatine ve özgürlüğünü göz önünde bulunmak gerekir. Bu nedenden dolayı dışarıda olmamıza rağmen Genel Başkanımız konuşmalarında Başbakan’a gerekli talimatları çok nezih bir şekilde ve insani ölçüler içerisinde kendilerine iletiyorlar ve tavsiyede bulunuyorlar. Bu da bizim için güzel bir olaydır. Bunun için katiyen hiçbir çekinmezliğimiz olmasın” şeklinde konuştu.

Eski Belediye Başkanı Tuğ’un akabinde Saadet Partisi İl Başkanı Atik Korkutata, bir selamla konuşması yaptı.

Merkez İlçe Başkanı Kaymazalp oldu

Yapılan konuşmaların ardından 4’üncü Merkez İlçe Olağan Kongresi geçildi. Tek liste halinde yapılan kongrenin Divan Başkanlığı’nı Yılmaz Çapak, Divan Başkan Yardımcılığı’nı Ahmet Karagöl, kâtip üyeliklerini ise Mehmet Önal ve Burhanettin Anıl yaptı. Kongrede 280 delegenin oyunu alan Mehmet Kaymazalp, Merkez İlçe Başkanlığı’na seçildi.

Bingöl’de gazetecilerle bir araya gelen Milletvekili Coşkun, AK Parti’ye yönelik kapatma davasının gündeme getirilmesini eleştirdi. ‘Davalar açılabilir diyen bir adamdan her şey beklenir’ değerlendirmesinde bulunan Coşkun: “Hattalar yapılır ama bu kadarına da pes yani. Hukuksuzluğun bu kadarı da yapılmaz” dedi ve yargı-siyaset ikilemine vurgu yaptı.

Bir dizi iş ve işlemler ile ziyaretlerde bulunmak amacıyla Bingöl’e gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun, gazetecilerle bir araya geldi. Düzenlediği basın toplantısında ülke gündemine ilişkin görüşler aktaran Coşkun, yargı kararlarını eleştirdi.

Ülke insanı menfaatine yönelik adımların engellenmeye çalışıldığını savunan Coşkun, CHP’nin açtığı davaların tümünün Danıştay’ca onanmasına dikkat çekti.

-CHP-DANIŞTAY-HSYK ÜÇGENİ-

Gündemdeki konuları değerlendiren Milletvekili Yusuf Coşkun, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) mahkeme değil, bir kurum olduğunu belirterek, bir hakimin dava hakkında önceden kendi fikrini beyan etmesinin suç olduğunu hatırlattı.

Coşkun: “Son günlerdeki yaşanan olaylar ortada. Anayasayı değiştirdik, ‘olmuyor’ dediler, 411, 367 dedik ‘olmuyor’ dediler. Tüzük yönetmenlik çıkarıyorsun hemen Danıştay iptal ediyor, kanun çıkarıyorsun hemen CHP devreye giriyor. Bakın, CHP Danıştay’a 151 tane başvuru yapmış ve 151’nde de olumlu sonuç çıkmış. Verilen kararlar ortada. Bugün HSYK kararları tartışılıyor. HSYK mahkeme değil, bir kurumdur. Bir hakim kendi görüşünü önceden açıklayamaz. Bu bir suçtur. Bir hakim önüne gelecek bir dava için dolaylıda olsa önceden kararını beyan edemez. Ama adamlar çıkmış önceden kararını açıklıyor” dedi.

-GİZLİ SAKLI KALMAYACAK-

Bir gazetecinin, AK parti’nin kapatılmasının yeniden gündeme geldiğini hatırlatması üzerine Coşkun: “Davalar açılabilir diyen bir adamdan her şey beklenir. Bunlar olabilecek şeylerdir. Ben böyle bir şey olacağına ihtimal vermiyorum. Bir daha böyle hattalar yapacaklarını sanmıyorum. Hattalar yapılır ama bu kadarına da pes yani. Hukuksuzluğun bu kadarı da yapılmaz. Türkiye’de üstünler sınıfı oluşmuştu. Bunlar dokunulamaz, eleştirilemez, sorgulanamazlardı. Bunlar küçük zümre, kendini halkın değerleri olarak kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Bizim yaptıklarımız doğru, bizim bildiklerimiz doğru diyorlardı. Bunlar buraya kadar. Artık çağ teknoloji çağıdır. Gizli saklı bir şey kalmıyor. Türkiye’nin en ücra köşesindeki insanlar bile, Ankara’da olup bitenlerden haberdar olabiliyor. Herkes hukuk karşısında eşit olacaktır” ifadelerini kullandı.

-DEVLETLE MİLLETİ BARIŞTIRMAK İSTİYORUZ-

Terör nedeniyle göç eden insanların tekrar köylerine geri dönmesi yönünde hükümet tarafından hazırlanan ‘Köye Geri Dönüş Projesi’ kapsamında yapılan ödemelere amaçlarının Devletle Milleti barıştırmak olduğunu söyleyen Coşkun, Danıştay 10. Dairesinin müdahale ettiğini belirtti.

Coşkun: “ Terör nedeniyle göç eden insanların tekrar köylerine geri dönmesi amacıyla hükümetimiz tarafından ‘Köye Geri Dönüş Projesi’ kapsamında Doğu ve Güneydoğuda yaşayan binlerce insana yardımlar yaptı. Danıştay 10. dairesi çıkardığı yasayla ters bir karar vererek şunu söylüyor, ‘Terör endişesiyle göç etmek.’ Şimdi Bingöl’de terörden etkilenmeyen bir köy ya da bir ilçe var mı? Bingöl’de valiye suikast düzenlendi, insanlar hayatını kaybetti. İnsanlar, akşam saatlerinde şehir merkezinde bir mahalleden başka bir mahalleye gidemiyordu. Terör endişesiyle insanların içinde bir korku vardı. 1990 ile 2000 yılları arasında neredeyse bütün köylerimiz terörden etkilendi, birçoğu boşaltıldı. Bu nedenle yıllarca terörden etkilenen ve köylerini terk eden insanların tekrar köylerine geri dönmesi için devlet beli bir miktar para ödedi. Belki bu para yetersizdi ama insanlar o parayla köylerinde çok rahat bir ev yapabiliyor ve köylerine geri dönmeleri sağlandı. Danıştay da tutturdu işte çok para ödeniyor, bir köyü terör mağduru kabul etmek için o köyün tamamen boşaltılmış olması şartını getirdi. Bizde ispatlıyoruz, bir köyün 10 yıldır okulu kapalıysa, sağlık ocağı kapalıysa bunun nedeni nedir, elbette ki terördür. O köylerin nüfusu 3’te bire inmiş diyoruz, Danıştay ‘yok’ diyor. ‘Biz o köyün nüfusuna bakacağız ve o köyün nüfusunun tamamının sıfır olması lazım’ diyor. Bu konuda çok ciddi bir sıkıntı var. Jandarmanın Bingöl’de tamamen boşaltılmıştır dediği köy sayısı çok azdır. Burada gerçek anlamda terör nedeniyle çok büyük sıkıntılar oldu. Bizim amacımız devletle milleti barıştırmaktır. O dönemlerde terör nedeniyle Bingöl-Diyarbakır, Bingöl-Erzurum karayolu trafiğe kaplıydı. Bu yollar günlerce, aylarca, yıllarca kapalı kaldı. Hatta Bülent Ecevit, ‘Ben karayoluyla Diyarbakır’dan Bingöl’e gideceğim’ diye bir açıklaması vardı. Ancak bu bölgede Olağan üstü hal rejiminin uygulandığı bir şeydi bu bölge. Terörden en çok etkilenen illerin başında Bingöl geliyor. Bu konuyu İçişleri Bakanlığı’na sunduk. Bakanlık, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi Barolar Birliği ile birlikte bir rapor hazırlayacak. İnşallah yeni bir yasal düzenlemeyle onların bu kriterlerini hiçe sayacak ek bir madde çıkarırız. Yarın bu dosyalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitse, devletin çok daha büyük mağduriyeti var. Bu hizmetler birilerinin hoşuna gitmiyor. Terör tazminatları, ‘Demokratik Açılım’ın ilk adımlarından biriydi. Bu bölgeye yönelik çok önemli bir adımdı ve üstelik maddi zararlarını karşılıyordu” dedi.

-BAKANLIĞIN BÜYÜK FAYDALARI VAR-

Ülke gündemine ilişkin değerlendirmesinin akabinde Bingöl’de yatırım ve hizmetlerden de bahseden Coşkun, Cevdet Yılmaz’a bakanlık görevi verilmesinin artılarını da anlattı. Bingöl tarihinde ilk defa bir milletvekilinin Bakan olmasının büyük faydaları olduğuna değinen Coşkun, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz sayesinde Bingöl’e çok büyük yatırımların yapıldığını aktardı.

AK Parti Hükümeti döneminde sağlık, eğitim, ulaşım, konut ve birçok alanda Bingöl’e hizmet yapıldığını hatırlatan Coşkun, seçim vaatlerini unutmadıklarını, Bingöllülere verilen sözlerin de tek tek yerine getirilmesi için uğraş verdiklerini sözlerine ekledi. Bingöl Medya