Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

SEDAT ULUGANA -ANF
Özel / 10:09 / 15 Auğustos 2011

KONYA – ANF’nin elde ettiği 1938 yılına ait Konya Nüfus Umum Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir raporda Dersim sürgünlerinin yerleştirilmesine ilişkin bölümde Kürtlerin Türklüklerini unutmuş Türkler olduğu iddia ediliyor. Raporda Dersimlilerin Mustafa Kemal tarafından arazilerin tarıma elverişli olmaması nedeniyle sürgün ettiği belirtiliyor.

Konya’da bulunan rapor Ankara hükümetine Nüfus Müdürlüğü tarafından yazılan bir çalışma raporu niteliğini taşıyor. Dersim’den sürgün edilen Kürtlerin yerleştirilecekleri bölgelerin tespiti ve gelenlere kimlik verilmesi gibi çalışmaların özetlendiği raporda Dersim İsyanı ve Kürtler konusunda ilginç değerlendirmeler bulunuyor.

‘SÜRGÜNÜ MUSTAFA KEMAL İSTEDİ’

Rapora göre Dersimlilerinin Batı illerine sürgün edilmesini Dersim’e yaptığı ziyarette tarıma uygun arazinin azlığını gören Mustafa Kemal istemiş.

“Reisi Cumhur Atatürk’ün son defa yapmış oldukları doğu seyahatında uğradıkları Tunceli’deki Yüksek müşahedeleri neticesinde bu havalide yalçın dağlar arasında sıkışan tek tük ziraate elverişli vadilerin bu mıntıkadaki halkı geçindirmeğe kâfi gelmediği anlaşılmış ve çıplak kayalar içinde sefil ve bedbaht bir hayat sürmekten başka nasibi olmayan Dersim halkının bundan sonra da aynı vaziyette bırakılmaması takarrür etmişti.

Bu maksatla Tunçelinin medenî ve sosyal birer merkez olmak kabiliyetini haiz olan yerleri Dördüncü Umumî Müfettişlikle bil muhabere tespit edilmektedir.

Bu mıntıkada sükûn ve asayişin istikrarını temin maksadı ile 2543 sayılı kanunun 2 inci maddesine tevfikan 3 No.lu yasak mıntıka ihdas edilmiş ve mezkûr mıntıka halkı ile öteden beri Hükümet kuvvetlerine silâhla karşı duran aşiret reisleri, kolbaşıları, seyitler ve şerirler ile aileleri efradı ve yakınları garp vilâyetlerine nakil ve iskân edilmişlerdir.”

‘KÜRTÇE KONUŞMANIN NEDENİ BULUNSUN’

Raporda Kürtçe konuşan aşiretlerin Türk olduğu savı da ileri sürülmüş. Türk resmi tarihinin tahribatı olan “Zazaca konuşanların Kürt olmadığı” yargısı da raporda mevcut. Rapora göre öz Türk olan bu aşiretler nasıl olmuşsa birden Kürtçe diye bir dil kullanıp benliklerini yitirmişlerdir. Nüfus idaresi ayrıca tuhaf bir şekilde bu “anlaşılmayan benlik yitimi ve birden Kürtçe konuşma olayı”nın nedeninin bulunması için de “Türklük camiası”nı göreve çağırıyor:

“Üzerinde ehemmiyetli durduğumuz mevzulardan biri de aşiretlerdir. Millî sınırlarımız içinde oturan ve elan aşiret adet ve ananesini benimsemekte devam eden teşekküllerin yaşayış tarzları, içtimaî vaziyetleri, menşeleri, ırkî durumları, başka ırktan olanların temsil imkânları etüt edilmeğe bu yıl da devam olunmuştur.

‘ASILLARI TÜRK’

Elde ettiğimiz malûmata göre Türkiye sınırları içinde otuz beş vilâyette oturak, gezginci ve yarı gezginci bir vaziyette 387 aşiret vardır. Sınırlarımız içinde oturan aşiretlerden 162′si oturak 94′ü yarım oturak 131′i gezgincidir.

162 oturak aşiretin 41 i Türk, 89 u Kürt, 22i Zaza, 10′u Arap ırkına mensuptur.

96 yarım oturak aşiretin 8′i Türk, 75′i Kürt, 5′i Arap, 8′i Zazadır.

Gezginci aşiretlerin 96′sı Türk 35′i Kürttür. Bunların hakikî nüfus miktarlarını tesbit etmek hemen hemen imkânsızdır. Aşiret ananesine göre bilhassa erkek çocukları nüfusa kaydettirmemek teamül halini almıştır.

Bir kaç yıldan beri geniş mikyasta yaptığımız araştırma ve incelemeler neticesinde şark ve yakın vilâyetler ile Orta Anadoluda yaşayan ve bugün Kürtçe ve Zazaca konuşmalarından ötürü Kürt ve Zaza ırklarından addettiğimiz aşiretlerden mühim bir kısmının asıllarının Türk olduğu, ve her nasılsa benlikleri kaybettikleri tezahür etmektedir.

Şimdiye kadar Türklük camiasından ayrı addettiğimiz bu aşiretler üzerinde benliklerini tanıtacak geniş bir programla çalışmalara devam edilmesi mukarrerdir.”

7 AİLE KONYA’YA YERLEŞMİŞ

Rapora göre 1938′de ilk göçertilen Dersimlilerden 7 aile toplam 44 nüfus Konya’ya getirilmiş ve kendilerinden nüfus cüzdanı ve askerlik işlemleri için para alınamamış.

Raporda ayrıca Sason’daki isyan hareketinden de bahsedilerek bu bölgede yürütülen askeri operasyonların bir sonuç vermediği kaydediliyor. Askeri başarısızlığın ardından 4118 Kürt’ün batı bölgelerine sürgün edildiğinin ifade edildiği raporda da bu durum şu sözlerle aktarılıyor:

‘ASKERİ HAREKAT SONUÇ VERMEDİ’

“Son yıllarda kökü millî sınırlarımız haricinde bulunan bazı teşekküllerin ve ezcümle Hoybon cemiyetinin tahrikâtına kapılan Sason dağlık mıntıkası aşair(aşiretler) rüesası vergi vermemek asker kaçaklarını saklamak gibi nahoş telâkki edilecek hallere içtisar etmeleri üzerine mezkûr mıntıkada müteaddit harekâtı askeriye yapılmış fakat müsmir (gözle görülür) bir netice elde edilememişti.

Bu durum karşısında daha esaslı ve cezrî tedbirler almak lüzumunu hisseden idarî ve askerî otoriteler, bu bölgenin yasak bölge ilânını muvafık görmeleri üzerine keyfiyet İcra Vekilleri Heyetince de tezekkür edilerek tensip edilmiş ve mezkûr mıntıka 2 No. yasak mıntıka olarak ilân edilmişti.

937 yılında bu mıntıka halkından 3200 kişi garp vilâyetlerine nakil ve iskân edilmiş bu yıl da tarama harekâtına devam edilerek bu miktar 4118 nüfusa baliğ olmuştur.”

ANF NEWS AGENCY

Fazıl Say neden devrimcidir?

Posted by on Eyl-10-2010

Farkında mısınız bir sanatçı topluma devrimci önderlik yapıyor. Farkında mısınız bugüne değin sadece piyanosuyla tanıdığımız genç bir müzisyen, koca koca örgütlerin yapamadığını yapıyor. Kafasını kuma gömüp bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek toplumun yozlaşmasına, gerileşmesine arabeskleşmesine ses çıkartmayan entelektüellere inat putları birer birer yıkıyor.

Farkında mısınız Fazıl Say cehaletle bilgisizlikle estetikten uzak sanatla tek başına savaşıyor. Hiçbir şeyi umursamadan, devletin yüzüne kapanması muhtemel kapılarını hesaba katmadan, eğilip bükülmeden. Okuyan düşünen her entelektüelin hislerine tercüman oluyor.

Arabeskleşen popüler kültür ikonlarına saldırıyor, Twitter üslubuyla köşe yazdığını sanan lagara lugara yazarlara omuz atıyor, dirsek vuruyor.
Farkında mısınız gencecik bir adam koskoca bir ülkeyi silkeliyor.
Peki, nasıl oluyor da bir müzisyen tek başına devrimci bir ordu gibi savaşıyor?

Fazıl Say’ın babası Ahmet Say’ı tanıyınca bütün bunların sebepsiz olmadığını anlayacaksınız…

Ahmet Say, 1935 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Nüzhet Hanım felsefe, babası Fazıl Bey ise matematik öğretmeniydi. Fazıl Bey aynı zamanda İstanbul Erkek Lisesi’nin de müdürlüğünü yapıyordu. Her İstanbullu aile gibi onlarında evinde piyano vardı. Ahmet, ablası Ülker’den fırsat buldukça piyanonun tuşlarına dokunmaktan keyif alıyordu. Ama küçük yaşına rağmen bir ritim duygusu olduğu anlaşılıyordu. Yahudi bir müzik hocasından ders almaya başladı. Bu dersler Ahmet’i piyanoya ısındırmak şöyle dursun, gitgide soğutuyordu bile. Nüzhet Hanım müzik yeteneği olduğunu fark ettiği oğlunu Ferdi Statzer’e götürmeye karar verdi.

Peki kimdi Ferdi Statzer?
2. Dünya Savaşı’yla Türkiye’ye sığınmak durumunda kalmış Avusturya Yahudisi bir piyanist ve aynı zamanda pedagogdu. İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nda onlarca Türk sanatçıyı keşfetmiş ve onlara dersler vererek müzik dünyamıza kazandırmıştı. İlk eşi Lili Hanım’dan ayrılınca sahnelerimizin çapkınlığıyla ünlü sanatçısı Bedia Muvahhit’e gönlünü kaptırmış ve evlenmişti.
Statzer, Ahmet’i yetenek sınavına sokmak istedi. Ama o yılın yetenek sınavı yapılmıştı. Ancak müzik kulağına ve ritim duygusuna güvendiği bu küçük çocuk için jüriyi özel olarak topladı. Sonuç şaşırtıcıydı. Nüzhet Hanım’a ‘Hiç vakit kaybetmeye gerek yok’ dedi. ‘Hemen müzik eğitimine başlayalım’
Ahmet Say, Ferdi Statzer’le çalışmaya başladı. Verda Ün’den piyano, Demirhan Altuğ’dan teori dersleri aldı. Babasının müdür olduğu İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra Almanya’nın yolunu tuttu. Bu kez basın-yayın tahsili yaptı. Pansiyoner olarak kalmak için tuttuğu yerin ev sahibi ünlü bir müzikologdu. Kurt Kohler. Onun teşvikiyle müzikolojiyle ilgilendi. Nasıl derleme yapılacağını öğrendi. Bu arada tüm dünyayı saran politik rüzgarlardan da etkilenmişti. Almanya’daki ‘Alman Öğrenci Gençlik Birliği’nin üyesi oldu. Bu birlik Andreas Baader’leri bünyesinden çıkaran sosyalist bir yapıydı. 1960′da Türkiye’de döndü. Almanya’daki diploması kabul edilmediği için yedek subay öğretmen kadrosuyla hem askerliğini yapmak hem de öğretmenliğe başlamak için askerlik şubesine başvurdu. Tayini Bingöl‘e çıktı. Merkeze bağlı Çevrimpınar Köyü ilk durağıydı. Ahmet Say için Bingöl tam bir müzikal laboratuvar oldu. Halk müziğinden birçok parça derledi. ‘Berilo Berilo’ adlı türkü Ahmet Say’ın en bildiğimiz derlemesidir. Halk oyunları ekipleri kurdu. Hem köy öğretmenliği yapıyor hem de halkın rehberliğini yürütüyordu. Bu kabına sığmayan halleri de valinin çok hoşuna gidiyor ona destek oluyordu. Bu arada askerliği bitmiş ama o görevine devam ediyordu.

Valinin tayiniyle beraber o da soluğu Erzincan’da aldı. Bu sefer Erzincan köylerinde çalışmaya başladı. Kök boyalarıyla hazırlanan halıların dokunabileceğini ve kurulacak kooperatifle köylünün kalkınabileceğini düşündü. Birkaç maaş kendinden koydu, İstanbul’daki arkadaşlarından yardım istedi. Köylülere dokuma tezgahı aldırıp bir de kooperatif kurdurdu. Artık dokuma tezgahında çalışan her köylü emeğinin karşılığını alabilecekti. Ama bu fantastik rüya da çok sürmedi. Ucuza kalitesiz halı üreten birkaç esnaf durumdan rahatsızdı. Tehditler giderek arttı. Kooperatifin kurşunlanması Ahmet Say’ın Erzincan’dan gitmesi için yeterli sebep oldu. Vali ‘Uğraşma bunlarla, iş büyüyecek’ dedi.

Ahmet Say Ankara’ya döndü. Bu kez onu dergicilik bekliyordu. Öğretmen Birliği’nin yayın organı olan ‘Öğretmenler Gazetesi’ni çıkartmaya başladı. Birkaç yıllık bu deneyimin ardından ‘Türk Solu’ dergisini yönetmeye başladı. (Türk Solu dergisini bugünküyle sakın karıştırmayın.) Türkiye İşçi Partisi’ne kaydoldu. (TİP’in gerçekçi tarihi ne zaman yazılacak merak ediyorum. Türkiye’nin aydın pınarı olan 1.TİP’in kadroları üzerine bile başlı başına bir kitap çıkabilir) Bu arada Türk Solu dergisinde yazdığı ve sorumlusu olduğu yazılar yüzünden davalar da birikiyordu.

CEZAEVİ GÜNLERİ
12 Mart Muhtırası’nın ardından bu davalar başına dert olmaya başladı. 6. Filo eylemlerinde olayları seyreden polise yönelik yazdığı ‘Bu kimin polisi’ başlıklı yazı yüzünden tutuklandı. Mamak Askeri Cezaevi’ne konuldu. Oğlu Fazıl henüz bir yaşındaydı. Mamak Cezaevi tam bir şöhretler kulübüydü. Onu diğer yazar ve fikir suçluları Uğur Mumcu, Erdal Öz’lerin değil, müebbet mahkumlarının olduğu koğuşa verdiler. Bu koğuşun Ahmet Say için özel bir tarafı vardı. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına en yakın yer onunkiydi. Deniz’le seslenerek de olsa konuşabiliyorlardı.
Masa tenisi oynamaları için hücrelerin arasına bir masa konmuştu. Ama 25 mumluk bir ampul ortamı yeterince aydınlatmıyordu. Karanlıkta görebildikleri kadar topa vurmaya çalışıyorlardı. Top bir gün duş kabinine kaçtı. Ahmet Say, oraya yöneldiğinde duştan yeni çıkan birinin parmakları arasında gördü topu. Heybetli yapısına rağmen sevecen yapısı ve gülümseyen ifadesiyle Deniz Gezmiş’ti. ‘Bir kere öp vereyim’ dedi. Ahmet Say dostlukla sarıldı Deniz’e…
14 ayrı davadan yargılanıyordu. Mamak Cezaevi’nde tam 17 ay yattı. Sonuçta beraat etti. Ama minik oğlu Fazıl, babasını belki de ilk kez demir parmaklıklar arasında hatırlayacaktı.

‘FAZIL ONU DÜDÜKLE ÇALAR’
Peki Fazıl’ı nasıl keşfetti? Onun da hikayesi tıpkı kendisi gibi oldu. Fazıl’ın doğuştan tavşan dudak rahatsızlığının tedavisi için annesi Londra’ya götürmüştü. Ardından dudaklarını eğitebilmek için düdükler vermişlerdi. Fazıl Türkiye’ye döndüğünde bu düdükleri çalıyordu. Ama iç sesleri duyması ve ayakta durmaya başladığı andan itibaren ritimle sallanması babasının dikkatinden kaçmamıştı. Ahmet Bey bir gün evlerine misafir olarak gelen obua sanatçısı Ali Kemal Kaya’ya takıldı, ‘Obua da enstrüman mı Allah aşkına. Bizim Fazıl onu düdükle çalar.’

Yıldızlı konyağına bahse girdiler. Minik fazıl dudak eğitimi için verilen düdüklerle harikalar yaratmıştı. Ali Kemal Kaya hemen her gün artık Ahmet Say’ın evindeydi. Ardından müzik pedagoğu Mithat Fenmen’in kapısı çalındı. Fenmen’de bu minik yeteneğin farkına varmıştı. Ama bir şartı vardı. Okuma yazma öğrenmeden nota öğretmeyelim. Fazıl henüz okuma yazma bilmiyordu ama parçaları çıkarabiliyordu.

GENCEBAY HAYRANI
Ahmet Say, halk müziğinin her şeyin temeli olduğuna inanıyor. Orhan Gencebay’a da bu yüzden hayran olduğunu belirtmeden geçmiyor. ‘Muzaffer Sarısözen’in yurttan seslerinde vardı ve Gencebay oradan yetişmiştir, halk müziğini çok iyi bilir’ diye de ekliyor.

Ahmet Say, Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir aydınımızdır. İlericidir, aydınlanmacıdır. En önemlisi müzik alanında yaptığı çalışmalarla öncüdür. En kapsamlı müzik sözlüğünü hazırlamış, onlarca müzik kitabına imza atmıştır. Edebiyat alanında verdiği eserlerle ödüllere layık görülmüş, kalemiyle, notalarıyla Türkiye’nin aydınlanması için emek vermiş bir fikir emekçisidir.

Fazıl Say da işte böylesi bir Cumhuriyet aydını, bir sanat adamının oğludur. Dünyaya ancak 200-300 yılda bir gelebilecek yetenekte bir sanatçı olarak hem piyanosunun tuşlarına hem de yaşadığı toplumun bam tellerine birer birer dokunuyor.
Çekinmeden korkmadan…

ÖDÜLLÜ EDEBİYATÇI
En kapsamlı müzik sözlüğünü hazırlayan Say,edebiyat alanında verdiği eserlerle de ödüllere layık görülmüş. Ahmet ve Fazıl Say’ın ilişkisi her zaman örnek gösterilmiş

ÖĞRETMEN ANNE BABA
Ahmet Say’ın annesi Nüzhet Hanım felsefe, babası Fazıl Bey ise matematik öğretmeniydi. Fazıl Bey aynı zamanda İstanbul Erkek Lisesi’nin de müdürlüğünü yapıyordu.

Savaş Yurttaş Kimdir

Posted by on Eyl-8-2010

Savaş Yurttaş, 1944 yılında Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde doğdu.

Babası Cevat Yurttaş 1955 ile 1960 yılları arasında Bingöl de Valilik yaptığı dönemde Savaş Yurttaş ve kız kardeşi Mine Yurttaş ile birlikte Liseyi Bingöl’de bitirdi. Kardeşi Mine Bingöl’de Futbolcu Can ile evlendi. Tiyatroya, üniversite yıllarında İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda, Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası” adlı oyunu ile başlayan sanatçı, daha sonra Ulvi Uras Tiyatrosu, Türk Öğretmenler Sendikası Tiyatrosu, Ankara Halk Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Ankara Birlik Tiyatrosu ve Ankara Ekin Tiyatrosu’nda çalıştı.

TRT’de yayınlanan “Bizimkiler”, “5 Dakika”, “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yazlıkçılar” ve “Oğlum Adam Olacak” adlı dizilerde rol alan sanatçı, 1981 yılında sinema yazarlarının “En iyi yardımcı oyuncu ödülüne” layık bulundu. Yurttaş, ayrıca “Sürü”, “Yılanların Öcü”, “72. Koğuş”, “Suçumuz İnsan Olmak”, “Can Şenliği”, “Bebek”, “Güneşe Köprü”, “Yolun Sonundaki Karanlık”, “Biri ve Diğerleri”, “Ziyaret”, “Sarı Mercedes”, “Kara Kafa” gibi Türk sinema tarihinin önemli filmlerinde de rol aldı.

Ankara Halk Oyuncuları Tiyatrosu’nda “Devri Süleyman”, “141. Basamak” ve “Teneke”, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda “Durant Bulvarı”, “403. Kilometre”, “Heykel” adlı oyunlardaki rolleriyle tiyatro severlerin gönlünde taht kurdu. Tiyatro sanatçısı Savaş Yurttaş, evliydi.

Savaş Yurttaş 10 Nisan 2002′de Ankara’da öldü.

Maksatlı ve manipüle edici…

Posted by on Ağu-26-2010

Başlıktaki sözlerin muhatabı biziz, bizim gazete. “Maksatlı ve manipüle amaçlı” olarak BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın sözlerini çarpıtmışız.

Önce bu konuda BDP’nin açıklamasını okuyun: “Taraf Gazetesi bugünkü sayısında ‘Başbakan’dan bir söz bekliyoruz’ manşetiyle yer alan haberde Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın ‘Başbakan’ın söz vermesi halinde boykottan vazgeçeriz’ dediğini ileri sürmüştür. Haberin içeriği ne yazık ki çarpıtılmıştır. Sayın Eş Genel Başkanımız, gerek habere konu Diyarbakır’daki basın toplantısında, gerekse de toplantının hemen ardından Taraf’a verdiği demeçte böyle bir ifade kullanmamıştır. Eş Genel Başkanımız, BDP’nin şartlarını açıklamış, “Başbakan’ın ne söylediği değil, ne yaptığı önemlidir. Söz değil icraat bekliyoruz’ ifadesini kullanmıştır. Bu bağlamda Başbakan’ın sözlerinin kıymeti harbiyesinin olmayacağını belirten Demirtaş, hükümetten somut adım beklediklerinin altını çizmiştir. Taraf Gazetesi’nde bu sözlerin çarpıtılmış olması maksatlıdır, manipüle amaçlıdır. BDP’nin şartları ortadadır, boykot tavrında bir değişiklik yoktur.”

Biz, Diyarbakır’daki Demokratik Toplum Kongresi’ni daha yakından izleyebilmek için yazarlarımızdan Melih Altınok’u Ankara’dan “bölgeye” gönderdik.

Melih orada Demirtaş’la da görüştü.

O görüşmeyi de manşet yaptık.

BDP’nin itiraz ettiği manşet ne?

“Başbakan’dan bir söz bekliyoruz”

Manşetin altında ne yazıyor?

“BDP Genel Başkanı Demirtaş, referandumda ‘evet’ oyu için şartlarını açıkladı: Erdoğan yeni bir anayasa sözü verirse boykottan vazgeçeriz.

Demirtaş’ın asıl “tekzip” ettiği cümle de, “Erdoğan yeni bir anayasa sözü verirse boykottan vazgeçeriz” cümlesiymiş.

Peki biz Demirtaş’ın hangi sözlerini böyle yorumlayıp manşet yapmışız, bir de o sözleri okuyalım:

“Hükümet, eğer referandumda Kürtlerin ‘evet’ oyunu istiyorsa, BDP’nin taleplerini dikkate aldığını göstermeli. Başbakan Diyarbakır’daki mitinginde demokratik ve sivil bir anayasa yapılması için çalışmalara başlayacağına dair somut bir güvence vermeli. Bu zor bir şey değil. Ancak bu yönde güçlü bir çıkışına şahit olmadık.”

Ben biraz taşkafa olabilirim, lafları tam anlamayabilirim, onun için bir de size sorayım:

“Hükümet eğer referandumda Kürtlerin ‘evet’ oyunu istiyorsa BDP’nin taleplerini dikkate aldığını göstermeli.

Başbakan Diyarbakır’daki mitinginde demokratik ve sivil bir anayasa yapılması için çalışmalara dair somut güvence vermeli” ne demek?

Bu söz, “Başbakan Diyarbakır’da yeni bir anayasa için söz verirse ‘evet’ oyunu alır” anlamına gelmiyor mu?

Eğer gelmiyorsa, o zaman siz söyleyin, ne anlama geliyor?

Bence bu söz tam da bizim söylediğimiz anlama geliyor.

Ama anladığım kadarıyla “vazgeçeriz” gibi “kesin” bir laf söylememize karşı Demirtaş.

İyi de “Kürtlerden evet oyu almak için Başbakan söz vermeli” dediğinizde, bu, “söz verdiğinde ‘evet’ oyu alır” demek değil mi, BDP’li Kürtlerin “evet” oyu vermesi için de “boykottan” vazgeçmesi gerekmiyor mu?

Biz, BDP’ye de, başkanına da gereken saygıyı gösterip sözlerini manşet yaptık, karşılığında da “maksatlısınız, manipüle ediyorsunuz” cevabını aldık.

Bakın, biz “faili meçhul” cinayete kurban giden insanların hikâyelerini anlatıyoruz günlerdir, o insanların hesapları yargıda sorulamadı, bunun en temel nedenlerinden biri “yüksek yargının” yapısıydı.

Bu yapıyı değiştirecek, bu ülkede yaşayan Kürtleri de Türkleri de güvenceye kavuşturacak anayasal değişiklikleri sonuna kadar destekliyorum ben.

AKP ile BDP, yeni bir anayasa konusunda anlaşırsa, bu anayasa değişirse, demokrasinin ve hepimizi güvenceye kavuşturacak yeni bir hukuksal yapının kapısı açılırsa çok sevinirim.

Bir “maksadım” varsa, maksadım budur.

Ama bunun için hiç kimsenin lafını, birilerini “manipüle etmek” için çarpıtmam.

Kürt halkının büyük çoğunluğuyla ters düşen, Kürt “sivil toplum kuruluşlarıyla” çelişen, 12 Eylül hukukuyla hesaplaşmak isteyen Kürtlerin sandık başına gitmesini istemeyen BDP’li politikacıların manevraları bana fazla “kıvrak” geliyor son zamanlarda.

Bu yüzden saygısızlaşıp kabalaştıklarını düşünüyorum.

Ben BDP’li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım, çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazıişlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum.Biliyorum bu gazeteciliğe aykırı, bu yüzden tiraj da kaybedebiliriz ama ben o kadar da iyi bir gazeteci değilim, iş hakarete geldiğinde tiraj falan da umurumda değil.

BDP, “maksatlı” olmayan, 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen gazetelerle konuşsun.

Yolu da açık olsun.

ahmetaltan111@gmail.com

Tokuş: “Maddi bir talebimiz olmadı. Sadece manevi destek istedik o kadar. Bu kadarını da yapamıyorlarsa, Ankara gibi büyük bir kentte hemşerilerine yardımcı olamıyorlarsa söyleyecek sözümüz yoktur.”
14 Şubat günü babasını Ankara’ya götürdüğünü ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde özel muayene ettirdiğini söyleyen Gülten Tokuş, hastaneden, babasının yatışı için 10 Nisan 2010’a gün verildiğini anlattı.

15 Şubat günü milletvekillerini arayıp yatış gününü öne almaları ricasında bulunduğunu ancak 2 gün boyunca sonuç alamadığını iddia eden Tokuş, milletvekillerinin kendilerini Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan’a yönlendirdiğini, Buzgan’ın da “Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bakanlığı’na ait değil” yanıtı vererek yardımcı olmadığını savundu.

2 gün boyunca Ankara’da kaldıklarını ancak milletvekillerinden ve bürokratlardan herhangi bir yardım göremediği iddiasını sürdüren Tokuş: “Onlardan maddi bir talebim de olmadı. Sadece muayene gününü öne almaları ricasında bulunduk ama ona da pişman olduk. Babam kan kanseri. 1 aydır Ankara’da hastanedeydik ve çok şükür sıkıntımızı giderdik, Bingöl’e döndük” dedi.

Kendisine yardımcı olunmadığı için AK Parti Niğde Milletvekili Erdoğan Özegen’e gittiğini ve Özegen’in yardımıyla babasının Ankara Bayındır Hastanesi’nde muayene edildiğini ve sonrasında Ankara Özel Eğitim Araştırma Hastanesi’ne yatışının yapıldığını aktaran Tokuş: “Niğde milletvekili Sayın Erdoğan Özegen, tüm masrafları karşıladı, her saat başı arayarak gelişmeler hakkında bilgi aldı. Bir tane Bakan, iki milletvekili, bir müsteşar yardımcımız var ama bizler başka ilin milletvekilinden yardım görüyoruz. Bu, kabullenilecek bir durum değildir. Maddi bir talebimiz olmadı. Sadece manevi destek istedik o kadar. Bu kadarını da yapamıyorlarsa, Ankara gibi büyük bir kentte hemşerilerine yardımcı olamıyorlarsa söyleyecek sözümüz yoktur. Yardımcı olmalarını istediğimizde bizi sekreterlerle muhatap ediyorlar. Ama seçim zamanı kendileri gelip oy istemesini biliyorlar. Bunları unutmuyoruz, unutmayacağız da” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Tokuş’un bu iddiası üzerine görüşleri alınan milletvekilleri ve bürokratlar: “Bize gelmemiş, sadece telefonla arayıp destek talebinde bulunmuştur. Bizler de kendisini görmememize ve tanımamamıza rağmen yardımcı olacağımızı beyan ettik ancak iddia sahibi bayan, hakaretlere ulaşan tavırlar sergilemiş ve hoş olmayan sözler sarf etmiştir. Üniversite hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı değil, başlı başına özel yapısı olan kuruluşlardır. Bizler devlet kuruluşlarında yatış yapılmasını da istedik ancak bayan, bunu kabul etmemiştir. Bingöl’den her gün onca hasta gelmekte ve bizler her hastayla özel olarak ilgilenmekteyiz. Bugüne kadar kimseye yardımcı olmayız demedik, demeyiz de. Gelen herkese de yardımcı olmuşuzdur. İddia sahibi bayan kendi yaptıklarını anlatmıyor” yanıtını verdiler.