Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Turan Şengül Şevek Klip

Posted by on Oca-29-2010

İHD’den Müzik Programına Tepki

Posted by on Oca-29-2010

İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şubesi Başkanı Nihat Aksoy, dün Dörtyol’da müzikli program yapan Samanyolu TV’ye tepki gösterdi. Aksoy yaptığı açıklamada, “Bingöl’de 22 Ocak 2010 Cuma günü karne aldıktan sonra tatil kitabı almak için Saray Mahallesi’ndeki Temel Yapı Konutları’nda bulunan evlerinden ayrılan ve bir daha haber alınamayan Zeynep Varış (13) ile dayısının kızı Asliye Ayaz (8)’ın cesetleri bulundu.
Bu iki kızımızın hazin bir şekilde ölmesi (veya öldürülmüş olması) bizleri derinden etkilemiştir. Bu trajik ölüm haberleri bizler için adeta bir matem günü olmuştur.
Durum böyle iken, Samanyolu Televizyonu (STV)’ nin ilimize gelerek televizyonları için Bingöl’ün tam orta yeri olan Dörtyol Parkı’nda “Bingöl Sokak Starını Arıyor” adıyla eğlenceli müzik programı yapması bizleri bir daha üzdü. Bu program daha önce düşünülmüş ise de böyle bir günde iptal edilerek ertelenmeliydi.
Samanyolu Tv’nin bu programlarını böylesi acı günde yapmalarını esefle kınıyorum.” dedi.

Küçük Ağa ve Karer

Posted by on Oca-28-2010

Saygı değer hocamız Halis Yurtseverden tarihi bir yazı,Küçük ağa ve Karêr…
Başta şunu belirteyim, Küçük Axa 1917 yılında Ruslar Karêre kadar gelerek, Çanakkale’den gelen Türk askeri ile Rus askeri en son Heserbaba tepesinde savaşırlarken Lenin’in öncülüğündeki Bolşevikler Rusyada Çarı devirdikleri için askerlerini geri çekmişler. Bu dönemde Karêr’li ler göç etmiş Malatiya ilinin Akçedağilçesine kadar gitmişler. Geri gelirken Küçük Axa Elazığa baxlı Loğmar köyünde ölüyor ve mezarıda Loğmar köyündedir. Doğrusu Küçük Axa dönemi aşiret dönemidir. Aşiret döneminde Karere de devlet egemenliği yoktur. Doğrusu yönetim aşiret reisleri elindedir. Bundan dolayı yöre halkı üzerinde yapılan bütün haksızlıklar axaya geliyor ve olayın durumuna göre de gerekli olan ne ise ona göre karar verilirmiş. O dönemde aşiretler arası tüm meseleleri yalnız kararı Küçük Axa vermezmiş. Karar Hormek aşiretinin kabile reisleri ile ortak veriliyormuş. Örneğin Karêr’li ler Sağnis talanını getirirken Sağnis Köyünün Şüküran kabilesinin aşiret reisi İbrahimê Aliyê Üsıvi Küçük Axaya elçi gönderiyor ve diyor ki Axa ya gel Sağnise evime ben sana talanı terk edeyim, yada ben Karêre senin evine gelirim sen bizim talanımızın tümünü verirsin. Bunun üzerine Küçük Axa derhal Kabilelerin ileri gelenleri çağırıyor ve Ağaköy’de toplanıyorlar. Küçük Ağa aşiretin ileri gelenlerine diyor ki beyler Sağis(Karlıovaya bağlı Yiğitler köyü)Köyünün Zıktê aşiret reisi İbrahimê Aliyê Üsivın elçisi geldi. Dediki axa diyor ya Küçük Ağa gelir evime girer ben kendisine götürülen talani terk ederim, yada ben Karêre gelirim Küçük Ağanın evine girerim siz götürdüklerinizi geri verirsiniz. Evet durum budur sizler ne diyorsunuz?Bunun üzerine Başta Küçük Ağa diyor ki, beyler ben diyorum ki. Halkımız fakirdir, getirdiği bukadar malı nereden getirip geri verecek. Ben Sağnise gider halkımızın getirdiği bu mal davarda halkımıza kalsın. Sıraylan ileri gelenler her kes düşüncesini söyler. Axalar diyorlar ki Küçük Ağa biz seni Sağnise gönderemeyiz. Küçük Ağa en son Şirnan köyünde Kalan kabilesinin kabile reisi Mustafayê Sêlıme soruyor diyorki Mustafa amca sen ne diyorsun? Mustafa amcada diyor ki bende senin gibi söylüyorum Karerliler fakirdir. Bu kadar malı nereden getirecekler.Bunun üzerine Küçük Ağa diyor ki Mustafa amca doğri söylüyor. Yarın kızaklar hazırlansın biz Sağnise gideriz diyor. Nitekim Sağnise gidilir ve getirilen mal davarda Karêr’li lere kalıyor. Kısacası Karêr de olan bir olay için söz karar yetki sadece Küçük Ağanın değildir. Mıstafayê Sêlımi’ye Küçük Ağa çok değer vermiş. Nedenine gelince Akıllı biri olduğu için tüm Karêrin meselelerinde ortak karar alınmış. Küçük Ağanın döneminde yapılan yanlışlıklar savunulmaz elbette. Ancak söylendiği kadarda her şey ağanın iki dudağı arasında değilmiş. İkinci bir husus ise Ekrem beyin yazdığı Öyküyü okudum.Bunlar bizim öz geçmişimizdir. Bunlardan gocunmak asla olmamalıdır. Varsa yanlış bunuda elbette birlikte eleştireceğiz.Romi amcaylan birlikte bahs ettiğiniz Hacı amca Ustalık yapan Hacı amcaysa o Küçük Axanın döneminde henüz doğmamiş biridir doğrusu ben merak ettim. Bir başka husus ise Vedat Yurtseverin dediği şekilde Mehmet Hulisi Yurtsever evet Küçük Axanın oğludur ve Karêr’in Hormek aşiretinin son reisidir. Mehmet Hulisi Erzurume değil, Ankaraya 1926 yılında Darebili Süleyman Efendi(Süleyman Yurtsever) ile birlikte Ktılmiştir. O dönemde de istek olarak dabir öğretmen ve birde yol istemiştir. Vede 1926 yılında İstanbul’dan Ahmet Teyfik adında bir öğretmen eşiyle birlikte gelip millet mektepleri döneminde Darebi köyünde eğitime başler. İkinci yılda 1927′de sakallı bir öğretmen de Darebiye gelir eğitime devam eder. Halkımız iyi kötü çalışan insanlarımızı yad ederken mümkün mertebede kırmadan tam araştırarak hakkınıda vermek gerekir. Tabiki bizler yanlışları asla savuncusu olmamalıyız. O yoksulluk döneminde insanlarımız bir kaşık unu dahi paylaşırlarmiş. Karêre zere kadar hizmeti olan tüm insanlarımızın emekleri ününde saygıyla eğilirim. Bende Romi dedenizide tüm ölmüşlerimizi saygıyla anmak isterim.
Halis Yurtsever


Watch more funny videos here

Aslında başlarken demiştim; ‘Yazılanlardan ötürü rahatsız olanlar çıkacak!”
Nitekim birinci yazıda sevinenler, ikinci yazıda isimleri karıştırdılar. Ayriyeten telefonla ulaşanlar da oldu. Tabi sadece eleştirenler değil, olumlu tepki verenler de vardı. Tepkilerin olması gayet normal, olması gerekendir. Tepkisi olmayan yazı; etki yaratmamış, amacına ulaşmayandır.
Onun için eleştiren ve olumlu gören tüm okuyuculara candan teşekkürler. Şunu da hemencecik belirteyim; amacımız hiçbir zaman incitmek değildir, olamaz. Diğer yönüyle şu da bir gerçek; yanlışı düzeltmek; düzenlemeyi gerektirir, kırıp dökmeye de ihtiyaç duyulabilinir. Çoğu canlıların üremesi; sancılı ve ağrılıdır. Vücuda batan kıymığın acısı burguludur, çıkartılması da o kadar ağrılı ve zordur. Diyorum ki; amaca varmak için; sabır ve metanet gerekli, bunu göstererek batan kıymığı çıkarmaya çalışacağız. Nerede okuduğumu hatırlayamıyorum ama şöyle bir tespit vardı; “İnsanlar; uydurarak inandıkları şeylere çokça bağlanır, kolay da kopmazlar.”
Tarihte biliyoruz; ‘totem’ insanlar tarafından uydurularak oluşturulmuş, ‘put’ kendileri tarafından yapılmıştır. Sonrasında ise; bu sembollere laf dokundurmayarak uğrunda büyük savaşlar verilerek birbirlerini amansızca kırıma uğratmışlar.
Günümüzde totem, put ve benzeri tapınma sembolleri biçim değiştirerek varlıklarını korumaktadır, diye düşünüyorum. Örneğin; futbol takımları, siyası partiler, inanç sembolleri, temsili semboller, millet, vatan, bayrak ve ideolojiler… Birer toteme dönüştürülerek dokunulmaz konumdadırlar.
Karerliler; yarım asrı geçkin bir süredir, kendilerine empoze edilen, ezbere dayanarak yaşamlarını idame ediyorlar. Evet, yarım asrı geçkindir diyorum, çünkü evveliyatı yoktur.

19.yy başında Osmanlıda türeyen İttihat ve Terakki ideolojisi; Osmanlı Topraklarında, Osmanlı Tebaasından ulus devlet oluşturulmaya çalıştı. Bu ulus projesi; ‘Türkçülüktü’. Uygulama yöntemi; otoriter, uygulayan ise; militarizmdi. Yapaydı, temeli yoktu. Zorakiydi. Şiddete, komplolara, yalana, inkâra, asimilasyona dayalıydı. Gerçekler; tersyüz edilerek yürütülmeye çalışılıyor, farklı kesimler; birbirine kıldırtılıyordu. Osmanlı’nın can çekişme evresinde; bu toprakların yerleşik, güzel, çalışkan ve uygar halkı olan Ermeni Halkı; dünyanın gözü önünde, egemenlerle ortaklaşarak katliama uğratıldı, yok edildi. (1915)

Cumhuriyetin kurulmasıyla proje; daha da planlı ve acımazsızca devreye konuldu. Şeyh Sayıt Hareketi; kanlı ve acımasızca bastırıldı.(1925) Koçgiri İsyanı,(1921) Geliye Zilan İsyanı,(1930) Dersim İsyanı, (1938) aynı yöntemlerle, Ulus devlet oluşturma amacıyla kanlı ve mezalim bir tarzda bastırıldı.

Tek din, tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak, tek parti, milli şef vardı. Yani her şey ‘tek’ ti…
Bunun için de Kızılbaş Alevilerin; tekke ve Zaviyeleri kapatıldı, ibadetleri yasaklandı. Kızılbaş- Aleviler üzerinde asimilasyon çalışması hızlandırılarak, Alevileri; diğer kesimlerden ayırma, kimliklerinden koparma çalışması yürütülerek onlara; ‘Türk’ oldukları ezberletildi.
Uygulama; Milli Şef’in komutasında ve tek parti iktidarı boyunca1950’li yıllarına kadar sürdü.

Zavallı Xormekanlar, bu hengâmenin içinde ücra köşelerde; Karer’de, Varto’da, Dersim’in belirli bölgelerinde; kapalı ekonomiye dayalı, feodal toplum yapısıyla, hatta feodalitenin de icaplarını tam görme imkânına sahip olmadan yaşamlarını idame etmeye çalışıyorlardı. Olup bitenlerin çoğundan bihaberdiler veya hadiseleri çok geç öğreniyor, zamanında tepki gösterme, değerlendirme yapabilme olanaklarına da sahip değildiler. Kendilerini; hadiselerin içinde buluyor, örgütlülükleri aşiret yapısında olup çözüm güçleri de maalesef yoktu. Zaman zaman katliamların da kurbanı oluyorlardı. Nitekim Dersim Katliamı’nda Cıwarik’te; toplu katliama uğradılar.

İroni ve düşündürücüdür, zaman zaman Xormekanların bizzat kendileri de bilerek veya bilmeyerek yapılan katliamlara; şu veya bu şekilde bulaşıyor ve katliamların aracı konumu da maalesef düşüyorlardı.

Bu girişle birlikte Xormekanların 20.yy’ın ilk yarısındaki sosyal yapısını değerlendirme kapısını da aralamış bulunmaktayız. 20.yy ilk yarısından başlayarak artı ve eksileri ayrıştırıp bize yansıyan etkileri anlamaya çalışacağız. Çünkü geçmiş; yakın olandır, tanıdıktır, bilinendir, yaşanandır, onu aydınlatmak mümkün… Gelecek ise; tersidir uzak olandır. Geleceğe doğru ve özlenen biçimde ulaşmak için de geçmişten çıkmak, onunla yüzleşmek gerekir.

Xormekanların; ‘Türklük’ saplantısı küçük bir hatadan kaynaklıdır, büyütülmüştür. Lenin’in bir sözünü akla getiriyor. “Küçük hatayı büyütmek istiyorsanız, o hatayı savununuz.” Diyor.
Maalesef yapılan yanlış ve hata da xormekanlılar tarafından savunularak gelinmiş. Bunu düzeltmeye çalışacağız. Tabiî ki aklımızın, dilimizin ve kalemimizin gücü oranında gerçeğe yaklaşacağız.

‘Yok saymak’ hak ihlalidir. ‘Yok sayan’ a tabi olmak ise; onur ve şerefinden yoksunluktur. Bunu kabullenmek mümkün değildir, kabul etmeyeceğiz. Gelecek yazıda buluşmak umuduyla.
Hasan Hoca