Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

CHP’nin onuru, Baykal’ın göz bebeği, sonunda baklayı ağzından çıkarıverdi.
Şimdiye dek tartışır gibi yaptığımız, herkesin kendi meşrebince bir çalı dibine sinip oradan doğru salvolar savurduğu Açılım üstüne Onur Öymen, bodoslama girdi.
Evet, biz de yıllardır bu vahşi statükocu kadroların hayatımızı yaralayan meseleler üstüne tam da böyle düşündüklerini bilirdik. Ama yıllar önce takiye adındaki söz ve tavır sanatını hasmına yakıştırmış olanların bu alanda ne kadar usta olduğunu bir türlü anlatamamıştık. İyi oldu.
Bir süredir korku dükkânının esnafı Bahçeli’yi aratacak yoğunlukta bir mücadelenin içinde CHP kadrosu. Terörün kökünün kazınması için haykırırken hayatımızı hunharca terörize ediyorlar. İstediklerinin kanlı bir katliam olduğunu biliyor, olası bir iç savaşta edinecekleri rütbelerin hesabıyla sarhoş olduklarına tanık oluyoruz. Durmadan el artırıyorlar. Şehit ailelerinin yası üstüne siyaset kuruyor, pervasızca düşmanlık körüklüyorlar.
Şimdi de özbeöz Türk, kafasına keçe külah yaraşır Öymen, o sanki ardından başkası konuşuyormuşçasına puslu ve derinden sesiyle anaların acılarını bu kadar da abartmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun dünyasında, anaların görevi yas tutmak, gençlerinkiyse şehit olmak. Yani işlerin doğal akışı budur. Anaların gözyaşları ayaklarımıza pranga olsaydı şimdiye kadar hiçbir sorunu çözemezdik deyip Dersim Katliamı’nı örnek alınası bir durum olarak gösteriyor.
Dolayısıyla hayatımızın kördüğümüne önerdiği çözüm, Kürtlerin gözünün yaşına bakmadan soyunu sopunu kurutmak.
Öymen’in diplomasi dilinin ardına saklanacak zamanı yok. Demokrasi adına atılacak adımlara da karnı tok. Çünkü onun çözümü belli: Topunu yok edeceksin.
Dersim katliamı, benim için Cemal Süreya’nın şiirindeki tarih öncesi köpeklerdir. Kendisi de çocuk yaşında kılıçartıklarıyla birlikte sürgüne yollanmış olan şairden kalan dizeler, Öymen’in gururla arka çıktığı vahşetin uğultusunu hissettirir:
“Bizi kamyona doldurdular./ Tüfekli iki erin nezaretinde./ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”
Dersim, o son büyük katliamla birlikte adını bile kaybetmiş, Tunç Eli olmuştur.
Vahşiler ve tarih öncesi köpeklerinin mutluluk ve huzurdan anladıkları da bütün Kürt ellerini tarihinden, kültüründen, canından soyup tek isim altında, diyelim Demir Eli olarak Cumhuriyet haritasına kilitlemektir.

Seyit Rıza
Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol.
“Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, operasyonu yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren.
Tarihi kısaca hatırlayalım. Üstelik yandaş tarihçiler diyerek bir münafık ilan edileceklerin dilinden değil. Anlı şanlı devlet adamı, Türk sağının kurucu unsurlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından.
Darbeci general Muhsin Batur, bu konuda tanıklıklarını anlatamayacağını belirterek halkı ve okurundan özür dilemişti. Onu böylesine sarsan vahşet, Çağlayangil’le yapılmış bir söyleşide bir kez daha hayat buluyor:
“…Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. Kürt adam şöyle dedi. ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”
O zaman da Kürtler ve Aleviler birer tevatür muamelesi görüyordu. Resmi görüşe kalırsa Dersimliler, “Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen” bir halktı.
1937’de hazırlanan “Islahat Programı”nı İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak açıklamıştı.
Birçok kişi teslim olmuştu fakat Seyit Rıza ve yandaşları direniyordu.
Kendisine, ‘hepimizin başını yiyeceksin’ diye sataşan bir Dersimliye şöyle cevap verdiği yazılır: “Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!”
Sonra Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeyi bombalar. Seyit Rıza tutuklanır.
Sonrası yine Çağlayangil’den. Çağlayangil, Atatürk’den Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını ister. Oysa usule itiraz eden savcı izinli sayılıp işe gelememiş, ümmi hem de Türkçe bilmeyen sanıklara iddianame ve avukat verilmemiş, asılabilsin diye Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştır: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu.
Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”
İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan, çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi’. Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı.
İşte Onur Öymen’in çözüm önerisi.
İşte CHP’nin Alevi ve Kürt sorununa yönelik demokratik açılım çabalarını küçümser, vatan hainliği ilan ederken aklının gerisinde yatan toptancı çözüm.
Onur Öymen, sonunda baklayı ağzından çıkardı.

Yıldırım Türker/ Radikal

80. Adım

Posted by on Ara-1-2009

Bingöl Video Reklam Alanı

İletişim için bingolvideo@gmail.com mail adresini kullanabilirsiniz

Baykal: Başbakan amir değil

Posted by on Kas-11-2009

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, milletvekillerin “Demokratik Açılım” görüşmeleri sırasında pankart açmalarıyla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Baykal, şöyle konuştu: “Pankartlarla millete ulaşmaya çalışmışlardır. Demokrasilerde böyle olaylar olur. Başbakan, TBMM’nin amiri, kumandanı değildir. Meclis Başkanı’na talimat vererek TBMM’yi yönetmesi söz konusu değildir. Başbakan kendi sınırını, ölçüsünü bilecek. Başbakan Türkiye’nin hükümdarı değildir. Herkes hakkını, hukukunu koruyacaktır. Başbakan’ın talimatıyla da herkes ağzını kapatıp Başbakan’a teslim olacak değildir.”
”Başbakan’ın TBMM Başkanı’na Başkanlık Divanı’ndaki odasında bir anlamda kızmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine da Baykal, ”Hiç şaşırtıcı değil. Herkesi yönetmek istiyor. Herkese haddini bildirmek istiyor. Bunu yapması kesinlikle mümkün değil. Türkiye buna kesinlikle teslim olmayacaktır” dedi. Baykal, şöyle konuştu: “Başta Başbakan için işlemelidir hukuk. Önce Başbakan’ın dokunulmazlığı kaldırılmalıdır. Çünkü onun dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik ciddi, ceza hukukumuz açısından suç teşkil eden savcılık dosyaları vardır. Burada, böyle bir Genel Kurul’da, üyesi oldukları bir Genel Kurul’da TBMM üyelerinin, milletvekillerinin düşüncelerini sözle ifade etmeleri, kürsüden ifade etmeleri, yerlerinden sözle ifade etmeleri ya da düşüncelerini sözle ifade etmenin ötesinde görsel olarak ifade etmeleri ceza hukuku açısından herhangi bir sorun teşkil etmez. Bunu Başbakan’a birilerinin anlatması lazımdır.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ASKİ Sosyal Tesislerinde düzenlene AK Parti 3. Olağan Kongresi’nde yeni bestelenen ”Işık Buradan Yükselir” şarkısı eşliğinde salonu selamladıktan sonra partinin kuruluşu ve iktidar sürecinin anlatan sinevizyon gösterisinin ardından partililere hitap etti.

Erdoğan, salondakileri selamlarken şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin 81 vilayetini buradan selamlıyorum. Tüm ilçe, belde, köylerimizi; 72 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını… Bu ülkede yaşayan, bu ülkede nefes alıp veren her bir kardeşimi selamlıyorum.

Başbakan Erdoğan, Deniz Baykal’a yazacağı mektuba bir kez daha değinirken, “MHP yazılı ret cevabı vererek kapıları kapattı. CHP’ye yazılı talepte bulunacağım. Cevap verir vermez, verirse gidip konuşacağım” şeklinde konuştu.

‘ÇETELER SİRAYET EDEMEZ’
Milletin rotasından başka bir rota tanımadıklarını söyleyen Erdoğan, şöyle konuştu: ”Bu partiye, toplumdan kopuk olan elitler yön belirleyemez. Bu partiye, küçümseyerek bakan seçkinler rota çizemez. Bu parti milletin hukukunu ayaklar altına alan çeteler sirayet edemez. Zira üzerimizdeki yük, aziz milletin yüküdür. Üzerimizdeki emanet top yekin milletin emanetidir. Biz bu yükü yere düşürmedik. Bundan sonra da düşürmeyeceğiz.

İktidarda bulunduğumuz 7 yıl boyunca üzerimizdeki bu emaneti düşürmek isteyenler oldu. Millet iradesini gölgelemek, milletin arzu ve taleplerini çiğnemek isteyenler oldu. Bizi demokrasi yolunda, ilerleme yolunda, kalkınma yolunda alıkoymak isteyenler oldu. Tahriklerle, provokasyonlarla, kirli senaryolarla Türkiye’yi karanlık mecralara sevk etmek isteyenler oldu. Hiç birine boyun eğmedik. Hiçbirine prim vermedik. Dik durduk, boynumuzu bükmedik, başımızı öne eğmedik.

Demokrasinin ertelenebileceğini, zafiyete uğratılabileceğini vehmedenler, karşılarında milleti bulurlar. Hükümet politikalarını çeteler eliyle, mafya eliyle, gizli senaryolarla, kirli ilişkilerle şekillenebileceğine inananlar, böyle bir gayretin içine girenler, karşılarında hukuku bulurlar. Milleti, bulurlar, Ak Parti iktidarını bulurlar.”

‘ÖNCE İNSAN, SONRA DEVLET’
İnsan merkezli siyaset izlediklerini söyleyen Erdoğan, “Biz ‘insanı yücelt ki devlet yücelsin’ diyerek bu yola çıktık. Önce insan, sonra devlet; önce devlet, sonra insan değil… Yolsuzluklara, usulsüzlüklere göz yummadık, bundan sonra da göz yummayacağız.

AK Parti’de yozlaşma bekleyenler, beyhude beklerler; yıpranma bekleyenler, beyhude beklerler. AK Parti’de yorgunluk, bıkkınlık, heyecansızlık, durgunluk bekleyenler beyhude beklerler. Meyve veren ağaç taşlanır. 7 yıl boyunca türlü iftiralara, karalama kampanyalara, asılsız ithamlara maruz kaldık. Her birini alnımızın akıyla aşmayı başardık. Bize hile yapanlar, kendi hilelerine aldandılar. Bize tuzak kuranlar, kurdukları tuzağa kendileri düştüler. AK Parti, iktidarın eritici gücünü, yozlaştırıcı etkisini, yıpratan özelliğini tersine çevirdi” diye konuştu.

‘HER VATANDAŞIMIZ BİRİNCİ SINIFTIR’
Kongre için çok anlamlı bir slogan belirlediğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: ”Partimizi kurduğumuz andan itibaren gür bir sesle ifade ettiğimiz gibi, bugün de bütün yüreğimizle tüm Türkiye’ye, tüm dünyaya sesleniyoruz ve diyoruz ki: Biz, birlikte Türkiye’yiz. Bu toprakları hep birlikte vatan kıldık. Bu topraklarda hep birlikte tek bir millet olduk. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da omuz omuza bu toprakları savunduk, yan yana şehit düştük. Biz şehitlerimizle Türkiye’yiz, biz gazilerimizle Türkiye’yiz. Biz, türkülerimizle, şarkılarımızla, halayımız, horonumuz, zeybeğimizle Türkiye’yiz. Ortak kaderimizle Türkiye’yiz, ortak ideallerimizle, ortak geçmişimiz ve ortak geleceğimizle Türkiye’yiz. 72 milyon vatandaşımın her biri, bu ülkenin asli unsurudur, vazgeçilmez temel taşıdır, her biri bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır.

‘HOŞÇAKAL İKİ GÖZÜM’ DİYEN AHMET KAYA…’
Şunu tüm samimiyetimle, bütün hasbiliğimle ifade ediyorum: Bu ülkenin tarihinden, Ahmet Yesevi’yi, Hacı Bektaş’ı, Pir Sultan’ı, Hacı Bayram Veli’yi çıkartmaya kalkarsanız, onları görmezden gelirseniz, onları yok sayarsanız, bu ülke öksüz kalır, yetim kalır, köksüz ve dayanaksız kalır. Yunus Emre’siz bir Türkiye dilsiz kalır. Mevlana’sız bir Türkiye ruhsuz kalır. Sabahat Akkiraz’a kulak vermeyen, dinlemeyen Türkiye türküsüz kalır. Tatyos Efendi’yi yok sayan Türkiye’nin besteleri yarım kalır. Cem Karaca bu ülkenin hasretini çektiği kadar, bu ülke de Cem Karaca’nın hasretini çekti. ‘Hoşçakalın İki Gözüm’ diyen Ahmet Kaya’ya vefa göstermeyen Türkiye’nin şarkıları eksik kalır. Nasıl Mehmet Akif’siz bir Türkiye tahayyül edilemezse, Nazım Hikmet’siz bir Türkiye eksik sayılır. Seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz, görüşlerini kabul edersiniz etmezsiniz ama Ahmedi Hani’siz, Bitlis’li Said-i Nursi’siz bir Türkiye’nin maneviyatı noksan kalır. Biz, bu ülkenin tüm renkleriyle, bütün çiçekleriyle, bütün kokularıyla, dağları, taşları, ırmaklarıyla Türkiye’yiz.”

‘HERKESİ İNSAN OLDUĞU İÇİN SEVDİK’
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ”Mevlana’ya kulak verdik, ‘Gel, ne olursan ol, yine gel’ dedik. Hacı Bektaş Veli’ye kulak verdik, ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’ dedik. Pir Sultan Abdal’a kulak verdik, ‘gelin canlar bir olalım’ dedik. Yunus’a kulak verdik, ‘gelin tanış olalım’ dedik.

Kimseyi Sünni olduğu için değil, kimseyi Alevi olduğu için değil, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Tatar, Abhaza, Arap, Roman, Musevi, Rum, Ermeni olduğu için değil, herkesi insan olduğu için sevdik.

‘GEÇMİŞTE YANLIŞLARIMIZ VARSA…’
Biz bu terbiyeyi, biz bu adabı ‘Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü’ diyen Yunus’tan aldık. Biz bu terbiyeyi, Çanakkale’de düşmanına dahi kahve ikram edebilmeyi başarmış Mehmetçik’ten, şehitlerimizden, gazilerimizden aldık. Onun için kimsenin bu ülkede bir başkasını dışlamaya hakkı olamaz. Bu ülkenin hamurunda dışlamak yoktur. Bu ülkenin hamurunda ötekileştirmek yoktur. Geçmişte yanlışlarımız varsa, bunları bir tarafa koyalım. Bir milat, yeniden yola koyulalım.

Bu topraklar Anadolu’dur. Bu topraklar anaçtır, bu topraklar ana kucağı gibi herkese sevgiyle, şefkatle, merhametle kollarını açar. Bu topraklarda kimsenin bir başkasını ötekileştirmeye, dininden, mezhebinden, milliyetinden, etnik kimliğinden ötürü bir başkasını dışlamaya, hor görmeye hakkı olamaz. Bu topraklarda hoş görülmeyen yegane şey, hoşgörüsüzlüktür. Tahammül edilmeyen yegane şey, tahammülsüzlüktür.

Biz, binlerce yıldan bu yana bu toprakların üzerinde yankılanan sese kulak veriyor, binlerce yıldan bu yana bu toprakları şekillendiren kardeşlik ruhunu benimsiyoruz. Bizim kitabımızda sınıf çatışmalarına yer yoktur. Bizim kitabımızda mezhep çatışmalarına yer yoktur. Bizim kitabımızda kavmiyetçi çatışmalara yer yoktur.”

Mutlak hürriyetin ve mutlak özgürlüğün tesisinin, ancak herkesin kendini emniyette hissetmesiyle mümkün olacağını belirten Başbakan Erdoğan, güvenliğin olmadığı yerde özgürlükten, hürriyetin olmadığı yerde de emniyetten söz edilemeyeceğini ifade etti.

‘BÜTÜNLEŞMİŞ TÜRKİYE İSTİYORUZ’
Erdoğan, şunları söyledi: ”Bugüne kadar etnik ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız. Dinsel ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız. Bölgesel ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız. Bütünleştirici, birleştirici, kaynaştırıcı bir siyaset istiyoruz. Bütünleşmiş, birleşmiş, kaynaşmış bir Türkiye istiyoruz. Bunu başarmak bizim elimizde. Bunu başarmak iktidarıyla, muhalefetimizle, anayasal kurumlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, sanatçılarımız, bilimadamlarımız, akademisyenlerimizle bizim elimizde.

‘GELİN ÜZÜMÜ BERABER YİYELİM’
Ne diyoruz biz, ne diyoruz, ey muhalefet? Hepiniz, gelin, ne diyecekseniz, açık ve net söyleyin. Bu sorunlar var mı ülkemizde? Sorun alanları var mı ülkemizde? Bu sorun alanlarını biz siyasiler ortadan kaldırmayacak mıyız? Kaldıracağız. Peki ne güne duruyorsunuz. Daha gecikelim mi? Eğer sizin iktidara gelmenizi bekliyorsanız, bu millet sizi iktidara getirmez ve getirmeyecektir. Ben öyle görüyorum. Çünkü, bu anlayışla vatandaşına yaklaşanları bu millet iktidara getirmez.

Gelin bu sorun alanlarını beraber çözelim. Bunları ortadan kaldıralım. Mesele, gelin üzümü beraber yiyelim ama derdiniz sizin bağcı dövmekse, benim milletim size bağcıyı dövdürmez. Onun için bu yolculuğu kararlı bir şekilde sürdüreceğiz, onu için durmak yok, yola devam diyoruz, devam edeceğiz.”

‘KÜRT MESELESİ BENİM MESELEMDİR’
Sorunlara sessiz kalamayacaklarını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: “Ülkenin bir meselesi varsa, AK Parti’nin ona sırtını dönme seçeneği asla ve asla yok. Ülkemde kanayan bir yara varsa, AK Parti’nin ona ilgisiz kalma, alakasız kalma lüksü asla ve asla yok. Ülkemde yükselen bir talep varsa, AK Parti’nin ona karşı kör, sağır, dilsiz olma ihtimali yok.

Türk kardeşimin meselesi benim meselemdir. Kürt kardeşimin meselesi benim meselemdir.Alevi kardeşimin meselesi benim meselemdir. Azınlıkların meselesi, benim meselemdir. Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı her bir kardeşimin meselesi benim meselemdir. İşte onun için ‘milli birlik’ diyoruz. İşte onun için ‘demokratik açılım’ diyoruz.”

Erdoğan,  “Eledim Eledim” türküsünün sözlerini okuyarak Türkiye’nin meselelerinin bu türkünün, ağıdın ve yakarışların karşılığını bulmak olduğunu ifade ederek, ”Meydanlarda hamasetle bu iş çözülmüyor. Onun için diyoruz ki ne biliyorsan onu söyle. Hizmetkarın olalım, doğruları paylaşalım, beraber bunu ortadan kaldıralım diyoruz. Herkes, çözümü devletten bekliyorsa, herkes çözümü siyasetten bekliyorsa, buna gözünü yummak, buna duyarsız kalmak akıl karı mıdır? Böyle bir yaklaşım, demokrasiden başka, siyasetten başka, hukuktan başka kapıların açılmasına seyirci kalmak demek değil midir?” diye konuştu.

‘ÜLKEYİ BÖLEN SİZSİNİZ!’
Erdoğan, şöyle konuştu: ”Burada iki şey var. Bir hesabı olanlar var, iki hasbi olanlar var. Hesabı olanları milletim hesaba çekecek. Ama hasbi olanları da benim milletim her zaman olduğu gibi mükafatlandıracak.

Annelerin gözyaşını dindirmekten, babaların yürek sızısını gidermekten başka hiçbir gayemiz yok. Kimse AK Parti’ye, AK Parti iktidarına ‘ülkeyi bölüyorsunuz’ diyemez. Bunu diyenler AK Parti’ye en büyük ithamı yapmış olur. Bu ülkeyi, 780 bin kilometre kare, 72 milyon vatandaşıyla birlikte arşınlayacaksın, metrekaresine kadar ulaşacaksınız. Dağ, taş demeyeceksin. Köydes projesiyle yolu olmayan, suyu olmayan yerlere ulaşacaksın, orada vatandaşınla kucaklaşacaksın. Ondan sonra da sen bölücü olacaksın, öyle mi? Kaç kere gittin acaba oralara? Tanır mısın acaba oranın yollarını? Hiç gittin mi, kucakladın mı, sarıldın mı, okşadın mı, derdin nedir sordun mu? Yok. Ama utanmadan, sıkılmadan bir de kalkacaksın, diyeceksin ki Türkiye’yi bölüyorlar. Türkiye’yi asıl bölen sizsiniz, siz. Sizin ta kendiniz bu ülkeyi yıllardır maalesef etnik ifadelerle böldünüz.”

‘BIRAK SLOGAN ATMAYI…’
Son dönemlerde stadlarda yaşanan olaylara da değinen Erdoğan, “Slogan atarak, iftira atarak, ağır ithamlarla süreci tahrik ederek açılımları baltalamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Cenaze törenlerinden, stad tribünlerine kadar neler yaptıklarını görüyorsunuz değil mi? Bu provokasyonları kimler ne için yapıyor, milletim biliyor. Futbolu dahi tahriklerine alet edecek kadar bu ülkenin kardeşliğinden haz etmiyorlar. Cenazelerimizde bizim slogan atılmaz. Bağırıp, çağrılmaz. Tekbir dahi getirilmez. Bunları biz bu işin ehli olanlardan öğrendik. Ama ehli olanlar musallanın başında söylemelerine rağmen onlar bakıyorsunuz kendilerine has sloganlarıyla, kendilerine has işaretleriyle, kendilerine siyasi rant devşirmenin gayreti içerisindeler. Ve maalesef cenaze namazında da durmazlar. Şehide saygın varsa gel görevini yap. Bırak slogan atmayı, bırak orada bu işin adabı içerisinde olmayan şeyleri yapmayı” dedi.

‘GELİN BİRLİK VE BERABERLİK İÇİN GOL ATALIM’
Erdoğan, şöyle devam etti:         ”Stadlarda atılacak her gol kalemize atılacaktır. Orada atılacak her gol, bizi küme düşürecektir. Orada atılacak her gol, düşmanlığın, çatışmanın, ayrışmanın hanesine yazılacaktır. Gelin, kardeşlik adına, dostluk adına, birlik ve beraberliğimiz adına gol atalım. Zorlu bir süreçteyiz, zor bir dönemeçteyiz, sabır isteyen, soğukkanlılık isteyen, suhulet isteyen bir değişim sürecindeyiz.         Terör piyasasından nemalananlar, kirli oyunlarını sergilemeye devam edecekler. Biz o oyunları hep birlikte bozacağız, millet olarak, el ele, gönül gönüle bozacağız. Ve bu demokratik açılım sürecinde öncelikli terör sorunu var. Etnik unsurların sorunları var. Azınlıkların sorunları var. İşsizlik sorunları var. Ülkelerle olan sorunlarımız var. Aklınıza ne geliyorsa tüm sorun alanları bu açılım içerisinde yer alıyor. Aziz milletimizden rica ediyorum; kışkırtmalara, tahriklere, galeyana prim vermeyin, fitne ve fesadı aranızda barındırmayın. Bizim yolumuz barış yoludur, yolumuz kardeşlik yoludur.   

Meclis’in yeni yasama yılının açılışında milletvekillerine seslenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuşmasında demokratik açılıma ilişkin mesajlar verdi.

“Farklılıklardan korkan bir devlet Atatürk’ün çağdaşlığını yakalayamaz” diyen Cumhurbaşkanı, demokratik açılım sürecinin millet olma bilincini güçlendireceğini söyledi.

Gül sözlerini şöyle sürdürdü: “Milletin birliğini ve millet içindeki çeşitlilikleri aynı derecede kollamak, birlik ile çeşitliliği birbirinin alternatifi değil, destekleyicisi olarak konumlandırmak ve korumak modern demokrasilerin omurgasıdır.

Demokratik devlet, millet olmanın esası olan ‘birlik’ fikrini ve düzenini güçlü bir biçimde geleceğe taşırken, sosyal ve kültürel farklılıkları ortadan kaldıran değil, onları zenginlik olarak kabul edip geliştirilmesine imkan sağlayan devlettir. Demokratik devlet, farklı olanı tek bir kalıp içerisinde eritmez ve ötekileştirmez; her bir bireyi var olan değerleriyle birlikte koruması altına alır. Birlik ve beraberlikten herkesin tek tip bir kalıp içinde erimesini anlayanlar da, çağın ruhuna aykırı davranıyorlar demektir.”

Abdullah Gül son günlerde tartışma konusu yapılan anayasa’daki “Türk milleti” ifadesine de değindi.

Bir ülkenin, yumuşak güçten sert güce kadar milli gücünü oluşturan unsurlarının temelinde ise, derin fay kırıklarından uzak, toplumsal bir mutabakata sahip olmasının yattığını vurgulayan Gül, ”Büyük milletimiz, tek millet olma fikri ile farklılıklara saygı fikrini içiçe yaşatmaktadır.

YENİ MİLLET ADACIKLARI OLARAK ALGILANMAMALI
Devletimizin kurucu felsefesinin, Türk milleti kavramına esasta yüklediği içerik de budur. Bugün bunun siyaset ve devlet anlayışımıza da çağın gerektirdiği biçimde yansıması gerekir” dedi.

”Şunu da hatırlatmak isterim ki, hiç kimse farklılıkların varlığını millet içinde yeni millet adacıkları oluşturmak şeklinde anlamamalıdır” diyen Cumhurbaşkanı Gül, şunları kaydetti: ”Böyle anlayanlar, toplum içinde derin fay kırıkları oluşturarak toplumsal mutabakata zarar verirler. Bu da hem milletin bütününe, hem de farklılığını korumak isteyenlere yıkıcı bir deprem olarak geri döner.”

REJİMİ KORUMAK BAHANESİYLE…
Gül’ün gündemindeki bir diğer konu da üstü kapalı değindiği Ergenekon soruşturması oldu. Gül, hiç kimsenin, devleti ve rejimi korumak bahanesiyle hukuk dışına çıkamayacağını belirterek, devleti ve rejimi koruma bahanesiyle hukuk dışı yollara başvurmanın, devletin güvenliği ve rejim için en büyük tehlike olduğunu söyledi.

Gül sözlerini şöyle sürdürdü: “Kişilerin mahkeme salonlarında herhangi bir karar verilmeden önce yazılı veya görsel medyada yargılanıp mahkum edilmeleri hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Devlet hayatının her alanında, usul yasalarına özellikle dikkat edilmesini tavsiye ediyorum.”

İLK GÜNDEN NOTLAR
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, yaklaşık 15 dakika süren konuşmasının ardından, açış konuşmasını yapmak üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, Genel Kurula takdim etti.

Gül’ün Genel Kurula girişini, CHP dışında diğer milletvekilleri ayakta alkışlayarak karşıladı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP’li milletvekilleri, İstiklal Marşı’nın okunmaya başlanmasıyla ayağa kalktı.

Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasının ilk bölümünde, yanında kendisine ayakta eşlik eden TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil’e dönerek, isterse oturabileceğini söyledi ancak Pakdil ayakta durmayı tercih etti.

Milletvekilleri, Gül’ün konuşmasını konuşma kitapçığından takip etti. Gül, 28 sayfalık konuşma metnini 47 dakikada tamamladı.

ASKER DE MECLİS’TE
TBMM’de, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile kuvvet komutanları, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Ankara Valisi Kemal Önal, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Türk Parlamenter Birliği Genel Başkanı Hasan Korkmazcan, eski TBMM Başkanı Mustafa Kalemli, yeni yasama yılının açılışında yer alan isimler arasında yer aldı.

Cumhurbaşkanının konuşmasını tamamlamasının ardından Gül’ü, AK Parti ve DTP’li milletvekilleri ayakta alkışladı.

Gül’ün konuşmasının bitiminde MHP’liler yalnızca ayağa kalkarken, CHP’liler oturmayı sürdürdü.

Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Cumhurbaşkanı’nın konuşması sırasında sık sık laf attı.

ERDOĞAN: OLMASI GEREKEN BİR ŞEY
Başbakan Erdoğan, askerlerin, TBMM Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı’nın açış konuşmasını dinlemek üzere Meclis’e gelmelerini “Olması gereken bir şey” sözleriyle değerlendirdi.

Baykal da benzer bir yorum yaparak ”Askerlerin Meclis’e gelmesi çok doğal” dedi.