Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Kılıçdaroğlu, İzmir Gündoğan Meydanı’ndan Hükümete Çok Sert Eleştiriler Getirdi……

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün İzmir Gündoğan Meydanı’nda düzenlenen mitingte 60 bin kişiye seslendi. İsim vermeden ABD’de de yaşayan cemaat lideri Fettullah Gülen’e mesaj gönderen Kılıçdaroğlu, “AKP iktidarında ‘hayır’ demek suç. ‘Hayır’ diyene baskı kuruyorlar. İşçilere, memurlara, sade vatandaşa. Ama meraklanmayın 12 Eylül geliyor. İlk tokadı siz atacaksınız. İlk tokadı atın, okyanus ötesinden de duyulsun bu tokat” dedi.

Konuşmasında sanatçılara da seslenen Kılıçdaroğlu, “Mevcut anayasada varolan hakların yurttaşların ve sendikaların elinden alınmasını hangi sanatçı kabul edebilir. Aydın kimliğinizi ortaya koyun. Haklar genişletiliyorsa evet, daraltılıyorsa hayır” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu konuşmasına şöyle devam etti: “Öyle bir düzen kurdular ki, daha yeni üç tane genç bayan İstanbul’da hayır bildirisi dağıtıyor, üçü de AKP’lilerin saldırısına uğruyor. Biz güçlendikçe AKP’nin altından zemin kaydıkça bunlar şiddetlenecek, baskılar artacak” diye konuştu.

Ramazan’da ‘evet” kampanyası için kurulan iftar çadırlarına tepki gösteren Kılıçdaroğlu, insanların dini duygularını istismar edildiğini belirterek “Dini duyguları sömürmedik, sömürmeyeceğiz, Recepleşmeyeceğiz, halkın inancına saygı göstereceğiz” dedi.

‘Mağdur edebiyatı yapma’

CHP lideri İzmir’den önce katıldığı Manisa mitinginde de hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ı hedef aldı. Erdoğan’ın “Menderes’in kefenini giydik sözlerine atıfta bulunan” Kılıçdaroğlu, “Seni asacağız mı dedik? Sen Mesut Yılmaz’ı Yüce Divan’a gönderirken Menderes’in kefeni yok muydu? Mağdur edebiyatı yapma diye konuştu.

Manisa’daki Sümerbank’ın 4 trilyona alınıp, 52 trilyona satıldığını da ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Burada Sümerbank’ın yeri vardı değil mi? Birileri malı götürdü buradan değil mi? Kul hakkının hesabını ille de iktidara geleceğiz soracağız diye değil. Hayatın her alanında soracağız. Sümerbank’ı 4 trilyona özelleştirdiler. Çoğunluğunu AKP’li bir grup aldı.

Fazla değil bir süre sonra yüzde 90′ını 52 trilyona sattılar 4 trilyon nere, 52 tirlyon nere? Başta Bülent Arınç olmak üzere tüm Manisa milletvekillerine soruyorum. Dindar, ahlaklı, geçiniyorsunuz. Dört trilyona alınan bir yerin bir süre sonra 52 triyona satılması hangi vicdana hangi imana sığar? Yetki güç verin göreceksiniz ki bunların maskelerini indireceğim. ”

Manisa’da yaklaşık 15 bin kişiye konuşan Kılıçdaroğlu, İzmir’de Gündoğdu meydanının tamamını dolduran seçmenlere seslendi.

HABER KAYNAĞI:HÜRRİYET

Militarist milliyetçilik ile siyasal İslam arasındaki erk kavgası damgasını vuracak önümüzdeki referanduma. Aslında demokratik bir anayasa için önemli bir şans doğmuştu. Aynı 2007 yılında olduğu gibi, bu kez de bu şans kaçırılıyor. Bay Erdoğan itiraf etmeli ki, bu işi eline yüzüne bulaştırdı. Daha Meclis oylamasında, asıl önemsediği, siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin maddeyi Meclis’ten geçiremedi. Daha sonra defanstaki militarist milliyetçiliğin tuzağına düşerek, referandumu kendine destek oylamasına çevirdi. Aslında Kürtler en baştan, kendisine önemli şanslar tanıdı. Ama onun Kürtlerden istediği ise, kendisine biat edilmesinden başka bir şey olmadı ne yazık ki. Kürtler cephesinde en küçük güven yaratıcı adım atmaktan kaçındı. Kendisine açık çek verildiği halde. Sonunda da Kürtler, ben bu oyunda yokum diyerek, kenara çekilip, iki kesimin gerçek gücünün ortaya çıkması için bir şans yarattı.

Erdoğan hükümeti bütün iktidarlar gibi, 10. yılına doğru yıpranma aşamasında. Seçmenler bir süre sonra yeni yüzler görmek ister, hep aynı suratları görmekten bıkar. Zaten CHP içindeki sivil darbe de bunun için yapıldı. HAYIR cephesinin başına çeken CHP de buna, yani iktidar bıkkınlığına oynuyor. Öte yandan geleneksel olarak siyasal İslam’ın güçlenmesinden korkan kesim ve cemaatler de hayır eğilimi gösteriyor. Militarizmin zayıflaması elbette iyi… Ama buna karşılık bir polis devletinin yükselmesini de kimse istemiyor.

Böylece referandumda yapılan kısmi iyileştirmelerin içeriğini tartışmaktan, bunları değerlendirmekten çok, var olan iktidara bir ömür biçilecek.

Uluslararası planda ise, ABD’nin Irak’tan çekildiği ve olası İran savaşının taşlarının döşendiği şu günlerde, bazı güçlerin de yeni bir iktidar üstüne hesap yapmaları doğal.

Referandumda Kürtlerin tavrını, kendi aydınları ile tartışmak gerek diyerek, ‘KCK Dosyası’ kitabı nedeniyle birlikte yargılandığımız genç yazar N. Mehmet Güler’in fikrini sordum, KÜRTLER NEDEN ‘BOYKOT’ diyor? sorusunu yönelterek. O da bana şu yanıtı verdi:

‘Bu sorunun yanıtı o kadar açık ki, izahına girişmek bile rahatsız edici. Sistem, temelde Kürtlerin yok sayılması ve yok edilmeye çalışılması üzerine bina edilmiş. İnkar politikası esnetilerek, Kürtlerin otuz yıllık direnişi sonucu çuvala sığmaz hale gelen mızrak, zorla çuvala yerleştirilmeye çalışılarak sürdürülüyor.’

Başbakan’ın, hep de bağırarak tekrarlamaktan hoşlandığı, ‘tek millet, tek bayrak, tek dil…’ nakaratı, inkarın, imhanın en yalın ifadesi olmuyor mu?.. Demek ki, tek millet dediğinde Başbakan, bir milleti yok sayıyor ve başka bir milletin içinde eritmek ya da ona zorla tabi kılmak istiyor. Tek bayrak söylemi hakeza aynı sonuca çıkıyor. Kürtlerin tarihte kullandıkları, kendi bayrakları var ve eğer bir toplumun sembolü olarak kabul ediliyorsa, ne hakla yok sayıyorsunuz. Daha da ileri giderek, ‘çaput parçası, terör renkleri’ diyerek hakaret ediyorsunuz?

Kadim bir dil, ‘Mem ž Zin’ gibi dört asırlık destan dili, Kürtlerin anadili yok edilmeden, ‘tek dil’ sloganınız nasıl gerçeğe dönüşecek? Bunu çok açık itiraf edenler de var; AKP içindeki uç milliyetçilerden, her dönemin Bakanı C. Çiçek, Kürtlere Türkçe öğretemediğine, yani dillerini unutturamadığına hayıflanıyor. Soykırımın, sadece fiziki yok etme ile sınırlanamayacağı, daha tehlikeli olanın, kültürel asimilasyon, kırım olduğu bilinen bir doğrudur. O halde anlayış olarak AKP’nin cunta iktidarından, Çiller-Güreş özel harp hükümetinden ne farkı var?.. Örneğin, hiçbir sekiz yıllık kesitte, Kürt çocukları AKP iktidarında olduğu kadar vurulmadı, gözaltına alınmadı, hapsedilmedi… AKP hükümeti, bir projedir. Kürtlere karşı savaşımda tüm araç ve yöntemleri tüketen sisteme, yeni yollar, türlü özel yöntemler üreten bir hükümettir. Dolayısıyla Kürtler için Evren’den, CHP ya da MHP’den farkı yoktur…

Kürtler için anayasalar hep aynı kaldı, AKP’nin yapmaya çalıştığı sadece bir rötuş. 12 Eylül Anayasası dahil, tüm anayasalar onları yok saydı… Kürtlerden, AKP’nin, hukuk kılıcını daha etkin kontrol etme ve kullanma oyununa alet olmasını nasıl isteyebilirsiniz! …

Kürtler, en yalın ifadeyle, Türklerle her konuda eşit haklara sahip olmak istiyorlar. Yani kendi kaderlerini kendileri belirlemek istiyorlar. Sosyal, kültürel, politik her alanda kendilerini idare etmek istiyorlar. Yöneticilerini kendileri seçmek istiyor ve keyfi olarak temsiline iradesine müdahale edemeyeceğiniz güvenceler istiyorlar. Kültürel varlıklarını, öncelikle de dillerini, hiçbir engelleme ile karşılaşmadan eğitim, iletişim, bilim, siyaset alanında kullanmak, kurumsallaştırmak, geliştirmek istiyorlar. Aslında artık istemiyor da. ‘Böyle yapacağız’ diyorlar. Kürtler azınlık muamelesi görmek de istemiyorlar. Adına ‘demokratik özerklik’ dedikleri sistemde içinde, Kürtler de Türkiye’de yaşayan her halk kadar özerk olacaktır, daha fazla ya da az değil.

Kürtler, BOYKOT diyerek ‘kendi kaderini belirlemenin’ en önemli adımlarından biri atacak. Görmek için, çok da öngörüye ihtiyaç olmadığı açıktır.’

Ragıp Zarakolu /Günlük Gazetesi

Sarıkaya, AKP’yi sorumlu tuttu

Posted by on Ağu-27-2010

Sarıkaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay’ın olayların arkasında “Bingöl valisinin olduğunu” iddia ettiğini söyledi.
Haber Türk Gazetesi köşe yazarlarından Muharrem Sarıkaya, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bingöl’deki mitinginde yaşanan protesto olaylarından AKP’yi sorumlu tuttu. Sarıkaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay’ın olayların arkasında “Bingöl valisinin olduğunu” iddia ettiğini söyledi.

İşte Muharrem Sarıkaya’nın Haber Türk’te yayınlanan köşe yazısı;

Bingöl’de yaşanan

Bir iktidar partisi il teşkilatı, yapmaması gereken ne varsa dün Bingöl’de yaptı.

Oysa çok uzağa gitmeye gerek yoktu; yakın geçmişte ders çıkarması gereken Van olayının tazeliği ortada duruyordu.

Ayrıca AK Parti’nin çok güçlü olduğu Bingöl’de, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaklaşık 1500 kişilik mitingini sabote ederek kazanç hanesine koyacağı bir şey de yoktu.

Aksine bir hükümetin hiç de arzu etmeyeceği boyutta gerilimi tetikledi.

Bütün bunlarda icranın başı olarak tüm siyasi partilerin miting güvenliğini sağlayıp, ifade özgürlüğünü garanti altına alması gereken iktidar partisinin il teşkilatı tarafından gerçekleştirildi.

KİM YAPTI?

Van’da Deniz Baykal olayı sonrasındaki gibi bugün de Bingöl’de de birileri çıkıp “Biz yapmadık” diyecektir.

Suçu yine bir başka partinin üzerine atmaya kalkacaktır.

Ancak, miting sonrası otobüste Bingöl CHP yönetiminden bazı kişiler, sabotajcıları video görüntüleri ve fotoğraflardan isim isim sıraladı.

Nitekim, CHP Bingöl İl Başkanı Sema Kaygalak da otobüste Kılıçdaroğlu’nun yanından AK Parti Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun’u arayıp verdi veriştirdi.

Bir de iddiayı dile getirdi:

“Eğer o protestocuların güzergâhından geçseydik yumurta, domates yağmuruna tutacaklardı. Emniyet Müdürü’nü son 3 dakikada arayıp güzergâhı değiştirdik” iddiasında bulundu.

JAMMER’LI SEYAHAT

CHP Genel Başkanı Hakkı Suha Okay ise olayların bu hale gelmesinin gerisinde valinin de bulunduğunu ileri sürdü.

Kaygalak’ın yanımızdaki konuşmasından anladık ki, AK Parti Milletvekili Coşkun, sabotajcıların AK Partili olmadığı iddiasındaydı.

Ne denirse denilsin, askeri araçların üzerine kurulu jammer’la her an bir terör saldırısıyla karşılaşılacakmış havası içinde güvenlik güçleriyle seyahat edilen bölgede, bir hükümet açısından olmaması gereken her şeye Bingöl’de tanıklık edildi.

Yetmedi, bir kişi de miting alanında otobüsün en önüne kadar gelip Kılıçdaroğlu ile söz düellosuna girdi.

ECEVİT ÜSLUBU

Peki, bütün bunlar olurken CHP’liler ne mi yaptı? Aslında miting alanının en önüne gelip Kılıçdaroğlu’na bağıran kişiye tepkileri sert olacaktı. Kılıçdaroğlu frenledi, “Bırakın, bir dakika dinleyelim” diyerek tepkileri yatıştırdı.

Provokasyonda bulunan kişiye yumuşak bir üslupla yanıt verdi; o da dinledi, sakince çekti gitti.

Kılıçdaroğlu, ortaya çıkabilecek büyük bir çatışmayı veya linci kullandığı üslupla yatıştıran taraf oldu.

Otobüsün üzerinde sakin üslubuyla ilerideki sabotajcılara selam gönderen; provokasyonda bulunan kişiyi sakince susturan Kılıçdaroğlu’nu izlerken Bülent Ecevit’i anımsadım.

Aynı kararlı üslup içindeydi.

KORKUYORLAR…

Miting sonrası Tunceli’ye doğru giderken Kılıçdaroğlu ile olay üzerine de sohbet ettik.

Sanki olay yaşanmamış gibi sakin bir üslupla yorumladı:

“Milletvekillerinin hepsini aldığı bir ilde bunu yapıyorsa korkunun göstergesidir.”

Ne olursa olsun…

Amaç Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli mitingini gölgelemekse başarı elde edildi.

Ancak iktidar partisinin Bingöl teşkilatı bunu yaparken hükümetine kötülük etti.