Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…


‘Ermeni Tasarısı, Siyasi Bir karardır’

Kadir | MySpace Video

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere yardın Bingöl’e gelecek olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın Bingöl programı açıklandı.
Bakan Çiçek ve Yılmaz, bu gece hava yoluyla Elazığ’a, oradan da gece saat 23.30′da Bingöl’e gelecekler. İki bakan Cumartesi günü Bingöl Valiliği, Bingöl Belediyesi ve Ak Parti il başkanlığını ziyaret edecek. Bakan Çiçek, Cumartesi günü Bingöl’den ayrılacak. Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz ise, Pazar gününü de Bingöl’de geçirecek.

BAKANLARIN BİNGÖL PROGRAMI

13 MART 2010 (CUMARTESİ)

09:30-Bingöl’de, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve beraberlerindeki heyetin karşılanması

09:45 – 10:15-Valilik ziyareti

10:30 – 11:00-Belediye Başkanlığı’nı ziyaret

11:15-“Türkiye Buluşmaları” Toplantısı

Yer: Kültür Merkezi

14:00-AK Parti İl Başkanlığı’nı ziyaret

15:30-Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve beraberlerindeki heyetin uğurlanması

15:30-Serbest Program

- Devlet Hastanesi

- Çocuk ve Doğum Hastanesi

- Esnaf Ziyaretleri

- Taziyeler

18:30-Basın Mensupları ile Akşam Yemeği

Yer: Polisevi

19:30-Bingöl Lisesi Öğrencileri ile Voleybol Maçı

Yer: Gençlik Spor İl Müdürlüğü Spor Salonu

14 MART 2010 (PAZAR)

08:30 – 08:45-Bingöl’den hareket ve Ilıcalar’a varış

08:45 – 09:30-Ilıcalar Belediyesi’ni ziyaret

09:30 – 11:00-Belediye Başkanları ve Belediye Meclis Üyeleri ile toplantı

Yer: Ilıcalar Kös Kaplıcaları

11:15 – 12:45-İl Genel Meclis Üyeleri ile Toplantı

Yer: Ilıcalar Kös Kaplıcaları

14:30 – 17:00-İl Yönetim Kurulu Üyeleri, İlçe Başkanları, Kadın ve Gençlik Kolları Başkanları ile toplantı

Yer: Ilıcalar Kös Kaplıcaları

17:15 – 18:15-Genel Değerlendirme Toplantısı

Yer: Ilıcalar Kös Kaplıcaları

18:30 – 20:15-Bingöl Ilıcalar’dan hareket ve Diyarbakır’a varış

20:40 – 22:10-Diyarbakır’dan hareket ve Ankara’ya varış

Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, çeşitli temaslarda bulunmak üzere 13 Mart Cumartesi günü Bingöl’e gelecekleri açıklandı.
Bir dizi inceleme ve temaslarda bulunmak üzere Bingöl’e gelecek olan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın aynı gün saat 11.00’de Kültür merkezinde tertiplenen bir konferansa katılacakları belirtildi. AK Parti Bingöl Milletvekilleri Yusuf Coşkun ve Kazım Ataoğlu’nun katılacağı “Türkiye Buluşuyor” adlı konferansa tüm Bingöllülerin davetli olduğunu belirten AK Parti Bingöl İl Başkanı Cevdet Çalbay, konferanstaki ana temanın “Demokratik Açılım” konusu olduğunu ifade etti. Hükümet tarafından yapılan ve yapılacak hizmetlerin de anlatılacağı etkinliğe vatandaşlarımızın katılımını beklediklerini söyleyen Çalbay, bakan ve vekillerin anılan günde saat 09.45’de valiliği ziyaret edeceği, saat 10.30 -11.00 arasında belediye ziyaretinin gerçekleşeceğini ve saat 11.15 ise “Türkiye Buluşuyor” adlı konferans için kültür merkezinde olacaklarını söyledi. Bakan ve vekillerin saat 14.00’te AK Parti İl Başkanlığını ziyaret edeceği ve saat 15.30’da ilimizden ayrılacakları öğrenildi.

Kara Mahmut -Ural Eroğlu

Posted by on Mar-11-2010

SEVGİLİ KARA MAHMUT DAYI

Seni unutmak mümkün mü ey güzel insan? Sevileniydin Bingöl’ün kuzey yarısının. Memleketle ilgili hüznümüzde sen, en güzel ve öğretici anılarımız da yine sen varsın. Seni unutmak mümkün mü çiçek ve tütün kokulu adam? Baharla birlikte coğrafyamıza renk ve coşku veren çiçeklerimizdensin. Sen aramızdan ayrılalı aralarında karar aldı coğrafyamızın çiçekleri. Seni kendilerinde yaşatmak için, haftada bir çiçek adını taşımaya karar verdi. Seni unutmak mümkün mü ey onurlu ve özgür insan? Sen ki dağlarımızın kartalıydın. Memleketimizi koruma sevdasıyla mesken tutardın en hakim tepeleri. Tarardın şahin bakışlarla, bulunduğun mevzilerden uzakları. Ya gelirlerse bir daha işgalci emperyalistler diye kaygılanıp vatan savunması için dağların zirvesinde mevziler yapardın. Memleketimin tek kişilik ordusu ve apoletsiz mütevazı generalliydin. Kaygıların hakli ve doğruydu. Çocukluğun ve gençliğin birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savası döneminde geçmişti. Görmüştün yaşananları ve kaygılanıyordun olabileceklerden. “Su uyur düşman uyumaz.” dercesine tedbirler alıyordun kendince. Her bahar geldiğinde yeniden mesken tutardın dağlarımızı ve yaylalarımızı. Gelişini sevinçle karsılardı yoldaşların olan kuşlar, böcekler ve çiçekler. Seni unutmak mümkün mü? Sen ki memleketimin en güzel çiçeklerinden biriydin. Sen ki saflığın, temizliğin, cesaretin ve onurun sembollerindendin. Sen ki içinde büyük bir bilge taşıyan derviştin. Dost sohbetlerine katılanlar iyi bilirler bilgeliğini ve öğretmenliğini. Uzun kış gecelerinde insanları güldüren, düşündüren ve yanlışlarını sorgulatandın. İyi ve güze insani yaratmak için kendin yarattığın konu ve hikayelerle insanlara perspektif sunandın. Hiç bilmezdin bilimsel diyalektik materyalizmi ancak yasamdan öğrendiklerinle bize anlattığın her şey bilimsel diyalektik materyalizme denk düşüyordu. Bundandı yarattığın her konu ve hikayenin etkileyiciliği ve öğreticiliği. Bundandır sana mütevazi bilge deyişimiz. Herkesin haddi değildir konu ve hikayeyi uydurup halka benimsetmek ve eğitici kılmak. Ancak konu ve hikayeleri yasam ve halk gerçekliğinden beslenenler bunu yapabilir. Seni unutmak mümkün mü vatansever kahramanımız? 12 Eylül ile birlikte bölgeye gelen askerlere “Hangi ülkenin askerlerisiniz? Yoksa şerefsiz İsmet İnönü’mü sizi yolladı? Def olun buralardan. Buralar bizim.” vb. dediklerin dilden dile dolaştı ve dolaşmaktadır. Bu anlamlı ve kahramanca çıkışınla düşmana ilk kursun atanlarımızdansın. Sen ki severdin yüreğinde sevgi olanları ama sevememiştin o kötü bakışlı askerleri. Anlamıştın hemen askerlerin bize yapacaklarını. Sen ki memleketimin en özgür insanıydın. Kısıtladılar özgürlüğünü memleketimize yapılan askeri operasyonlarla. Hüzünlenip kederlendin. Öfkeyle sıktın dişlerini ve yumruğunu. Ama elinden bir şey gelmedi .Öfkeden Mitralyöze döndü beynin. Savruldu ağzından kursun misali küfürler. Silahsız ve fiziksel güçten yoksundun ama haklılığından aldığın güçle direnip boyun eğmiyordun. Sen coğrafyamın tek kişilik korkusuz ordusuydun. Sen halkımızın mütevazi ve apoletsiz savaş generaliydin. Sen yüce ve kahraman bir insandın. Seni en çok üzen ekonomik ve siyasal nedenlerle yasadığımız göçler olmuştu. Terk etmek zorunda kalırken sevdiğimiz memleketimizi ve insanlarımızı biz de çok üzülmüştük. Üzülmüştük seni sıcak ve içten dost evlerinden mahrum bıraktığımız için. Üzülmüştük seni yetim misali boynu bükük bıraktığımız için. Gerçi yalnız ve açıkta değildin. Sevenin ve bağrına basanın çoktu. Ama yine de içimiz rahat değildi. Çünkü sevenin çok olmasına rağmen kolay kolay gitmezdin herkese. Hassas, gururlu ve onurluydun. Seni incitenin kapısını asla çalmazdın. Aç ve açıkta kalsaydın bile çalmazdın kapılarını. Çok sevdiğin tütünün bittiğinde, yalvarıp sana tütün verdiklerinde küfredip almamıştın onlardan. Yalvarıp özür dilemeleri de onaramıyordu kırılan kalbini. Seni bildiğimiz için her sonbaharda meraklanıp kaygılanıyorduk. ” Kara Mahmut dayı nerde kalıyor? Aç ve açıkta mi? Üşüdü mü? Hasta mı?” diyorduk. Büyük şehirlerden köye hep seni soruyorduk. Özellikle seni seven Kiğilı adamın özel olarak gelip seni evine götürdüğünü öğrendiğimizde dünyalar bizim olurdu. Hep o adama teşekkür ettik ve edeceğiz. Bu yaptıkları onun ne kadar iyi bir insan olduğunu gösteriyor. Onun sana bunu yapması ayni zamanda senin ne kadar iyi ve yüce bir insan olduğunu gösteriyor. Lolanlılar ağlayarak bize anlattılar. Göçtüğümüz sonbahar bizim eve gelmişsin. Evin kapısını uzun süre calip seslenmişsin. Cevap veren olmayınca çaresizce evin arkasında ki patikaya çıkıp oturmuşsun. Köylüler ağlayarak seni izlemişler. Hem sana hem de bizim göç etmiş olmamıza ağlamışlar. Sen bir tasa oturup sigaranı sararken, köylüler gözyaşını silip yanına gelmişler. Kara Mahmut dayı yetim kaldı diyerek seni evlerine davet etmek istemişler. Lolanlıların tüm ısrarına rağmen daveti kabul etmediğini söylediler. “Bu garibanlardan kimse evde yok mu? Bunlar nereye gitmişler.” diye sorduğunda, köylülerin dili varmamış göç ettiğimizi sana söylemeye. Üzülerek ve zorlanarak sana göçtüğümüzü söylediklerinde ve sen üzülüp tepki gösterdiğinde köylülerin içinde fırtınaların koptuğunu söylediler. Üzülmeyesin diye köylüler ağlamamak için kendilerini zor tutmuşlar. “İnsan durup dururken neden doğup büyüdüğü ve sevdiklerinin mezarlarının bulunduğu yurdunu terk etsin. Hayır hayır, kesinlikle devlet, ağalar ve seyitler bunları zorla göç ettirdi.” deyip küfür etmen ve Şükrü amcayı da ağa diye suçlamanla birlikte köylülerin zorla tutulan göz pınarları akmaya basladı. Erkeğin ağlamasını ayıp sayan Şükrü amca hem biz sevdiklerinin göçüne hem de senin yaşadıklarına dayanamayarak çocuk gibi ağlamıştı. Biliyoruz senin egemen zorbaya karşı taşıdığın kini. Ayni kini taşıyoruz. Ancak sen de bilirsin Şükrü amca ne ağa ne de zorbaydı, sadece ekonomik durumu iyi ve konum olarak biraz öne çıkan biriydi. Bizim yokluğumuzdan kaynaklı en çok üzülenlerden biri Şükrü amcaydı. Köyde bıraktığımız kedimiz bizim için miyavlarken Şükrü amcanın kızı Gewrisa abla çocuk gibi ağlayarak kediyi kucaklayıp evine götürmüştü. Biz de Şükrü amca da biliyoruz senin sevdiklerini yitirmenin üzüntüsüyle Şükrü amcayı suçladığını. Şükrü amca ve Lolanlıların en çok üzüldükleri ise seni evlerine götürememesidir. Lolanda yaşanan bu olay bize anlatıldığında gözlerimiz dolmuştu. Kusura bakma sevdiğim iyi yürekli insan yine gözlerim doldu. Çünkü seni, memleketimi ve insanlarımı çok seviyorum. Ayni şekilde seviyorum insani değerlerden kopmamış tüm dünya insanlarını.