Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

TDH Genel Sekreteri Hasan Aydın, Muhtarlar Derneğine yaptığı ziyarette, milletvekillerini halkın değil, Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin belirlediğini ifade ederek, hükümetin, alevi açılımıyla, roman açılımıyla milleti oyaladığını söyledi. Sağlık konusunda ise önemli değerlendirmelerde bulunuldu.
Türkiye Değişim Hareketi (TDH) Genel Sekreteri ve 22. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Hasan Aydın, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Eski Müsteşarı Sabri Erbakan ve TDH İl Temsilcisi Aydın Hasar, İlçe Başkanı Nezir Aydın ve Gençlik Kolları Başkanı Rıdvan Tartar’la beraber Muhtarlar Derneği’ni ziyaret ederek bir takım görüşmelerde bulundu.

Muhtarlar Derneği Başkanı Abdullah Butaku, mahalle ve köy muhtarlarının hazır bulunduğu ziyaret esnasında bir konuşma yapan TDH Genel Sekreteri Hasan Aydın, milletvekillerini halkın değil, Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin belirlediğini ifade ederek, bundan dolayı belirlenen milletvekillerinde hizmet gibi bir kaygısının olmadığını ve hizmet yapmadığını açıkladı.

Mevcut siyasi yapının sorunları çözemediğini savunan Aydın: “Demokratik açılım, alevi alımı, roman açılımıyla milleti oyalıyorlar. Kimse işsizliği konuşmuyor. Türkiye’de 6 milyon işsiz var. Bunların 1 eşi, 2 çocuğu varsa 24 milyon insan bu ülkede evine ekmek götüremiyor demektir. Bu sorun konuşulmuyor. Bu sorun nasıl çözülecek bilinmiyor. Atışmalar, çatışmalarda cabası. Bir tanesi çıkıp Ahmet Türk’e yumruk atıyor. Zannediyoruz ki o yumruk bir tane serseri tarafından atıldı. Öyle değil. Bunlar planlanıyor. Biz, Mustafa Sarıgül ile birlikte bunlara bir son vermeye geldik. 4 seneden bu yana bir çalışma içerisindeyiz. 81 ilde örgütlerimizi şekillendirdik” dedi.

MUHTARLARDAN MAAŞ SİTEMİ

Bingöl Muhtarlar Derneği Başkanı Abdullah Butaku, memleketin huzurunu, istikrarını istediklerini söyledi. Kültür Mahallesi Muhtarı Ali Bozkurt ise, muhtarların maaşının az olduğunu, bu konuda bir çalışma yapılmadığını söyledi. 1994 yılından beridir muhtar olarak görev yaptığını belirten Bozkurt, “Milletvekilleri de seçilmiş, biz muhtarlar da seçilmiş insanlarız. Ancak onlar 10 bin TL’ye yakın maaş alıyor, biz ise 330 TL maaş alıyoruz. Yeşil kartlarımız bile yok. Bu konuda bir çalışma yapılmıyor” dedi.

“MUHTARLARA ÖZEL BÜTÇE AYIRACAĞIZ”

İktidara gelmeleri halinde Türkiye’de mevcut sistemi değiştirmeyi düşündüklerini ifade eden Aydın, muhtarlara belli bir bütçe vermeyi planladıklarını hatırlattı.

Aydın: “Muhtarlar köylerin, yerleşim birimlerinin lideridir. Belediye meclisi, il genel meclisi tek meclis olacak. Muhtarlar bu meclislerin doğal üyeleri olacak. Bunu programımıza da koyduk. Biz muhtarlara belli bir bütçe vermeyi düşünüyoruz. Yani temsil ettiği mahallenin, yerleşim biriminin gündelik işlerinin üstesinden gelebilmeleri için belli bir bütçe vereceğiz. Yine muhtarların tatmin olabileceği, yaşamını sürdürebileceği bir maaş vermeyi düşünüyoruz.

Klasik bir sol parti veya klasik bir sağ parti de değiliz. Sağın solun insanlara neler getirdiğini gördük. Merkezde çağdaş demokrat bir parti oluşturmayı düşünüyoruz.”

“ET SIKINTISI NEDENİYLE AT VE EŞEKLER KESİLİYOR”

Bir zamanlar hayvancılığın merkezi olarak bilinen Bingöl’de, son dönemlerde hayvancılığın bitme noktasına geldiğine değinen Aydın, “Okul okuduğumuz dönemlerde coğrafya kitaplarında Bingöl hayvancılık bölgesi olarak gösteriliyordu. Ancak şuanda hayvan yok, hayvancılık bitti. Televizyonlarda izliyoruz. Adana bölgesinde atlar, eşekler kesilmeye başlandı. Tarım aynı durumda. Sarımsağı bile dışarıdan ihraç ediyoruz” şeklinde konuştu.

Eski Müsteşar Sabri Erbakan ise, ekonomik açıdan ülkenin durumunun iyi olmadığını belirterek, tedbirlerin alınması gerektiğini ifade etti.

“ELAZIĞ’DAKİ HASTALARIN YÜZDE 30’U BİNGÖLLÜ”

Muhtarlar Derneği’ni ziyaret eden TDH heyetinin diğer adresi Böbrek Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği oldu.

Bingöl’e gelişlerinin nedenini Cumartesi günü yapılacak olan etkinlik olarak açıklayan TDH Genel Sekreteri Hasan Aydın: “Arkadaşlarımızın çok hayırlı bir iş yaptıklarını duyduk ve kendilerini ziyaret edip manevi destek vermek istedik” dedi.

Derneğinin açıldığını duydukları için destek ziyaretinde bulunduklarını belirten TDH İl Başkanı Aydın Hasar, Böbrek Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ne gerekli katkıda bulunacaklarını söyledi.

Bingöl’den Elazığ ve çevre illere çok fazla sevk olduğunu belirten Hasar: “Elazığ Araştırma Hastanesi’ne gittiğimde hastaların yüzde 30’a yakının Bingöllü olduğunu gördüm. Bu sevklerin önüne geçilmesi gerekiyor. Bingöl sağlıkta çevre illere bağlı bunun önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.

Dernek üyelerinin hastalardan oluştuğunu belirten Böbrek Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Çağlayan, TDH mensuplarından her konuda destek beklediklerini söyledi.

Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini devlet için bir yük değil, hareket geçirilmesi gereken bir potansiyel güç olara gördüklerini dile getirerek, iyi projesi olanın kalkınma ajansları kanalıyla yüzde 50’si hibe yüzde 50’si devlet kredisi olarak destekleneceğini söyledi. Mardin’de bulunan Bakan Yılmaz, beraberinde Vali Hasan Duruer, MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihat Vardar, AK Parti Mardin Milletvekilleri M. Halit Demir ve Gönül Bekin Şahkulubey ile birlikte MÜSİAD Mardin Şubesinin açılış törenine katıldı.MÜSİAD’ın Mardin’de açılan 30’uncu şubesinin açılışında konuşan Devlet Bakanı Yılmaz, “Bölgeyi yük olarak değil, harekete geçirilmemiş bir potansiyel olarak görüyoruz. Avrupa pazarları sıkıntılı durumda. Küresel krize rağmen bölgeden yapılan ihracat artmış. Komşularla sıfır sorun ve maksimum gelişmeler sağlandı. GAP, teşvikler, iyi komşuluk ilişkilerinin sağlanmış olması ve farklı pazarlara açılma politikaları bölgeye yatırım yapmayı cazip hale getirmiştir” dedi.Yılmaz işadamlarını bölgeye davet ederek, “Tarihi yapı, mimari, turizm, komşu ülkelerlerle gelişen ilişkiler düşünüldüğünde burası bir fırsattır. Bunu hep birlikte değerlendirelim.” diye konuştu.PROJESİ OLANA PARA HAZIRBakan Yılmaz, “GAP Kalkınma Ajansları üzerinden hazırlanan program doğrultusunda işadamlarına hibe kredisi verilecek. Bundan sonra projesi olup da parası olamayanlar ‘para bulamadım’ şeklinde dert yanmayacak. Devletin potansiyeline göre hibe programları oluşturularak yüzde 50 hibe şeklinde destekler vereceğiz” şeklinde konuştu. BÖLGESEL DENGESİZLİKLERİ GİDERMELİYİZ2023 yılında Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ülkesi arasına sokmak istediklerini belirten Yılmaz, “Son yıllarda ciddi persformans var. Gözleriniz kapatarak sorunları halının altına süpürerek hedefe ulaşamayız. Karşımızdaki fırsatları görmemiz lazım. Sorunumuz bir tane değil çok fazla. Bunları çözmemiz lazım. Çözemezsek zamanımızı ve kaynaklarımızı boşa harcarız. Batıdaki ile doğudakinin bir farkı yok. Ortak paydayı görüp ortak hedef koymak durumundayız. Bunların doğrultusunda kenetlenmeliyiz. Kendi içimizdeki dengesiz yapıyla bir yere varamayız” şeklinde görüşlerini sıraladı.DAĞDAN İNENLER TOPLUMA KAZANDIRILMALI Yılmaz, Kandil ve Mahmur’dan gelip teslim olan terör örgütü üyeleri ile ilgili de, ”Türkiye vatandaşı hiç bir insanın suça bulaşmasını istemiyoruz. Suça bulaşmış olanlar varsa da bunların tekrar topluma mutlaka kazandırılması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.VARDAN: ANADOLU’NUN SESİ OLDUK MÜSİAD’ın kuruluşundan itibaren geçen 19 yılı aşkın süre zarfında, Anadolu’nun sesi olduklarını ve girişimcilik ruhunun dirilmesini sağladıklarını söyleyen MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, “MÜSİAD, Anadolu’nun sesi ve gücüne kulak vererek, Anadolu’nun girişimcilik potansiyelini ortaya çıkarmış ve bu bağlamda ticaret ve sanayi alanlarında ülkemizin birçok bölgesinin gelişmesine katkı sağlayarak onları da en geniş manada temsil etmeyi başarmıştır.” dedi. Vardan, “üye sayımız 3,050’si asil, 1,650’si de Genç MÜSİAD üyesi olmak üzere toplamda 4,700’ü geçti. Üyelerimizin sahip olduğu firma sayısı ise 15.000’e yaklaştı. Bu firmalarla, ülkemizin ihracatına, gayri safi yurt içi hasılasına yaptığımız katkılarımıza ek olarak, ülke genelinde 1,000,000 civarında istihdam sağlamayı başardık. Aynı zamanda da yurt dıuşında pek çok noktada temsilci açarak uluslararası bir organizasyon olmayı da başardık” dedi. 30’uncu şubayı Mardin’de açtıklarını ifade eden Vardan, bu şubenin de Mardin ve bölgenin ekonomik ve sosyal anlamda kalkınmasına katkıda bulunacağını söyledi.PRANGALARIMIZDAN KURTULMALIYIZGelişmiş ülkeler seviyesine ulaşabilmek için bir an önce bize engel olan ve hızımızı kesen prangalardan kurtulmamız gerektiğini belirten Vardan konuşmasını şöyle sürdürdü: Tüm halkımızı bir şekilde etkileyen bu sorunların, mümkün olan en geniş mutabakat sağlanarak, üzerine gidilmeli ve çözümler bulunmalıdır. Kafalarımızı kuma gömerek sorunların varlığını gizleyemeyeceğimize göre, özellikle siyasetin ve sonrasında toplumun tüm aktörleri, toplumun ayrışmasına sebep olacak kendi tribünlerine oynadıkları uygulamaları yerine, toplumda birlik ve beraberliği önceleyerek ve köklerimizdeki birlikte yaşayabilme özelliklerimizi hatırlayarak, ülkemizin önündeki tüm sosyal sorunların çözümünde gayret sarf etmelidirler. Bu bağlamda, son günlerde yaşanan olumlu gelişmelerin, yaklaşık 30 yıldır kronik hale gelen ve ülkemizin hemen hemen her bölgesinde sayısız acıların yaşanmasına sebep olan büyük bir sorunun çözümüne ve sürecin arzu edilen şekilde devamına katkı sağlayacağına ve desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Yalnız burada tarafların önlerine gelen bu imkanı itidalli, akıllı, mantıklı ve provokasyona sebebiyet vermeyecek şekilde iyi değerlendirmeleri gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. MÜSİAD ŞUBE BAŞKANI AKSOY: BİR ANNENİN BİR DAMLA GÖZYAŞININ BEDELİ YOKTURTek bir ananın penceresinin önünde ağlamasına gönüllerinin razı olmadığını vurgulayan Mardin MÜSİAD Şube Başkanı Kazım Aksoy da, “Bir annenin bir damla gözyaşının bedeli yoktur. Bir an önce bu kan durmalıdır. Bu gözyaşını dindirecek her türlü açılım bizim içn mukaddes bir girişimdir. Anneler artık ağlamasın “ dedi.Açılış töreninin ardından MÜSAİD Şube Başkanı Kazım Aksoy, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’a günün anısına bir plâket verdi.

Barışa hiç 24 Mayıs 1993’teki kadar yaklaşılmamıştı. Asker bile genel af istiyordu. Ertesi gün katliam oldu, herşey tersine döndü. 15 yılda binlerce insan öldü, ölüyor

Generaller ‘af’ dedi
Doğan Güreş’in Genelkurmay Başkanı olarak katıldığı 24 Mayıs 1993 tarihli Milli Güvenlik Kurulu bildirisinden: “Eylemlere katılmış ama kan dökmemiş PKK’lılar teslim olursa haklarında hiçbir kovuşturma açılmamalı. Ötekiler için de bu anlayış çerçevesinde gerekli düzenlemeler yapılmalı.”

Demirel bile hazırdı
Özal ölmüş, Demirel cumhurbaşkanlığına seçilmişti. 25 Mayıs 1993’te ilk kez bakanlar kuruluna başkanlık edecekti. Hükümetin gündeminde bir gün önceki MGK bildirisi, yani genel af kararı alınması vardı. Ama Bingöl’den katliam haberi geldi. Aranan komplo bulunmuş, 33 asker şehit olmuştu.

Katliama gönderdiler
O katliamdan yaralı kurtulup felç kalan Erdal Özdemir anlatıyor: “Bizi tek koruma vermeden, silahsız Bingöl’e gönderdiler. Kendim gideyim daha güvenli olur, diyenleri dayakla tehdit ettiler.” Ve bunu yapanların hiçbiri tek gün ceza yemedi.

33 kurşun JİTEM’ciden mi?
Bingöl’de 33 erin şehit edildiği kanlı olaydan hemen sonra Elazığ 8. Kolordu Askeri Mahkemesi savcısı Binbaşı İnayet Taş, ihmali olduğu gerekçesiyle aralarında Elazığ ve Bingöl il jandarma komutanlarının da bulunduğu yedisi üst düzey komutan sekiz kişi hakkında soruşturma başlattı. Haklarında görevi ihmal ve büyük zarar doğuran emre itaatsizlik suçlamasıyla dava açılan komutanlar arasında daha sonra JİTEM’ci olarak adını sıkça duyuracak olan Elazığ’ın Kovancılar İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Zahit Engin de bulunuyordu. Yargılama sonucunda sanıklar önce bir yıl üç ay arasında hapis cezasına çarptırılmalarına karşın Askeri Yargıtay’a giden dava altı yıl sonra sanıkların beraatine karar verilerek kapatıldı. Askeri Yargıtay’ın gerekçeli kararında yanlış uygulamanın Malatya’da başladığına dair özel bir not düşülmesine karşın, sorumluları davaya dahil edilmedi.

Yanlış uygulama Malatya’da başladı
Askeri Yargıtay’ın 1999’daki gerekçeli kararında şunlara yer verildi: “Mahkememizce yanlış uygulamanın Malatya kontrol noktasından başladığı kanaatine varılmıştır. Çünkü Malatya-Elazığ karayolunun güvenli olması ve bu nedenle konvoy teşkil edilmeden araçların münferiden yola çıkarılmaları şeklindeki savunmanın haklı bir gerekçesi bulunmamaktadır. Çünkü bu araçlar, karayolu Elazığ’a kadar güvenli olsa dahi daha riskli bölgelerden geçeceklerine göre tedbirlerin Malatya’dan itibaren alınması icap ederdi. Ancak böyle bir tedbire başvurulmamış olması bu kadar yoğun sevkiyat yapılacağından haberdar olan Elazığ İl Jandarma Komutanlığı’nın sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.”

‘İzahtan yoksun suç’ saptaması
Askeri Mahkeme, sanıkların ihmallerini “Her türlü izahtan yoksun emre itaatsizlik suçu” olarak tanımladı: “Malatya İl Jandarma Komutanlığı’ndan sevk edilen dağıtım erlerinin terör örgütünün tehdidi altında bulunan Kovancılar ve Karakoçan ilçeleri sınırında kalan ana kara yolunda da bu karayolunun devamı olan Kuruca-Bingöl arasında yukarıda açıklanan emirlerin kendilerine ulaşmasına rağmen ve özellikle Bingöl İl Jandarma Komutanlığı’nın bu emirler haricinde teröristler için hayati bir önem taşıyan Bingöl karayolunda eylemler planladığına dair, keza teröristlerin olay yerinde bulunduklarına dair önceden duyum almalarına rağmen daha önceki bölümlerde içeriği açıklanan müteaddit emirlerin gereğinin karar ve icra makamı durumunda bulunan Elazığ İl Jandarma Komutanı Albay Hüseyin Yılmaz, Harekat ve Asayiş Şube Müdürü Yarbay Sedat Şenoğul, Kovancılar İlçe Jandarma Komutanlığı, neticesi itibariyle her türlü izahtan vareste olan büyük zararlar meydana getiren emre itaatsizlik suçunu işledikleri, olay günü Baskil İlçe Komutanlığı’nda telsizci olarak görevli bulunan Bekir Sani Alp’in de il jandarma komutanlığına durumu iletmemek suretiyle memuriyet görevini ihmal ettiği iddiası ve yukarıda isimleri yazılı subay sanıkların müsnet büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçundan eylemlerine uyan suçlardan cezalandırılmaları talep edilir.”

Duruşmalar gizli yapıldı
İhmalleri bulunduğu gerekçesiyle askeri personel hakkında açılan dava 1993 yılının temmuz ayında başladı. Askeri savcı, mahkemeden duruşmaların yapılmasını talep etti. Sanıklar ise duruşmaların açık yapılmasını istedi. Bu talep üzerine mahkeme heyeti duruşmaların gizli yapılmasına karar verdi.

Hapis cezası verildi
Duruşmalar sonucu zanlılara 1 ile 1.5 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. Ancak, taraflar kararı temyiz etti. Çeşitli aşamalardan sonra Yargıtay değişik bir gerekçeyle kararı bozdu.

Askeri Yargıtay’dan beraat
Askeri Yargıtay sanık Albay Hüseyin Yılmaz ve arkadaşları hakkında beraat kararı verdi. Beraat kararının gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Sanık Hüseyin Yılmaz büyük zararlar veren emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmış ise de eyleminin memuriyet görevini ihmal şeklinde vasıflandırmasının gerektiği, ancak bu suçun da sübuta ermediği kanaatine varıldığından beraatına; Sanık Özcan Yarat’ın da beraatına, Askeri Yargıtay yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.”
Bu hüküm taraflarca temyiz edilmediğinden 10 Şubat 1999’da kesinleşti ve dava dosyası da böylece kapanmış oldu.

İtirafçıların TİM Komutanıydı
JİTEM’ci Zahit Engin, Diyarbakır’da JİTEM merkezi olarak bilinen Saraykapı’daki merkez ilçe jandarma komutanlığında görev yapıyordu. JİTEM’de itirafçıların da aralarında bulunduğu grupta Tim komutanıydı. İtirafçılar Adem Yakın, Muhsin Gül, Abdülkadir Aygan, Mesut Memetoğlu, Saniye Emlük (Alataş), Kemal Emlük gibileri emrindeydi. Muş HEP İl yöneticisi Harbi Arban, İlyas Eren, Fikri Özgen (79) ve itirafçı Muhsin Gül cinayetlerinde yer aldığı iddia edildi. İtirafçı Abdülkadir Aygan, Engin ile ilgili şu itiraflarda bulunmuştu: “TİM komutanı Yüzbaşı Zahit Engin emrindeki rütbelilerle birlikte dur durak bilmiyordu. Hergün tanımadığımız insanlar, gözleri ve elleri bağlanarak beyaz Toros arabalarla Saraykapı’ya getirilip hücrelere atılıyordu. Bu insanların çığlıkları en hain Kürt”ü bile çileden çıkarmaya yeterdi. O tarihlerde azılı faşist Zahit Engin’in timi durmadan Kulp bölgesine gidiyor ve insanları avlar gibi tutup getiriyorlardı. Diyarbakır merkezinde de gündüz gözüyle yurtsever insanları ‘PKK’lı terörist’ suclamasıyla ölüm hücrelerinde boğuyorlardı.” Zahit Engin’in adı, Albay Ali Öz ile birlikte son olarak 11 tutuklu ve hükümlünün öldürüldüğü Ulucanlar Cezaevi Operasyonu’nu davasında geçiyordu. Engin, Elazığ başta olmak üzere Güneydoğu’da pekçok kentte görev yapmıştı.

MGK’dan katliam günü af bildirisi
33 erin şehit edildiği 24 Mayıs 1993’teki siyasi iklim oldukça dikkat çekiciydi. Aynı gün MGK bir af bildirisi yayınlamıştı. O günün siyasi atmosferine dair Kürt aydını Ümit Fırat’ın arşivinde şu kısa bilgiler not edilmişti:

24 Mayıs 1993 tarihli MGK Bildirisi:
“Güneydoğu’da ve ülkemizin diğer köşelerinde huzur ve güvenin önemli şekilde korunduğu tespit edilmiştir. Alınan güvenlik tedbirlerine ilaveten, Güneydoğu’da iç barış ve istikrarın sürekliliği için toplumsal hoşgörüye uygun olarak, özellikle Olağanüstü Hal Bölgesi’nde terör örgütüne katılmış olup da, kan dökülmesi eylemlerine girmemiş kişilerin gelip teslim olmaları halinde, haklarında kovuşturma yapılmamasına ve diğer terör örgütü mensuplarının durumlarının da bu anlayış içinde ele alınarak, gerekli düzenlemelerin yapılmasını hükümete bildirmeye karar vermiştir.”

Kürdistan Komitesi’nden bir yetkili,
“PKK gerillalarının bu koşullarda dağdan inmesi beklenmemelidir… Kararın, kendileri açısından tatminkar olamadığı, …… Hükümet, PKK’ye af mı getirdi yoksa, bu siyaseten gol atma amacı taşıyan bir karar mıydı?” (Cumhuriyet, 25 Mayıs 1993)

Bingöl – Elazığ Karayolu 3 ayrı yerden kesildi. 33 asker 2 sivil olmak üzere toplam 35 kişi öldürüldü. “Eylemi gerçekleştirenler Amed eyaletimizin, Şehit Hebul ve Şehit Ayhan taburlarıdır.” (KURD-HA, 25 Mayıs, 1993)

Abdullah Öcalan,
“Eylemin misilleme amacıyla kendilerince yapıldığını…” belirterek, “Barış istiyorlarsa bunun için hala vakit vardır. Ateşkese ilişkin politikalarımız hala geçerli olup devam etmektedir…” (Özgür Gündem 26 Mayıs 1993)

“Tüm olumsuz gelişmelere rağmen ve son eylemin uyarıcı niteliğini de göz önüne alarak, ateşkesi biraz daha uzatıyoruz. Ateşkesin sürmesi ve son olay gibi olayları engellemek için, Genelkurmay’dan bir yetkili gelsin, görüşelim. Yani bu konuda makul çözümler geliştirmekten kaçmıyoruz. Karşı taraf, ‘duymadık, bilmiyoruz, görmüyoruz’ diyor…” (Özgür Gündem, 27 Mayıs 1993)

8 Haziran 1993 Lübnan basın toplantısı,
“Ateşkesin muhatabını belki de Sayın Özal olarak görüyorduk. Özal’ın ani, acı ölümü bu süreci etkiledi. Bizimle en kapsamlı savaşı yürüten Özal’dı. Buna rağmen sorunun , bastırma, askeri yolla çözümlenemeyeceğini anlamıştı… Haberim olsa taktik önerirdim…Benim söylediğim gibi planlamam da olmamıştır. Bu biçimiyle gelişmesini ben de anlamlı bulmadım. Biraz erken ve geniş hacimli olarak değerlendirdim.” (Özgür Gündem – Hürriyet – Cumhuriyet, 9 Haziran 1993)

‘Bingöl olayı soruşturuluyor’
PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan’ın, Bingöl’de 33 askerin öldürülmesiyle sonuçlanan eylemle ilgili soruşturma başlattı. (Özgür Gündem, 10 Haziran 1993)

11 Haziran 1993 günü Bakanlar Kurulu 483 sayılı Af Kararnamesi çıkarttı.

Taraf Gazetesi

Eğitim Sen Bingöl Şube Yönetimi, yönetici atamaları öncesinde kimi insanların Ek2 puanını arttırmaya yönelik verilen takdir/teşekkür belgelerini etik bulmadığını açıkladı.

Eğitim Sen Bingöl Şube Yönetimi imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, “Geçen yıl takdir belgesi verilerek avantaj sağlanan kimi yöneticilerin bu yıl yeniden teşekkür belgesi ile ödüllendirilmesi kafalarda büyük bir soru işareti yaratmıştır” denildi. Açıklamada, “2009 Şubat ayında yapılan atamalar öncesi münhal bulunan okullara başvuran kimi yönetici adaylarının takdir belgesi ile ödüllendirilerek avantajlı hale getirilmesi Bingöl’deki eğitimcileri rahatsız etmişti. Hatta bizler, adalet duygusunu zedeleyen bu uygulamadan rahatsız olduğumuzu Bingöl kamuoyu ile paylaşmıştık. Geçen süreç sonrası ilimizde bakanlık yazıları doğrultusunda yeniden yönetici atamaları için duyuru yapılmış, atama başvurularının 21-26/Ocak/ 2010 tarihleri arasında yapılacağı ilan edilmişti. Ancak aldığımız duyumlarda geçen yıl takdir belgesi verilerek avantaj sağlanan kimi yöneticilerin bu yıl yeniden teşekkür belgesi ile ödüllendirilmesi kafalarda büyük bir soru işareti yaratmıştır” denildi.

BELGELERİ ETİK BULMUYORUZ!
Bu yıl sınav kriterinin yanında, Ek2 yönetici değerlendirme formu puanları toplamı hesaplanarak elde edilen toplam puana göre yönetici atanacağı hatırlatılan açıklamada şunlar kaydedildi: “Doğal olarak alınan teşekkür belgesi söz konusu malum kişileri avantajlı kılmaktadır. Geçen yıl ve bu yıl aynı kişiye ve atama döneminde verilen belgeleri manidar buluyoruz. Bu tür uygulamalar eğitim çalışanlarının adalet duygusuna yönelik kaygılarını arttırdığını biliyoruz. Sendika olarak yönetici atamaları öncesinde kimi insanların Ek2 puanını arttırmaya yönelik verilen takdir/teşekkür belgelerini etik bulmuyoruz. Her şeyden önce eğitimcilerin bu konuda duyarlı olması gerektiğine inanıyoruz. Süreci takip edeceğimizi ve yaşanabilecek olumsuzlukları kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğimizi bildiririz”

Bingolonline

Film Değil, Gerçek Yaşamdan

Posted by on Eki-12-2009