Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

BDP Dersim’de ‘Boykot ve Barış’ mitingi düzenledi. Seyid Rıza Meydanı’nda düzenlenen mitinge BDP Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş ile BDP’li milletvekilleri Şerafettin Halis, Hamit Geylani ve BDP’li yöneticiler katıldı. Mitingde konuşan BDP Eşbaşkanı Demirtaş, Dersim tarihi ile yüzleşme dönemi başladığını dile getirerek, Dersim’e direnişi öğretmeye değil, direnişi öğrenmeye geldiklerini kaydetti. Demirtaş, ‘Kenan Evren faşizminin hesabını Dersim halkı bugün bu meydanda görmeye hazırdır. Bütün Kürdistan sizinle, Dersimlilerle gurur duyuyor. Dersim için tarihi günler, tarihi saatler yaşanıyor. 12 Eylül referandumunda bugüne kadar bizi yok sayanlar, bize karşı amansızca katliam politikası yürütenler, az kaldı 12 Eylül’e az kaldı. Dersim nasıl bir boykot gücüyle sizin alayınızı, topunuzu boykot edecek, göreceğiz’ diye konuştu.

EVREN’İN ÇOCUKLARI

‘Kenan Evren’in çocukları ancak yama anayasası çıkartırlar’ diyen Demirtaş, şunları söyledi: ‘Kenan Evren faşizmine direnen nice yiğitler çıktı bu topraklardan. Sen köşe bucak saklanırken bu halkın evlatları sır verememek için serini veriyordu. Sen çıkmış ‘Darbe ile hesaplaşacağız’ diyorsun. ‘Bu halkın devrimcileri Mazlumlar, Hayriler, Kemal Pirler 12 Eylül’de zindanlarda direnirken sen neredeydin’ diyeceğiz. 28 Şubat’ta darbeyi alkışlayanlar darbe ile hesaplaşamazlar. Onlar Kenan Evren’in çocuklarıdır. Torunlarıdır. Seyit Rıza’nın torunları, bunlara gereken cevabı verecektir.’

SEYİT RIZA’NIN MEZARI

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışlanak ise, Dersim Katliamı sırasında aileleri katledilen ve subaylara evlatlık olarak verilen kızların akıbetinin ortaya çıkarılmasını istedi. Kışanak, ‘Artık dilenerek anayasa talebimiz olmayacak. Direne direne yeni bir anayasa oluşturacağız’ diye konuştu.

Boykot müzakere sürecini sağlayabilir
Diyarbakır Diclekent Bulvarı esnafına boykot bildirisi dağıtan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, boykotun yüksek oranda çıkması halinde müzakere ve diyalog sürecinin başlayabileceğini söyledi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Kayapınar Belediye Başkanvekili Mahmut Dağ ve BDP İlçe Başkanı Zübeyde Zümrüt Diclekent Bulvarı civarındaki esnafa boykot bildirisi dağıttı. Esnafla yaklaşan 12 Eylül referandumu üzerine sohbet eden Baydemir, anayasa paketi oylamasını Kürt halkı ve onurlu bir barış için bir fırsat olarak niteledi. ‘Sorunumuz sandıktan ‘evet’ ya da ‘hayır’ çıkması değildir. Bizim gerçek referandumumuz yurttaşlarımızın sandığa gitmeme oranıdır’ diyen Baydemir, ‘Referandumu protesto ediyor sandığa gitmiyoruz’ dedi.

DERSİM – DİHA

Dersim’de mitinge dair…

Posted by on Ağu-31-2010

25/08/2010 günü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun memleketi Dersim’e gelişi 2. Dünya Savaşı’nda Normandiya Çıkarması gibi bir hayli ‘heyecanlı’ oldu. Taltif bekleyen komutanlar gibi milletvekili aday adaylığına hazırlananlar, davul zurna eşliğinde hazır kuvvetleriyle Kılıçdaroğlu’nu beklerken il dışından ve ilçelerden gelen bindirme kuvvetler karşısında bir hayli heyecan yaşadılar.

Şehrin girişinden miting alanına kadar kırmızı beyaz bayrak, flama ve afişler, cezaevlerinde faşist işkencecilerin Kürt mahkumlara işkence müziği olarak dinlettiği ‘Memleketim’ parçası eşiliğinde, işgal kuvvetleri komutanı edası ile ve heyecanıyla alana girdi.

Diğer Kürt illerinde umduğunu bulamayan Kılıçdaroğlu, Dersim’de gördüğü kalabalıktan fazlasıyla memnundu. Konuşmasına destek veren arkadaşlarına teşekkürle başladı. Türkiye’de demokrasiyi kurmak, Anayasa’yı değiştirmek seçim barajını kaldırmak, YÖK’ü kaldırmak, ‘terörü’ bitirmek ve genel af çıkarmak için ‘hemşehrilerinden’ destek istedi.

Bu arada Dersimlileri üzen başka görüntüler de oldu. Dersim Belediyesi’nin daha önce miting alanında diktiği ve 1937 yılında biri oğlu olmak üzere 6 arkadaşı ile göstermelik bir mahkeme sonucu Dersim İsyanı lideri sıfatı ile asılan ve sahiplerinin müracatlarına rağmen mezar yerleri dahi gösterilmeyen Seyid Rıza’nın heykeli üzerine çıkılarak bayraklar sallandı, defalarca CHP İl Başkanı ve diğer ilgililer uyarılmalarına rağmen miting sonuna kadar heykele çıkanlar inmedi. Bu, 38 Dersim Şehitleri’ne ve asılarak katledilen liderlerine yapılan en büyük saygısızlıktır.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının sonuna doğru açıklama gereği duymadığı şu cümlesi dikkat çekici idi; ‘Göreceksiniz doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün Türkiye Tuncelililerle iftihar edecektir.’ Nedense Dersim ismini kullanmamaya özen gösterdi, neden iftihar edileceğini ise açıklamadı.

Kürt ve Kızılbaş-Alevi olan Dersim halkını, Yavuz Selim’den başlayarak 1916′ya kadar Osmanlı, 1921′den 1938′e kadar da cumhuriyet hükümetleri asimile etmek istemiş, zaman zaman katliamlar ve sürgünlerle cezalandırmıştır.

Yine 1980′den sonra da Dersim halkı rahat bırakılmamış, yine faili meçhul (aslında bilinen) cinayetler işlenmiş, işkenceler, köy boşaltmalar, memur sürgünleri, Dersim’i insansızlaştırmak için planan barajlar, yasaklanan bölgeler, dönüşü yasaklanan köyler günümüze kadar devam etmiştir.

Biz Dersimliler geçmişin hesabını devletten sormadık. Bizim istediğimiz hak ihlallerinin yapılmaması, hukukun üstünlüğüne saygılı olunması, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe bir arada yaşamanın şartlarının yaratılması ve barış içinde yaşanılması için gerekli koşulların yaratılması. Bunlar inancımızın gereği olarak da isteklerimizdir.

Şu bilinmelidir ki; biz bu aşamadan sonra devlete yaranmak için ne kimliğimizden, kültürümüzden ve ne de tarih boyunca uğrunda öldüğümüz inancımızdan vazgeçmeyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesinin anahtarı Dersim’dedir. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz ve inancımız üzerindeki baskılar kaldırlıp, haklarımız anayasal güvence altına alındığında demokratikleşme sağlanacaktır. Devlet bizimle övünmesin bizim isteklerimize kulak versin… Bizi yerimizden yurdumuzdan etmesin yukarıda saydığım şartları gerçekleştirsin bize yeter.

Veli AYTAÇ

CHP’nin onuru, Baykal’ın göz bebeği, sonunda baklayı ağzından çıkarıverdi.
Şimdiye dek tartışır gibi yaptığımız, herkesin kendi meşrebince bir çalı dibine sinip oradan doğru salvolar savurduğu Açılım üstüne Onur Öymen, bodoslama girdi.
Evet, biz de yıllardır bu vahşi statükocu kadroların hayatımızı yaralayan meseleler üstüne tam da böyle düşündüklerini bilirdik. Ama yıllar önce takiye adındaki söz ve tavır sanatını hasmına yakıştırmış olanların bu alanda ne kadar usta olduğunu bir türlü anlatamamıştık. İyi oldu.
Bir süredir korku dükkânının esnafı Bahçeli’yi aratacak yoğunlukta bir mücadelenin içinde CHP kadrosu. Terörün kökünün kazınması için haykırırken hayatımızı hunharca terörize ediyorlar. İstediklerinin kanlı bir katliam olduğunu biliyor, olası bir iç savaşta edinecekleri rütbelerin hesabıyla sarhoş olduklarına tanık oluyoruz. Durmadan el artırıyorlar. Şehit ailelerinin yası üstüne siyaset kuruyor, pervasızca düşmanlık körüklüyorlar.
Şimdi de özbeöz Türk, kafasına keçe külah yaraşır Öymen, o sanki ardından başkası konuşuyormuşçasına puslu ve derinden sesiyle anaların acılarını bu kadar da abartmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun dünyasında, anaların görevi yas tutmak, gençlerinkiyse şehit olmak. Yani işlerin doğal akışı budur. Anaların gözyaşları ayaklarımıza pranga olsaydı şimdiye kadar hiçbir sorunu çözemezdik deyip Dersim Katliamı’nı örnek alınası bir durum olarak gösteriyor.
Dolayısıyla hayatımızın kördüğümüne önerdiği çözüm, Kürtlerin gözünün yaşına bakmadan soyunu sopunu kurutmak.
Öymen’in diplomasi dilinin ardına saklanacak zamanı yok. Demokrasi adına atılacak adımlara da karnı tok. Çünkü onun çözümü belli: Topunu yok edeceksin.
Dersim katliamı, benim için Cemal Süreya’nın şiirindeki tarih öncesi köpeklerdir. Kendisi de çocuk yaşında kılıçartıklarıyla birlikte sürgüne yollanmış olan şairden kalan dizeler, Öymen’in gururla arka çıktığı vahşetin uğultusunu hissettirir:
“Bizi kamyona doldurdular./ Tüfekli iki erin nezaretinde./ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”
Dersim, o son büyük katliamla birlikte adını bile kaybetmiş, Tunç Eli olmuştur.
Vahşiler ve tarih öncesi köpeklerinin mutluluk ve huzurdan anladıkları da bütün Kürt ellerini tarihinden, kültüründen, canından soyup tek isim altında, diyelim Demir Eli olarak Cumhuriyet haritasına kilitlemektir.

Seyit Rıza
Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol.
“Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, operasyonu yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren.
Tarihi kısaca hatırlayalım. Üstelik yandaş tarihçiler diyerek bir münafık ilan edileceklerin dilinden değil. Anlı şanlı devlet adamı, Türk sağının kurucu unsurlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından.
Darbeci general Muhsin Batur, bu konuda tanıklıklarını anlatamayacağını belirterek halkı ve okurundan özür dilemişti. Onu böylesine sarsan vahşet, Çağlayangil’le yapılmış bir söyleşide bir kez daha hayat buluyor:
“…Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. Kürt adam şöyle dedi. ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”
O zaman da Kürtler ve Aleviler birer tevatür muamelesi görüyordu. Resmi görüşe kalırsa Dersimliler, “Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen” bir halktı.
1937’de hazırlanan “Islahat Programı”nı İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak açıklamıştı.
Birçok kişi teslim olmuştu fakat Seyit Rıza ve yandaşları direniyordu.
Kendisine, ‘hepimizin başını yiyeceksin’ diye sataşan bir Dersimliye şöyle cevap verdiği yazılır: “Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!”
Sonra Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeyi bombalar. Seyit Rıza tutuklanır.
Sonrası yine Çağlayangil’den. Çağlayangil, Atatürk’den Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını ister. Oysa usule itiraz eden savcı izinli sayılıp işe gelememiş, ümmi hem de Türkçe bilmeyen sanıklara iddianame ve avukat verilmemiş, asılabilsin diye Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştır: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu.
Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”
İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan, çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi’. Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı.
İşte Onur Öymen’in çözüm önerisi.
İşte CHP’nin Alevi ve Kürt sorununa yönelik demokratik açılım çabalarını küçümser, vatan hainliği ilan ederken aklının gerisinde yatan toptancı çözüm.
Onur Öymen, sonunda baklayı ağzından çıkardı.

Yıldırım Türker/ Radikal

Derviş Hüseyin Yoldaş(Video)

Posted by on Nis-29-2010

Bingöl Video Reklam Alanı

İletişim için bingolvideo@gmail.com mail adresini kullanabilirsiniz