Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Vicdan ile ret

Posted by on Eyl-10-2010

“Devletlerin ve düşmanlarının durmadan artan zulmü tebalarından öyle maddi ve manevi fedakarlıklar talep etme noktasına geldi ki artık herkes durup bir düşünmeli: Nelerden feragat edebilirim? Hem ne adına edeceğim? Bu fedakarlıklar benden Devlet adına bekleniyor. Devlet adına bir insan için değerli olan her şeyden, ailemden, güvencemden, huzurlu bir hayattan ve kendime olan saygımdan vazgeçmem bekleniyor.”
Bu cümlelerin yazarı Tolstoy, 19. yüzyıl sonunda dünyanın ufkuydu. Her milleten herkesin vicdani ret ilanı sonucu dünyanın mutlak barışa kavuşabileceğine inanıyordu.
Ardımızda bıraktığımız yüz yıl boyunca bu ufkun usul usul karartılmış olduğunu görüyoruz. Vatan uğruna, devlet adına cinayet işlemenin ne kadar normalleşmiş olduğunu yadırgamıyoruz bile.
Aklın geniş soluklu siyasetten geçtiği, aklın hamle anlamına, strateji anlamına geldiği bir iklimin oluşmasını elbette kapitalizme borçluyuz.
Asal soruların fantezi kabul edildiği, akılla duygunun farklı masalara yatırıldığı, kirişlerin putrellerin bize yaşama alanı bırakmadığı bir dünya inşaatı. Güvenlik paranoyası ile güvenlik altında tutulacak bir hayat bırakılmıyor.
Zorunlu askerlik Tolstoy’un yüz yıl önce görmüş olduğu gibi insanın, vatandaşın bir rehin olarak tanımlandığı ve üstelik bunu sorgulamaktan bile çekindiği bir kurum.
Vicdan, kişisel huzursuzluğun kaynağıdır. İnsanın dünyayla yüzleşmesinde onu aklıselim diye dayatılan toplumsal zapturapt aygıtına karşı kışkırtandır. Yalnızca vicdanına kulak veren, kendi toplumsal kimliğini kişisel ahlakına kurban etmekten çekinmeyenler, iyice yalıtılmış, dünyanın ses geçirmeyen kıyısında bırakılır. Vicdani retçilerin, yani askerlik yapmayı reddedenlerin yıllar önce başlatmış olduğu mücadele karşısında basın-yayın organlarının kör-sağır-dilsiz kalması, tam da bunun aleni örneğidir.
Vicdani reddin kökleri ta ortaçağın feodal beyliklerine gidiyor. Ama ilk vicdani retçi diyebileceklerimiz, 18. yüzyıl İngiltere’sinde dini inançlarına aykırı buldukları için şiddet kullanmayı, vergi vermeyi ve askere gitmeyi reddeden Quaker tarikatı üyeleri. Yirminci yüzyılda yine İngiltere’de binlerce kişi 1. Dünya savaşı sırasında askere yazılmayı reddediyor. Üç bin kişi hapsi boyluyor. İngiliz retçileri, 1921 yılında Uluslararası Savaş Karşıtları örgütünü (WRI) kuruyor.
Şanlı 68 sonrası Vicdani Ret hareketi Avrupa’nın dilini değiştirdi. Avrupa devletleri 70’li yıllarda bu hakkı tanımaya başladı. Sivil hizmet zorunluluğu gündeme geldi. Silahı reddedenlere hastane, okul gibi çeşitli sosyal birimlerde hizmet hakkı tanındı. Devletin birey üstündeki hiçbir tasarrufunu kabul etmeyen total retçilerse her tür zorunlu hizmete karşı mücadelelerini sürdürüyorlar.
Türkiye, ilk vicdani retçileriyle 1990 yılında tanıştı. Tayfun Gönül ve Vedat Zencir, dönemin Sokak dergisindeki (editörü Tuğrul Eryılmaz’dı) kampanyayla askerliği reddettiklerini duyurdular. 1992’nin Aralık ayında İzmir’de Savaş karşıtları Derneği kuruldu. 16 Ocak 1993’de 6 kişi askerlik yapmayı reddettiğini açıkladı. Yine 93’de İstanbul Savaş karşıtları derneği kuruldu. 8 Aralık 1993’te HBB’de yayınlanan Anten programı ilk olarak kamuoyunun ilgisinin vicdani retçilere yönelmesini sağladı. Programın yapımcısı ve muhabiri, Savaş Karşıtları Derneği başkanı Aytek Özel ve vicdani retçi Menderes Meletli ile yaptıkları röportaj nedeniyle Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in emriyle tutuklanıp askeri mahkemece yargılandılar. Özel ve Meletli içinse tutuklama emri çıkarıldı.
Günümüze dek vicdani reddini açıklayanların sayısı arttıkça arttı. Hapisanelerde dayak yediler, asker devletimizin binbir işkencesinden geçtiler.
Yılmadılar.
“Ve hiç bitmeyecek reddedenler” diye haykırıyorlar hala, anti-militarist oluşumlar.
Ben de işte şu bahçede tekrarlıyorum:
Gün gelecek, insanlık tarihinin yeniden yazımında kahramanlıklarıyla göğsümüzü kabartanlar; arkalarına adsız şehitlerin dev gölgesini almış, savaşlarda kazandıkları madalyalarla göğüsleri süslü, omuzları apoletlerle ağırlaşmış muzafferler olmayacak. Tarihin şu insana dar gelen loş döneminde her şeyi göze alarak vicdani ret hakkını savunan; direnişleriyle insana ve vicdana selam yollayanlar olacak.

Yıldırım Türker / Radikal

Kamuya 67 bin personel alınacak

Posted by on May-4-2010

Kamuya 67 bin personel alınacak
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu yıl kamuya büyük çoğunluğu kadrolu olmak üzere 40 bin öğretmen, 20 bin polis ve 7 bin öğretim görevlisi alınacağını açıkladı

Malİye Bakanı Mehmet Şimşek, kamuya alınacak 100 bin memur açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rakam telaffuz etmek istemediğin kaydeden Şimşek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 40 bin öğretmen talebinin karşılandığını, İçişleri Bakanlığı’nın 20 bin polis alımı alımıyla ilgili çalışmaların sürdüğünü aktardı.
Malİye Bakanı Mehmet Şimşek, 100 bin memur alımı konusunda, ”Rakam konusunda bir şey telaffuz etmek istemiyorum, Türkiye’nin ihtiyaçlarına ve bütçedeki kriterlere göre gereken düzenlemeleri yapacağız” dedi.
Maliye Bakanı Şimşek, Dünya Bankası Türkiye Ülke Ekonomik Raporu çerçevesinde, ”Kayıt dışılık: Nedenler, Sonuçlar, Politikalar” konu başlığı altındaki raporun tanıtımı için düzenlenen toplantının çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Devlete 100 bin memur alımına ilişkin bir soru üzerine, mali disiplin ve Orta Vadeli Mali Programın kendileri için çok önemli olduğunu belirtti ve bundan herhangi bir sapma öngörmediklerini ifade etti. Şimşek, şöyle devam etti:
”Geçen sene eskiden emekli olanların yerine yüzde 25 oranında yeni personel alınabiliyordu. Biz bunu Orta Vadeli Mali Program ve bütçe çerçevesinde yüzde 50′ye çıkardık. Konuya Bu çerçeveden bakmak lazım. Dolayısıyla bu aşamada rakamlardan çok ülkenin öncelikli ihtiyaçlarını dikkate alan bir çaba içerisindeyiz.
Bizim için öncelik her zaman eğitim olmuştur. O nedenle Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen ihtiyacını karşılama konusunda bir çalışma yapıldı, orada 40 bin kişilik kadro söz konusu. İkinci olarak bizim için güvenlik de çok önemlidir. İçişleri bakanlığının personel talebi vardı. 20 bin polis alınması konusunda. Ondan sonra da ağırlığımız denetim elemanları ve sağlık.”
Şimşek, kayıt dışılıkla mücadele eden, bu mücadelede öncü rolü oynayan Maliye ile Çalışma ve Sosyal güvenlik bakanlıklarına denetim elemanı alınması konusunda personel rejiminin getirdiği kısıtlamaları kaldırdıklarını bildirdi. Bakan Şimşek, ”Denetim elemanı konusunda bu kuruluşlara çok büyük bir serbestlik tanıdık. Bunun da ötesinde her yıl olduğu gibi Türkiye’nin doktor, hemşire açığının giderilmesi konusunda da bir çaba var” dedi. Bütün bunları 2010 bütçesi ve Orta Vadeli Mali Programda yer aldığı şekilde götürdüklerini ifade eden Şimşek, hiçbir şekilde kendileri için çıpa niteliğinde olan Orta Vadeli mali programdan bir sapmanın söz konusu olmadığını yineledi.
Şimşek Maliye Bakanlığı olarak bu hedeflerin tutturulması için her türlü çabayı göstereceklerini, her türlü tedbiri alacaklarını belirtti. Kamuya memur alımının 100 bini bulup bulmayacağının sorulması üzerine Maliye Bakanı, rakam konusunda bir şey telaffuz etmek istemediğini belirterek, Türkiye’nin ihtiyaçlarına ve bütçenin kriterlerine göre gereken düzenlemeleri yapacaklarını bildirdi. Şimşek, ”yeni alınacak öğretmenlerin sözleşmeli mi, kadrolu mu olacağı şeklindeki bir soru üzerine, Milli Eğitim Bakanlığının talebi doğrultusunda, öğretmenlerin şu aşamada ağırlı olarak kadrolu olacağını ifade etti.

ÖZÜRLÜ PERSONEL ALIMLARI
Maliye Bakanı, kamuya alınacak özürlü personellerle ilgili bir soru üzerine de bu konuda düzenlemeleri bütçe Kanununda gerçekleştirdiklerine dikkat çekti. ”Başbakanın açıklamalarını ve benim bugünkü açıklamalarımı Orta Vadeli Program çerçevesinde düşünmeniz lazım” diyen Şimşek, kamu kurumlarının özürlü istihdamına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini ifade etti.
Bunun personel alımlarındaki sınırlamalardan kaynaklandığını kaydeden Şimşek, ”Kamu kurumları geçmişte bu nedenle özürlü alımından imtina etmiş. Biz dedik ki (Özürlü alımı personel üst limitlerine tabi değil) bu şekilde 38 bin özürlünün istihdamına imkan sağladık. Tabii hepsi bu yıl alınacak demek değil” diye konuştu.

Bingöl’ün deprem riskine dikkat çeken CHP İl Başkanı Kayaoğlu, Bayındırlık Bakanlığı’nca yapılan konutların tapusuz olduğunun altını çizdi.
Geçtiğimiz hafta Elazığ’ın Karakoçan İlçesi Başyurt Beldesi’nde meydana gelen ve Bingöl’de de önemli oranda hasara neden olan 6,0 büyüklüğündeki depremin ardından aktarılan uyarılara bir yenisi daha eklendi.

Bingöl birinci derecede deprem bölgesinde yer aldığını ve ciddi bir risk altında olduğunu vurgulayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bingöl İl Başkanı Mesut Kayaoğlu: “Doğudan DAF kuzeyden KAF deprem hatları Bingöl Karlıova da birleşiyor. Bingöl Üniversitesi bünyesinde depremle ilgili bir bölüm açılmalıdır. Bingöl de prefabrik deprem konutları fabrikası kurulmalıdır. Bingöl de ki tüm konutlar ve hayvan barınakları uzman ekiplerce kontrolden geçirilmelidir. Kısacası bir depremde ölümlere neden olmayacak her türlü tedbir alınmalıdır” dedi.

Göz göre göre insanları ölüme yollamanın insanlığa ihanet olduğunu kaydeden Kayaoğlu,: “İktidar yetkilileri süslü lafları olmadık senaryoları bir tarafa bırakıp deprem gerçeğini Bingöl coğrafyasına çakıştırıp gerekli önlemleri acilen alsınlar. Bingöl de yaklaşık 3000 konutun tapusu olmadığı için DASK sigortasından vatandaşımız yararlanamıyor. Bir depremde bu konutların durumları ne olur. Tapusuz konutların önemli kısmı Bayındırlık Müdürlüğünün yaptırdığı afet konutlarıdır. Bu nasıl bir iştir. Devletin yaptırdığı afet konutlarının tapusu yok bu komediye acilen çözüm bulunmalıdır” diye konuştu.

Hant: “Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi kaldırıldığı takdirde sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına giren herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanları hak ettikleri zam ve tazminatlara kavuşabilecektir”

Sağlıkla ilgili lisans veya ön lisans düzeyinde herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanlarının yürüttüğü görevle ilişkili olmasına bakılmaksızın zam ve tazminatlardan yararlanması için hukuksal süreç başlattıklarını, 2009 Toplu Görüşmelerinde mutabakata alınan ve Sağlık – Sen’in en önemli kazanımlarından olan ek ödemede aylık mahsuplaşma ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın çalışma başlattığını, 4/C’li çalışan personelin kamu sendikalarına üye olabilmesi için Memur-Sen tarafından Ankara 3. İş Mahkemesi’nden çıkan karar ve buradan çıkan sonucu onayan Yargıtay kararı ve sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nın yazıları ile 4/C’lilerin, kamu çalışanları sendikalarına üye olabileceklerini yaptığı yazılı basın açıklaması ile duyuran Sağlık – Sen Bingöl Şube Başkanı Nedim Hant, Sağlık – Sen’in son dönemdeki çalışmaları ve önemli kazanımları ile ilgili bilgi verdi.

“Üst Öğrenimde ‘Mesleki’ Şartının Kaldırılması İçin Dava Açıldı”
Sağlık – Sen Genel Merkez Hukuk Bürosu tarafından Danıştay’a açılan davada, sağlıkla ilgili üst öğrenim bitiren çok sayıda sağlık çalışanının, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi nedeniyle zam ve tazminatlardan yararlanamadığına dikkat çekilerek, söz konusu ibarenin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istendiğini belirten Hant, dava dilekçesinde, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilen sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri kapsamındaki bölümlerde üst öğrenim bitirenlerin intibaklarının yapılacağının belirtildiği ve mesleki üst öğrenim olma şartı aranmadığı görüşüne yer verilirken, Bakanlar Kurulu kararının, Devlet Memurları Kanununun ilgili hükmüne aykırılık teşkil ettiği için iptal edilmesi gerektiğini ifade etti.

Sağlık – Sen Bingöl Şube Başkanı Nedim Hant; “Zam ve tazminatlardan yararlanma koşulu olarak öne sürülen “mesleki” ibaresinin hukuka aykırılığının yanı sıra, uygulamada ciddi kargaşa oluşturmuş, özellikle son zamanlarda YÖK’ün sağlıkla ilgili bölümlerin üst öğrenim sayılıp sayılmayacağına yönelik verdiği kararlar sağlık çalışanlarının ciddi kayıplar yaşamasına neden olmuştur. Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi kaldırıldığı takdirde sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına giren herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanları hak ettikleri zam ve tazminatlara kavuşabilecektir” şeklinde konuştu.

“Ek Ödemede Aylık Mahsuplaşma İçin Düğmeye Basıldı”
2009 toplu görüşmelerinde mutabakata alınan ve Sağlık – Sen’in en önemli kazanımlarından olan ek ödemede aylık mahsuplaşma ile ilgili olarak; Maliye Bakanlığı, aylık mahsuplaşmaya ilişkin sendikamız genel merkezine gönderdiği yazıda 9 Mart’ta yapılacak komisyon toplantısına temsilci gönderilmesi talebinde bulunduğunu söyleyen Hant, şöyle devam etti:
“Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının tek yetkili sendikası olan Sağlık-Sen’in 2009 toplu görüşmelerinde yetki farkını ortaya koyan en önemli kazanımlardan birisi olan ek ödemede aylık mahsuplaşma konusunda yasal düzenleme yapılmasıyla birlikte, döner sermaye gelirleri 375 Sayılı KHK’de belirtilen ek ödeme miktarının altında olan sağlık çalışanlarının her ay maaşı ile birlikte en az ek ödeme miktarı kadar gelir alması sağlanmış olacak. Düzenleme hayata geçirildiği takdirde yüz binlerce kamu çalışanı için çok önemli bir mağduriyet konusunun çözüme kavuşmuş olacaktır. Ayrıca yıllık izin ve rapor dönemlerinde ek ödeme alabileceklerdir. 9 Martta Maliye Bakanlığı ile yapılacak toplantıda sürecin bir an önce tamamlanması konusunda ısrarlı olacağız.” şeklinde konuştu.

“4/C’lilerin Sendikalı Olabilmesi Mücadelesi Sonuçlandı”
4/C’li çalışan personelin kamu sendikalarına üye olabilmesi için Memur-Sen tarafından Ankara 3. İş Mahkemesi’nden çıkan karar ve buradan çıkan sonucu onayan Yargıtay kararı ve sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nın yazıları ile 4/C’lilerin, kamu çalışanları sendikalarına üye olabileceklerini söyleyen Nedim Hant, konu hakkında şunları söyledi:

“Konfederasyonumuz Memur-Sen tarafından 4/C’li personelin memur sendikalarına üye olabilmesi için başlatılan hukuk mücadelesinin sonucu, Devlet Personel Başkanlığı’nın 23.02.2010 tarih ve 1437 yazısıyla da ilan edildi. Devlet Personel Başkanlığı, 4/C’li personelin memur sendikalarına üye olabileceklerini bildirdi. Memur-Sen’e bağlı Büro Memur-Sen 4/C’li kamu çalışanlarının sendikalı olabilmesi için yargı mücadelesini başlatmış ve kazandığı dava sonrası, gereğinin yapılması için mahkeme sonucunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunmuştu. Konuyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’le görüşen Konfederasyonumuz Memur-Sen, bu kararın Bakanlıktan Başbakanlığa gönderilmesi ve oradan bütün kamu kurum ve kuruluşlarına duyurulması sonucunu elde etmişti. Bu gelişmeler üzerine Devlet Personel Başkanlığı, 23.02.2010 tarih ve 1437 sayılı yazıyla konuya açıklık getirerek, tartışmalara son noktayı koydu. Devlet Personel Başkanı Mehmet Tekinarslan imzasıyla yapılan açıklamada, konuyla ilgili Büro Memur-Sen’in başlattığı hukuk mücadelesinden bahisle, “657 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin (C) bendi uyarınca geçici personel statüsünde istihdam edilen personelin kamu görevlileri sendikalarına üye olabileceklerinin tespitine ilişkin olarak Ankara 3. İş Mahkemesinde (Büro Memur-Sen tarafından açılan dava) açılan davada 13.10.2009 tarihli ve 2009/429 esas ve 2009/526 sayılı kararı ile söz konusu personelin sendika üyesi olabileceklerine hükmedilmiştir. Anılan karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2009 tarihli 2009/43695 Esas, 2009/32928 sayılı kararı ile onanmış bulunmaktadır.”

Kamuda farklı istihdam türlerinin sona erdirilmesini isteyen Sağlık – Sen’in, bu talebi gerçekleşene kadar, bu statülerde çalışan personelin özlük ve mali hakları konularında iyileştirme yapılması mücadelesinin de sürdürüleceğini belirten Hant: “Memur-Sen’in baştan beri sürdürdüğü mücadelede, 4/C’li kamu çalışanlarının çalışma süreleri uzatılmış, ücretlerinde artış yapılması sağlanmıştı. Memur-Sen olarak 4/C’lilerin sendikalı olabilmeleri için başlattığımız mücadelenin kazanımını, 4/C ve 4/B’li kamu çalışanlarının da, 4/A statüsüne geçişleri açısından önemli bir kazanım olarak görüyor ve önemsiyoruz.” diye konuştu.

Adaklı’ya 25 Yataklı Hastane

Posted by on Şub-24-2010

Adaklı’da yapılması planlanan ve çıkan bazı haberlerde yalanlanan proje hakkında açıklama yapan Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, 25 yatak kapasiteli hastanenin, 2011 yılında bitirilip teslim edileceğini bildirdi.

Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın basın danışmanlığından Adaklı Devlet Hastanesi ile ilgili yazılı bir basın açıklaması yapıldı. Yapılan yazılı basın açıklamasında, “Adaklı ilçesinde 25 yatak kapasiteli ilçe hastanesi yapılacağı yönündeki bilgi ve açıklamaların yalanlandığı haberlerine ilişkin olarak, Devlet Bakanımız Sayın Dr. Cevdet Yılmaz, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından bir açıklama yapma gereği duymuşlardır. Sağlık Bakanlığı İnşaat Onarım Daire Başkanlığından alınan bilgiye göre; 2009 yılı itibariyle proje aşaması bitmek üzere olan, 2010 yılında ihalesi yapılıp yapımına başlanacak ve 2011 yılı içerisinde bitirilmesi öngörülen hastanenin 25 yatak kapasitede bir hastane olacağı kamuoyunun bilgisine sunulur” denildi.
Mehmet Ali YILDIRIM Bingöl Online Haber Servisi