‘Acısını kalbimde hissediyorum’ diyen Erdoğan’a Musa Anter’in oğlundan yanıt geldi: Sen ‘Tek dil, tek millet’ ideolojisine sahipsin, babam hiçbir zaman senin yolunda yürümedi ki, bu acıyı hissedebilesin
İKİYÜZLÜLÜK YAPIYORLAR
Tayyip Erdoğan’ı babasının ismini kullanmaktan vazgeçmeye çağıran Dicle Anter, ‘Bir yandan Apê Musa’nın ismini kullanarak Kürtlere ‘Evet’ dedirtmeye çalışıyorsun, diğer yandan torununun ismi ‘Asîwa’ olduğu için nüfus müdürün kabul etmiyor. Oğlu Anter Anter’in 18 yıldır babasının mezarını ziyaret etmesine izin vermiyorsun. Bu ikiyüzlülüktür’ dedi.
SAMİMİYSEN KATİLLERİ YARGILA
Üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen babasının katillerinin halen yargılanmadığına dikkat çeken Anter, ‘Kendi raporlarında bile Musa Anter’in öldürülmesini bir hata olarak görüyorlar. Bu hatayı kabul etmelerine, failleri belli olmasına rağmen bir şey yapmamaları daha da büyük bir hata. Erdoğan samimiyse katilleri yargılasın’ diye konuştu.
‘Bu acıyı hissedemezsin’
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 3 Eylül tarihinde Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmada, 1992 yılında katledilen Kürt bilgesi Musa Anter’in ismini zikrederek, ‘Musa Anter’in acısını kalbimde hissediyorum’ şeklindeki sözlerine Anter’in oğlu Dicle Anter tepki gösterdi. Başbakan Erdoğan’ın babasının ismini birkaç aydın ve yazarlarla yapılan görüş ve toplantılarda da zikrettiğini hatırlatan Dicle Anter, Başbakan’ın, babasının ismini çıkarlarına göre kullanmasının çok ayıp ve yakışıksız olduğunu söyledi. Anter, ‘Çünkü hiçbir zaman Musa Anter, ‘Tek dil, tek devlet, tek millet’ demedi. Musa Anter, daha çok çoğulcu, demokrasi isteyen bir kişilikti. Şimdi Kürtçe’nin ve Kürtlerin var olduğunu yazan bir insana karşı bu devirde sen halen ‘Tek dil, tek devlet, tek millet’ diyorsun ve bu mantıkla yola çıkan bir ideolojiye sahipsin. Ama Musa Anter, bu yolda yürüyen, bunu savunan bir insan değildi ki, sen onun acısını hissedebilesin. Bu bence ikiyüzlülüktür. Bu kullanmadır’ diye konuştu.
18 yıl geçmesine rağmen babasının faillerinin halen yargılanmadığını söyleyen Anter, ‘Kendi raporlarında bile Musa Anter’in öldürülmesinin bir hata olduğu söylenebiliyor, ki hatanın ötesindeydi. Ama bu hatayı kabul etmelerine rağmen, faillerin belli olmasına rağmen, h‰l‰ bir şey yapılmaması daha da büyük bir hata. Hata üzerine hata işliyorlar’ dedi.
SAMİMİYSEN BU SAVAŞI DURDUR
Bölge’de binlerce faili meçhul cinayetin olduğunu ve Başbakan Erdoğan döneminde de faili meçhullerin yaşandığını söyleyen Anter, ‘Yüzlerce çocuk hâlâ cezaevinde, gençlerimiz öldürülüyor, çocuklarımız öldürülüyor. Senin döneminde savaş devam ediyor, h‰l‰ kan akıyor. Ondan sonra kalkıyor diyorsun, ben Diyarbakır zindanında yaşamını yitirenlerin acısını hissediyorum, bilmem Musa Anter’in acısını hissediyorum. Bu ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Eğer sen bu acıları hissediyorsan, bu savaşı durdur. 8 yıldır sen iktidardasın, yapabilirsin, daha ne istiyorsun?’
TORUNUNUN İSMİNE İZİN VERMİYORSUN
Anter, ‘Sen bir yandan Musa Anter’in ismini kullanarak, Kürtlere ‘Evet’ dedirtmeye çalışıyorsun, diğer yandan onun torununun isminde (Asîwa) ‘W’ harfi olduğu için nüfus müdürlüğün kabul etmiyor. Diğer yandan ağabeyim Musa Anter’in 18 yıldır hiçbir gerekçe gösterilmeden babamın mezarını ziyaret etmesine bile izin vermiyorsun. Ondan sonra kalkıp ‘Musa Anter’ın acısını kalbimde hissediyorum’ diyorsun. Ben bunu ancak kandırmaca, kullanma, ikiyüzlülük, yalan söyleme olarak değerlendiririm’ şeklinde konuştu.
BATMAN – DİHA
Adana’da hurdacılık yaparak geçimini sağlayan yurttaşların yaşadıkları sıkıntılar ve karşılaştığı muamele çekilir cinsten değil.Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Yayık (Gresor) köyünden olan Erhan Yıldırım (26), 1986 yılında köylerinin boşaltılmasından dolayı ailesiyle birlikte Adana’nın Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi’ne göç ettiklerini belirtti. 6 yıl önce Pamukkale Üniversitesi’nde İşletme Bölümü okuyan Yıldırım, siyasi nedenlerden dolayı okuldan ayrılmak zorunda kaldığını ifade ederek, okuldan ayrıldıktan sonra hurdacılık yapmaya başladığını, bunun zor ve yorucu olduğunu söyledi. ‘Sokakları çöpçüler dışında biz de temizliyoruz. Bu işi keyfimizden yapmıyoruz. Geçim sıkıntısından dolayı mecburuz’ diyen Yıldırım, Adana’da olanaklarının az olmasından dolayı Kürt gençlerinin genelde hurdacılık ve benzeri işler yaptığını söyledi. Bunlar dışında iş bilmediklerinden dolayı hurdacılık yaptıklarını kaydeden Yıldırım, ‘Kürtler olarak ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz. Hurdacılık yapıyorsan üçüncü sınıf insan muamelesi görürsün’ şeklinde konuştu. 1992 yılında Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ayhan (Bendê) köyünün yakılmasından dolayı Adana’ya göç eden Ziya Aslan (29), 17 yıldır hurdacılık işi yapıyor. Dışardan seyyar satıcılardan mal aldıklarını daha sonra işlettiklerini söyleyen Aslan, ‘Meslek olarak zor bir meslek. Ama biz mecburuz. Yapacak başka bir işimiz yok’ diye ifade etti.
ADANA – DİHA
Kamuran SUNBAT
Başlıktaki sözlerin muhatabı biziz, bizim gazete. “Maksatlı ve manipüle amaçlı” olarak BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın sözlerini çarpıtmışız.
Önce bu konuda BDP’nin açıklamasını okuyun: “Taraf Gazetesi bugünkü sayısında ‘Başbakan’dan bir söz bekliyoruz’ manşetiyle yer alan haberde Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın ‘Başbakan’ın söz vermesi halinde boykottan vazgeçeriz’ dediğini ileri sürmüştür. Haberin içeriği ne yazık ki çarpıtılmıştır. Sayın Eş Genel Başkanımız, gerek habere konu Diyarbakır’daki basın toplantısında, gerekse de toplantının hemen ardından Taraf’a verdiği demeçte böyle bir ifade kullanmamıştır. Eş Genel Başkanımız, BDP’nin şartlarını açıklamış, “Başbakan’ın ne söylediği değil, ne yaptığı önemlidir. Söz değil icraat bekliyoruz’ ifadesini kullanmıştır. Bu bağlamda Başbakan’ın sözlerinin kıymeti harbiyesinin olmayacağını belirten Demirtaş, hükümetten somut adım beklediklerinin altını çizmiştir. Taraf Gazetesi’nde bu sözlerin çarpıtılmış olması maksatlıdır, manipüle amaçlıdır. BDP’nin şartları ortadadır, boykot tavrında bir değişiklik yoktur.”
Biz, Diyarbakır’daki Demokratik Toplum Kongresi’ni daha yakından izleyebilmek için yazarlarımızdan Melih Altınok’u Ankara’dan “bölgeye” gönderdik.
Melih orada Demirtaş’la da görüştü.
O görüşmeyi de manşet yaptık.
BDP’nin itiraz ettiği manşet ne?
“Başbakan’dan bir söz bekliyoruz”
Manşetin altında ne yazıyor?
“BDP Genel Başkanı Demirtaş, referandumda ‘evet’ oyu için şartlarını açıkladı: Erdoğan yeni bir anayasa sözü verirse boykottan vazgeçeriz.
Demirtaş’ın asıl “tekzip” ettiği cümle de, “Erdoğan yeni bir anayasa sözü verirse boykottan vazgeçeriz” cümlesiymiş.
Peki biz Demirtaş’ın hangi sözlerini böyle yorumlayıp manşet yapmışız, bir de o sözleri okuyalım:
“Hükümet, eğer referandumda Kürtlerin ‘evet’ oyunu istiyorsa, BDP’nin taleplerini dikkate aldığını göstermeli. Başbakan Diyarbakır’daki mitinginde demokratik ve sivil bir anayasa yapılması için çalışmalara başlayacağına dair somut bir güvence vermeli. Bu zor bir şey değil. Ancak bu yönde güçlü bir çıkışına şahit olmadık.”
Ben biraz taşkafa olabilirim, lafları tam anlamayabilirim, onun için bir de size sorayım:
“Hükümet eğer referandumda Kürtlerin ‘evet’ oyunu istiyorsa BDP’nin taleplerini dikkate aldığını göstermeli.
Başbakan Diyarbakır’daki mitinginde demokratik ve sivil bir anayasa yapılması için çalışmalara dair somut güvence vermeli” ne demek?
Bu söz, “Başbakan Diyarbakır’da yeni bir anayasa için söz verirse ‘evet’ oyunu alır” anlamına gelmiyor mu?
Eğer gelmiyorsa, o zaman siz söyleyin, ne anlama geliyor?
Bence bu söz tam da bizim söylediğimiz anlama geliyor.
Ama anladığım kadarıyla “vazgeçeriz” gibi “kesin” bir laf söylememize karşı Demirtaş.
İyi de “Kürtlerden evet oyu almak için Başbakan söz vermeli” dediğinizde, bu, “söz verdiğinde ‘evet’ oyu alır” demek değil mi, BDP’li Kürtlerin “evet” oyu vermesi için de “boykottan” vazgeçmesi gerekmiyor mu?
Biz, BDP’ye de, başkanına da gereken saygıyı gösterip sözlerini manşet yaptık, karşılığında da “maksatlısınız, manipüle ediyorsunuz” cevabını aldık.
Bakın, biz “faili meçhul” cinayete kurban giden insanların hikâyelerini anlatıyoruz günlerdir, o insanların hesapları yargıda sorulamadı, bunun en temel nedenlerinden biri “yüksek yargının” yapısıydı.
Bu yapıyı değiştirecek, bu ülkede yaşayan Kürtleri de Türkleri de güvenceye kavuşturacak anayasal değişiklikleri sonuna kadar destekliyorum ben.
AKP ile BDP, yeni bir anayasa konusunda anlaşırsa, bu anayasa değişirse, demokrasinin ve hepimizi güvenceye kavuşturacak yeni bir hukuksal yapının kapısı açılırsa çok sevinirim.
Bir “maksadım” varsa, maksadım budur.
Ama bunun için hiç kimsenin lafını, birilerini “manipüle etmek” için çarpıtmam.
Kürt halkının büyük çoğunluğuyla ters düşen, Kürt “sivil toplum kuruluşlarıyla” çelişen, 12 Eylül hukukuyla hesaplaşmak isteyen Kürtlerin sandık başına gitmesini istemeyen BDP’li politikacıların manevraları bana fazla “kıvrak” geliyor son zamanlarda.
Bu yüzden saygısızlaşıp kabalaştıklarını düşünüyorum.
Ben BDP’li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım, çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazıişlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum.Biliyorum bu gazeteciliğe aykırı, bu yüzden tiraj da kaybedebiliriz ama ben o kadar da iyi bir gazeteci değilim, iş hakarete geldiğinde tiraj falan da umurumda değil.
BDP, “maksatlı” olmayan, 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen gazetelerle konuşsun.
Yolu da açık olsun.
ahmetaltan111@gmail.com
Bakanlar Kurulu Bingöl, Bilecik, Burdur, Edirne, Eskişehir ve Diyarbakır’ın bazı ilçelerine bağlı yerleşim birimlerini ‘uygulama alanı’ olarak belirledi.
Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan karara göre, Bingöl’ün Merkez, Bilecik’in Bozüyük, Burdur’un Merkez ve Yeşilova, Edirne’nin Meriç, Eskişehir’in Günyüzü, Diyarbakır’ın Bismil ve Sur ilçelerine bağlı bazı köy ve belde uygulama alanı oldu.
Kararda, Bilecik’in Bozüyük ilçesine bağlı köylerde belirlenen uygulama alanlarında dağıtılacak toprak normu kuru arazide 214, sulu arazide 69 dekar, Bingöl’ün Merkez ilçesine bağlı köylerde dağıtılacak toprak normu da kuru arazide 150, sulu arazide 60 dekar olarak tespit edildi.
Bakanlar Kurulu’nun bir başka kararı ile de Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu uyarınca uygulama alanı ilan edilen Şanlıurfa’nın Suruç ve Halfeti ilçelerine bağlı Orta Bostancı ve Aşağı Bostancı, Gürlüce (Sipsandık) yerleşim yerleri, bağımsız köy oldu.