Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Şirnanda Bahar

Posted by on Eyl-14-2010

Derviş Hüseyin Yoldaş(Video)

Posted by on Nis-29-2010

İHD’den 8 Mart Açıklaması

Posted by on Mar-9-2010

“Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasına ise 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı kararla geçildiğini hatırlatan Boklan: “Kadının insan hakkı en temel insan hakkıdır. Şiddetsiz, sömürüsüz, yaşanılır bir dünya dileğiyle”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şubesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir basın açıklaması yapıldı.

İHD’li kadınlar adına açıklama yapan Arife Özlem Boklan: “Her şey 1857 yılında başladı. New York’ta dokuma işçisi olarak çalışan 40 Bin kişinin insanlık dışı çalışma koşullarına, eşitsizliğe ve düşük ücrete karşı başlattığı grev sonrasındaki olaylarda ve akabinde çıkan yangında 129 kadın işçi can verdi. Yüz binler cenaze törenine katılırken, daha sonra 1910 yılında Almanya Sosyal Demokrat Parti lideri Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi ve önerisi kabul gördü. “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasına ise 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı kararla geçildi. Günümüzde yer alan şekliyle 8 Mart, dünyada kadınların devam eden özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline gelmiş oldu” dedi.

‘Bizim yıllardır tekrarlamaktan bıkmadığımız ancak manasına bir türlü varamadığımız 8 Mart açıklamaları hep böyle başlar’ diyen Boklan: “Hâlbuki kanayan yaralardan biri olan; kadim, kadın sorununu bu açıklamalar asla çözemedi. Yine de vicdan rahatlatmanın mecbur bir yolu olarak yapıldı bu açıklamalar ve daha yıllarca da yapılacak. Dünyanın en eski belki de en derin sorunu olan kadın sorunu; ad değiştirerek, yön değiştirerek hep devam etti. Buna karşı alınan önlemler ya kadını ötekinin de ötekisi yaptı ya da güncel deyimle metalaştırdı. Ancak bu yaraya gereken neşter bir türlü atılamadı. Kadının kadın olmaktan kaynaklı uğradığı ayrımcılık ya da yaşadığı ihlaller temel insan hakları içine alınarak boğulması bir yana, çoğu zaman gelenek ve tarihin de yardımıyla doğallaştırıldı. Kadın, içine düştüğü ortamın hem mağduru hem faili olarak değerlendirilirken kadının bu soruna yaklaşımı da hep sorunlu oldu. Aslında birbirinden türeyen, birbirinin içine geçen helezonik bir yapılanmanın da açık bir tezahürüydü”

Afganistan’ı, İran’ı ve birçok ülkeyi düşündüğümüzde evrensel boyuttaki bu sorunun içteki yansımalarını anlamadan, algılamadan büyük laflar etmenin gereği olmadığını düşündüklerini vurgulayan Boklan açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: Ülkemizde; Hala namus cinayetleri işleniyor haberiniz var mı? Aile içi şiddet hız kesmeden devam ediyor duyuyor musunuz?

Tekel işçisi kadınlar üç aydır Ankara sokaklarında farkında mısınız? Ya yoksulluk, yoksulluktan en çok etkilenenin kadın olduğunun farkında mısınız? Çifte ayrımcılığa uğrayan engelli kadınlar var biliyor musunuz? CEYLANLAR! Ya Ceylanlar dağ başlarında kayan yıldızlar. Berivanlar cezaevleri duvarları arasında sek sek düşü kuran, üşüyen ve korkan Berivanlar. Ve cezaevlerindeki hasta kadınlar, Gulazerler, Hazneler, Sibeller. Ölümün kollarına atılmış biliyor musunuz? Ve biz İHD olarak 2010 8 Mart’ını işte bu kadınlara adıyoruz. Yaşamı dört duvar arasında büyüttükleri için. Düşündükleri ve dünyayı değiştirmeye çalıştıkları için. Onlara dayatılanla yaşamayı seçmedikleri için. Bütün otoritelerin üzerine basarak kendileri olabildikleri için. Ve her şeyden önemlisi koşullar bu kadar acımazsızken hala sımsıcak gülümseyebildikleri için. Sorumlusu olmadıkları bir yanlışlar manzumesinin sonucunu çocuk yürekleriyle taşıyabildikleri için. Hala insanım çünkü kadınım diyebildikleri için. Evet, bu gün yeni bir 8 Mart, şiddete, sömürüye, eşitsizliğe karşı mücadelemizi daha görünür kılmak için yine meydanlardayız ve mücadelemizin bize öğrettiği umutla, belki bir gün asıl mağdur olan, mağduriyeti üzerinde konuşma ve sorunu çözme gücüne sahip olur ve yaşanan tüm trajediler sona erer diyoruz. Kadının insan hakkı en temel insan hakkıdır. Şiddetsiz, sömürüsüz, yaşanılır bir dünya dileğiyle” şeklinde konuştu.

Birinci Cihan Harbi 1914 yılında başlıyor. Bu dönem Karerli Küçük Ağa Yaşlı olmasına rahmen yinede üzerine düşeni yapmaya çalışır.Ruslar 1915 yılında Doğu Anadolu ya saldırarak Eleşgirt, Malazgirt, Pasinler’e kadar ilerlemişlerdi. 16 şubat 1916 yılında Erzurum’u istila etmişlerdi. Bunun üzerine Karerli Küçük Ağa önderliğinde Ruslar’a karşı milis kuvvetlerini hazır hale getiriyorlar. Rusya bu dönem Çarın egemenliğindedir, kendisini güçlü gören Çar ha bire ilerlemeye başlıyor.

Karerli Küçük ağa artık yaşı itibariyle yorgun düşmüş tüm sorumluluk oğlu Mehmet Hulisi Beydedir. Bundan dolayıdır ki Milis kuvvetlerinin başına Mehmet Hulisi Bey (YURTSEVER) geçer. Milis kuvvetleri Karer Dağları, Sığı Boğazı, Eşek meydanında cephe almaya başlamış. Sonra Çapakçur’a gelen iki tümen askeri birlikte bu milis kuvvetlerine katılmışlardır. Ayrıca İzzet Paşa Karerli Küçük Ağayla görüşerek bu dönemde Dersim’li lerin Ruslara karşı harekete geçmesi için yardım ister. Karerli Küçük Ağa yaşlı olmasına rahmen bu görevi kabul eder.Dersime giden Küçük Ağa bir aylık çalışma sonucu Dersimin 24 aşiretini Ruslara karşı savaşmasını örgütlüyor. Rusların Karer’e gelmesinden önce Karerliler Malatya Akçedağ’a doğru gitmişler. Rusya’da Çarlık yıkıldıktan sonra Lenin dönemi başlıyor, Lenin tüm askerlerini geri çağırıyor. Karerliler de macir olarak gittikleri Malatya Akçedağ dan geri tekrardan Karere doğru yola çıkıyorlar. Elazığa gelirken bir askeri Komutan Küçük Ağaya Elazığda kal, sana arazi yer yurt vereceğim diyor. Fakat Küçük Ağa bu teklifi kabul etmiyor.

Benim aşiretim ne olursa olsun bende onlarla birlikte olacağım diyor. Küçük Ağa Elazığ’ı geçince Sorag köyunde, Amcasi Süleyman Ağa da Loğmar köyünde ölüyor. Küçük Ağanın mezarı öldüğü Sorage köyünde, amcası Süleyman Ağanın mezarı da Loğmar köyündedir.Böylelikle Karer halkı bu macirlik rüyasınıda bir çok ölümler,zorluklar, yoksulluklar yaşayarak Karere dönerek tamamlıyorlar. Bu kadar acı ve yoksullukla birlikte mevsimde artık Sonbahardır. Karere dönen halk o yıl çk büyük zorluklar yaşıyorlar. Bu yoksulluğa, rağmen o dönem Karer halkı oldukça yardım sever, hoşgörülü, dürüst ve birbirine oldukça bağlıdır. Ben Karerlilerin bu macirlik yolculuğunu kısa ve öz anlattım. Oysa ki o insanlarımız neler çekmiş neler… Küçük Ağa Dersime gidip geldikten sonra Karerlilerlen birlikte Malatya Akçedağa gidiyor. Mehmet Hulisi Bey Milis kuvvetleri ilen kalıyor.Bu süre zarfında Karere gelip sığınan Ermeniler, Rusların Karer topraklarına girişiyle karerde ki Ermeniler Bilhasa Darebi köyüne gelenler Warê Qawaxî (Kavak Yaylası) denilen mıntıkada Ruslara katılarak Ermenistan’a gittikleri söyleniyor. Bu sürede Karerlilerden Ruslara esir düşenler de vardır. Bu esirlerden biride Darebili Suleymanê Momın Ağanın oğludur.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE KARER, DAREBÎ KÖYÜ VE EĞİTİM ÖĞRETİM

Osmanlı hanadanlığı tam 624 yıl hüküm sürmüş. Artık Osmanlı yok, Cumhuriyet kurulmuş, yeni kurulan devletin adı da Türkiye Cumhuriyeti dir. Evet Cumhuriyet Karer halkı için bir ümit, bir ışıktır.Cumhuriyet Kurulduktan sonra Mustafa Kemal 1926 yılında değişik yörelerden ileri gelenleri Ankara’ya davet ediyor. Karer Hormek aşireti adına da Karerli Mehmet Hulusi Beyi(YURTSEVER) ve Darebili Süleyman Efendiyi (YURTSEVER’i) davet ediyor. Davet ederken de Elazığ Valisini ve Belediye Başkanına talimat veriyor. Ankara’ya davet edilen beyleri onlar gönderiyorlar. Her il kendisinden sonraki ile beyleri teslim ederek öylelikle Ankara’ya beyler gidiyorlar. Davetli olarak Ankara’ya giden beylerin daha önceden hazırlanan kalma yerlerine yerleştiriliyorlar. Tabi giden beylere hizmet oldukça üst düzeydedir. Mustafa Kemal gelen beylerle yaptığı toplantılarda tek tek düşüncelerini alarak hizmet açısında bizden ne istiyorsunuz,neler bekliyorsunuz. Sıra Karer Hormek temsilcisi Mehmet Hulusi Beye gelince :Ben öğretmen isterim, yol isterim diyerek isteklerini bildirmiş oluyor.

Bunun üzerine Mustafa Kemal Karer temsilcisi Mehmet Hulisi Beyin bu öğretmen isteği ni önemsiyor not alıyor ve aynı yıl yani 1926 yılında İstanbul’lu Ahmet Teyfik adında bir öğretmeni Karerin Darebi köyüne gönderiyor. Henüz harf inkılabı yapılmamış, Millet Mektepleri dönemidir. Ahmet Teyfik Bey 1926 yılında eşiyle birlikte Karer’in Darebi köyüne gelerek görevine başlar.

Böylelikle Karerin Darebi köyünde Millet Mektepleri döneminde eski Türkçe ile yani 1926 yılında okul açılıyor. Mehmet Hulusi Bey ve Darebi köyü atanan öğretmen Ahmet Teyfik Beye okul yeri ve lojman olarak Darebi merkezinde Süleymanê Momın Ağa gilin evini hazırlayıp, öğretmene teslim ediyorlar. Evet 1926 yılında Ahmet Teyfik Bey Darebi köyünde kalarak eğitim öğretim yılını tamamlıyor. Bir sonraki yıl yani 1927 yılında ise Sakalı bir öğretmen gelerek Darebi köyünde öğretim yılını tamamlayarak gider. Sakalı öğretmen dediğim için ivedilikle özür diliyorum, kime sorduysam hiç kimse bu ikinci olarak gelip Darebi köyünde görev yapan bu nadide öğretmenimizin adını hatırlayamadı. Bundan dolayı sakalı adını kullandım. Çünkü sakalı olan bir öğretmenmiş, her kes kendisine sakalı demiş, halk arasında ismi öylelikle kalmış. Bir sonraki yıl yani 1928 yılı harf inkılabı yılıdır. Millet Mektepleri dönemi kapanıyor, artık Türkiye’de Latin alfabesiyle yani yeni alfabe yeni harflerle eğitim yapılacak.

Daha sonra 1936 yılında Bingöl il, Karlıova ve Solhan yeni ilçe oluyorlar. Genç ve Kiğı zaten ilçeydiler bu dört ilçe Bingöl iline bağlanmış oluyor.işte 1936 yılında Bingöl ,iline dört okul emri geliyor. Bu okullardan biri Karlıova ilçe merkezine(Kanîreş Merkez İlkokulu)Daha sonra ismi değişiklikleri olunca Karlıova Merkez İlkokulu olrak deiştirildi,biri Bingöl il merkezine(Saray İçi İlkokulu),Solhan İlçe merkezine, dördüncü okul emri de Darebi köyüne veriliyor(Darebi İlkokulu). Böylelikle Karer köylerinden Darebi köyünede resmi olarak okul açılmiş oluyor.Bu dönemde Karer köyleri,cıvar köyler ve Varto ilçesine bağlı Hormek köylerinde de gelip Darebi ilkokulunda eğitim öğretim yaptıkları söyleniyor. Karer halkı eskide günümüze kadar eğitime karşı büyük ilgileri varmış. Bu ilgiden dolayıdır ki Karer ve Kiğı ilçesinin eğitim, öğretim oranı oldukça yüksektir. Darebi köyünde ilk Üniversiteye giden Mehmet Hulusi Yurtseverin oğlu Zeynel Abidin Yurtseverdir. Abidin Bey 1945 yılında Hukuk Fakültesini bitiriyor ve Karadeniz bölgesinin bir ilçesinde Kaymakamlık yapıyor. Daha sonra Gazi Antep Valiliğini teklif ediyorlar, kabul etmeyerek gelip Bingöl ilinde Avukatlık yapıyor. Bu gün Karerli hangi haneden sorarsanız sorun ila ki her evden bir Üniversite mezunu vardır.

Bu da insana gurur veriyor. Karer de gerçekten bir hayli Rüştiye mezunu vardır. 1931-1932 eğitim öğretim yılında Darebi köyünden Hüsnü Yurtsever, Hasan Demircioğlu, Şirnan Köyünden Zeki Binici gidip Elazığ da Harput Orta Okuluna kayıtlarını yapıyorlar. Bu üç örenciden Hasan Demircioğlu okulu bırakıyor, Hüsnü YURTSEVER ile Zeki BİNİCİ 1934 yılında Harput Orta Okulunu bitirerek Köylerine dönüyorlar. Bunların dışında Mahmut Efendi (Mahmut BİNİCİ),İzzet Efendi(İzzet KÜÇÜKAĞAOĞLU),Gazi Efendi (Hüseyin Gazi YURTSEVER) Haydar Efendi(Haydar KÜÇÜKAĞAOĞLU) Mehemed Efendi (Mehmet Hulusi YURTSEVER),Memed Efendiyê kê Aliyê Momi(Mehmet ERENLER)… Gibi Rüştiye mezunları vardı. Rüştiye mezunu olup da ismini unuttuğum büyüklerimiz varsa şimdiden özür diliyorum.

Bunların dışında Köy Enstitüsü Mezunları vardır ki bunlar 1942 yılında kurulan ve 1953 yılında sistem tarafından kapatılan Türkiye’de abide bir Eğiti Öğretim ocağı olan Köy Enstitü leri artık yok. Oysa ki Köy Enstitülerin de Eğitim Öğretime dönüktü. Müfredatı ezbere dayalı bir Eğitim Öğretim sistemi değildi. Üzülerek belirteyim ki günümüzde ki Eğitim Öğretim sistemi ezbere dayalı bir sistem olarak halen ısrar ediyor. Köy Enstitülerin de ve altmış öncesi Darebî köyü ve Karerde mezun olan her öğretmen o günün koşullarında çevresinin aydın insanlarıydı. İşte bu öğretmenlerden bir kaçı da Karerliydi. İzzettin YURTSEVER, Mahmut YÜKSEL, Eşref YURTSEVER, Halil KAL , Sıddık MORSÜMBÜL, Hikmet KILIÇGEDİK , Resul BİNİCİ,Necati YURTSEVER,Necati DEMİRCİOĞLU… Ben bu isimleri yazarken de şunu düşündüm. O günün koşullarında kendi çocuğunu okutan veliyi ve okuyan bu aydın insanlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum. Devamı gelecek…
Halis Yurtsever