Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Kuyruklu yıldıza inmek üzere 5,5 yıl önce uzaya gönderilen Avrupa’nın uzay çalışmalarının amiral gemisi Rosetta uzay aracı, 2014′te kuyruklu yıldızla randevusunda uzayda daha hızlı ve uzağa gidebilmek için dün gece Dünya’nın yakınından geçerek gezegenin çekim gücünü bir tramplen gibi kullandı.

Avrupa Uzay Ajansı’ndan yapılan açıklamada (ESA), Rosetta’nın bugün TSİ 09.45′te Hint Okyanusu üzerinde Endonezya’nın Java adasının güneyinden yaklaşık 2500 km irtifadan ve saatte 48 bin km hızla Dünya’ya en yakın mesafeden geçtiği belirtildi.

2 Mart 2004′te uzaya gönderilen Rosetta, Güneş çevresindeki seyahatinde şimdiye dek yaklaşık 4,5 milyar km yol katetti ve hızını artırmak, aynı zamanda rotasını değiştirmek için iki kez Dünya’nın (Mart 2005 ve Kasım 2007) ve bir kez de Şubat 2007′de Mars’ın yakınından geçerek gezegenlerin çekim gücünü kullandı.

Amerikalı jeologların araştırmasına göre bir yer sarsıntısı, dünyanın bir başka köşesinde bulunan bölgelerin faylarını değiştirebilir ve buralarda deprem riskini artırabilir.

Tektonik plakaların fayların üzerinde biriktirdiği baskıyı ölçmek için Amerikalı jeologların geliştirdikleri ve Nature dergisinde yayınladıkları yönteme göre, dünyanın bir ucunda meydana gelen büyük depremlerin, bir başka ucunda deprem riskini artırma olasılığı bulunuyor.

ABD Berkeley Üniversitesi’nden Taka’aki Taira ve meslektaşları, fayların direncini ölçmek için, Kaliforniya eyaletinden geçen San Andreas fayının sismik dalgalarındaki değişiklikleri Parkfield bölgesindeki ultra-hassas sismograflarla 20 yıl boyunca gözlemlediler.

Bu bölgede yapılan gözlemlerde, derin jeolojik katmanlardaki kırıkların sıvılarla dolu olduğu belirlendi.

Araştırmacılardan Fenglin Niu da araştırmayla ilgili Carnegie Bilim Enstitüsü’nde yayınladığı açıklamada, bu kırıklardaki sıvı hareketlerinin, fay bölgesini kayganlaştırdığını ve zayıflattığına işaret ederek, böylece sismik hareketle fayın ayrılıverdiğini bildirdi.

Bu sıvıların neden ve nasıl hareket ettiklerini anlamaya çalışan bilim adamları, Parkfield’den geçen San Andreas fayının direncindeki zayıflamanın, büyük depremlerden, özellikle 2004 Sumatra ve Andaman adaları açıklarında meydana gelen ve Hint Okyanusu’nda dev bir tsunamiye neden olan 9,1 büyükülğündeki depremden sonra meydana geldiğine işaret ettiler.

Makalelerinde, ”Çok büyük depremlerin, dünyanın fay sistemlerinin direnci üzerinde global bir etkisi olabilir” diyen araştırmacılar, ayrıca 2004 yılı aralık ayındaki tsunami felaketinden bu yana dünyada 8 büyüklüğünde veya daha üzerinde yer sarsıntılarının artışına dikkati çektiler.

Araştırmacılar, Kaliforniya’nın güneyinde 1992′de meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremin de San Andreas ve Landers faylarını etkilediğini belirterek, bu yer sarsıntısının San Andreas fayını zayıflatarak, büyüklüğü 4′ün üzerinde bir dizi depreme yol açtığını makalelerinde vurguladılar.