Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Kareronline > Türkiye29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’da konser veren Volkan Konak, yine haddini aştı. Konak bakın ne dedi?

Nazım Hikmet’in bir şiir için 13 yıl hapis yattığını söyleyen sanatçı, dağdan inenlerin törenle karşılanmasına tepki göstererek, “Bu özel akşamdan Amerikan uşaklarıyla işbirliği yapanlar ne anlar? Sığır geldiler, sığır giderler. Sizi yıllardır kandırıyorlar. Biz kimsenin nüfus cüzdanına bakıp şarkı söylemiyoruz. Biz Türkiyemiz’in güzellikleriyle şarkılarımızı söylüyoruz. Sizi yumurta gibi tokuşturmuyoruz. Türkiye’de son günlerde ırk ve inanç konuşuluyor. Hani Adem ve Havva’dan gelmiştik! Demek ki, yüzyıllardır bizi kandırıyorlar” dedi.

AYAKLARI KOKANLAR ANITKABİR’E GİRMESİN DEMİŞTİ
Daha öncede Atatürk karşıtlarından ‘çorapları kokanlar’ diye söz eden Volkan Konak, “Onlar Ankara ziyaretlerinde Anıtkabir’i ziyaret etmiyorlarmış. Aman etmeyin. Onlar çorap kokulu adamlar. Onlar topuklarının arkasına basarak girmesinler zaten Anıtkabir’e. Onlar girerse, Anıtkabir’i dezenfekte etmek gerekir” demişti.

Facebook Kınama Grubuna Katılmak İçin Tıklayınız!

DTP’nin, kongreden sonraki en önemli karar organı olan 90 kişilik Parti Meclisi, Habur’dan gelişler ile bir grup PKK’lının Avrupa’dan gelişlerinin ertelenmesi ve buna bağlı gelişmeleri değerlendirdi.

Toplantıda, teslim olan ilk gruptaki PKK’lıların karşılanması sırasında yaşananları özeleştirisini yapan DTP’de, “Yaptığımız hiçbir şeyde yanlışlık yok. Türkiye’nin batısında infiale neden olsa da yapılanlar doğru” fikri benimsenirken, “Bu infiale de dikkat etmemiz gerekiyor” tespiti yapıldı.

Alınan bilgilere göre, parti meclisinde, “Söylemlerimizi yeniden gözden geçirmemiz ve yumuşatmamız gerekiyor. Bunu yaparken de hükümetten bazı şeyler istememiz gerekir. Bu da özellikle, şehit aileleri ve gazilerin eylemlerinde, devreye girerek en azından tepkileri yatıştırma yolunda davette bulunulması olmalı” görüşü benimsendi.DTP’de, “Açılım sürecinin önünde engel olarak bizim görülmememiz gerekiyor” görüşü hakim olurken, vurgulanan noktanın ‘yapılanlarda yanlışlık yok, karşılamada yaşanaların doğal. Ancak daha dikkatli olmalıyız’ şeklinde olduğu belirtildi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin grup toğlantısında teslim olan PKK’lılarla ilgili olarak ellerini kollarını sallayarak geldiklerini söyledi. Baykal karşılama görüntüleri için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk başta “sevinç tablosu” dediğini ancak Türkiye’nin hepkisini göstermesinden sonra bu politikadan iki günde “çark” ettiğini açıkladı.

Baykal bundan sonra süreci sürdürmenin mümkün olmayacağını vurguladı. CHP lideri, “Şov yapılsa da yapılmasa da bu işi sürdürmek mümkün değildir” dedi.

Süreç için bir plan yürütüldüğünü ifade eden Baykal, halkın ise ne yaşandığını görünce tepkisini gösterdiğini kaydetti.“AKP ile DTP birbirlerine nazikçe sitem ediyor, bize saldırıyorlar” diyen Baykal terörle hem mücadele hem de müzakere yapılamayacağını belirtti. DTP, PKK ve Abdullah Öcalan arasında bir fark olmadığına değinen Baykal, Türkiye’ye gelen PKK’lıların Öcalan’ın talimatıyla geldiklerini ama “pişman değiliz” dediklerini hatırlattı.

Sınırda kurulan mahkemelerle ilgili olarak da eleştirilerini dile getiren CHP Genel Başkanı, “Müsteşarın, genel müdürün Habur’a gitmesi için kim karar verdi. Hadi savcıya talimat verdin, hakime kim talimat verdin de orya gitti” diye sordu.

Baykal, “Farklı etnik kimliklerimiz var ama hepsi Türk milletinin parçası. Kürt kökenli vatandaşlarımız ayrılmak değil eşitlik istiyor” dedi.

Deniz Baykal “İrtica Eylem Planı” ile de ilgili olarak bir senaryo çerçevesinde çatışma ortamının tohumlarının atıldığını kaydetti. Baykal sözlerini “TSK’nın kurumsal kimliği doğrudan hedef alınmaya başlandı. Dört buçuk ay önce belge o kişinin elindeymiş, şimdi çıkması tesadüf mü” diyerek sürdürdü.

TRT’YE BİLEREK ÇIKMIYORUZ
TRT’ye kaynak sağlayan gelir kalemlerinin genişletilmesini de eleştiren Baykal, şunları söyledi:

”TRT, Türkiye’nin televizyonu olmaktan çıkmış, iktidarın borazanı haline gelmiş, AKP’nin çiftliği olmuştur. Bunun için TRT’ye kesinlikle çıkmıyoruz. Kendileri çalıp, kendileri oynasınlar. TRT’ye bilerek çıkmıyoruz. Sen bu milletin vergileriyle yayın yapıyorsun, 9 milyonun oy verdiği bir partiye hakaret edemezsin. Kanada’dan bir ruh hastasını getireceksin CHP’ye küfrettireceksin.”

TRT’ye ek gelir konusundaki Bakanlar Kurulu kararınıN ”Yetki aşımı” olduğunu savunan Baykal, ”Bunu derhal Danıştay’a götüreceğiz. Mahkemeden döndüreceğiz” diye konuştu.

Asimetrik Savaşın Kahramanları

Posted by on Eki-11-2009

Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Metin Gürak, dünkü basın toplantısında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik asimetrik psikolojik bir harekât yürütüldüğünü söyleyince geriye dönüp köşe yazarlarını taradık. 14 yaşındaki Ceylan’ın ölümüyle ilgili karanlıkta kalan noktaların aydınlatılmasını isteyen yazıların Türk Silahlı Kuvvetleri’ni nasıl yıprattığı ise merak konusu. İşte o yazılardan bazıları:

Benimki insani bir çığlık
Ahmet Hakan (Hürriyet):
… Ama Sayın General, sakın bu masalı anlattım diye…
Beni Ceylan’ın bin parçaya bölünmüş cesedini, “Gerilla savaşına mütevazı bir katkı…” sayıp kullanmaya kalkan DTP’lilerle bir tutmayın…
Benimki hesapsız kitapsız bir refleks… Benimki insani bir çığlık…
Ve istiyorum ki…
Bu refleks size de sirayet etsin… Bu çığlık sizi de kuşatsın…
Lütfen, talihsiz Ceylan’ın başına gelen bu olaya sebep olanların üzerine gidin… Ama öyle gidiyormuş gibi yaparak gitmeyin… Sahiden gidin…
Gidin ki bir daha havan topları patlamasın Ceylan’ların üzerinde…
Gidin ki…
Dirisi için bir şey yapılamayan Ceylan’ın, hiç olmazsa bin parçaya bölünmüş ölüsü için bir şey yapılmış olsun…

Hayır, susmayacağız
Mehmet Ali Brand (Posta):
Şimdi çok titiz bir soruşturmayla o havan mermisini kimin attığı bulunmalı.
Önemli olan, “teröre destek veren bölge” olarak nitelendirilen Lice’deki bu olayın beklenen ve gereken ilgiyi bulamamasıydı. Eğer DTP milletvekili Aysel Tuğluk gitmese, konuyu kamuoyuna taşımasa, Taraf gazetesi ve başyazarı Ahmet Altan “Susacak mıyız?” diye haykırmasa, bu cinayet belki de görmezden gelinecekti.
Ben, kendi açımdan susmayacağım.
Medya da susmayacak.

Böyle gelmiş böyle mi gidecek
Haşmet Babaoğlu (Sabah)
…Bir çocuğun ölürken kopardığı çığlık karşısında bütün sözcükler anlamını yitiriyor.
Diyarbakır, Lice’nin bir köyünde evlerinden iki adım mesafede oynarken havan mermisiyle paramparça olan Ceylan’ın fotoğrafına bakıyorum iki gündür.
Minicik kızının dağılan parçalarını eteklerinde evlerine taşımak zorunda kalan annenin feryatları aklıma geliyor.
Ne günahları vardı?
Devlet uzak, medya suskun! Taraf yazmasa, “bu taraflardan” kimsenin bu olaydan haberi olmayacaktı!
Siyasi, tarihi, resmi olan ne varsa hepsi bir kenara…
Ankara’nın önünde çok açık ve alabildiğine yalın bir soru var aslında..
Güneydoğu’da böyle gelmiş, böyle gidecek mi?

Doğrular anlatılmalı
Ergun Babahan (Star):
…Önce bir teğmenin ağır cezası sonucu askerlerin şehit olması, ardından genç bir çocuğun havan atışı olmadığı açıklanan bir patlama sonucu ölmesi.
Her iki olayla ilgili gerçekleri Taraf gazetesinde okuduk.
“Her Türk asker doğar” sloganına uygun olarak “Her gazeteci Mehmetçiktir” söylemiyle hareket eden medya bu olayı görmezden geldi. Ancak gazetenin ısrarlı haberleri sonucu Genelkurmay açıklama yapmak zorunda kaldı.
Çağımız bilgi çağı.
Artık “Kol kırılıp yen içinde kalmıyor.”
Bu yüzden Genelkurmay yanlışlarını hızlı biçimde açıklayıp toplumla paylaşırsa güvenilirlik oranının yüksek kalmasını sağlar.
Bugün için yapması gereken ise Ceylan’ın ölümüne neden olanları bir an önce tespit edip yargı önüne çıkarmak, genç kızın ailesini mahkeme kapılarında süründürmeden gereken tazminatı ödemek olmalıdır.

Bu sorular yanıt bekliyor
Mehmet Altan (Star):
…Şu soruların cevabı hâlâ ortada:
- Maktul Ceylan Önkol’un vücuduna isabet eden silahın cinsi nedir? Patlayan mayın mı yoksa yerden havaya atılmak suretiyle kullanılan bir silah mı?
- Olaydan sonra Cumhuriyet Savcısı ve güvenlik güçlerinin olay yerine gitmeyerek, köy imamını olay yerine gönderip kamera ile çekim yapmasını istemesi hukuka ne derece uygun?
- Olayın meydana gelmesinden üç gün sonra olay yerine giden Cumhuriyet Savcısı’nın aldığı numuneler olayı teferruatlı bir şekilde aydınlatmaya yetecek mi?
- Olay yerinde yapılması gereken otopsi güvenlik gerekçesiyle yapılmadı. Böylesi bir olayda güvenlik gerekçesi nedir ve bu ne kadar hukuka uygun?
- Olay yerinde yapılmayan otopsinin herhangi bir sağlık kuruluşunda yapılması imk‚nı varken neden karakol nizamiyesinde yapılma ihtiyacı duyuldu?

Ben utanıyorum
Balçiçek Pamir (Haber Türk):
YILDIRIM Türker sordu. “Ceylan’ı o dağlarda vurdular. Vuranlar hiç utanır gibi durmuyor. Peki siz utanmıyor musunuz?” diye. Şöyle yazdı “çoban kızı Ceylan Önkol için kimileri 12, kimileri 14 yaşındaydı diyor. Ne fark eder? Onun vurulduğu dağların zamanı bizimkiyle ölçülemez nasılsa…”
Tokat yemiş gibi oldum yazıyı okurken. Sahi utanmıyor muyuz? Üzgünüm demediğimiz için… O yaşta küçük bir kıza sahip çıkamadığımız… Hatta öldürdüğümüz için… Hiç mi yüzümüz kızarmıyor? Ben utanıyorum. Daha önce kalem oynatmadığım için.
Utanıyorum, çünkü o çocuğun niye öldüğünü kimselere anlatamam, yapamam.

‘Sen bir hiçsin’ tekrarı
Gözde Bedeloğlu (Birgün):
Ceylan üç karakolla çevrili bir alanda nereden geldiği ve cinsi belli olmayan bir patlayıcıyla parça parça… Cesedi saatlerce toprak üzerinde, anasının avuçları içinde… Savcı günler sonra, belki de bize gerçekleri sunma işlevini çoktan yitirmiş kanıtların arasında… Otopsi karakol önünde, özensiz… Her yapılan ‘sen bir hiçsin’ tekrarı…
“Niye bizi sahiplenen olmadı? Niye acımızı kimse paylaşmadı. Biz ikinci sınıf vatandaş mıyız?” diye vuruyor göğsüne, minik kızından arta kalanları eteklerine doldurmuş bir ana. Lice yine beliriyor haritada kanlı… Bir yandan Kürt-Türk kucaklaşması için açık tutulan kollar, diğer yanda o kolları sancıyan karınlara götüren acılar…
Haritanın ucundaki yangın kül ediyor hepimizi…

Aydınlatılmasını
istemeyenler mi var
Deniz Kavukçuoğlu (Cumhuriyet):
Ceylan Önkol 13 yaşında bir Kürt kızıydı. Bu toprakların bir çocuğuydu, bizim çocuğumuzdu. Öldürüldü. Neyle ve nasıl öldürüldüğü 28 eylülden buyana geçen 16 günde açığa kavuşmadı. Bir görev ihmaliyle mi karşı karşıyayız? Yoksa bu cinayetin açıklığa kavuşmasını istemeyenler mi var? Varsa kimler?
Merak ediyorum.

taraf gazetesi

Sanatçı Nihat Nikerel vefat etti

Posted by on Eyl-28-2009

Kareronline İnsanlarTiyatro ve sinema sanatçısı Nihat Nikerel, Beşiktaş’taki evinde vefat etti. Nikerel’in kalp krizi nedeniyle hayatını keybettiği belirtildi.Çorum’da, 1950 yılında doğan Nikerel, 1985′te senaryolaştırılabilecek öykü yazarak sinemaya adım attı.”Kurtlar Vadisi”, ”Sıcak Saatler” ve ”Süper Baba” gibi çok sayıda dizide rol alan Nikerel’in, ”Aralıktı”, ”Yalansız Yalnızlığım” ve ”Ay Zamanı Zalımca” adlı kitapları bulunuyor. Nihat Nikerel’in rol aldığı bazı sinema filmleri de şöyle: ”Deli Yürek: Bumerang Cehennemi”, ”Adressiz Sorgular”, ”Hoşgeldin Hayat”, Avrenos’un Müşterileri”, ”Manisa Tarzanı”, ”Garip Bir Koleksiyoncu”, ”Gerilla”, ”Reis Bey”.

Nihat Nikerel’in pazartesi günü toprağa verilmesi bekleniyor.