Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Baba Olmak İsteyenler Dikkat !

Posted by on Tem-5-2010

Yaşam tarzı, yanlış beslenme ve aşırı stres hormon düzenini bozarak, çocuk sahibi olmak isteyen ancak bunda sıkıntı yaşayan erkeklerin şansını azaltıyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Burcu Arslan, basit yaşam tarzı değişiklikleriyle bu dezavantajları avantaja çevirmenin mümkün olduğunu söylüyor ve baba olmak isteyen erkeklere küçük ama önemli tüyolar veriyor. İşte Dr. Arslan’ın önerileri:

GİYİM TARZINIZ NASIL NASIL OLMALI?
“Uzmanlar erkekleri dar pantolon giymemeleri konusunda uyarıyor. Çünkü dar pantolon ve iç çamaşırı giymek testisleri büzüştürerek sperm yollarının tıkanmasına yol açabiliyor. Bu nedenle rahat ve bol pantolonlar tercihiniz olsun.

BANYO GÜZELDİR AMA…
Her gün sıcak banyo yapan ve uzun süre saunada kalan erkeklerde sperm üretimi düşebilir. Bilindiği gibi, uzun süre ayakta durmak, ağır kaldırmak, testislerin aşırı sıcağa maruz kalması, çok sıcak suyla banyo yapmak, sık sık hamam veya saunaya gitmek erkek kısırlığının nedenlerinden biri olan varikoseli artırır.

CİNSEL İLİŞKİ SIKLIĞI NE OLMALI?
Cinsel ilişki sıklığı açısından normal ya da anormal diye bir sınıflama yapmak doğru değildir. Önemli olan ilişki sayısının az ya da çokluğu değil yeterliliğidir. Bunun için uzmanlar tarafından tavsiye edilen sayı haftada 3 ilişkidir. Seks yapmamanın sperm kalitesini yükselttiği inanışı ise yanlıştır. Aslında bunun tam tersi geçerlidir. Uzun süre bekletilen spermlerin kalitesi düşebilmektedir. Düzenli seks ile sağlıklı spermler üretilir. Ayrıca cinsel ilişki sırasında alınacak pozisyonla gebe kalma şansı arasında bir ilişki bulunmamaktadır.

SPERM MİKTARINIZ
Sperm miktarı, erkeklerde üretkenliğin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Çocuk sahibi olmak isteyen ve bunda sıkıntı yaşayan erkeklere ilk spermiogram testi uygulanmaktadır. Bu test, spermlerle ilgili tüm detayların görülmesine imkan tanır. Test ancak hastane ya da laboratuar ortamında yapılabilir. Ama artık, erkeklerin sperm durumları ile ilgili ilk kriter olan sperm sayısı ve sperm yoğunluğuna evde bakabilecekleri testler ülkemizde de mevcuttur. Erkek Kısırlık Testi, semendeki sperm sayısı ve konsantrasyonu durumu için yapılan hızlı bir testtir.

YAŞ ÖNEMLİ BİR UNSUR
Erkeğin yaşı ise sperm kalitesi bakımından daha önemlidir. Bir erkek 80’li yaşlara kadar çocuk sahibi olabilirse de çalışmalar 35 yaşını geçmiş bir erkeğin 25 yaşlarındaki bir erkeğe göre partnerini gebe bırakabilme şansının yüzde 50 azaldığını ortaya koyuyor. Günde 4 saatten fazla cep telefonu ya da laptop kullanan erkeklerin vücudundaki sperm hareketliliği de yüzde 30’a kadar düşebiliyor.

SİGARAYI BIRAKIN, KAFEİNİ AZALTIN
Herkesin bildiği gibi, sigara içmek hem kadınlar hem de erkekler için son derece zararlıdır. Erkeklerde sperm yoğunluğu ve sayısını azaltırken kadınlarda ise östrojen sayısını düşürerek gebe kalma süresini uzatır. Ayrıca menopozu iki sene erkene çekebilir. Sigaranın etkileri çok iyi bilinmesine rağmen sigara kullanım alışkanlığı halen oldukça yüksektir. Oysa sigaranın sperm sayısını yüzde 17 kadar düşürdüğü bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sigara dışında düzenli alkol kullanımı ve kafein hem erkekte hem kadında işleri zorlaştırır. Kafeinin sperm için uyarıcı etkisi olduğu bilinse de eğer sık sık tüketiliyorsa zararlı etkileri var. Alkolün de anormal sperm yapımına neden olduğu da kanıtlanmış bir gerçektir.”

Hant: “Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi kaldırıldığı takdirde sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına giren herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanları hak ettikleri zam ve tazminatlara kavuşabilecektir”

Sağlıkla ilgili lisans veya ön lisans düzeyinde herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanlarının yürüttüğü görevle ilişkili olmasına bakılmaksızın zam ve tazminatlardan yararlanması için hukuksal süreç başlattıklarını, 2009 Toplu Görüşmelerinde mutabakata alınan ve Sağlık – Sen’in en önemli kazanımlarından olan ek ödemede aylık mahsuplaşma ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın çalışma başlattığını, 4/C’li çalışan personelin kamu sendikalarına üye olabilmesi için Memur-Sen tarafından Ankara 3. İş Mahkemesi’nden çıkan karar ve buradan çıkan sonucu onayan Yargıtay kararı ve sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nın yazıları ile 4/C’lilerin, kamu çalışanları sendikalarına üye olabileceklerini yaptığı yazılı basın açıklaması ile duyuran Sağlık – Sen Bingöl Şube Başkanı Nedim Hant, Sağlık – Sen’in son dönemdeki çalışmaları ve önemli kazanımları ile ilgili bilgi verdi.

“Üst Öğrenimde ‘Mesleki’ Şartının Kaldırılması İçin Dava Açıldı”
Sağlık – Sen Genel Merkez Hukuk Bürosu tarafından Danıştay’a açılan davada, sağlıkla ilgili üst öğrenim bitiren çok sayıda sağlık çalışanının, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi nedeniyle zam ve tazminatlardan yararlanamadığına dikkat çekilerek, söz konusu ibarenin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istendiğini belirten Hant, dava dilekçesinde, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilen sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri kapsamındaki bölümlerde üst öğrenim bitirenlerin intibaklarının yapılacağının belirtildiği ve mesleki üst öğrenim olma şartı aranmadığı görüşüne yer verilirken, Bakanlar Kurulu kararının, Devlet Memurları Kanununun ilgili hükmüne aykırılık teşkil ettiği için iptal edilmesi gerektiğini ifade etti.

Sağlık – Sen Bingöl Şube Başkanı Nedim Hant; “Zam ve tazminatlardan yararlanma koşulu olarak öne sürülen “mesleki” ibaresinin hukuka aykırılığının yanı sıra, uygulamada ciddi kargaşa oluşturmuş, özellikle son zamanlarda YÖK’ün sağlıkla ilgili bölümlerin üst öğrenim sayılıp sayılmayacağına yönelik verdiği kararlar sağlık çalışanlarının ciddi kayıplar yaşamasına neden olmuştur. Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi kaldırıldığı takdirde sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına giren herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanları hak ettikleri zam ve tazminatlara kavuşabilecektir” şeklinde konuştu.

“Ek Ödemede Aylık Mahsuplaşma İçin Düğmeye Basıldı”
2009 toplu görüşmelerinde mutabakata alınan ve Sağlık – Sen’in en önemli kazanımlarından olan ek ödemede aylık mahsuplaşma ile ilgili olarak; Maliye Bakanlığı, aylık mahsuplaşmaya ilişkin sendikamız genel merkezine gönderdiği yazıda 9 Mart’ta yapılacak komisyon toplantısına temsilci gönderilmesi talebinde bulunduğunu söyleyen Hant, şöyle devam etti:
“Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının tek yetkili sendikası olan Sağlık-Sen’in 2009 toplu görüşmelerinde yetki farkını ortaya koyan en önemli kazanımlardan birisi olan ek ödemede aylık mahsuplaşma konusunda yasal düzenleme yapılmasıyla birlikte, döner sermaye gelirleri 375 Sayılı KHK’de belirtilen ek ödeme miktarının altında olan sağlık çalışanlarının her ay maaşı ile birlikte en az ek ödeme miktarı kadar gelir alması sağlanmış olacak. Düzenleme hayata geçirildiği takdirde yüz binlerce kamu çalışanı için çok önemli bir mağduriyet konusunun çözüme kavuşmuş olacaktır. Ayrıca yıllık izin ve rapor dönemlerinde ek ödeme alabileceklerdir. 9 Martta Maliye Bakanlığı ile yapılacak toplantıda sürecin bir an önce tamamlanması konusunda ısrarlı olacağız.” şeklinde konuştu.

“4/C’lilerin Sendikalı Olabilmesi Mücadelesi Sonuçlandı”
4/C’li çalışan personelin kamu sendikalarına üye olabilmesi için Memur-Sen tarafından Ankara 3. İş Mahkemesi’nden çıkan karar ve buradan çıkan sonucu onayan Yargıtay kararı ve sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nın yazıları ile 4/C’lilerin, kamu çalışanları sendikalarına üye olabileceklerini söyleyen Nedim Hant, konu hakkında şunları söyledi:

“Konfederasyonumuz Memur-Sen tarafından 4/C’li personelin memur sendikalarına üye olabilmesi için başlatılan hukuk mücadelesinin sonucu, Devlet Personel Başkanlığı’nın 23.02.2010 tarih ve 1437 yazısıyla da ilan edildi. Devlet Personel Başkanlığı, 4/C’li personelin memur sendikalarına üye olabileceklerini bildirdi. Memur-Sen’e bağlı Büro Memur-Sen 4/C’li kamu çalışanlarının sendikalı olabilmesi için yargı mücadelesini başlatmış ve kazandığı dava sonrası, gereğinin yapılması için mahkeme sonucunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunmuştu. Konuyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’le görüşen Konfederasyonumuz Memur-Sen, bu kararın Bakanlıktan Başbakanlığa gönderilmesi ve oradan bütün kamu kurum ve kuruluşlarına duyurulması sonucunu elde etmişti. Bu gelişmeler üzerine Devlet Personel Başkanlığı, 23.02.2010 tarih ve 1437 sayılı yazıyla konuya açıklık getirerek, tartışmalara son noktayı koydu. Devlet Personel Başkanı Mehmet Tekinarslan imzasıyla yapılan açıklamada, konuyla ilgili Büro Memur-Sen’in başlattığı hukuk mücadelesinden bahisle, “657 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin (C) bendi uyarınca geçici personel statüsünde istihdam edilen personelin kamu görevlileri sendikalarına üye olabileceklerinin tespitine ilişkin olarak Ankara 3. İş Mahkemesinde (Büro Memur-Sen tarafından açılan dava) açılan davada 13.10.2009 tarihli ve 2009/429 esas ve 2009/526 sayılı kararı ile söz konusu personelin sendika üyesi olabileceklerine hükmedilmiştir. Anılan karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2009 tarihli 2009/43695 Esas, 2009/32928 sayılı kararı ile onanmış bulunmaktadır.”

Kamuda farklı istihdam türlerinin sona erdirilmesini isteyen Sağlık – Sen’in, bu talebi gerçekleşene kadar, bu statülerde çalışan personelin özlük ve mali hakları konularında iyileştirme yapılması mücadelesinin de sürdürüleceğini belirten Hant: “Memur-Sen’in baştan beri sürdürdüğü mücadelede, 4/C’li kamu çalışanlarının çalışma süreleri uzatılmış, ücretlerinde artış yapılması sağlanmıştı. Memur-Sen olarak 4/C’lilerin sendikalı olabilmeleri için başlattığımız mücadelenin kazanımını, 4/C ve 4/B’li kamu çalışanlarının da, 4/A statüsüne geçişleri açısından önemli bir kazanım olarak görüyor ve önemsiyoruz.” diye konuştu.

Geçen hafta atandığı görevine başlayan Bingöl Doğum ve Çocuk Bakım Hastanesi’nin yeni başhekimi Uzman Doktor Aydın Budunoğlu, Doğum Hastanesine atanan ilk Bingöllü doktor olma unvanını kazanmış oldu.

Bingöl Doğum ve Çocuk Bakım Hastanesi’nin çiçeği burnunda Başhekimi Aydın Budunoğlu, basın mensupları ile bir araya geldi. Makam odasında gazetecilerle bir araya gelen Budunoğlu, görev yapacağı süre boyunca herkese eşit bir yaklaşım ve adaletli bir yaklaşım sergileyeceğinin altını çizdi.

Hastanede sadece 1 ambulans var

Solhan Devlet Hastanesinde yaklaşık bir yıl başhekim olarak görev yapan Aydın Budunoğlu, Doğum Hastanesi için şimdiden kolları sıvadı. Hastanede genel bir inceleme yaptığını belirten Budunoğlu, hastanede en büyük eksikliğin ambulans sıkıntısı olduğunu ve bunun en kısa sürede giderilmesi gerektiğini söyledi. Hastanede sadece bir ambulansın olduğunu ifade eden Budunoğlu, hasta taşınmasında bu eksikliğin pürüz çıkartabileceğini kaydetti. Budunoğlu, “ Hastanemiz yeni olması itibariyle bazı eksiklikler mevcuttur. Özellikle ulaşımdan dolayı vatandaşlardan şikâyet geliyor. Hastaneye gelen yol kötü bir durumdadır. Tabi bu da hastanenin yeni taşınmasından kaynaklanıyor. Yetkililerimiz bu sorunda çözüm bulacaklardır. Bunun yanı sıra çevre düzenlemesi yapacağız. Bunun için Çevre ve Orman Bakanlığı 5 çeşit olmak üzere hastanemize 2 bin 200 fidan tahsis etmiştir. Hastanemiz fiziki açıdan bölge hastaneleri açısından önemli bir konumdadır. Bu binanın özenli bir şekilde dizayn edilmesinde elbette Sayın bakanımız Cevdet Yılmaz, Milletvekillerimiz Yusuf Coşkun ve Kazım Ataoğlu ve Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Bozgan’ın çok büyük emekleri vardır. Bundan dolayı sayın bakanımız, milletvekillerimiz ve müsteşarımıza halkımız adına çok teşekkür ediyorum”şeklinde konuştu.

Budunoğlu’nun Bingöllü olması ve Zaza’ca bilmesi Türkçe bilmeyen hastalar açısından çok olumlu bir karar olduğu belirtildi. Geçtiğimiz yıllarda sadece birkaç aylığına Bingöl Devlet Hastanesine başhekim olarak atan İlhan Çakabay, Bingöl tarihinde ilk Bingöllü başhekim olmuştu.

Çakabay’dan sonra Doğum Hastanesine başhekim olarak ataması yapılan Budunoğlu, hastalara karşı olan yakın ilgisi ve görevinde olan disiplinli yapısıyla tanınan başarılı bir doktor. Uz. Dr. Aydın Budunoğlu, görev yaptığı hastanelerde özellikle vatandaşlarla olan diyalogundan dolayı takdir toplayan bir isim olduğu ifade edildi.

Aydın Budunoğlu Kimdir?

1972 Bingöl Erentepe Köyünde Doğdum, Bingöl Lisesinden mezun oldum. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini okudum. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Aile Hekimliği Uzmanlığını yaptım 1,5 yıl Solhan Devlet Hastanesinde çalıştım bunun 1 yılını başhekim olarak yürüttüm.

Hukuk Reformu İhtiyaç

Posted by on Şub-23-2010

Bakan Yılmaz: Hukukun güçlü olduğu yerde kalkınma olur
Gümüşhane I. İktisat Kongresi’ne katılan Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, hukuk reformuna olan ihtiyacı belirterek “Hukuk devletinin güçlü olduğu yerde kalkınma olur” dedi.
Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Gümüşhane’de I. İktisat Kongresi’ne katıldı. Gümüşhane Valiliği ziyaretinin ardından Valilik Şeref defterini imzalayan ve yürüme AK Parti İl Başkanlığı binasına giden Bakan Yılmaz, AK Parti İl Başkanlığı’ndaki programının ardından Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası’nda mesleki kuruluş temsilcileri ile biraraya geldi. Bakan Yılmaz, hukuk reformu ilgili soruları da cevaplandırdı.

“TÜRKİYE’NİN HUKUK REFORMUNA İHTİYACI VAR”
Bakan Yılmaz, Adalet Bakanlığı ve hukukçu milletvekillerinin çalışmalarının devam ettiğini belirterek, “Biz öteden beri hukuk devletinin çok önemli olduğunu söylüyoruz. Özellikle ekonomiden sorumlu bakanlardan biri olarak şunun altını tekrar tekrar çizmek istiyorum. Hukuk devletinin güçlü olduğu yerde ekonomik kalkınma olur. Hukuk devletinin zayıfladığı yerde, belirsizliklerin arttığı yerde ekonomik gelişme de kalkınma da arzu ettiğimiz düzeyde olmaz. Dolayısıyla Avrupa Birliği ile müzakere eden bir ülke olarak, kalkınma açısından da baktığımızda, demokrasi açısından da baktığımızda mutlaka Türkiye’nin bir hukuk reformuna ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu hukuk reformu tüm tarafların katılımıyla, katkısıyla olmalıdır. Siyasi, ideolojik çatışma konusu olmamalıdır. Tam aksine, ülkemizin ortak geleceği için şekillendirilmelidir. Bu konuda Adalet Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalar vardır. Yargı stratejisi ve eylem planı hazırlanmıştı. Ümit ediyorum ki bunlar en kısa sürede hayata geçirilir. Yargı sistemimiz çok daha etkili, çok daha hızlı, adil, çok daha güvenilir, çok daha evrensel standartlara uygun bir şekilde çalışmasını temenni ediyoruz. Buna hepimizin ihtiyacı var. Biz hukuk devletine inanıyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanıyoruz. Hiçbir şekilde bunların zedelenmesini istemiyoruz. Ama bu güveni, bu nitelikleri zedeleyici davranışlardan herkesin kaçınmasını istiyoruz. Hem siyasetçiler, hem medya hem de hukuk sistemi içerisindeki kişiler bu davranışlardan kaçınmalıdır” dedi.

“HEPİMİZİN SORUMLU DAVRANMASI GEREKMEKTEDİR”
“Sonuçta hukuk devleti: Kişilerin fikirlerine göre değil; Hukuka, evrensel kurallara göre şekillenen bir yapıdır” diyen Yılmaz “Bu konuda bir takım sıkıntılar varsa da onu Türkiye’nin aşacağına inanıyorum. AB ile müzakere eden bir ülke olarak, uzun yıllar bir hukuk deneyimi olan ülke olarak, demokrasiye halkının destek verdiği bir ülke olarak bu konuları da rahatlıkla aşacaktır diye düşünüyorum. Tek tek bir takım olaylara yoğunlaşmak istemiyoruz. Ağaçlara bakarken ormanı kaybetmemek lazım. Yani bu ülkenin kalkınması lazım, bu ülkenin çok güçlü bir hukuk sistemine sahip olması lazım, bu hepimizin ortak menfaati olup hepimizin sorumlu davranması gerekmektedir. Halkımızın da beklentisi budur” diye konuştu.

Sevgili Karamahmut Dayı

Posted by on Şub-19-2010

Seni unutmak mümkün mü ey güzel insan? Sevileniydin Bingöl’ün kuzey yarısının. Memleketle ilgili hüznümüzde sen, en güzel ve öğretici anılarımız da yine sen varsın. Seni unutmak mümkün mü çiçek ve tütün kokulu adam? Baharla birlikte coğrafyamıza renk ve coşku veren çiçeklerimizdensin. Sen aramızdan ayrılalı aralarında karar aldı coğrafyamızın çiçekleri. Seni kendilerinde yaşatmak için, haftada bir çiçek adını taşımaya karar verdi. Seni unutmak mümkün mü ey onurlu ve özgür insan? Sen ki dağlarımızın kartalıydın. Memleketimizi koruma sevdasıyla mesken tutardın en hakim tepeleri. Tarardın şahin bakışlarla, bulunduğun mevzilerden uzakları. Ya gelirlerse bir daha işgalci emperyalistler diye kaygılanıp vatan savunması için dağların zirvesinde mevziler yapardın. Memleketimin tek kişilik ordusu ve apoletsiz mütevazı generalliydin. Kaygıların hakli ve doğruydu. Çocukluğun ve gençliğin birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savası döneminde geçmişti. Görmüştün yaşananları ve kaygılanıyordun olabileceklerden. “Su uyur düşman uyumaz.” dercesine tedbirler alıyordun kendince. Her bahar geldiğinde yeniden mesken tutardın dağlarımızı ve yaylalarımızı. Gelişini sevinçle karsılardı yoldaşların olan kuşlar, böcekler ve çiçekler. Seni unutmak mümkün mü? Sen ki memleketimin en güzel çiçeklerinden biriydin. Sen ki saflığın, temizliğin, cesaretin ve onurun sembollerindendin. Sen ki içinde büyük bir bilge taşıyan derviştin. Dost sohbetlerine katılanlar iyi bilirler bilgeliğini ve öğretmenliğini. Uzun kış gecelerinde insanları güldüren, düşündüren ve yanlışlarını sorgulatandın. İyi ve güze insani yaratmak için kendin yarattığın konu ve hikayelerle insanlara perspektif sunandın. Hiç bilmezdin bilimsel diyalektik materyalizmi ancak yasamdan öğrendiklerinle bize anlattığın her şey bilimsel diyalektik materyalizme denk düşüyordu. Bundandı yarattığın her konu ve hikayenin etkileyiciliği ve öğreticiliği. Bundandır sana mütevazi bilge deyişimiz. Herkesin haddi değildir konu ve hikayeyi uydurup halka benimsetmek ve eğitici kılmak. Ancak konu ve hikayeleri yasam ve halk gerçekliğinden beslenenler bunu yapabilir. Seni unutmak mümkün mü vatansever kahramanımız? 12 Eylül ile birlikte bölgeye gelen askerlere “Hangi ülkenin askerlerisiniz? Yoksa şerefsiz İsmet İnönü’mü sizi yolladı? Def olun buralardan. Buralar bizim.” vb. dediklerin dilden dile dolaştı ve dolaşmaktadır. Bu anlamlı ve kahramanca çıkışınla düşmana ilk kursun atanlarımızdansın. Sen ki severdin yüreğinde sevgi olanları ama sevememiştin o kötü bakışlı askerleri. Anlamıştın hemen askerlerin bize yapacaklarını. Sen ki memleketimin en özgür insanıydın. Kısıtladılar özgürlüğünü memleketimize yapılan askeri operasyonlarla. Hüzünlenip kederlendin. Öfkeyle sıktın dişlerini ve yumruğunu. Ama elinden bir şey gelmedi .Öfkeden Mitralyöze döndü beynin. Savruldu ağzından kursun misali küfürler. Silahsız ve fiziksel güçten yoksundun ama haklılığından aldığın güçle direnip boyun eğmiyordun. Sen coğrafyamın tek kişilik korkusuz ordusuydun. Sen halkımızın mütevazi ve apoletsiz savaş generaliydin. Sen yüce ve kahraman bir insandın. Seni en çok üzen ekonomik ve siyasal nedenlerle yasadığımız göçler olmuştu. Terk etmek zorunda kalırken sevdiğimiz memleketimizi ve insanlarımızı biz de çok üzülmüştük. Üzülmüştük seni sıcak ve içten dost evlerinden mahrum bıraktığımız için. Üzülmüştük seni yetim misali boynu bükük bıraktığımız için. Gerçi yalnız ve açıkta değildin. Sevenin ve bağrına basanın çoktu. Ama yine de içimiz rahat değildi. Çünkü sevenin çok olmasına rağmen kolay kolay gitmezdin herkese. Hassas, gururlu ve onurluydun. Seni incitenin kapısını asla çalmazdın. Aç ve açıkta kalsaydın bile çalmazdın kapılarını. Çok sevdiğin tütünün bittiğinde, yalvarıp sana tütün verdiklerinde küfredip almamıştın onlardan. Yalvarıp özür dilemeleri de onaramıyordu kırılan kalbini. Seni bildiğimiz için her sonbaharda meraklanıp kaygılanıyorduk. ” Kara Mahmut dayı nerde kalıyor? Aç ve açıkta mi? Üşüdü mü? Hasta mı?” diyorduk. Büyük şehirlerden köye hep seni soruyorduk. Özellikle seni seven Kiğilı adamın özel olarak gelip seni evine götürdüğünü öğrendiğimizde dünyalar bizim olurdu. Hep o adama teşekkür ettik ve edeceğiz. Bu yaptıkları onun ne kadar iyi bir insan olduğunu gösteriyor. Onun sana bunu yapması ayni zamanda senin ne kadar iyi ve yüce bir insan olduğunu gösteriyor. Lolanlılar ağlayarak bize anlattılar. Göçtüğümüz sonbahar bizim eve gelmişsin. Evin kapısını uzun süre calip seslenmişsin. Cevap veren olmayınca çaresizce evin arkasında ki patikaya çıkıp oturmuşsun. Köylüler ağlayarak seni izlemişler. Hem sana hem de bizim göç etmiş olmamıza ağlamışlar. Sen bir tasa oturup sigaranı sararken, köylüler gözyaşını silip yanına gelmişler. Kara Mahmut dayı yetim kaldı diyerek seni evlerine davet etmek istemişler. Lolanlıların tüm ısrarına rağmen daveti kabul etmediğini söylediler. “Bu garibanlardan kimse evde yok mu? Bunlar nereye gitmişler.” diye sorduğunda, köylülerin dili varmamış göç ettiğimizi sana söylemeye. Üzülerek ve zorlanarak sana göçtüğümüzü söylediklerinde ve sen üzülüp tepki gösterdiğinde köylülerin içinde fırtınaların koptuğunu söylediler. Üzülmeyesin diye köylüler ağlamamak için kendilerini zor tutmuşlar. “İnsan durup dururken neden doğup büyüdüğü ve sevdiklerinin mezarlarının bulunduğu yurdunu terk etsin. Hayır hayır, kesinlikle devlet, ağalar ve seyitler bunları zorla göç ettirdi.” deyip küfür etmen ve Şükrü amcayı da ağa diye suçlamanla birlikte köylülerin zorla tutulan göz pınarları akmaya basladı. Erkeğin ağlamasını ayıp sayan Şükrü amca hem biz sevdiklerinin göçüne hem de senin yaşadıklarına dayanamayarak çocuk gibi ağlamıştı. Biliyoruz senin egemen zorbaya karşı taşıdığın kini. Ayni kini taşıyoruz. Ancak sen de bilirsin Şükrü amca ne ağa ne de zorbaydı, sadece ekonomik durumu iyi ve konum olarak biraz öne çıkan biriydi. Bizim yokluğumuzdan kaynaklı en çok üzülenlerden biri Şükrü amcaydı. Köyde bıraktığımız kedimiz bizim için miyavlarken Şükrü amcanın kızı Gewrisa abla çocuk gibi ağlayarak kediyi kucaklayıp evine götürmüştü. Biz de Şükrü amca da biliyoruz senin sevdiklerini yitirmenin üzüntüsüyle Şükrü amcayı suçladığını. Şükrü amca ve Lolanlıların en çok üzüldükleri ise seni evlerine götürememesidir. Lolanda yaşanan bu olay bize anlatıldığında gözlerimiz dolmuştu. Kusura bakma sevdiğim iyi yürekli insan yine gözlerim doldu. Çünkü seni, memleketimi ve insanlarımı çok seviyorum. Ayni şekilde seviyorum insani değerlerden kopmamış tüm dünya insanlarını. Ural EROĞLU