Tarihin Tanımı ve Konusu:
Geçmişte yaşayan insan topluluklarının birbiriyle olan ilişkilerini, meydana getirdikleri olayları yer ve zaman göstererek neden-sonuç ilişkileri içerisinde yazılı ve yazısız kaynaklardan yararlanarak inceleyen bir bilim dalıdır.
Konusu;
İnsan topluluklarının her türlü faaliyetini kapsar. Savaş ve barışları, devlet ve yönetimleri, hukuk kuralları, din ve inançları, her türlü üretim biçimini, ticaret ve güzel sanatları, bilimsel ve teknik gelişmeleri konu olarak alır.
TARİHSEL OLAY VE OLGULARIN ÖZELLİKLERİ
Tarihsel olay ve olgular geçmişte yaşanmış olandır. Benzeri olabilir fakat tekrarı yoktur. Tarihsel olaylarda deney ve gözlem yapılmaz, her tarihsel olay; mutlaka belli bir zaman ve mekânda olmak zorundadır.
Kullanılan Yöntem:
Belgelere dayanmak zorunluluğu vardır. Bu belgeler yazılı ve yazısız olabilir.
Tarafsızlık esastır. Olayın meydana geldiği devrin; üretim biçimini, sanatını ve toplumun değer yargılarını göz önünde bulundurmak mecburiyeti de vardır.
Tarihsel olayların araştırılması, mekânında yapılmalıdır. Kaynaklar; zamana, mekâna ve konuya göre sınırlandırılır tasnif edilir, çözümlenir, doğruluk derecesi araştırılır ve birleştirilir. Olaylar arasında ilişki kurulur, kronoloji ve coğrafyadan yararlanılır. En önemlisi de olaylar arasında neden- sonuç ilişkisi kurularak sonuca gidilir.
Tarihin Kaynakları:
Tarihçiye bilgi veren malzemelere kaynak denir. Yazılı, yazısız ve sözlü olabilir. Diğerlerine göre az güvenilir olan kaynak; sözlü kaynaklardır.
Tabi ki tarihin çeşitleri de vardır ve yararlandığı diğer bilim dalları da mevcuttur. (Konu; daha fazla uzamasın diye bunlara yer vermeyeceğim)
Bu tanım ve girişe ihtiyaç vardı. Çıkan yazılanlara gelen eleştiri ve tepkiler; tanımı hatırlatma zorunluluğu doğurdu.
Karere Yerleşme ve Aşiretleşme Tarihi:
Karer gibi dar bir bölgeye sıkışmış küçük bir topluluğun yakın bir geçmişe uzanan tarihi olay ve olgularını irdelemek, güncelleştirmek hem kolay hem de zorlukları olan bir konudur.
Kolaydır; Çünkü topluluğun geçmişi yakındır, iki yüz yıllık bir zaman dilimidir. Sözlü kaynakları çokçadır, bir takım yazılı dokümanları da vardır.
Üç kuşak, bilemedin dört kuşak geçmişi olan bir dönemdir. Toplumsal dönem olarak feodal toplumun sonu, kapitalizme kapının aralandığı süreçtedir.
Gizleme saklama, örtbas etme, yok etmenin çok mümkün olmadığı bir evredir.
Sosyolojik olarak toplumsal dönemlerin özellikleri bilimsel olarak ispatlanmış, kaynak, konu, olay ve olgulardan hareketle analiz ve sentezleme yapmak kolaylaşmıştır.
Xormekanlar ve benzeri toplulukların tarihi; Yardımcı bilimlerden yararlanma konusunda fazla ihtiyaç his edilmeden gelişen olay ve olguların; analiz ve sentezini yapmak zor değildir.
Zorlukları vardır; Geçmiş, yakın olunca insanların tepkileşmesi de olasıdır, kişisel tutumlar içine de girilebiliniyor. Olay ve olguları adlandırırken, analiz ve sentezini yaparken yanlış anlama, kendine yorumlama da maalesef olasıdır. Objektivizmden (tarafsızlıktan) uzaklaşma olasılığı da mevcuttur.
Sözlü kaynaklara dayandığı için inandırıcılığı ve güvenirliliğinden kuşku duyulur.
KARER TARİHİNİN YAZIMINA NİÇİN İHTİYAÇ VARDIR?
Tarihçi değilim, öylesi bir ideam da yok. İnancım odur ki elimizdeki bilgi ve bulguları yazılı dokümana dönüştürürsek günün birinde belki tarihçi olanlara; kaynak ve malzeme olur diye bir savla yazıyorum. Ele almaya çalıştığım konular; gerçekten tamamlamaya ihtiyacı duyulan konulardır, bunun da bilincindeyim.
Sevgili Berdan İLDAN’IN vurguladığı gibi ele alınan konular; tamamlama yönünde desteğe ihtiyacı olan konulardır. Halis Hoca, Ekrem GÜREŞ ve Hüseyin CENGİZ’İN teşvik ve beğenilerine candan teşekkürler.
Halis Hoca’nı yazıları da önemsenerek okunmalı, tamamlayıcı yönünde etkisinin de olacağı su götürmez bir gerçektir.
TARİHİ OLAY VE OLGULAR:
Karerlilerin toprak paylaşımı yüzünde birbirine düşmesi Karerliler için tarihi bir olaydır.
Xormekanlıların Karer’de toprak sahibi olmaları yerleşerek aşiret konumunda örgütlenmeleri tarihi bir olgudur.
Bu olayı ve olguları anlatırken; Kal Zeynel, torunu Küçük Zeynel, Ali Ağa, Küçük Ağa, Körkanlı Kamer Ağa, Sağyan Köyündeki Tekkeyi onun başındaki zatları, Zeynel’e Şirni (Binici) gibi şahsiyet ve kişileri zikretmeden olay ve olguların öyküsünü yazamayız.
Olay ve olguları yazarken de elbette objektif olmak zorundayız.
Kahramanların misyonları, almış oldukları rollerin niteliği; hoşumuza gidip gitmemesi ayrı bir konudur.
Ayriyeten olayın ve olguların kahramanlarını bulunduğu koşullarda, toplumun değer yargıları içerisinde değerlendirmeye tabi tutmak gibi ahlaki bir zorunlulukta vardır.
Küçük Ağa da, Kamer Ağa da, başkaları da; feodal toplum yapısı içersinde, sahip olma hırsının ayyukta olduğu bir dönem ve süreci yaşıyorlardı.
Daha özcesi kendi döneminin insanlarıydı. Bilkent’te okuma, dünyayı yorumlama, gelişmeleri yakında takip etme imkânlarına sahip değillerdi.
Elbet ki, günün insanları günah ve sevaplarıyla vardı. Bir değerlendirmeye tabi tutulup değerlendirileceklerse de kendi koşullarında, zaman, mekân, dönemin şartları, toplumun değer yargıları gözetilerek yapılmalı.
Aksisi zaten tarihçinin yöntemi değil, olamaz.
Amacımız günün o günün insanlarını yermek veya övmek de değildir.
Amaç; olup bitenleri doğru algılayıp olay ve olgulardan dersler çıkarmaktır.