Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Tarihin Tanımı ve Konusu:
Geçmişte yaşayan insan topluluklarının birbiriyle olan ilişkilerini, meydana getirdikleri olayları yer ve zaman göstererek neden-sonuç ilişkileri içerisinde yazılı ve yazısız kaynaklardan yararlanarak inceleyen bir bilim dalıdır.

Konusu;
İnsan topluluklarının her türlü faaliyetini kapsar. Savaş ve barışları, devlet ve yönetimleri, hukuk kuralları, din ve inançları, her türlü üretim biçimini, ticaret ve güzel sanatları, bilimsel ve teknik gelişmeleri konu olarak alır.
TARİHSEL OLAY VE OLGULARIN ÖZELLİKLERİ
Tarihsel olay ve olgular geçmişte yaşanmış olandır. Benzeri olabilir fakat tekrarı yoktur. Tarihsel olaylarda deney ve gözlem yapılmaz, her tarihsel olay; mutlaka belli bir zaman ve mekânda olmak zorundadır.

Kullanılan Yöntem:
Belgelere dayanmak zorunluluğu vardır. Bu belgeler yazılı ve yazısız olabilir.
Tarafsızlık esastır. Olayın meydana geldiği devrin; üretim biçimini, sanatını ve toplumun değer yargılarını göz önünde bulundurmak mecburiyeti de vardır.
Tarihsel olayların araştırılması, mekânında yapılmalıdır. Kaynaklar; zamana, mekâna ve konuya göre sınırlandırılır tasnif edilir, çözümlenir, doğruluk derecesi araştırılır ve birleştirilir. Olaylar arasında ilişki kurulur, kronoloji ve coğrafyadan yararlanılır. En önemlisi de olaylar arasında neden- sonuç ilişkisi kurularak sonuca gidilir.

Tarihin Kaynakları:
Tarihçiye bilgi veren malzemelere kaynak denir. Yazılı, yazısız ve sözlü olabilir. Diğerlerine göre az güvenilir olan kaynak; sözlü kaynaklardır.

Tabi ki tarihin çeşitleri de vardır ve yararlandığı diğer bilim dalları da mevcuttur. (Konu; daha fazla uzamasın diye bunlara yer vermeyeceğim)

Bu tanım ve girişe ihtiyaç vardı. Çıkan yazılanlara gelen eleştiri ve tepkiler; tanımı hatırlatma zorunluluğu doğurdu.

Karere Yerleşme ve Aşiretleşme Tarihi:
Karer gibi dar bir bölgeye sıkışmış küçük bir topluluğun yakın bir geçmişe uzanan tarihi olay ve olgularını irdelemek, güncelleştirmek hem kolay hem de zorlukları olan bir konudur.

Kolaydır; Çünkü topluluğun geçmişi yakındır, iki yüz yıllık bir zaman dilimidir. Sözlü kaynakları çokçadır, bir takım yazılı dokümanları da vardır.
Üç kuşak, bilemedin dört kuşak geçmişi olan bir dönemdir. Toplumsal dönem olarak feodal toplumun sonu, kapitalizme kapının aralandığı süreçtedir.
Gizleme saklama, örtbas etme, yok etmenin çok mümkün olmadığı bir evredir.
Sosyolojik olarak toplumsal dönemlerin özellikleri bilimsel olarak ispatlanmış, kaynak, konu, olay ve olgulardan hareketle analiz ve sentezleme yapmak kolaylaşmıştır.
Xormekanlar ve benzeri toplulukların tarihi; Yardımcı bilimlerden yararlanma konusunda fazla ihtiyaç his edilmeden gelişen olay ve olguların; analiz ve sentezini yapmak zor değildir.

Zorlukları vardır; Geçmiş, yakın olunca insanların tepkileşmesi de olasıdır, kişisel tutumlar içine de girilebiliniyor. Olay ve olguları adlandırırken, analiz ve sentezini yaparken yanlış anlama, kendine yorumlama da maalesef olasıdır. Objektivizmden (tarafsızlıktan) uzaklaşma olasılığı da mevcuttur.
Sözlü kaynaklara dayandığı için inandırıcılığı ve güvenirliliğinden kuşku duyulur.

KARER TARİHİNİN YAZIMINA NİÇİN İHTİYAÇ VARDIR?
Tarihçi değilim, öylesi bir ideam da yok. İnancım odur ki elimizdeki bilgi ve bulguları yazılı dokümana dönüştürürsek günün birinde belki tarihçi olanlara; kaynak ve malzeme olur diye bir savla yazıyorum. Ele almaya çalıştığım konular; gerçekten tamamlamaya ihtiyacı duyulan konulardır, bunun da bilincindeyim.

Sevgili Berdan İLDAN’IN vurguladığı gibi ele alınan konular; tamamlama yönünde desteğe ihtiyacı olan konulardır. Halis Hoca, Ekrem GÜREŞ ve Hüseyin CENGİZ’İN teşvik ve beğenilerine candan teşekkürler.
Halis Hoca’nı yazıları da önemsenerek okunmalı, tamamlayıcı yönünde etkisinin de olacağı su götürmez bir gerçektir.

TARİHİ OLAY VE OLGULAR:
Karerlilerin toprak paylaşımı yüzünde birbirine düşmesi Karerliler için tarihi bir olaydır.
Xormekanlıların Karer’de toprak sahibi olmaları yerleşerek aşiret konumunda örgütlenmeleri tarihi bir olgudur.
Bu olayı ve olguları anlatırken; Kal Zeynel, torunu Küçük Zeynel, Ali Ağa, Küçük Ağa, Körkanlı Kamer Ağa, Sağyan Köyündeki Tekkeyi onun başındaki zatları, Zeynel’e Şirni (Binici) gibi şahsiyet ve kişileri zikretmeden olay ve olguların öyküsünü yazamayız.
Olay ve olguları yazarken de elbette objektif olmak zorundayız.
Kahramanların misyonları, almış oldukları rollerin niteliği; hoşumuza gidip gitmemesi ayrı bir konudur.
Ayriyeten olayın ve olguların kahramanlarını bulunduğu koşullarda, toplumun değer yargıları içerisinde değerlendirmeye tabi tutmak gibi ahlaki bir zorunlulukta vardır.
Küçük Ağa da, Kamer Ağa da, başkaları da; feodal toplum yapısı içersinde, sahip olma hırsının ayyukta olduğu bir dönem ve süreci yaşıyorlardı.
Daha özcesi kendi döneminin insanlarıydı. Bilkent’te okuma, dünyayı yorumlama, gelişmeleri yakında takip etme imkânlarına sahip değillerdi.
Elbet ki, günün insanları günah ve sevaplarıyla vardı. Bir değerlendirmeye tabi tutulup değerlendirileceklerse de kendi koşullarında, zaman, mekân, dönemin şartları, toplumun değer yargıları gözetilerek yapılmalı.
Aksisi zaten tarihçinin yöntemi değil, olamaz.
Amacımız günün o günün insanlarını yermek veya övmek de değildir.
Amaç; olup bitenleri doğru algılayıp olay ve olgulardan dersler çıkarmaktır.

Dört Kapı Kırk Makam

Posted by on Mar-10-2010

DÖRT KAPI KIRK MAKAM

Dört kapı ve kırk makamın Kur’an’ı Kerim’deki yeri: Yunus Suresi.57.Ayet:”Ey insanlar, işte size Rabb’inizden bir öğüt (ŞERİAT),gönüller derdine bir şifa (TARİKAT),insanlara bir kılavuz (MARİFET) ve bir rahmet (HAKİKAT) geldi. Hz.Muhammed zamanında, Kırklar Cemi’in de dört kapı, kırk makam vardı. Alevi Cemi’de, Kırklar Cemi’nden esinlenerek yapılmaktadır.
1-SERİAT (1.Kapı –Şeriat abdesti su ile alınır.)
1- Allah’ın birliğine inanıp ibadetini yapmak.(Bakara Suresi, Ayet 255-Mümin Suresi, Ayet 60)
2-İlim ve irfan sahibi olmak.(Nisa Suresi, Ayet 162-En’am Suresi, Ayet 140)
3-İş veya meslek sahibi olmak.(Bakara Suresi, Ayet 16-Nur Suresi, Ayet 137)
4-Helal kazanç elde etmek.(Bakara Suresi, Ayet 286-Rahman Suresi, Ayet 21)
5-Cemaata uymak.(Mücadele Suresi, Ayet 11-Enfal Suresi,Ayet24)
6-Temiz giyinip, temiz yemek.(Bakara Suresi, Ayet 168–172)
7-Hoşgörülü ve şefkatlı olmak.(Bakara Suresi, Ayet 129-Nur Suresi, Ayet 22)
8-Yaramaz işlerden sakınıp doğruya yönelmek.(İsra Suresi, Ayet 84-Nahl Suresi, Ayet 123)
9-Nikâh kıyıp dünya evine girmek.(Nahl Suresi,Ayet72-Rum Suresi, Ayet 21) 10-Helal kazanç ile sofra sermek.(Nahl Suresi, Ayet 71-İnsan Suresi, Ayet 8–9)
2-TARİKAT (2.Kapı-Tarikat abdesti bir mürşide biat etmektir.)
1-Tüvbekar olmak.(Pirine ikrar vermek, A’raf Suresi, Ayet 81)
2-Talip olup ikrarında durmak.(Fetih Suresi, Ayet 10)
3-Temiz ve edepli giyinmek.(A’raf Suresi, Ayet 26)
4-İşini temiz ve güzel yapmak.(Bakara Suresi, Ayet 82)
5-Yol ehline hizmet etmek.(Enfal suresi, Ayet 72)
6-Yapılan hatadan dolayı pişmanlık duymak.(Nasr Suresi, Ayet 3)
7-Zorluk görünce Allah’tan ümit kesmemek.(A’raf Suresi, Ayet 56)
8-Takva ehli olup hidayeti hedeflemek.(Ali İmran Suresi, Ayet 114)
9-İrfan ehlinin muhabbetinde bulunup öğüt almak.(Kaf Suresi, Ayet 37)
10-Hakk’a aşına olup, eşine ve işine sahip olmak.(Ahzap Suresi, Ayet 35)
3-MARİFET (3.Kapı-Marifet abdesti, nefsini bilip, Rabb’ini eksiksiz tanımaktır.)
1-Edepli olmak (Kalem Suresi, Ayet 4)
2-Nefsin kötü işe teşvikinde Allah korkusu çekmek. (Nisa Suresi, Ayet 78)
3-Her türlü kötü iş için perhizkâr olmak.(Alak Suresi, Ayet 14)
4-Sabırlı ve kanatlı olarak güzellik üretmek. (Enfal Suresi, Ayet 46)
5-Yanlış iş yapmaktan utanmak.(Nisa Suresi, Ayet 85)
6-Elde edilen nimeti paylaşmakta cömert olmak.(İsra Suresi, Ayet 26)
7-İlimli olup başkalarıda irşad etmek.(Ali İmran Suresi, Ayet 187)
8-Engin gönül sahibi olmak. (Furkan Suresi, Ayet 63)
9-Her konuda marifet ehli olmak. (Ankebut Suresi, Ayet 58) 10-Kendi özünü bilmek ve geride gelen kuşağa da bildirmek.(Şuara Suresi, Ayet 193–194–214)
4-HAKİKAT (4.Kapı-Hakikat abdesti, kendi ayıbını görüp, başkalarının ayıbını örtmektir.)
1-Türap olup eksikliği özünde görmek. (İsra Suresi, Ayet 37)
2-Yetmiş iki milleti ayıplamamak. (Nisa Suresi, Ayet 95)
3-Yaratılmış tüm âlemin itimadını kazanmak.(Ali İmran Suresi, Ayet 75)
4-Mülkün sahibine hoş gelen işleri yaparak O’nun rızasını kazanmak.(Teğabün Suresi, Ayet 17)
5-Sohbet edip Hakk sırrını söyleyerek gönülleri şad etmek.(Mücadele Suresi, Ayet 7)
6-Seyahat edip dost gönlü kazanmak. (Hacc Suresi, Ayet 46)
7-Dost sırrını saklamak. (Ali İmran Suresi, Ayet 118)
8-Elden gelen iyiliği esirgememek. (Nisa Suresi,Ayet 95)
9-Tanrı’dan af dileyip, verdiği nimetlere şükretmek. (Bakara Suresi,Ayet 58)
10-Müşahade,Vahdet-i Vücut felsefesi içerisinde Tanrı’ya tefekkür edip yakın görmek.(Tekasür Suresi,
Ayet 7-Kaf Suresi,Ayet 16)
İsra Suresi,Ayet 77:”Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize uyguladığımız yasa budur.
Sen, bizim yasamızda değişiklik bulamazsın,”diyor.
Fetih Suresi,Ayet 23.”Bu Allah’ın ötedenberi işleyip duran yolu,yasasıdır.Allah’ın yol ve yasasın-
da hiçbir değişim bulamazsın,”diyor. Bundan böyle,alevilerin İslam anlayışı,Hz.Adem’den başlar, Hz.Muhammed ve Mehdi’ye kadar devam eder. HASAN SEVİN 21–02–2009

Diyanet-Sen Bingöl Şube Başkanı Mücahit Çelik, Mersin’de bir grup CHP’li kadının halifeliğin kaldırılışının 86′ncı yıldönümü nedeniyle bir araya gelerek çarşaf yırtmasını kınayarak 21. yüzyılda hala insanları kıyafetlerine göre değerlendiren CHP zihniyetinin artık değişmesi gerektiğini söyledi.
Konuyla ilgili yazılı bir basın açıklaması yapan Diyanet-Sen Bingöl Şube Başkanı Mücahit ÇELİK: “İslami değerlere ve İslam’ı çağrıştıran her şeye düşmanlığını ortaya seren CHP’nin Mersin İl Kadın Kolları’nın ekranlara yansıyan çarşaf parçalama görüntüleri bu zihniyeti taşıyanların ne kadar da acınacak durumda olduklarını bir kez daha gösteriyor. Halifeliğin kaldırılışının 86. yıldönümünü, Müslüman kadınların önemli bir kesiminin tesettür giysisi olarak kullandıkları kıyafetlere kırmızı görmüş boğa gibi saldırarak kutlayan CHP’liler, böylelikle ne kadar laik, çağdaş, cumhuriyetçi, ilerici olduklarını ortaya koyuyorlar. Türkiye’de bayanların bir bölümünün tesettür giysisi olarak tercih ettikleri çarşafa yönelik bu saldırı, aynı zamanda halkın bir bölümüne yönelik açıkça kin, nefret ve düşmanlığa sevk edecek bir eylemdir. Ceza kanununda halkı kin, nefret ve düşmanlığa teşvik suçu olan bu eylem ile ilgili olarak savcılar harekete geçmek zorundadır” dedi.

Geçtiğimiz son yerel seçimlerde gündeme gelen ve bizzat Baykal tarafından çarşaflı kadınlara CHP rozeti takılmasıyla sembolleşen “çarşaf açılımı”nı hatırlatan Çelik konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bu ikiyüzlülük CHP’nin kuruluşundan bugüne genlerine işlemiş pragmatizm hastalığının tedavisinin mümkün olamayacağının da göstergesidir. Oy kaygısıyla iktidara gelene dek düşman olduğu değerlere kucak açmaktan imtina etmeyen bu ikiyüzlü tavır, Türkiye siyasi tarihinde böyle çirkin görüntüleri her zaman meydana getirmeye namzettir. 2009 seçimlerinde çarşaf açılımı yapıyoruz diye kadınların giyimini siyasi malzeme yapmaya kalkan CHP, 21. yüzyılda hala insanları kıyafetlerine göre değerlendirdiklerini ve asıl niyetlerini bir kez daha ortaya koymuşlardır. Yalnızca oy almak için çarşaflılara ve başörtülülere hoş görünmeye çalışan CHP zihniyeti gerçek yüzünü fazla gizleyememiştir. Ülkemizde 21. yüzyılda hala insanlar özelliklede kadınlarımız giyimlerinden dolayı hor görülüyor, eğitim ve sosyal haklarından yoksun bırakılıyorsa bunu çağdaşlıkla izah etmeye kalkmak bağnazlığın ta kendisidir. CHP’li kadınların çarşaf yırtıp ayakları altında ezmesi ne insan hakları ile ne de kadın hakları ile bağdaşan görüntülerdir. CHP’yi artık kıyafetle, kat sayıyla, başörtülü kızlarımızı üniversiteye sokmamanın yollarını bulmaya çalışmakla uğraşma yerine bu ülkenin hayrına şeyler yapmak için kafa yormaya davet ediyoruz. Bunu yapmıyorlarsa gölge etmesinler yeter” diye konuştu.

Toplantı için Mersin’de; hazırlık yapılmamıştı. Dolayısıyla katılım sınırlı ve yetersizdi.
Yukarıda geniş açılımını yapmaya çalıştığım eleştirilerin çoğu konuşmacı arkadaşların sunumunda belirgin olarak ortaya çıkıyordu.
”Bizde diğerleri gibi niçin iktidar olmayalım, niçin nimetlerinden yararlanmayalım?” Şeklindeki niyet; konuşmacıların söylemlerinden açığa çıkıyor ve bunun için de ‘özgüven’ isteniyordu.
(Allah; kimseyi şimdiki ve denenmiş olan iktidarlara benzetmesin, benzeyenlerinde halkın yanında yeri olmamalı.)
Taslakta görüldüğü gibi konuşmacılar da klişeleşmiş argümanlarla söylemlerini devam ettirdiler. ‘Yeni olan’ a yönelim olmadığı gibi yeniden de eser yoktu.
“ ‘SOL’ ve Aleviler, birleşip partileşince; iktidarın yolu açılmış olacak, hem de Türkiye’nin kurutuluşu gerçekleşecek.”
Şeklinde bir mantık ve anlama bende ve dinleyenlerde oluştuğu kanısındayım.
Bu anlayış ucuzdur, tutmaz.
Konuşmacıların sunumları ve taslak incelemesinden sonra; “Türkiye’nin gerçeklikleri es geçiliyor” anlamı bende ve çoğu kişiden oluşacağı kanısındayım.
Bu ‘es geçme’; oluşabilecek tehlikelerin yaratacağı toplumsal kargaşadan ziyade girişimcilerin kendi projelerinin yaşam bulmamasından kaynaklı olup şahsidir.
Anlayış; pragmatist, sığ ve çıkarcıdır. Bu da ayıp olandır.
Konuşmacılar; kendi aralarında bütünlük arz etmeyerek, çelişkiler yaşıyorlardı. Birbirine saygılı davranmayarak birbirlerinin sözünü keserek antidemokratik durumlara düşüyor, birbirlerinin söylediklerini beğenmeyerek dudak bükerek alaycı tavır sergiliyorlardı.
Bu eksikliklerin olmasını normal de görmek gerekir, çünkü ‘anlayışın Özü’yle alakalı bir darlık ve sıkıntıdır. Hasan Hoca

Bu girişle birlikte Xormekan Aşiret’nin 20.yy’ın ilk yarısındaki sosyal yapısının niteliğini değerlendirme kapısını da aralamış bulunmaktayız…”
Şimdi bu kapıdan içeri girmeye çalışalım.
19.yy’ın ikici yarısının başından başlayarak Xormekanlar; Karer’de Varto’nun üst köylerinde yerleşik düzene geçmek için yoğun çaba içindedirler.
Karer’den giden Mustafa Ağa; Varto’da firarilik yıllarında evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Sonradan da Osmanlı Devleti tarafında af edilerek cezadan kurtulmuştu.
Karer bölümünde ise; yerleşik düzen daha da ileri boyuttadır. Kiği’nin Sancak Beyleri olan Yazıcıoğuları ile problemler kısmen çözülmüş, askere gitme konusunda mesafe kat edilerek Osmanlı’ ya asker de verilmeye başlanmıştır.
Komşu Sünni Kürt Aşiretlerle olan ilişkiler; iyileştirilmiş, kız alıp -verme, dostluk ve kirvelikler kurulmuştur.
Xormekanlılar; Müslüman olma iddialarını belgelemek için; Sünni hoca getirtilerek köy mektepleri açtırılıp gençler ve çocuklar okutulmaya çalışılmış.
Fakat tüm bu girişimler de ihtiyaçlara cevap verme noktasında yetersizdir.
Barınma, beslenme, sağlık, iletişim ve ticaret yapma ihtiyaçları ile Karer ‘in; dışarıda temin etmesi gereken ihtiyaçlar konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur.
* * *
Yılda bir defaya mahsus; Elazığ ve Erzurum’a yapılan kervanlarla ihtiyaçlar giderilmeye çalışıyor ama bu çok tehlikeli yolculuklarda soyulmalar, katledilmeler, katliamlar yaşanıyordu.
Bunları görerek yaşayan Karereliler arayış içine girdiler. Dönemin özelliklerine uygun olarak;
1) Aşiret yapısını güçlendirmek, güç olmak…
2) Devletten destek almak, kabul görmek…

1) Aşiret Yapısının Güçlendirilmesi:
Bunu ilki gören aşiret ağası Ali Ağadır diyebiliriz. Küçük Zeynel’in oğlu olan Ali Ağa babasının hümanist yaklaşımını beğenmeyerek Darabi Köyünden ayrılıp Yekmal Köyüne yerleşir.
Babasına rağmen Aşiret Ağası olduğunu ilan ederek Ağalığını kabul ettirir.
Sözünü ettiğimiz dönem, takriben 19. YY. ikinci yarısının başlarıdır.
Bu başlangıçtan sonra Xormekan Aşireti; hızlı bir şekilde diğer aşiretlere benzeşerek feodal yapının gerekleri yerine getirilme yönünde mesafe kat ettiğini söylemek mümkün.
Toprak mülkiyeti; toplum içinde kıymete biniyor, toprak üzerine çatışmalar başlıyor.
Üretim yapma, hayvancılıkla geçimini sağlama… Depolama, saklama, ihtiyaçların dışarıdan temin edilmesi…
Ürettiklerini pazarlama, değiş- tokuş yöntemi gibi kaçınılmaz ihtiyaçlar belirgin olarak kendini topluma dayatıyordu.
Buna paralel olarak otoriter bir aşiret yönetimi, kaba feodal bir anlayış da kendisini göstermeye başlıyordu.
Belirli alanlarda ağaya ayrıcalıklar tanıma, ağanın topraktan fazla hak sahibi olma dayatmaları…
Yine ağalık kurumuna destek verme amacıyla insanların iş gücünden yararlanma gibi durumlar ve ayrıcalıklar toplumda ortaya çıkıyordu.
Tabi Karer gibi bir yerde tüm bunların hepsi de ihtiyaçları karşılayamıyor aşireti de düze çıkaramıyordu.
Başka arayışlar da vardı. Örneğin diğer Sünni aşiretlere benzeşmek ve kabullendirmek girişimleri daha öncesinden başlamıştı. Bunlara hız kazandırılarak Sünni İslam rütiellerini yerine getirme, aynı zamanda pirlik kurumunu da yaşatarak durum idare ettirilmeye çalışılıyordu.
Otoriter ağalık konusunda Xormekanların bir bölümü otoriterizmi normal görerek ağaya destek sunuyor, bir bölümü de karşı çıkarak çatışmalar da giderek derinleşiyordu.
Nitekim Fer Ailesindeki ilk çatışma ve ayrışma da böylece başlamış oluyor.
Körükanlı Kamer Ağa daha fazla toprak almak için Xormekanların bir kısmını, ailenin bir bölümünü yanına çekerek Ali Ağa ve onun oğlu küçük Ağa’ya karşı mücadeleye girişiyor.
Bu dönemde Osmanlı Devleti; toprakları tapulama işlemleri yürütüyordu. Bu tapulama işlemleri anında çekişme ve çatışmaların daha da hızlanmış olduğunu büyüklerimizden hep duyduk, hikâyelerini çokça dinledik.
Ne var ki Karer’in doğası, toplumsal dokusu, toprak niteliği; feodal tarzda otoriter bir ağalık sistemine yeterli değildi, kabullenmezdi.
Bunu gören Ali Ağa ve onun oğlu Küçük Ağa; başka alanlara yayılma, toprak edinme uğraşı ve mücadelesini verirler. Bu uğraşta da bir hayli yol alarak başta Sancak bölgesi ve diğer yakın yerleşim yerlerinde toprak edinirler.
Ama göremedikler veya tahmin etmedikleri gelişmeler de vardı.
Feodalitenin tahtı sallanıyor, Osmanlı Devleti; içte ve dışta çıkmaz içindedir.
Dünyada gelişen ve yükselen kapitalizm; paylaşım kavgasına girerek 1. Dünya Savaşı; tüm dünyayı sarıp Karer ve başka bölgelerdeki Xormekanlar da; bundan olanca olumsuzluğuyla etkilenirler.
Dolayısıyla aşireti güçlendirme plan ve tasarıları da yarım kalarak suya düşüyor.

2) Devletten Destek Almak, Kabul Görmek
Xormekanlar; Kürdistan’ın değişik yörelerinde yayılmış bir yapıda yaşamlarını sürdürmeye çalışırken karşılaştıkları zorluklar da çok çeşitli ve ağırdır.
Sosyal yapıları; Aşirete dayanan, inançlarından ötürü büyük baskılar görerek kıyıma uğramış bir şekilde Kürdistan’ın ücra ve dağlık bölgelerine sığınmışlardı.
Çoğu zaman dünyada ve Osmanlı Devleti’nde olup bitenlerden habersiz, algılama, yorumlama konusunda yetersizlikler yaşıyorlardı.
Örneğin Kızılbaş Aleviler ile Sünniler; çatışmalı durumlarını yorumlama konusunda doğru bir tespitten yoksundular.
Birbirlerini; “Lanetli Şımr-i Maviye torunları”, “Kızılbaş é Rafızî” olarak suçlayıp birbirlerine saldırıyor ve birbirlerini kıyıma uğratıyorlardı.
Kıyımın en çok yaşandığı yerler de Kürdistan topraklarıydı.
Sünni Kürt Aşiretleri; Yavuz döneminden (1514) başlayarak Osmanlıdan icazet alarak Mirliklerini ilan edip süvari alaylarını oluşturup sonradan da Hamidiye Alaylarını kurarak otonom bir tarzda yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Sadece bununla kalmayarak Sünnileştirme çalışmaları konusunda Osmanlı padişahları tarafında görevlendirilmişlerdi. Alınan göreve sadakatle farklı kesimleri yok etmeyi de hedefleyerek terör estiriyorlardı.
İster Sünni kesimler olsun, ister Kızılbaş Alevi kesimlerin tabanındaki büyük halk kesimi; “birbirlerine kırdırtma” politikaları konusunda bihaberdiler, egemenler tarafından planlanarak uygulandığının da farkında değillerdi.
Maalesef bu büyük kesim; hala da kendilerine kurulan tuzağın farkına varmadan önyargılarla dolu olarak birbirine karşı uzak ve tepkilidir.
Tabii ki; komployu gören, bilen, bilince çıkaran kesim ve tabakalar da vardır. Son otuz yıllık deneyim ve kazanımlar; halkımızı politikleştirerek mücadeleyi görkemleştirmiştir, birlik yolunda hayli mesafe alınmıştır.
Bu makûs tarihi örneklemek gerekirse; Yavuz Selim; Şeyhul İslam Ebussuud’tan aldığı fetvayla Anadolu’da katlettiği on binlerce Kızılbaş-Alevi katliamını vacip kılarken Kürdistan’da da İdris-i Bitlis denen şahsı; kendisine katliam cellâdı olarak tayın ederek ayrılıyor.
Ondan sonra da Kürdistan’ın Medreselerinde Kızılbaş-Alevilerin ‘katli vacip’, ‘malı helal’ olarak bellettirilerek farklı kesimleri birbirine düşman yapıp kırdırma politikası hayata geçirildi.
Sonrasında ise; bundan yararlanmak isteyen çokça kesim ve gruplar da türüyor, Kızılbaş – Alevi katliamı da defalarca yapıldı.
Kızılbaş-Aleviler de intikam içine girerek kendilerine bunu reva gören kesimleri yani uygulayanları; düşman bilerek uygulatanları da maalesef göremediler.
Xormekanlar; bu olup bitenlerden çoğu zaman bihaber olarak uygulatanları, tetik çektirenleri teşhis edemedi, göremediler.
Diğer Sünni Kürt aşiretlerine karşı hem tepkili hem de onlar gibi Hamidiye Alaylarına sahip olma özentisi içinde hareket ederek devlete yaranmaya çalışıyor, ondan destek alma uğraşı içindeydiler.
Bunun için yukarıda da vurguladığımız gibi Xormekanlılar; devletle uzlaşma içine girerek;
-Devlete karşı geliştirmiş oldukları isyanlar konusunda af dileyerek bu konuda da zaman zaman başarılı oldular.
-Sancak Beyleriyle antlaşma yaparak askere gitme konusunda rızalık gösterdiler.
-Ermeni Katliamında seyirci kaldılar. Hatta ‘katliama yer yer bulaştılar’ demekte mümkün.
-Sünni inancı doğrultusunda yönelimlere girdiler, gösterişler yaptılar. ‘Asil Müslüman biziz’ dediler.
-Milis Alayını kurarak Rus İşgaline karşı devletin yanında yer alarak savaştılar.
Yani kısaca Xormekanlılar; 20.yy ikinci yarısından başlayarak devlete yaranma konusunda Sünni Kürt Aşiretleriyle yarış niteliğinde bir maratonu koştular.
Ama ne fayda ki, ömür kifayet etmedi, çünkü kartlar yeniden karılıyor, Osmanlı tarihe karışıyordu. Ama bunu da 20.yy başında kendilerinin lehinde bir gelişme olarak addederek sevindiler.
Bu sosyal yapı ve ruh haliyle devlete teslim oldular, kurtarıcı olarak onu gördüler.
Ol hikâyemiz devam etti, edecek…