Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Aslında başlarken demiştim; ‘Yazılanlardan ötürü rahatsız olanlar çıkacak!”
Nitekim birinci yazıda sevinenler, ikinci yazıda isimleri karıştırdılar. Ayriyeten telefonla ulaşanlar da oldu. Tabi sadece eleştirenler değil, olumlu tepki verenler de vardı. Tepkilerin olması gayet normal, olması gerekendir. Tepkisi olmayan yazı; etki yaratmamış, amacına ulaşmayandır.
Onun için eleştiren ve olumlu gören tüm okuyuculara candan teşekkürler. Şunu da hemencecik belirteyim; amacımız hiçbir zaman incitmek değildir, olamaz. Diğer yönüyle şu da bir gerçek; yanlışı düzeltmek; düzenlemeyi gerektirir, kırıp dökmeye de ihtiyaç duyulabilinir. Çoğu canlıların üremesi; sancılı ve ağrılıdır. Vücuda batan kıymığın acısı burguludur, çıkartılması da o kadar ağrılı ve zordur. Diyorum ki; amaca varmak için; sabır ve metanet gerekli, bunu göstererek batan kıymığı çıkarmaya çalışacağız. Nerede okuduğumu hatırlayamıyorum ama şöyle bir tespit vardı; “İnsanlar; uydurarak inandıkları şeylere çokça bağlanır, kolay da kopmazlar.”
Tarihte biliyoruz; ‘totem’ insanlar tarafından uydurularak oluşturulmuş, ‘put’ kendileri tarafından yapılmıştır. Sonrasında ise; bu sembollere laf dokundurmayarak uğrunda büyük savaşlar verilerek birbirlerini amansızca kırıma uğratmışlar.
Günümüzde totem, put ve benzeri tapınma sembolleri biçim değiştirerek varlıklarını korumaktadır, diye düşünüyorum. Örneğin; futbol takımları, siyası partiler, inanç sembolleri, temsili semboller, millet, vatan, bayrak ve ideolojiler… Birer toteme dönüştürülerek dokunulmaz konumdadırlar.
Karerliler; yarım asrı geçkin bir süredir, kendilerine empoze edilen, ezbere dayanarak yaşamlarını idame ediyorlar. Evet, yarım asrı geçkindir diyorum, çünkü evveliyatı yoktur.

19.yy başında Osmanlıda türeyen İttihat ve Terakki ideolojisi; Osmanlı Topraklarında, Osmanlı Tebaasından ulus devlet oluşturulmaya çalıştı. Bu ulus projesi; ‘Türkçülüktü’. Uygulama yöntemi; otoriter, uygulayan ise; militarizmdi. Yapaydı, temeli yoktu. Zorakiydi. Şiddete, komplolara, yalana, inkâra, asimilasyona dayalıydı. Gerçekler; tersyüz edilerek yürütülmeye çalışılıyor, farklı kesimler; birbirine kıldırtılıyordu. Osmanlı’nın can çekişme evresinde; bu toprakların yerleşik, güzel, çalışkan ve uygar halkı olan Ermeni Halkı; dünyanın gözü önünde, egemenlerle ortaklaşarak katliama uğratıldı, yok edildi. (1915)

Cumhuriyetin kurulmasıyla proje; daha da planlı ve acımazsızca devreye konuldu. Şeyh Sayıt Hareketi; kanlı ve acımasızca bastırıldı.(1925) Koçgiri İsyanı,(1921) Geliye Zilan İsyanı,(1930) Dersim İsyanı, (1938) aynı yöntemlerle, Ulus devlet oluşturma amacıyla kanlı ve mezalim bir tarzda bastırıldı.

Tek din, tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak, tek parti, milli şef vardı. Yani her şey ‘tek’ ti…
Bunun için de Kızılbaş Alevilerin; tekke ve Zaviyeleri kapatıldı, ibadetleri yasaklandı. Kızılbaş- Aleviler üzerinde asimilasyon çalışması hızlandırılarak, Alevileri; diğer kesimlerden ayırma, kimliklerinden koparma çalışması yürütülerek onlara; ‘Türk’ oldukları ezberletildi.
Uygulama; Milli Şef’in komutasında ve tek parti iktidarı boyunca1950’li yıllarına kadar sürdü.

Zavallı Xormekanlar, bu hengâmenin içinde ücra köşelerde; Karer’de, Varto’da, Dersim’in belirli bölgelerinde; kapalı ekonomiye dayalı, feodal toplum yapısıyla, hatta feodalitenin de icaplarını tam görme imkânına sahip olmadan yaşamlarını idame etmeye çalışıyorlardı. Olup bitenlerin çoğundan bihaberdiler veya hadiseleri çok geç öğreniyor, zamanında tepki gösterme, değerlendirme yapabilme olanaklarına da sahip değildiler. Kendilerini; hadiselerin içinde buluyor, örgütlülükleri aşiret yapısında olup çözüm güçleri de maalesef yoktu. Zaman zaman katliamların da kurbanı oluyorlardı. Nitekim Dersim Katliamı’nda Cıwarik’te; toplu katliama uğradılar.

İroni ve düşündürücüdür, zaman zaman Xormekanların bizzat kendileri de bilerek veya bilmeyerek yapılan katliamlara; şu veya bu şekilde bulaşıyor ve katliamların aracı konumu da maalesef düşüyorlardı.

Bu girişle birlikte Xormekanların 20.yy’ın ilk yarısındaki sosyal yapısını değerlendirme kapısını da aralamış bulunmaktayız. 20.yy ilk yarısından başlayarak artı ve eksileri ayrıştırıp bize yansıyan etkileri anlamaya çalışacağız. Çünkü geçmiş; yakın olandır, tanıdıktır, bilinendir, yaşanandır, onu aydınlatmak mümkün… Gelecek ise; tersidir uzak olandır. Geleceğe doğru ve özlenen biçimde ulaşmak için de geçmişten çıkmak, onunla yüzleşmek gerekir.

Xormekanların; ‘Türklük’ saplantısı küçük bir hatadan kaynaklıdır, büyütülmüştür. Lenin’in bir sözünü akla getiriyor. “Küçük hatayı büyütmek istiyorsanız, o hatayı savununuz.” Diyor.
Maalesef yapılan yanlış ve hata da xormekanlılar tarafından savunularak gelinmiş. Bunu düzeltmeye çalışacağız. Tabiî ki aklımızın, dilimizin ve kalemimizin gücü oranında gerçeğe yaklaşacağız.

‘Yok saymak’ hak ihlalidir. ‘Yok sayan’ a tabi olmak ise; onur ve şerefinden yoksunluktur. Bunu kabullenmek mümkün değildir, kabul etmeyeceğiz. Gelecek yazıda buluşmak umuduyla.
Hasan Hoca

Karne konusunda aileleri uyaran İl Milli Eğitim Müdür Vekili Ali Berdibek, “Çocuğunuzun kendine güvenmesini sağlayın, kırık notu olsa da çocuğunuzu sevin” dedi.

2009-2010 Eğitim-Öğretim yılı yarıyıl tatili dün başladı. Bingöl’de 392 ilk ve orta dereceli okulda bin 962 derslikte yaklaşık 3 bin öğretmen ve 60 bin 649 öğrenci ile eğitim-öğretime ara vererek karne aldı. 2009-2010 yarıyıl tatili 5 Şubat 2010 tarihinde sona erecek.

Karne ile ilgili aileleri çocuklarına kötü davranmamaları yönünde uyaran İl Milli Eğitim Müdür Vekili Berdibek, öğrencinin kırık notu olsa da ailesi tarafından sevilmesinin son derece önemli olduğunu söyledi.

Karnenin her şey olmadığına dikkat çeken Berdibek, annelerin ve babaların dikkat etmesi gerekenleri şöyle açıkladı:

“En önemlisi çocuğun bireysel özellikleri, genel kapasitesi ve güçlü olduğu alanlar gelmelidir. Artık sadece bir tek zeka veya yetenek olmadığını biliyoruz. Bu nedenle, çocuk, örneğin matematik dersinde zorlanmakta ise onun yeterince akıllı olmadığını düşünmek hatadır. Bir çocuğun sözel veya sayısal alanlara, müziğe, spora veya doğa bilimlerine karşı bir eğilimi olabilir. Ancak okul ortamı içinde kendisinden çok çeşitli alanlarda eşit derecede başarılı olması beklenir. Çok az kimse birçok değişik alana eşit derecede ilgi duyabilir, dolayısıyla da bazı alanlara doğası gereği kendini daha yakın hisseder, diğerlerini de mecbur olduğu için öğrenir. Ailelerin fark etmesi gereken çocuğun çok da yatkınlığı ya da merakı olmadığı halde, bir konuda bir şeyler öğrenme konusunda ne kadar çaba gösterdiğidir. Çocuk o dersi önemser ve anlamak için elinden geleni yaparsa, çaba gösterirse artık getirdiği karne notunun pek de önemi kalmaz.”

Herkesin çocuğunun karnesini eline aldığında mutlu olduğunu ve gururlandığını hatırlatan Berdibek, karnedeki notları zayıf olan çocukların da güçlük yaşamış olabileceğine işaret etti. Çekilen güçlüğün hayatın bir gerçeği olduğunu vurgulayan Berdibek, “Çocuğumuz karnesiyle geldiğinde bir veya birkaç kırık notu olması onu sevmememizi gerektirmez. Çocuğa çok sert tepki gösterelim, hatta dövelim ki o da durumun önemli olduğunu anlasın derslerine çalışsın diye düşünüp çocuğa karşı çok katı tutuma giren anne babalar çocuklarının ruhsal durumunu tehlikeye attıklarını düşünmelidirler. Aile çocuğa zayıfları için kızabilir. Ama çok katı ve ağır tepkiler çocuğu korkutabileceği gibi, ürkütebilir ve çocuğu dersten ve okuldan soğutabilir. Çocuğun kendine güvenini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu hiç istenmeyen bir durumdur. Çocuğa zayıfından dolayı kızmalı. Ama onunla konuşup, yardımcı olabileceğinizi de göstermeli, ona destek olacağınızı anlatmalısınız.” görüşlerine yer verdi.

KIRIK NOT HAYATIN SONU DEĞİL

Karnede zayıf olmasının hayatın sonu anlamına gelmediğine dikkat çeken Berdibek, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu zayıflar düzeltilebilir. Ailelerin yapması gereken çocukla ile ilgili olmak, onları günü gününe takip etmektir. Okul aile işbirliği her zaman istenilen bir çalışmadır. Bu çalışmada okul aile ile her yönden işbirliği içinde olursa çocuğa daha fazla yardımcı olunabilir. Zaten ana amaç da çocuğu en iyi şekilde eğitmektir. Bütün bu yazıların aşağı yukarı bir amacı var. Karne dönemi pek çoğumuz gazetelerde okumuştur; intihar eden ilkokul veya ortaokul öğrencilerinin acı sonunu. Bir ağır sonuç intihar, diğer bir ağır sonuç ise evden kaçmadır. Çocuk karnesini annesine veya babasına göstermekten öylesine korkar ki, çareyi evden kaçmakta bulur. Bu yolda kötü niyetli kişilerce su istimal edilir. Bu tehlikeli sonuçları yaşamamak için lütfen aceleci olmamaya çalışalım. “Hışımla kalkan zararla oturur” atasözünü unutmadan dayak ve ağır cezalandırma yolunu değil; işbirliği, anlayış, destek ve yardım, konuşma, anlamaya çalışma yolunu seçelim. Kimi öğrencimizin içi rahat, kimi öğrencimiz çok ince hesaplar içinde. Bazısı kendi durumunu düşünürken bazısı nasıl tepkiler alacağını düşünüyor. Bir karnenin iyi veya kötü olması neye göre değerlendirilir? Bu değerlendirme öncelikle, doğal olarak karnede kaç kırık, kaç geçer not olduğuna bakılarak yapılır. Genellikle de içinde kırık not olmayan karne “iyi” karne olarak değerlendirilir. Diğer bütün performanslar gibi karnedeki duruma bakarak bir öğrenciyi, bir insanı değerlendirmek, yani sadece sonuçtan yola çıkarak bir yargıya varmak anneleri ve babaları yanlış noktalara götürebilir. Karne bir sonuçtur ve bir anlamı vardır, önemli olan bu sonuca götüren süreci iyi değerlendirmektir.”

Bingöl Video Reklam Alanı

İletişim için bingolvideo@gmail.com mail adresini kullanabilirsiniz