Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Milliyet gazetesinin haberine göre Askeri konularda yetkin bir yayın organı kabul edilen ve Rus silah sanayinin görüşlerini yansıttığı bilinen “Askeri-Uzay Savunması” dergisi etnik çatışmalar, toprak iddiaları, enerji kaynaklarını ele geçirme mücadelesi ya da ayrılıkçı akımların Rusya’nın güneyinde çok sayıda ülkenin katılacağı savaşlara yol açabileceğini ileri sürdü.

Dergi Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek ve ağırlıklı olarak hava kuvvetlerinin yer lacağı üç savaş senaryosu kurguladı.

Senaryolarını Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan gibi Müslüman ülkelerin Rusya’yı Kafkasya’dan dışlama niyetine dayandıran dergi, çatışmalara ABD ve NATO’nun da katılabileceğini, Moskova’ya ise sadece Ermenistan’ın destek vereceğini belirtti. Dergideki senaryolar şöyle:
BİRİNCİ SENARYO
Ayrılıkçılık, terörizm, etnik çatışmalar, Azeri-Ermeni sorunu ya da bölgedeki sivil Rusların öldürülmesi üzerine başlayacak savaşta bir cephede Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan, karşı cephede ise Rusya ile Ermenistan yer alacak.

Üç ülkenin 500’den fazla savaş uçağı Rusya’yı Kafkasya’dan uzaklaştırmak, ekonomik gücüne zarar vermek ve bazı bölgelerini ele geçirmek amacıyla güney kesimlerini 7-10 gün boyunca aralıksız bombalayacak.

İKİNCİ SENARYO
Bölgedeki etnik çatışmalar ya da İran’ın dini yayılmasından kaynaklanan savaşta Rusya, İran, Azerbaycan ve Gürcistan’la savaşmak zorunda kalacak. 250 civarında savaş uçağının katılacağı çatışmaların bir amacı da Hazar’daki petrol havzalarını ele geçirmek olacak.

ÜÇÜNCÜ SENARYO
Ayrılıkçılık, terörizm, kaybedilen toprakların yeniden ele geçirilmesi ya da Kafkasya’da etkinlik kazanma niyetinin yol açacağı savaşta Rusya’nın tek müttefiği Ermenistan olacak.

Dergiye göre karşı cephede ise ABD desteğindeki Türkiye ve Gürcistan yer alacak. Savaşa büyük olasılıkla Azerbaycan, ayrıca kısmen Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya katılacak. Rus topraklarını binden fazla Türk, Türkiye’deki üslerden ve Akdeniz’deki uçak gemilerinden havalanacak Amerikan ve NATO uçakları bombalayacak, Rus hava gücü bir kaç saatte yok edilecek.

Ardından kara harekatı başlayacak, Rus enerji kaynaklarının taşındığı güzergahtaki bazı Kuzey Kafkas cumhuriyetleri işgal edilecek, Ermenistan toprakları ele geçirilecek ve bazı ülkeler haritadan silinecek.

Türkiye Ekim ayı içinde bir dizi adım attı. Suriye ile sınır engelleri kaldırıldı, Irak’la bir dizi anlaşma imzalandı. Ayrıca Türkiye nükleer dosyasıyla ilgili olarak açıkça İran’ı savundu.

Bütün bu gelişmeler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze savaşı sırasında İsrail’i eleştirmesi ve Türkiye-NATO askeri tatbikatlarından uzaklaştırması sonrasında yaşandı. Bu gelişmeler AKP hükümetinin İslami doğudaki nüfuzunu güçlendirmek için harekete geçmesiyle tutarlılık gösteriyor. AKP hükümeti bu amacı gerçekleştirirken, bölgedeki bütün güç şekilleri üzerinde de izler bırakıyor.

Öncelikle 20. yüzyılın çoğunluğu boyunca İsrail, Türkiye ve İran, Batının müttefiki olarak ortak bir çatı altındaydı. Fakat İran 1979’da konumunu değiştirdi. Türkiye’nin de yavaşça olsa da tutumunu değiştirdiği görüldü. Sadece birkaç yıl önce Ankara, Suriye’yi düşman ve Saddam Hüseyin Irak’ını tehlikeli komşu olarak görürken, Kürtler açık isyan hali içindeydi. Fakat Suriye bugün dost ve müttefik, Irak ise ihtiyaç duyulan bir komşuya dönüştü. Türkiye-Kürt ilişkileri ise cepheleşmeden işbirliğine geçti.
KİMSESİZ ÇOCUKTAN BABALIĞA GEÇİŞ SANCISI
Ne var ki Türk politikasındaki değişim güvenlikle sınırlanamaz, siyasi ve ideolojik içeriği de var. Osmanlı’yı ve İslami geçmişi reddeden önceki dönemlerin ve Kemal Atatürk’ün radikal yandaşlarının aksine AKP, gücünün bir kısmını Türkiye’nin İslami kimliğinden alıyor ve ülkesinin güney ve doğudaki komşularıyla birlikte ortak Osmanlı geçmişine özlemle bakıyor. Ankara AB üyeliği çabalarını bırakmamasına rağmen, Avrupa ailesi içindeki ‘kimsesiz çocuk’ konumundan İslam ailesi içindeki muhtemel baba olmaya geçişin sancısını veriyor.

TÜRKİYE LİDERLİK EHLİYETİNE SAHİP
Gerçekten de Türkiye, Arap ve İslam dünyasında liderlik rolüne yükselme ehliyetine sahip. Nasır’ın gölgesindeki Mısır bu liderlik kriterlerini belirlemişti, ancak sonraları bu rol de kriterleri de soldu. Ayrıca İran bir ilerleme kaydetti, ancak çoğunluğu Sünni olan Arap ve İslam dünyasında İran’ın mezhep kimliği bu ilerlemeye nokta koydu. Ayrıca teokratik yönetim modeli de cazip değildi, ki bu yönetim İran içinde dahi yükselen bir muhalefetle karşılanıyor.

Buna karşın Türkiye, Ortadoğu’da modernliğe entegre olmuş tek ülkedir. Türkiye demokratik, etkin ve üretken bir ekonomik ve siyasi sisteme sahip. Ayrıca Türkiye din ile laiklik, inanç ile bilgi, bireysel kimlik ile cemaat kimliği, milliyetçilik ile hukuk yönetimi arasında etkili dengeler ortaya koydu. Fas’tan Pakistan’a bölge ülkelerinden hiçbiri böyle bir başarıyı elde edemedi.

TÜRKİYE BİR GELECEK SUNABİLİR
İran, Mısır ve diğer Arap ülkeleri bir gelecek sunmuyorlar. Fakat Türkiye bir gelecek sunabilir. Zira Türkiye bölgede derin tarihi köklere sahip, büyük ve Sünni bir ülke olma vasfıyla Ortadoğu’da Türk yüzyılını oluşturmaya ehil.

TÜRKİYE’NİN HEM PAZARA, HEM ENERJİYE İHTİYACI VAR
Ekonomi Türkiye’nin doğuya açılımının bir başka temel etkeni. Toplam gayri safi milli hasılatı 700 milyar dolar civarında olan ve büyüyen ekonomiye sahip bu ülkenin can alıcı ihtiyaçları var. Zira büyüyen ihracatına yakın pazarlar bulmak zorunda. Keza büyümesi için enerjiye de ihtiyaç duyuyor. Avrupa deneyimiyle, ulusal çıkarların istikrar ve büyük bölgesel pazarlarla irtibatlı olduğunun bilincinde. Geçen 10 yıl zarfında dış politikası bütün yönlerde istikrar ve işbirliği gerçekleştirmeye çalıştı. Avrupa’ya üyelik ve entegrasyon görüşmelerini sürdürdü, NATO paktındaki üyeliğini ve ABD ile koalisyonunu sürdürürken, Rusya ile seçkin ilişkiler kurdu, Balkanlar, Kafkaslar ve Karadeniz bölgelerinde istikrarı sağlamaya çalıştı. Buna ilaveten Türkiye İran ve Suriye’yi ılımlılığa teşvik etti, tam çöküşe yaklaştığı noktada Irak’a destek oldu, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaptı. Ayrıca bilindiği üzere Türkiye’nin İran ve Irak’ta büyük enerji çıkarları var. İran, Irak ve Suriye ile sağlam ilişkiler kanalıyla Türkiye, oldukça önemli Körfez bölgesine bir geçiş koridoru kazanıyor.

Bölgedeki Türk yıldızı yükselirken, Amerikan gücü düşüş gösteriyor ve Arap-İsrail çekişmesinin çözümü amaçlı girişimler azalıyor. Bu da gerginliklerin dolan bir güç boşluğu oluşturuyor. Özellikle Obama yönetiminin Batı Şeria ve Golan’daki İsrail işgaline karşı koyma noktasındaki güçsüzlüğü veya hazırsızlığı, ABD’yi daha az önemli kıldı . Ve bu durum daha güçlü bölgesel koalisyonların belirmesini teşvik etti.

İSRAİL İLK KEZ BÖLGESEL KOALİSYONLARDAN YOKSUN
İsrail açısından Türk dönüşümü, kuruluşundan bu yana ilk defa bölgesel koalisyonlardan yoksun kalmak anlamına geliyor. Ayrıca barış girişiminin ölüm döşeğinde olması da, İsrail’de barış anlaşmaları imzalayan ülkeleri, yani Mısır ve Ürdün’ü de, oldukça zor şartların pençesine koyuyor. Barış giriminin geleceğin dalgası/eğilimi olduğunu düşünerek bir maceraya atılan bu iki ülke, İsrail’in barış dosyasını kapatması, işgali ve yerleşim birimlerini sürdürmesi ile tarih önünde hatalarını göreceklerdir. Türk tutumundaki değişimle birlikte, bu iki ülkenin hali hazırdaki tutumlarında uzun süre direnmeleri zor olacaktır.

Türk dönüşümü doğal olarak olumlu bir gelişme. Zira Türkiye gibi demokratik, pragmatist ve başarılı bir devletin Arap ve İslam dünyasında daha büyük rol oynaması iyi olur. Fakat Arap-İsrail barışında bir ilerleme sağlanamadığı takdirde, bu dönüşüme çatışmaların yeni bir turu eşlik edebilir. Mescidi Aksa’daki son gelişmeler, bölgenin dört bir yanında çıkması mümkün tehlikeli dini gerginliklerin boyutunu bir daha göstermiştir.

* Londra’da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi, Lübnanlı yazar, Carnegie Ortadoğu Merkezi Direktörü Beyrut, 29 Ekim 2009, Arapçadan çeviri: HALİL ÇELİK

Bir istihbaratı değerlendiren İtalyan güvenlik birimleri, Bari limanına ulaşan TIR’larda arama yapmaya başladı. Arama neticesinde Türk plakalı bir TIR’da Afganistan, Irak, İran, Hindistan ve Myanmar uyruklu 69 kaçak göçmen yakalandığı açıklandı.

Kimi göçmenlerin arama sırasında kaçma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığı kaydedildi. Araç şoförünün ise karanlıktan yararlanarak, TIR’ı terk edip izini kaybettirdiği belirtildi.

İtalyan güvenlik birimlerinin, kaçak göçmenleri geldikleri ülkeye iade kuralı doğrultusunda Ro-Ro gemisiyle geri gönderdiği, Türk TIR’ına ise el konulduğu açıklandı.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma ve bayrak kriziyle gerilen Azerbaycan ilişkilerinde şimdi de doğalgaz pazarlığı yaşanıyor.

Ankara, Azerbaycan doğalgazına yapılacak zam konusunu görüşmek üzere önümüzdeki hafta Azerbaycan’dan bir heyeti Türkiye’ye davet etti.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, “Azerilerden ucuz gaz falan aldığımız yok. Anlaşacağımız yeni fiyat üzerinden 2008 yılına kadar geriye dönük fark ödeyeceğiz” dedi.Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev son açıklamasında, Türkiye’ye sattıkları doğalgaz fiyatının az olduğunu belirterek, “Dünya fiyatının 3’te 1 fiyatına satıyoruz. Şu anki durum mantık dışı. Normal fiyat bekliyoruz” demişti.

TÜRKİYE VE İRAN BİRLİKTE GAZ ÇIKARACAK
Yıldız ayrıca, Türkiye’nin İran’ın en geniş doğalgaz rezervlerine sahip bölgesinde Türkiye’nin İran’la ortak doğalgaz çıkaracağını, bunun pazarlama ve ticaret hakkının yarısını da Türkiye’de olacağını söyledi.

Erdoğan: Ahmedinejad dostumuzdur

Posted by on Eki-28-2009

Guardian gazetesi İstanbul muhabiri Robert Tait’in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı röportajı birinci sayfasından duyurdu. Guardian, Erdoğan’ın ‘İran dostumuzdur’ sözlerini tırnak içine alıp, ‘Türkiye Başbakanı NATO’daki nükleer çatlağı gözler önüne serdi’ başlığını attı.

Erdoğan’la röportaj gazetenin dışhaberler bölümünde de tam sayfa yer alıyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yle ilgili soruya Erdoğan şöyle cevap veriyor: “Fransa ve Almanya’nınki gibi Türkiye’ye karşı önyargıları olan Avrupalı liderler var. Chirac zamanında Fransa’yla mükemmel ilişkilerimiz vardı. Ancak Sarkozy döneminde hal böyle değil. Bu adil olmayan bir tavır. Avrupa Birliği kendi kurallarını ihlal ediyor.” Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad için, ‘Hiç şüphesiz dostumuz. Şu ana dek dost olarak çok iyi ilişkiler yürüttük ve hiç bir sıkıntı yaşamadık. ‘ diyor.

Gazete, Erdoğan’ın bu tavrının, Türkiye’yi NATO’ya sıkı bir şekilde bağlı, Batı yanlısı bir demokrasi olarak gören bazı batılıları şaşırtabileceğini, ancak Erdoğan’ın Türkiye’yi İran gibi bir din devletine dönüştürmeye çalıştığından şüphelenen laik karşıtlarını pek de şaşırtmayacağını belirtiyor.

Erdoğan’ın laik çevrelerin bu suçlamasını reddettiğini yazan gazete, Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Ahmedinejad’ı kutlayan ilk liderlerden biri olduğunu hatırlatıyor.

Kutlama yapıldığı sırada, Ahmedinejad’ın resmen olmasa da, büyük bir oy farkıyla seçimin galibi ilan edildiğini söyleyen Erdoğan, bu adımın ‘uluslararası ilişkilerin bir gerekliliği’ olduğunu söylüyor.

NÜKLEER KAYGILAR ‘DEDİKODU’
Erdoğan, Batılı ülkelerin İran’ın nükleer silah sahibi olmaya çalıştığı yönündeki kaygılarını ‘dedikodu’ olarak tanımlıyor ve bu ülkenin nükleer tesislerine saldırmanın bir ‘çılgınlık’ olacağını vurguluyor.

Erdoğan ayrıca, İran’a nükleer programı konusunda baskı yapan ülkelerin hepsinin nükleer silahlara sahip olduğunu söyleyip, bunun çok da adil bir tutum olmadığını belirtiyor.

Guardian, Erdoğan’ın bu görüşlerinin Washington’ın dış politikasına yön verenler tarafından ilgiyle karşılanacağını söylüyor.

Gazete bu çevrelerin, AKP hükümetini uzun süredir diğer Müslüman ülkelerin de adapte edebileceği batı yanlısı ‘ılımlı islam’ modeli olarak gördüğünü hatırlatıyor.

ABD’NİN POLİTİKASINI İSRAİL DİKTE ETTİRMİYOR
Guardian, bu görüşlerin, Erdoğan’ın eleştirilerinin Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine zarar vereceği uyarısı yapan İsrail tarafından da pek sıcak karşılanmayacağını kaydediyor.

Ancak Erdoğan röportajda buna karşı çıkarak ‘Bence bu mümkün değil. Amerika’nın bölge politikasını İsrail dikte ettirmiyor.’ diyor.