Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Zina yaptığı ve eşinin öldürülmesinde rol oynadığı suçlamasıyla taşlanarak ölüm cezasına çarptırılan İranlı Sakine Muhammedi Aştiyani ile dayanışmak amacıyla dünyanın 100 kentinde gösteriler örgütlendi. Kadın kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri tarafından yapılan eylemlere katılanlar, Sakine’nin serbest bırakılmasını talep ettiler. ‘Taşlanmaya Karşı 100 Kent’ parolası ile 100 kentte gerçekleştirilen eylemlerin 13′ü İsveç’te yapıldı. Başkent Stockholm başta olmak üzere Göteborg, Malmö, Uppsala, Norrköping gibi büyük yerleşim birimlerinde gösterilere katılan binlerce kişi, İran’daki İslami rejimin kadınlara yönelik uygulamalarını protesto etti. Bu arada İsveç’in en büyük gazetesi Afton Bladet’in Aştiyani’nin serbest bırakılması talebi ile başlattığı imza kampanyası sonuçlandı. Toplanan 131 bini aşkın imza, gazetenin genel yayın yönetmeni tarafından Stockholm’deki İran Büyükelçiliği’ne iletildi.

Gösterinin ardından Stockholm’deki parlamento binası önündeki meydanda bir gösteri yapıldı. Gösteride ilk konuşmayı yapan Avrupa Birliği Bakanı Brigitta Ohlsson, tepkiler sonucu Sakine’nin taşlanmasının durdurulduğunu hatırlattı ve İran’daki antidemokratik uygulamalara karşı protestoların önemine dikkat çekti. Sakine’nin oğlu ile İran’da görüşen gazeteci Sanna Sjösverd, Sakine’ye suçu kabul etmesi için işkence yapıldığını, oğlunun ve yakınlarının Sakine’nin masum olduğuna inandıklarını söyledi. ‘Sara ve Fadime’yi Asla Unutma’ adlı örgütün başkanı Sara Muhammed ise, sadakatsizlık vb. suçlamalarla kadınların kırbaç ve taşlanarak öldürülme cezalarına çarptırılmasının çağ dışı ataerkil anlayışın ürünü olduğunu ifade etti. Gösteriye katılanlar, İran rejimini protesto eden değişik pankratlar taşıdı ve aynı içerikte sloganlar attı. Ayrıca, Fransa’da Paris, Lyon, Montpellier, Toulose ve Poitiers’de İran’a karşı protestolar gerçekleştirildi. Lizbon ve Los Angeles da Sakine için gösteri düzenlenen kentler arasındaydı.

İran’da ’79 devriminden sonra kadınlar taşlanarak idam ediliyor. Amnesty International bu yıl Ocak-Haziran döneminde İran’da 126 kişinin idam edildiğini açıkladı.

Murat KUSEYRİ
STOCKHOLM

Türkiye Ekim ayı içinde bir dizi adım attı. Suriye ile sınır engelleri kaldırıldı, Irak’la bir dizi anlaşma imzalandı. Ayrıca Türkiye nükleer dosyasıyla ilgili olarak açıkça İran’ı savundu.

Bütün bu gelişmeler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze savaşı sırasında İsrail’i eleştirmesi ve Türkiye-NATO askeri tatbikatlarından uzaklaştırması sonrasında yaşandı. Bu gelişmeler AKP hükümetinin İslami doğudaki nüfuzunu güçlendirmek için harekete geçmesiyle tutarlılık gösteriyor. AKP hükümeti bu amacı gerçekleştirirken, bölgedeki bütün güç şekilleri üzerinde de izler bırakıyor.

Öncelikle 20. yüzyılın çoğunluğu boyunca İsrail, Türkiye ve İran, Batının müttefiki olarak ortak bir çatı altındaydı. Fakat İran 1979’da konumunu değiştirdi. Türkiye’nin de yavaşça olsa da tutumunu değiştirdiği görüldü. Sadece birkaç yıl önce Ankara, Suriye’yi düşman ve Saddam Hüseyin Irak’ını tehlikeli komşu olarak görürken, Kürtler açık isyan hali içindeydi. Fakat Suriye bugün dost ve müttefik, Irak ise ihtiyaç duyulan bir komşuya dönüştü. Türkiye-Kürt ilişkileri ise cepheleşmeden işbirliğine geçti.
KİMSESİZ ÇOCUKTAN BABALIĞA GEÇİŞ SANCISI
Ne var ki Türk politikasındaki değişim güvenlikle sınırlanamaz, siyasi ve ideolojik içeriği de var. Osmanlı’yı ve İslami geçmişi reddeden önceki dönemlerin ve Kemal Atatürk’ün radikal yandaşlarının aksine AKP, gücünün bir kısmını Türkiye’nin İslami kimliğinden alıyor ve ülkesinin güney ve doğudaki komşularıyla birlikte ortak Osmanlı geçmişine özlemle bakıyor. Ankara AB üyeliği çabalarını bırakmamasına rağmen, Avrupa ailesi içindeki ‘kimsesiz çocuk’ konumundan İslam ailesi içindeki muhtemel baba olmaya geçişin sancısını veriyor.

TÜRKİYE LİDERLİK EHLİYETİNE SAHİP
Gerçekten de Türkiye, Arap ve İslam dünyasında liderlik rolüne yükselme ehliyetine sahip. Nasır’ın gölgesindeki Mısır bu liderlik kriterlerini belirlemişti, ancak sonraları bu rol de kriterleri de soldu. Ayrıca İran bir ilerleme kaydetti, ancak çoğunluğu Sünni olan Arap ve İslam dünyasında İran’ın mezhep kimliği bu ilerlemeye nokta koydu. Ayrıca teokratik yönetim modeli de cazip değildi, ki bu yönetim İran içinde dahi yükselen bir muhalefetle karşılanıyor.

Buna karşın Türkiye, Ortadoğu’da modernliğe entegre olmuş tek ülkedir. Türkiye demokratik, etkin ve üretken bir ekonomik ve siyasi sisteme sahip. Ayrıca Türkiye din ile laiklik, inanç ile bilgi, bireysel kimlik ile cemaat kimliği, milliyetçilik ile hukuk yönetimi arasında etkili dengeler ortaya koydu. Fas’tan Pakistan’a bölge ülkelerinden hiçbiri böyle bir başarıyı elde edemedi.

TÜRKİYE BİR GELECEK SUNABİLİR
İran, Mısır ve diğer Arap ülkeleri bir gelecek sunmuyorlar. Fakat Türkiye bir gelecek sunabilir. Zira Türkiye bölgede derin tarihi köklere sahip, büyük ve Sünni bir ülke olma vasfıyla Ortadoğu’da Türk yüzyılını oluşturmaya ehil.

TÜRKİYE’NİN HEM PAZARA, HEM ENERJİYE İHTİYACI VAR
Ekonomi Türkiye’nin doğuya açılımının bir başka temel etkeni. Toplam gayri safi milli hasılatı 700 milyar dolar civarında olan ve büyüyen ekonomiye sahip bu ülkenin can alıcı ihtiyaçları var. Zira büyüyen ihracatına yakın pazarlar bulmak zorunda. Keza büyümesi için enerjiye de ihtiyaç duyuyor. Avrupa deneyimiyle, ulusal çıkarların istikrar ve büyük bölgesel pazarlarla irtibatlı olduğunun bilincinde. Geçen 10 yıl zarfında dış politikası bütün yönlerde istikrar ve işbirliği gerçekleştirmeye çalıştı. Avrupa’ya üyelik ve entegrasyon görüşmelerini sürdürdü, NATO paktındaki üyeliğini ve ABD ile koalisyonunu sürdürürken, Rusya ile seçkin ilişkiler kurdu, Balkanlar, Kafkaslar ve Karadeniz bölgelerinde istikrarı sağlamaya çalıştı. Buna ilaveten Türkiye İran ve Suriye’yi ılımlılığa teşvik etti, tam çöküşe yaklaştığı noktada Irak’a destek oldu, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaptı. Ayrıca bilindiği üzere Türkiye’nin İran ve Irak’ta büyük enerji çıkarları var. İran, Irak ve Suriye ile sağlam ilişkiler kanalıyla Türkiye, oldukça önemli Körfez bölgesine bir geçiş koridoru kazanıyor.

Bölgedeki Türk yıldızı yükselirken, Amerikan gücü düşüş gösteriyor ve Arap-İsrail çekişmesinin çözümü amaçlı girişimler azalıyor. Bu da gerginliklerin dolan bir güç boşluğu oluşturuyor. Özellikle Obama yönetiminin Batı Şeria ve Golan’daki İsrail işgaline karşı koyma noktasındaki güçsüzlüğü veya hazırsızlığı, ABD’yi daha az önemli kıldı . Ve bu durum daha güçlü bölgesel koalisyonların belirmesini teşvik etti.

İSRAİL İLK KEZ BÖLGESEL KOALİSYONLARDAN YOKSUN
İsrail açısından Türk dönüşümü, kuruluşundan bu yana ilk defa bölgesel koalisyonlardan yoksun kalmak anlamına geliyor. Ayrıca barış girişiminin ölüm döşeğinde olması da, İsrail’de barış anlaşmaları imzalayan ülkeleri, yani Mısır ve Ürdün’ü de, oldukça zor şartların pençesine koyuyor. Barış giriminin geleceğin dalgası/eğilimi olduğunu düşünerek bir maceraya atılan bu iki ülke, İsrail’in barış dosyasını kapatması, işgali ve yerleşim birimlerini sürdürmesi ile tarih önünde hatalarını göreceklerdir. Türk tutumundaki değişimle birlikte, bu iki ülkenin hali hazırdaki tutumlarında uzun süre direnmeleri zor olacaktır.

Türk dönüşümü doğal olarak olumlu bir gelişme. Zira Türkiye gibi demokratik, pragmatist ve başarılı bir devletin Arap ve İslam dünyasında daha büyük rol oynaması iyi olur. Fakat Arap-İsrail barışında bir ilerleme sağlanamadığı takdirde, bu dönüşüme çatışmaların yeni bir turu eşlik edebilir. Mescidi Aksa’daki son gelişmeler, bölgenin dört bir yanında çıkması mümkün tehlikeli dini gerginliklerin boyutunu bir daha göstermiştir.

* Londra’da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi, Lübnanlı yazar, Carnegie Ortadoğu Merkezi Direktörü Beyrut, 29 Ekim 2009, Arapçadan çeviri: HALİL ÇELİK

Fransa’da Türkiye Mevsimi kapsamında Paris’in en prestijli sergi mekânlarından Grand Palais’de düzenlenen “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” başlıklı sergi açıldı.“Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” başlıklı sergi Fransa Ulusal Müzeler Birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle gerçekleştiriliyor.

Fransa’da Türkiye Mevsimi Sergiler Direktörü ve Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer’in küratörlüğünde düzenlenen sergi Byzantium’dan Nea’ya, Constantinople’den Konstantiniyye’ye, İstanbul’un sekiz bin yıllık tarihine tanıklık ediyor.

25 Ocak 2010 tarihine kadar açık kalacak sergi, Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Türk ve İslam Eserleri ve Ayasofya Müzelerinin yanı sıra, Louvre Müzesi, Fransa Ulusal Kütüphanesi gibi Fransız kurumları ile, önde gelen Avrupa müzelerinin koleksiyonlarından seçilen dikilitaş, el yazmaları, gravürler, elbiseler, günlük mutfak gereçleri, kitaplar ve ikonlardan oluşan 500’den fazla eseri bir araya getiriyor.

İstanbul’da metro istasyonunun inşaatı sırasında Yenikapı’da bulunan Theodosus limanına da özel bir yer ayıracak “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” başlıklı sergi, İstanbul’un başkent olduğu en görkemli dönemlere kronolojik olarak ışık tutacak.

Kongre adına yazılı açıklama yapan sözcü Farzana Hasan, çarşaf ve peçenin Kur’an ayetleriyle emredilmiş hükümler olmadığını belirterek, “Her iki giyim şekli de, İslami öğretiden ziyade Orta Doğu kültürünün birer parçasıdır” dedi.

“Yüzünüzü kapatmanız, kimliğinizi gizlemenizdir” diye konuşan Hasan, bu durumun Müslüman kadınlar açısından çoğu zaman güvenlik sorunu oluşturduğuna işaret etti. Kanada’nın kadın-erkek eşitliğini anayasayla güvence altına aldığını hatırlatan Hasan şunları kaydetti:

“Konulacak yasak, zaten az sayıda olan, ama çoğu kullanmak zorunda olduğu için çarşaf giyip peçe takan Müslüman kadınlara özgürlüğünü verecektir. El Ezher Şeyhi Muhammed Tantavi de, peçe ve çarşafın Kur’an’da yer almadığına ilişkin fetva vermiştir.

Kanada devletinin, bu Ortaçağ kalıntısı kadın düşmanı uygulamasına son verme konusunda adım atmasını istiyoruz.” Farzana Hasan, getirilecek yasağın, başörtüsünü kapsamasını istemediklerini sözlerine ekledi. Kanada İslam Kongresi’nin eski Başkanı ve Guelph Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Muhammed El-Masri de, peçe ve çarşafın kültürel giysiler olduğunu belirterek, bunları dileyenin kullanabileceğini ifade etti. El-Masri, “İslam’ın örtünme emri, dünya kültürlerinde değişik uygulamalar bulmuştur. Önemli

olan, dinin emir ve usulüne göre örtünmedir” dedi.