Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

İSMET KAYHAN -ANF 14:27 / 19 Auğustos 2011

HABER MERKEZİ – Tarih 20 Ağustos 2007. Yer Beyoğlu. Polis tutanağına göre “zenci” ya da “siyahi vatandaş” Festus, gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra tutulduğu karakoldan cesedi çıktı. Ölümü ile ilgili açılan davada ne karakol kamera kayıtları ne de Festus’un elbiseleri bulunabildi. Elindeki tek delil, Festus’u öldürmekten yargılanan polisin hazırladığı tutanak olan Mahkeme, Çağdaş Hukukçuların yaptığı müdahillik başvurusunu da reddetti. Tam üç yıldır süren dava yazışmalardan öteye geçemedi.

Davadan umudunu kesen İHOP adına Avukat Hüsnü Öndül, bir gözlem raporu hazırladı. Öndül’e göre, Festus sadece teninin renginden kaynaklı olarak işkenceye maruz kalmış ve öldürülmüştü. Davayı aydınlatacak hiçbir delil bulanamamıştı. Polis kamera kayıtlarını, hastane Festus’un elbiselerini vermemiş, Mahkeme Festus’u savunmak isteyen avukatları reddetmiş, Adalet Bakanlığı Festus’un kimlik bilgileri ile ilgili yazıya 3,5 yıl boyunca yanıt vermemişti. Böylece Festus’un ölümü “el birliğiyle” sümen altı edilmişti. Çünkü Festus zenciydi! Öndül’e göre “bu dava siyah, zenci ve doğuluların bazı polislerce nasıl potansiyel suçlu olarak görüldüğünü” gösteriyordu.

Festus Okey, zenci, siyah tenli ya da siyahiydi… O gün arkadaşıyla beraber Beyoğlu’nda yürüyordu. Polisler onu durdurup, pasaport kontrolü yaptı. Hiçbir gerekçe göstermeden, gözaltına aldı. Beyoğlu Polis Karakolu’na getirilen Festus, bir kaç saat sonra karakolda öldürüldü. Vücuduna kurşun isabet edilen Festus, Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırıldı. Ameliyattayken, yaşamını kaybetti.

Festus, nasıl öldürüldü, karakolda o gün neler yaşandı? Tüm bu soruların yanıtlarını vermeye yardımcı olacak hiçbir delil bulanamadı. Kamera kayıtları hatta Festus’un elbiseleri dahi bulunamadı. Mahkemenin elindeki tek delil, şüpheli polis memuru Cengiz Yıldız’ın hazırladığı tutanaktı. Bu tutanak da çelişkiler doluydu. Davayı başından beri izlemeye alan İHOP, Festus’un ölümüyle ilgili rapor hazırladı. Avukat Hüsnü Öndül’ün hazırladığı rapor, Festus davasının nasıl da sümenaltı edildiğini gözler önüne serdi. İşte o rapor:

POLİSİN TUTANAĞI…

Festus, 20 Ağustos 2007 tarihinde saat 18:00′de gözaltına alındı. Polis tutanağı ise Cengiz Yıldız tarafından hazırlandı, saat 01:00′de… Tutanağa göre, Festus karakola getirildikten sonra Cengiz Yıldız üst aramasını yaptı. Daha sonra Festus’a soyunmasını söyledi. Çırılçıplak kalan Festus’un apışarasında 13 adet taş diye tabir edilen kokain çıktı. Yıldız, Festus’a giyinmesini söyledi. Bu sırada Festus, Cengiz Yıldız’ın tabancasını almaya çalıştı. Boğuşma sırasında silah patladı! O kurşun, Festus’un vücuduna isabet etti. Hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.

ADLİ TIP KURUMU RAPORU

Festus’un otopsi raporunda ise silah atışı bitişik atış mesafesi dışından yapılmıştı. Adli Tıp Kurumu raporuna göre, Festus Okey’in ölüm sebebi, “ateşli silahtan çıkan mermi sonucu yaralanmadan kaynaklanan iç kanama”ydı. Vücudunda alkol ve uyuşturucuya rastlanmamıştı, vücuduna bir adet merm çekirdeği isabet etmiş ve çıkmıştı. Atış mesafesinin tayin edilebilmesi için atışın elbiseli bölgeye isabet ettiği anlaşıldığından Festus Okey’in üzerindeki giysinin incelenmesi gerekmekteydi. Ancak Festus’un giysileri bir türlü bulunamadı.

YİNE KAMERA YOK!

Okey’in gözaltına alındığı ilçe emniyet müdürlüğünün nezarethanesi tadilat gördüğünden, kamera yoktu! Asayiş Büro Amirliğinin ek hizmet binasında bulunan bir adet kamera ile amirliğin giriş kapısı ve merdivenleri izleniyordu. Ancak bağlı olduğu bilgisayarın yeterli hafızası olmadığından kaydın yapılamadığı rapor edildi. Nezarette tadilat yapıldığı için nezaret olarak kullanılan bölümde ise bir adet faal olmayan kamera bulunuyordu. Dolayısıyla kamera kayıtları da yoktu. Gözaltında yapılan muamelenin(arama işlemi) insan onuruna aykırı olduğu, bu haliyle işkence ve aşağılayıcı, onur kırıcı muamele yasağına aykırılık oluşturuyordu.

ATIŞ ARTIĞI DA YOK

Hem Festus’u öldürme suçundan yargılanan şüpheli polisin hem de Festus’un el swap numuneleri üzerinde atış artıklarına rastlanmadı.

ÜZERİNDE SİLAH NİYE VARDI

Öndül, raporunda, şüpheli polis memuru Cengiz Yıldız’ın kusurlu davranışlarına dikkat çekiyor. Polis Cengiz’in üzerinde Festus’u ararken neden silah vardı. Hatta bu silah neden namluya sürülmüştü. Aramada yer alan ikinci polis, neden dışarıya çıkarılmıştı. Cengiz, diğer polisi çağırırken neden Festus’a sırtını dönmüştü. Öndül’e göre, Cengiz’in bu hareketi kusurluydu ve “bu kusurlu davranışları sergilememiş olsaydı bu netice(ölüm neticesi) oluşmayacaktı”.

TUTANAKTA ZENCİ!

Festus’un yakalama ve gözaltına alınması ile ilgili tutanak düzenlenmemişti. Soruşturmaya sunulan tutanak, Festus 18:00′de gözaltına alınmasına karşın, Festus’un ölümünün ardından gece 01:00′de düzenlenmişti ve tutanak, Festus’u öldürdüğü ileri sürülen polis memuru Cengiz Yıldız’ın imzasını taşıyordu. Tutanakta, Festus için “zenci”, “siyahi şahıs” ifadeleri yer almıştı.

GÖMLEK HASTANEDE KAYBOLDU

Adli Tıp Raporuna göre Festus Okey bitişik olmayan yani şüphelinin anlattığının tersine boğuşma anının gerektirdiği pozisyon dışındaki bir mesafeden yapılan ateş sonucu ölmüştü. Ancak atış mesafesinin saptanabilmesi için Festus’un gömleğinin bulunması gerekiyordu. Gömlek bulunamamıştı. Suç delili karartılmıştı. Taksim İlk Yardım Hastanesi ve Beyoğlu Karakolu görevlileri, başka bir anlatımla kamu görevlileri cinayet ile ilgili delilleri yok etmişlerdi. Bu personelle ilgili açılan soruşturmada ise Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı verdi.

AVUKATLARA RET

Festus’un ölüm davası Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. İşte 3 yılda yapılanlar:

1. Celse 14. 02. 2008

: Beyoğlu asayiş büroya o tarihte onarım olup olmadığı, yol izin belgesi eklenerek böyle bir Nijerya vatandaşı bulunup bulunmadığının sorulması için interpol daire başkanlığına yazı yazılmasına karar verildi.

2. Celse 13. 05. 2008

: İnterpol’den iade edilen kimlik bilgilerinin doğru olup olmadığının Nijerya’ya sorulması için ABUHDİGM’ne yazı yazılmasına karar verildi.

3. Celse 11. 09. 2008-

Ölenin kimlik bilgilerinin tespiti ve nüfus kaydının temini için yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

4. Celse 16. 12. 2008-

: İnterpol’den iade edilen kimlik bilgilerinin doğru olup olmadığının Nijerya’ya sorulması için ABUHDİGM’ne yeniden yazı yazılmasına karar verildi.

5. Celse 07. 04. 2009-

Maktulün kimliği için ABUHDİGM’ne yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

6. Celse 09. 07. 2009-

maktulün kimliği için ABUHDİGM’ne yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

7. Celse 29. 09. 2009-

Ölenin nüfus kaydının diplomatik yoldan temini için Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının cevabının beklenmesine karar verildi.

8. Celse 29. 12. 2009-

AB yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

9. Celse 01. 04. 2010-

Yazının akıbetinin beklenmesine karar verildi.

10. Celse 29. 06. 2010-

Yazının akıbetinin sorulmasına karar verildi.

11. Celse 04. 11. 2010-

Müdahale taleplerinin reddine karar verildi.

12. Celse 27. 01. 2011-

Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının akıbetinin sorulmasına karar verildi. “

13. Celse 26. 04. 2011

- İstanbul ve Ankara baroları ile TİHV, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Göçmen Dayanışma Ağı, ÇHD ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği adına şikâyet ve davaya müdahil olma dilekçeleri verdi.

DAVA NASIL KİLİTLENDİ

Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Festus Okey’in kimlik bilgileri için ilki 13. 05. 2008 ve ikincisi 16. 12. 2008 olmak üzere iki kez Adalet bakanlığı’na yazı yazmıştır. Beş celse sonra ki yaklaşık 18 ay sonra 29. 06. 2010 tarihinde yazının akıbetinin Adalet Bakanlığından sorulmasına karar vermişti. Bu yazıdan altı ay sonra 27. 01. 2011 tarihinde yeniden Adalet Bakanlığından yazının akıbetinin sorulmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı bu yazıya üç yıl sonra yanıt verdi ve istemin Dışişleri Bakanlığına iletildiğini bildirdi. Festus Okey’in ailesi Festus’un cenazesini almak üzere Türkiye’ye gelmişti. Ailesinin nüfus bilgileri-pasaport işlemleri nedeniyle- Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunuyorlardı. Üç buçuk yıl boyunca kimlik bilgileri konusunda yargılama kilitlenmişti. Üç buçuk yıldır yargı faaliyetinin esasıyla ilgili bir konuda görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmaması ve inceleme ve soruşturma başlatılmaması düşündürücüydü.

SONUÇ: FESTUS ZENCİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

Öndül’ün raporun sonuç bölümüne ilişkin değerlendirmeleri ise dikkat çekici:

Soruşturma aşamasında, işkence ve onur kırıcı,aşağılayıcı muamele yasağı ve kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal eden keyfi durdurma, kimlik sorma, yakalama ve

gözaltı işlemleri insan hakları ihlalleridir.

Bu hukuka aykırı işlemlerin Festus ve arkadaşının teninin renginden kaynaklı olarak

yapılmış olması ırk ayrımcılığı konusunun önemine ayrıca dikkat çekmeyi

gerektirmektedir.

Festus Okey’in yaşam hakkı ihlal edilmiştir.

Yaşam hakkını ihlal eden eylemi gerçekleştiren polis memuru, idari makamlar

tarafından, “nezarethanede tamirat/tadilat yapılması, kamera bulunmaması, bulunan

kameraların arızalı oluşu, kamera kayıtlarını kaydeden bilgisayarın hafızasının yeterli

olmaması” gerekçeleri ile korunmuştur. Bu koruma, Taksim hastanesine kadar

uzanmıştır. Adli Tıp Kurumu bitişik atış olmayan bir mesafeden atış yapıldığını

belirlemiştir. Ancak bu durumu kesin saptamaya yaracak olan kurşunun delip geçtiği

Festus’un gömleği Adli Tıp kurumuna teslim edilmemiştir. Bu girişimler adil yargılamayı

olumsuz yönde etkileyen gelişmeler olmuştur.

Festus Okey davası, adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun bir şekilde en

kısa bir zamanda sonuçlanmalıdır.

Etkili başvuru hakkı bağlamında davanın esasıyla ilgili somut gelişmelerin

gerçekleşmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda yargısal süreçlerin işlemesi ve

adaletin tecellisi için Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı sorumluluklarının gereklerini

yerine getirmelidir.

Davaya insan hakları alanında çalışan örgütlerin, hukukçu örgütlerinin, barolarının ve

gerçek ve tüzel kişilerin katılımına imkân sağlanmalıdır. Gerekirse yasa değişiklikleri

gerçekleştirilmelidir.

ANF NEWS AGENCY

Türkiye’de Geçen Yıl 12 İl Kendi Ayakları Üzerinde Durabildi. 2009 Yılında da Türkiye’yi İstanbul Sırtlarken, Hakkari’ye Harcanan Her 30 Lira, Ancak 1 Lira Olarak Geri Döndü.

Türkiye’de geçen yıl 12 il kendi ayakları üzerinde durabildi. 2009 yılında da Türkiye’yi İstanbul sırtlarken, Hakkari’ye harcanan her 30 lira, ancak 1 lira olarak geri döndü.

Maliye Bakanlığı Kamu Hesapları Bülteni verilerinden yapılan hesaplamalara göre, küresel krizin Türkiye’ye yansımaları, illerin gelir gider durumlarını da olumsuz etkiledi. 2008 yılında 15 ilin kendine yettiği ülkemizde bu sayı geçen yıl 12′ye geriledi.

2009 yılında Ankara, Antalya, Bursa, Hatay, Mersin, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Muğla, Tekirdağ ve Zonguldak, devlete aldığından fazlasını verdi. 2008′de geliri giderinden fazla olan Kırıkkale, Yalova ve Karabük, geçen yıl bütçesi açık veren iller arasına katıldı.

-İSTANBUL 1′E 8 KAZANDIRDI-

İstanbul, 2009 yılında da devlete en fazla katkı sağlayan il oldu. Geçen yıl devlet bütçesinden İstanbul’a 10 milyar 333 milyon 330 lira harcama yapıldı. Bunun 3 milyar 660 milyon 666 bin lirasını eğitim, 5 milyon 448 bin lirasını çevre koruma, 6 milyon 46 bin lirasını iskan ve toplum refahına dönük hizmet harcamaları oluşturdu.

Giderlerin ekonomik sınıflandırmasına göre de, geçen yıl İstanbul’da kamu personeline 5 milyar 993 milyon 20 bin liralık maaş ödendi. İstanbul’a yapılan yatırımların toplamı da, 1 milyar 120 milyon 168 bin lira oldu.

2009 yılında İstanbul’dan Hazineye giren para ise 80 milyar 963 milyon 210 lira olarak belirlendi.

Devlete 1′e 8 kazandıran İstanbul, kişi başına gelirde 2. sırada, kişi başına harcamada ise sonuncu sırada yer aldı. Her İstanbullu Hazineye geçen yıl 6 bin 376,5 lira kazandırdı. Buna karşılık Hazineden yıl boyunca her İstanbullu için ortalama 813,8 lira çıktı.

TÜPRAŞ ve PETKİM’in devlete ödediği vergilerin de katkısıyla Kocaeli’de de geçen yıl 23 milyar 239 milyon 282 bin lira gelir elde edildi. Devletin Kocaeli’ye yaptığı harcama ise 2 milyar 73 milyon 809 bin lira oldu. Bu şekilde Kocaeli, Hazineye 1′e 11 kazandırırken, Kocaeli’de kişi başına gelir 15 bin 593 lira, kişi başına harcama ise 1391,5 lira şeklinde gerçekleşti.

-ANKARA’DA DURUM-

Geçen yıl Ankara da, devlet bütçesine 28 milyar 420 milyon 449 bin lira katkıda bulundu. Ankara’daki bütçe giderleri ise 16 milyar 686 milyon 23 bin lira oldu. Bunun 4 milyar 940 milyon 531 bin lirası da eğitim için harcandı.

Ekonomik sınıflandırmaya göre de, başkent için kullanılan ödeneğin 5 milyar 267 milyon 851 bin lirası personel harcamalarına gitti. Ankara’da, yatırımlar için bütçeden çıkan para da 2 milyar 960 milyon 442 bin lira olarak hesaplandı.

-İZMİR-

2009′da bütçeye 18 milyar 617 milyon 399 bin lira katkı sağlayan İzmir’e ise 5 milyar 183 milyon 625 bin liralık harcama yapıldı.

Bu rakamlara göre, geçen yıl devlete ortalama 6 bin 247,7 lira katkıda bulunan Ankaralı için bütçeden de 3 bin 668,1 lira harcama yapıldı. İzmir’de ise kişi başına ortalama gelir 4 bin 904,5 lira, kişi başına harcama ise bin 365,6 lira düzeyinde gerçekleşti.

-69 İL DEVLET DESTEĞİYLE YÜRÜYOR-

Geçen yıl Adana, Aydın, Balıkesir, Çorum, Denizli, Gaziantep, Kayseri, Konya, Manisa, Samsun ve Trabzon’un da aralarında bulunduğu 69 ilde ise gelirler, giderleri karşılayamadı.

Bütçesi en fazla açık veren il de Hakkari oldu. Hakkari için geçen yıl 748 milyon 725 bin lira harcandı, bu ilin bütçeye katkısı ise 24 milyon 726 bin lirada kaldı. Tunceli’de de 44 milyon 70 bin liralık gelire karşılık, 442 milyon 643 bin liralık gider meydana geldi.

Her 1 liralık gelir için devlet, Hakkari’ye 30,3 lira harcarken, 1 liralık gelir karşılığında Tunceli’ye 10, Bingöl’e 7,5, Bitlis’e 6,9, Diyarbakır’a 4,5, Erzurum’a 4,3, Muş’a 6,3, Siirt’e 6,7, Van’a 6, Şırnak’a da 7,7 lira verildi.

Karabulut cinayetiyle ilgili iddianame tamamlandı. Baba Nida Garipoğlu ile oğlu Cem’in, Münevver’i, önceden tasarladıkları plana uygun şekilde bıçakladıktan sonra, henüz yaşarken kafasını keserek öldürdükleri iddia edildi

Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem Garipoğlu hakkında hazırlanan iddianame tamamlandı.
Cinayetten 197 gün sonra yakalanan zanlı Cem Garipoğlu, cinayeti işlediği gün 18 yaşından küçük olduğu için müebbet hapisten kurtuldu. Öte yandan baba Nida Garipoğlu hakkında, Karabulut’u öldürdüğü iddiasıyla; anne Tülay ve amca Hayyam Garipoğlu için de delilleri gizlemek suçlarından dava açıldı.

İddianame tüyler ürpertici
İddiaanameye giren ayrıntılarda birbirinden çarpıcı şu ifadelerin yer aldığı görüldü: “Cem Garipoğlu’nun saat 14:55’te maktûl ile birlikte ikametine girmesiyle başlayıp saat 18:36’da valiz ve gitar çantası ile dışarı çıkmasıyla bittiği anlaşılan zaman dilimi içindeki cinayet saatinde, şüpheli Mehmet Nida Garipoğlu’nun alt bahçe yolundan kameralara gözükmeden gizlice Cem Garipoğlu’nun önceden açtığı alt bahçe kapısından eve girdiği, cinayete doğrudan katılarak şüpheli Cem ile birlikte maktûlü kesici alet ile yaraladıkları, vücudunda işkence mahiyetinde yaralar açtıkları, otopsi raporlarından anlaşılacağı üzere henüz canlıyken testere ile kafasını kestikleri…”

Telefon sinyalleri de doğruluyor
“… Şüpheli Cem ile şüpheli Mehmet’in maktûlün kafasını poşete koyarak gitar kutusuna koydukları, başsız cesedi ise bavula yerleştirdikleri, yerdeki kan izlerini büyük oranda silmeye çalıştıkları, daha sonra şüpheli Mehmet Nida Garipoğlu’nun cinayet mahallinden çıkarak beş kilometre uzaktaki Avcılardaki ofisine 5-10 dakika gibi bir sürede en geç saat 17:21 civarında gittiği (şüpheli Mehmet Nida’nın kullandığı cep telefonu baz istasyonu sinyal bilgileri dikkate alındığında); şüpheli Cem’in ise saat 18:36 sıralarında ikametten şüpheli Mehmet Ceyhan Benice’nin çalıştığı taksi durağını telefonla aradığı ve taksi istediği, şüpheli Cem’in gitar kutusundaki baş ve bavul içindeki cesedi alarak evden dışarı çıktığı, bavul ile evden çıkarken tanık Refik İmamoğlu tarafından görüldüğü, şüpheli Cem’in Mehmet Ceyhan Benice’nin aracına yolcu olarak binerek kendisini Beşiktaş’a götürmesini istediği, daha sonra Beşiktaş, Etiler, Dilek Yıldızı sokak üzerinde indiği, Mehmet Ceyhan Benice’nin şüpheli Cem’in inmesi üzerine ayrılarak gittiği, şüpheli Cem’in ise No:9 önünde bulunan çöpe doğru yürüyerek bavul ve gitar kutusunu çöp konteynırına attığı…”

Baba, ‘Cem bir arkadaşıyla tartıştı’ demiş
Karabulut cinayeti ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Adana’da gözaltına alınan Mehmet Karakayalı, ifadesinde Cem Garipoğlu ile babasının Avcılar’daki işyerine geldiğini söyleyerek “Cem’in anormal bir hali olmadığını, gayet sakin olduğunu, ancak sürekli, uyuşturucu almış bir şahıs gibi salak salak baktığını, hiç gülmediğini, evin dışında Mehmet Nida Garipoğlu’nun, Cem’in bir arkadaşı ile tartışıp kavga ettiğini söylediğini, Cem ile odada konuşurken ‘neden kavga ettin’ diye sorduğunu, onun da ‘tartıştık’ dediğini ve galiba birini bıçakladığını söylediğini, tahminen 15 dakika sonra Cem’i apartmanın birinci katındaki yedi numaralı daireye götürdüklerini…” belirtiyor.

Çöpe atıp eve dönmüş
“… Cem’in cesedi konteynıra attıktan sonra saat 19:50 sıralarında Akmerkez’e gittiği, burada tanık Eren Atlı ile karşılaşıp sohbet ettiği, 21:40 civarında Bahçeşehir Şelale villalarında bulunan ikametine geri geldiği, evde bulunan kan izlerini gören şüpheli Tülay Makbule Garipoğlu’nun bu kan izlerini silmeye ve gizlemeye çalıştığı, gece tekrar, saat 22:30 civarında eve gelen şüpheli Mehmet Nida Garipoğlu’nun şüpheli Cem Garipoğlu’nu yanına alarak şahsının kullandığı 34 FP 0019 plakalı araç ile şirketlerine ait ve şüpheli Mehmet Karakayalı ve Habib Kurt’un birlikte ikamet ettikleri Beylikdüzündeki Güzelyurt mah. Profösörler sitesi A bolk kat: 7 D:32 adresinde bulunan eve gittiği…”

Hayyam amcası kaçırmış
“… Şüpheli Mehmet Nida’nın şüpheli Cem’i Hayyam Garipoğlu’nun kullandığı anlaşılan siyah Passat marka aracın arka kapısını açarak arka koltuğa bindirdiği, şüpheli Hayam Garipoğlu’nun bu şekilde şüpheli Cem’i alarak Edirne istikametine doğru gittiği, şüpheli Mehmet Nida’nın ise kendi aracı ile başka istikamete doğru ayrıldığı…”

Cinayet önceden planlanmış
“… 27.02.2009 tarihinde şüpheli Cem’in maktûl ile MSN üzerinden yaptığı yazışmalarda sonraki gün için maktûlü Bahçeşehir’deki evlerine davet ettiği, maktûle ‘çok büyük planları olduğunu, duyunca ağzının açık kalacağını, eve, güvenliğin görmemesi için arka bahçeden gireceklerini’ belirterek, maktûlü kaçta alacağı, kaçta eve varacakları ve evden geri çıkacakları-na dair ayrıntılı bilgiler verdiği, böylece işleyeceği cinayete ilişkin önceden plan yaptığının haberini verdiği, ancak ilk planlanan buluşma tarihi olan 28.02.2009 tarihinde şüpheli Cem ile maktûlün buluşamadıklarının HTS raporundan anlaşıldığı…”

‘Canavarca hisle eziyet’ iddiası
İstanbul Cumhuriyet savcıları Faruk Erşen Yılmaz ve Mustafa Öztürk’ün hazırladığı iddianamede Garipoğlu’nun cinayeti tasarlayarak, kendini savunamayacak olan Münevver Karabulut’u canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürdüğü ileri sürüldü. Garipoğlu’nun kemik yaşını inceleyen Adli Tıp Kurumu, zanlının cinayeti işlediğinde yaşının 18’den küçük olduğunu kayda aldı. Bu nedenle Garipoğlu için 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası istendi.

Babası için müebbet istendi
Münevver Karabulut’u öldürmek suçundan hakkında dava açılan Cem Garipoğlu 18-24 yıl hapis istemiyle yargılanacak. Öte yandan baba M. Nida Garipoğlu’nun dosyası ayrıldı ve ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanacak.

Delilleri ortadan kaldırmak, gizlemek, değiştirmek ve cinayete yardım etmekle suçlanan anne Tülay M. Garipoğlu ile Cem’in amcası Hayyam Garipoğlu ise, suçluyu kayırma suçundan, yine altı aydan beş yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

‘Rusya’ya gidiyorum’ demiş
İddianamede, Cem Garipoğlu’nu cinayeti işlediği evden alarak Etiler’e götüren korsan taksicinin ifadelerinin yer aldığı bölümde de ilginç ayrıntılar göze çarptı:

Kapişonunu başından hiç çıkarmadı
“… Taksi şoförü Cem’le telefon görüşmesinde ‘Neredesin’ dediğini, bu esnada yolun başında omzunda gitar kutusu ve cep telefonu ile konuşan bir şahıs gördüğünü, şahsa ‘omzunda gitar mı var’ deyince ‘evet’ dediğini, şahsa ‘seni gördüm, geliyorum” dediğini, yanına vardığında yanında orta boylu koyu renkli bir bavul olduğunu, şahsın sağ arka kapıyı açtığını ve gitar kutusunu arka koltuğa doğru uzattığını, kendisinin araçtan indiğini, bagajın kapısını açtığını, bavulu bagaja koyduklarını, şahsın başındaki kapşonu hiç çıkarmadığını, ancak hafif kirli sakallı ve beyaz tenli yüzünü net şekilde gördüğünü…”

Şoföre ‘Rusya’ya gideceğim’ demiş
“… Şahsa “nereye gidiyoruz’ diye sorunca, “Etiler’e gideceğini” söylediğini, yolda ne iş yaptığını sorduğunu, öğrenci olduğunu, Bebek’te lise son öğrencisi olduğunu, ancak üniversite okumak için Rusya’ya gideceğini, babaannesi ile vedalaşmak için gittiğini söylediğini, şahsa ‘sen lise öğrencisisin nasıl fakülteye gideceksin’ dediğinde, ÖSS sınavına da girmeyeceğini Rusya’da okuyacağını, 08:30’da Atatürk Havaalanı’ndan gideceğini, abisinin Rusya’da okuduğunu, bu çeşit konuşmalar devam ederken yolu tarif ettiğini, gitmek istediği sokağı kaçırdıklarını, ancak tekrar onun yönlendirmesi ile bulduklarını, sokağa girdiklerinde ‘dur’ dediğini, aracı durdurduğu sıradaşöyle bir diyalog geliştiğini:
Taksici: ‘Babaannen burada mı oturuyor?’
Cem: ‘Evet. Biraz daha gider misin?’
Taksici: ‘Neden? Babaannenin evi geride kalmadı mı?’
Cem: ‘Onlar benim para verdiğimi görmesinler’…
Taksi şoförü ifadesinin devamında “Daha sonra aşağıya indiğini ve sağ arka kapıyı açarak gitar kutusunu aldığını ve yere koyduğunu, gitar kutusunu omzuna alarak, bavulu da sapından sürükleyerek babaannesinin oturduğunu söylediği apartmana doğru değil de ters istikamete doğru yürüdüğünü belirtti.”

İddianamedeki delillerde MSN görüşmeleri de var

Münevver Karabulut cinayeti ile ilgili iddianamede, Cem Garipoğlu ile Münevver’in 27 Şubat 2009 tarihli MSN görüşmeleri de kanıt olarak yer aldı.
C.G.: sna naparım bilio musn ben?
M.K.: ne
C.G.: hayal edemicen seleri
M.K.: neymiş
C.G.: sna sarılırım önce, sonra başlarım sıkmaya, sora daa çok daa cok we daa cok boğana kadar
M.K.:abartma
C.G.: tabiki de boğmadan önce bırakırım……..
C.G.: muthiş planlar içindeyim o zaman
M.K.: ne planı?
C.G.: tarihin en buuklerinden
M.K.: abartma be
C.G.: ole, duyunca agzın açık kalırsın
M.K.: sölee bakıymm, merak ettim
C.G.: çok büyük bunlar bebek, şaşırtmıyım alıştırarak sölerim sana
M.K.: sölee be
C.G.: bizdesin o zaman yarın, sana bi mumu ışığı yemek hazırlarım, panjurları fln kaptırm hep gece hawası olur, romantik bole……
……..
M.K.: hem güvenlik var sizin o görür ama
C.G.: arka bahçeden gircez dedim sana munewer karabulut……..

Pendik’te geçen yıl lise öğrencisi Esra Çelepkulu’yu bıçaklayarak öldürdüğü öne sürülen Sezai Karataş’ın yargılanmasına devam edildi.

Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık Sezai Karataş getirildi. Duruşmada, öldürülen lise öğrencisi Esra Çelepkulu’nun annesi Fatma ve babası Cemalettin Çelepkulu ile taraf avukatları da hazır bulundu.

Duruşmada tanık olarak dinlenen Ezgi Devrim Çelepkulu, Esra Çelepkkulu’nun, eşinin yeğeni olduğunu belirterek, genç kızın kendisinden gizlisi saklısı olmadığını söyledi. Ezgi Devrim Çelepkulu, olayın meydana geliş şeklini görmediğini, şüphelinin Esra ile arasında herhangi bir sevgi bağı bulunmadığını anlattı.

Esra Çelepkulu’nun arkadaşı Nergiz Alış da şüpheli Sezai Karataş’ın sürekli arkadaşını telefonla rahatsız ettiğini öne sürdü.

Şüphelinin, olay tarihinde çalıştığı restoranın sahibi Engin Nurhan da Esra’nın babası Cemalettin Çelepkulu’nun arkadaşı olduğunu belirtti. Bir gün iş yerine gelen Cemalettin Çelepkulu’nun Sezai Karataş’ın kızını rahatsız ettiğini ve onunla konuşmak istediğini anlattığını kaydeden Engin Nurhan, genç kızın babasıyla birlikte şüpheli ile konuştuklarını ve Esra Çelepkulu’yu bir daha rahatsız etmemesini istediklerini söyledi. Nurhan, Sezai Karataş’ın Esra Çelepkulu’yu bir daha rahatsız etmeyeceğini söylediğini de sözlerine ekledi.

Duruşmada söz alan Sezai Karataş da ”Tanık, ifadelerimi çarpıtıyor. Bana, ‘Etin ne, budun ne’ gibi de laflar etti. Şimdi bunları mahkemede söylemiyor. Tanığın beyanlarını kabul etmiyorum” dedi.

Ayrıca şüpheli Karataş, yazılı olarak hazırladığı beş sayfadan oluşan esas hakkındaki savunmasını da mahkeme heyetine verdi.

Bu arada, Esra Çelepkulu’nun annesi Fatma Çelepkulu, duruşma sırasında sanığa gösterdiği tepkiler nedeniyle salondan çıkarıldı.

Duruşma, şüphelinin tutukluluk halinin devamına karar verilerek, eksikliklerin giderilmesi amacıyla ertelendi.

-İSTENEN CEZA-

Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Pendik’te lise öğrencisi Esre Çelepkulu’nun 18 Şubat 2009 tarihinde okuldan Yenişehir Mahallesi’ndeki evine döndüğü sırada, şüpheli Sezai Karataş’ın da kendisini takip ettiği ve apartman girişinde karşılaştıkları anlatılıyor.

Sezai Karataş’ın, daha sonra Esra Çelepkulu’nun ardından zorla asansöre bindiği belirtilen iddianamede, buradaki tartışmanın ardından Karataş’ın üç yerinden bıçakla yaraladığı genç kızın, kaldırıldığı hastanede ertesi gün öldüğü ifade ediliyor.

İddianamede şüphelinin, ”kasten öldürmek” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli’nin bağlı bulunduğu Fırat Kalkınma Ajansı’nın Ocak ayı toplantısı dün Malatya’da yapıldı.Malatya Valisi Ulvi Saran’ın geçikmeli olarak katılıp başkanlık ettiği Fırat Kalkınma Ajansı toplantısına Elazığ Valisi Muammer Erol, Bingöl Valisi İrfan Balkanlıoğlu ve Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Salmanoğlu, Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahin ile illerin Ticaret Odası Başkanları ile İl Genel Meclisi Başkanları katıldılar.
Toplantıda Kalkınma Ajansı’nın kurumsal yapılanması ile ilgili olarak yapılan çalışmalar değerlendirilirken, ajansın istihdam edeceği personel konusunda da fikir alışverişinde bulunulduğu kaydedildi. Toplantıda ajansın hizmet edeceği bina ile ilgili konunun da konuşulduğu kaydedildi.