Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Bu buluş sayesinde, erkek sperm ve dişi yumurta hücrelerinin üretimi ile başlayan insan gelişiminin, şimdiye kadar sır olarak kalmış bir çok noktası aydınlatılabilecek. Bu sayede genetik hastalıkların çocuğa geçiş süreci daha iyi anlaşılabilecek ve önleminin alınmasının farklı yolları bulunabilecek.

ABD’nin Stanford Üniversitesinden Dr. Renee Riejo Pera, Nature dergisinde yayımlanan çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “tam kaynağına giderek, insanın normal ve anormal gelişiminin kökenlerine ulaşmaya çalışıyoruz” dedi.

Yumurta ve sperm hücrelerinin üretimini sağlayan germ hücrelerinin bunu nasıl yaptıklarının, bunun yapılması sırasında hangi genlerin ve yolların kullanıldığının bilinmediğini belirten Pera, genetik yapıların farklı olmasından ötürü, bu gelişimi hayvan germ hücrelerinden anlamanın da mümkün olmadığını ifade etti.Çalışmaya katılan, Birleşik Krallık Kent Üniversitesinden Darren Griffin, “buluşun sağlayacağı olanaklar devasa boyutlarda. Genetik araştırmalardan, kirlilik dahil, çevre koşullarının hamileliğe etkisine kadar bir çok konu araştırılabilecek” dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin grup toğlantısında teslim olan PKK’lılarla ilgili olarak ellerini kollarını sallayarak geldiklerini söyledi. Baykal karşılama görüntüleri için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk başta “sevinç tablosu” dediğini ancak Türkiye’nin hepkisini göstermesinden sonra bu politikadan iki günde “çark” ettiğini açıkladı.

Baykal bundan sonra süreci sürdürmenin mümkün olmayacağını vurguladı. CHP lideri, “Şov yapılsa da yapılmasa da bu işi sürdürmek mümkün değildir” dedi.

Süreç için bir plan yürütüldüğünü ifade eden Baykal, halkın ise ne yaşandığını görünce tepkisini gösterdiğini kaydetti.“AKP ile DTP birbirlerine nazikçe sitem ediyor, bize saldırıyorlar” diyen Baykal terörle hem mücadele hem de müzakere yapılamayacağını belirtti. DTP, PKK ve Abdullah Öcalan arasında bir fark olmadığına değinen Baykal, Türkiye’ye gelen PKK’lıların Öcalan’ın talimatıyla geldiklerini ama “pişman değiliz” dediklerini hatırlattı.

Sınırda kurulan mahkemelerle ilgili olarak da eleştirilerini dile getiren CHP Genel Başkanı, “Müsteşarın, genel müdürün Habur’a gitmesi için kim karar verdi. Hadi savcıya talimat verdin, hakime kim talimat verdin de orya gitti” diye sordu.

Baykal, “Farklı etnik kimliklerimiz var ama hepsi Türk milletinin parçası. Kürt kökenli vatandaşlarımız ayrılmak değil eşitlik istiyor” dedi.

Deniz Baykal “İrtica Eylem Planı” ile de ilgili olarak bir senaryo çerçevesinde çatışma ortamının tohumlarının atıldığını kaydetti. Baykal sözlerini “TSK’nın kurumsal kimliği doğrudan hedef alınmaya başlandı. Dört buçuk ay önce belge o kişinin elindeymiş, şimdi çıkması tesadüf mü” diyerek sürdürdü.

TRT’YE BİLEREK ÇIKMIYORUZ
TRT’ye kaynak sağlayan gelir kalemlerinin genişletilmesini de eleştiren Baykal, şunları söyledi:

”TRT, Türkiye’nin televizyonu olmaktan çıkmış, iktidarın borazanı haline gelmiş, AKP’nin çiftliği olmuştur. Bunun için TRT’ye kesinlikle çıkmıyoruz. Kendileri çalıp, kendileri oynasınlar. TRT’ye bilerek çıkmıyoruz. Sen bu milletin vergileriyle yayın yapıyorsun, 9 milyonun oy verdiği bir partiye hakaret edemezsin. Kanada’dan bir ruh hastasını getireceksin CHP’ye küfrettireceksin.”

TRT’ye ek gelir konusundaki Bakanlar Kurulu kararınıN ”Yetki aşımı” olduğunu savunan Baykal, ”Bunu derhal Danıştay’a götüreceğiz. Mahkemeden döndüreceğiz” diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında “Demokratik Açılım” çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.Erdoğan, şunları söyledi: ”Açılım diye ifade ettiğimiz bunun bir milli birlik projesini ifade ettiğimizi söyledik. Fakat bunu farklı yerlere çekmek, farklı başlıklar koymak gibi bir gayret içinde olanlar var. Bu bir demokratik açılımdır dedik. Bu açılım sürecinin içerisinde neler var?

Başta terör sorunu olmak üzere bütün sorun alanları bunun içerisinde yer alıyor. Bunun içerisinde tüm etnik unsurların sorunları var. Burada benim Kürt kökenli vatandaşımın sorunu var, Türk kökenli vatandaşımın sorunu var. Lazın, Boşnağın, Arnavutun, Romanın aklınıza ne gelirse… Bütün etnik unsurların sorunları ve bu sorunların burada çözümüne yönelik atılacak adımlar var. Eğer sadece bir etnik unsuru buradan çeker çıkarırsanız bu ayrımcılık olur. İşte biz bu ayrımcılığa müsaade etmeyiz. Diğer yandan dini grupların, inanç gruplarının ülkemde sorunları var. Azınlıkların sorunları var. Ekonomik alanda bir işsizlik sorunu var. Neyse bu sorun alanları, bütün bu sorun alanlarının üzerine çok daha farklı bir şekilde gidecek ve bunları asgariye indirmenin mücadelesini vereceğiz.” ‘İNKAR VE İHMAL POLİTİKALARIYLA…’
Erdoğan, şöyle devam etti: ”Hiçbir zaman sorunlar bitmez. İnsanın var olduğu toplumda sorunlar vardır. Ama bunları asgariye indirmek biz siyasilerin en önemli görevidir. Buranın bir psikolojik mücadele boyutu olacak, bir sosyolojik mücadele boyutu olacak. Bunun askeri, siyasi, diplomatik mücadele boyutu olacak. Güvenlik, ekonomik boyutu olacak. Bütün bu mücadeleyi vereceğiz hep beraber. Asla bunu kimse herhangi bir kurum veya kuruluşun projesi olarak göremez. Bu devletin bir projesidir, muhatabı da sadece millettir. Kimse bunu farklı yere çekmesin.

Bizim en başından itibaren söylediğimiz şudur; Türkiye ilelebet bu sorunlarla yaşayamaz. Türkiye ilelebet bu sorunları görmezden gelemez. Türkiye kardeş kavgasına, aramıza sokulmak istenen fesada, akan kana, gözyaşına asla müsaade edemez, etmemelidir. Türkiye çözümsüzlükleri bir çözüm olarak gören siyasi anlayışa teslim olamaz. Çözümsüzlüklerle ilelebet yoluna devam edemez. On yıllarca süren inkar ve ihmal politikalarının Türkiye’yi getirdiği yer ortadadır.

Bir başbakan olarak bu konuda kararlıyım, azimliyim ve arkadaşlarımla beraber buna inandık ve yola bu şekilde çıktık. İnkar ederek, ihmal ederek, öteleyerek, erteleyerek bir yere varamayacağımız gibi sorunları daha da derinleştirip, gelecek nesilleri çok daha karmaşık bir sorunlar yumağı haline getirmiş oluruz. Zaten geç kalınmıştır, daha fazla gecikmeye artık tahammülümüzün olmadığı da bir gerçektir. Birileri çıkar şunu diyebilir, ‘Niye bu kadar acele ediyorsunuz?’. Acele etmiyoruz aslında geç kaldık.

Bugünün sorunu değil, on yılların sorunu. Terör diyorsan 30 yıl, diğer sorunlar diyorsan çok daha eskilere dayanıyor. Ama bunlara el atılmadı. Bunlarla beraber mi yaşayacağız? Bu sorunlarla beraber nereye kadar gideceğiz? Eğer yolda giderken bir vatandaş karşınıza geliyor da size sorunlarını anlatıyor siz ise bunu duymazdan, görmezden geliyorsanız sorumluluk mevkinde bulunabilir misiniz? Veya bir grup size gelip sorunlarını anlatıyor, siz bunları duymazdan, görmezden gelirseniz bu makamlarda oturabilir misiniz? Hayır. Onun için gereği neyse o yapılmalıdır. Zorlu bir süreç olacak bunu biliyoruz ama sabır, soğukkanlılık, sağduyu ve suhulet gerektiren bir süreçten geçtiğimizin de farkındayız.

İnanıyoruz ki Türkiye her türlü sorunu tartışacak, müzakere edecek, hal yoluna koyacak birikime, donanıma, demokratik olgunluğa sahiptir. Türk demokrasisi geçmişle kıyaslanmayacak derece gelişmiş, güçlenmiştir.”