Erzincan’ın Refahiye ilçesine bağlı Gümüşakar Jandarma Karakol Komutanlığında Kürt kökenli jandarma Er 20 yaşındaki Mehmet Sefa Gölgü’nün intihar ettiği ileri sürüldü.
Alınan bilgiye göre olay dün saat 19.45′de meydana geldi. Refahiye İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Gümüşakar Jandarma Karakol Komutanlığında askerlik görevini yapan Van’ın Ercis nüfusuna kayıtlı Jandarma Er Mehmet Sefa Gölgü tüfeğiyle intihar ettiği iddia edildi. Kuşkulu olayla ilgili olarak 3’ncü Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı ve Refahiye Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma başlatıldığı bildirildi.
ANF NEWS AGENCY
‘Acısını kalbimde hissediyorum’ diyen Erdoğan’a Musa Anter’in oğlundan yanıt geldi: Sen ‘Tek dil, tek millet’ ideolojisine sahipsin, babam hiçbir zaman senin yolunda yürümedi ki, bu acıyı hissedebilesin
İKİYÜZLÜLÜK YAPIYORLAR
Tayyip Erdoğan’ı babasının ismini kullanmaktan vazgeçmeye çağıran Dicle Anter, ‘Bir yandan Apê Musa’nın ismini kullanarak Kürtlere ‘Evet’ dedirtmeye çalışıyorsun, diğer yandan torununun ismi ‘Asîwa’ olduğu için nüfus müdürün kabul etmiyor. Oğlu Anter Anter’in 18 yıldır babasının mezarını ziyaret etmesine izin vermiyorsun. Bu ikiyüzlülüktür’ dedi.
SAMİMİYSEN KATİLLERİ YARGILA
Üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen babasının katillerinin halen yargılanmadığına dikkat çeken Anter, ‘Kendi raporlarında bile Musa Anter’in öldürülmesini bir hata olarak görüyorlar. Bu hatayı kabul etmelerine, failleri belli olmasına rağmen bir şey yapmamaları daha da büyük bir hata. Erdoğan samimiyse katilleri yargılasın’ diye konuştu.
‘Bu acıyı hissedemezsin’
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 3 Eylül tarihinde Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmada, 1992 yılında katledilen Kürt bilgesi Musa Anter’in ismini zikrederek, ‘Musa Anter’in acısını kalbimde hissediyorum’ şeklindeki sözlerine Anter’in oğlu Dicle Anter tepki gösterdi. Başbakan Erdoğan’ın babasının ismini birkaç aydın ve yazarlarla yapılan görüş ve toplantılarda da zikrettiğini hatırlatan Dicle Anter, Başbakan’ın, babasının ismini çıkarlarına göre kullanmasının çok ayıp ve yakışıksız olduğunu söyledi. Anter, ‘Çünkü hiçbir zaman Musa Anter, ‘Tek dil, tek devlet, tek millet’ demedi. Musa Anter, daha çok çoğulcu, demokrasi isteyen bir kişilikti. Şimdi Kürtçe’nin ve Kürtlerin var olduğunu yazan bir insana karşı bu devirde sen halen ‘Tek dil, tek devlet, tek millet’ diyorsun ve bu mantıkla yola çıkan bir ideolojiye sahipsin. Ama Musa Anter, bu yolda yürüyen, bunu savunan bir insan değildi ki, sen onun acısını hissedebilesin. Bu bence ikiyüzlülüktür. Bu kullanmadır’ diye konuştu.
18 yıl geçmesine rağmen babasının faillerinin halen yargılanmadığını söyleyen Anter, ‘Kendi raporlarında bile Musa Anter’in öldürülmesinin bir hata olduğu söylenebiliyor, ki hatanın ötesindeydi. Ama bu hatayı kabul etmelerine rağmen, faillerin belli olmasına rağmen, h‰l‰ bir şey yapılmaması daha da büyük bir hata. Hata üzerine hata işliyorlar’ dedi.
SAMİMİYSEN BU SAVAŞI DURDUR
Bölge’de binlerce faili meçhul cinayetin olduğunu ve Başbakan Erdoğan döneminde de faili meçhullerin yaşandığını söyleyen Anter, ‘Yüzlerce çocuk hâlâ cezaevinde, gençlerimiz öldürülüyor, çocuklarımız öldürülüyor. Senin döneminde savaş devam ediyor, h‰l‰ kan akıyor. Ondan sonra kalkıyor diyorsun, ben Diyarbakır zindanında yaşamını yitirenlerin acısını hissediyorum, bilmem Musa Anter’in acısını hissediyorum. Bu ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Eğer sen bu acıları hissediyorsan, bu savaşı durdur. 8 yıldır sen iktidardasın, yapabilirsin, daha ne istiyorsun?’
TORUNUNUN İSMİNE İZİN VERMİYORSUN
Anter, ‘Sen bir yandan Musa Anter’in ismini kullanarak, Kürtlere ‘Evet’ dedirtmeye çalışıyorsun, diğer yandan onun torununun isminde (Asîwa) ‘W’ harfi olduğu için nüfus müdürlüğün kabul etmiyor. Diğer yandan ağabeyim Musa Anter’in 18 yıldır hiçbir gerekçe gösterilmeden babamın mezarını ziyaret etmesine bile izin vermiyorsun. Ondan sonra kalkıp ‘Musa Anter’ın acısını kalbimde hissediyorum’ diyorsun. Ben bunu ancak kandırmaca, kullanma, ikiyüzlülük, yalan söyleme olarak değerlendiririm’ şeklinde konuştu.
BATMAN – DİHA
Militarist milliyetçilik ile siyasal İslam arasındaki erk kavgası damgasını vuracak önümüzdeki referanduma. Aslında demokratik bir anayasa için önemli bir şans doğmuştu. Aynı 2007 yılında olduğu gibi, bu kez de bu şans kaçırılıyor. Bay Erdoğan itiraf etmeli ki, bu işi eline yüzüne bulaştırdı. Daha Meclis oylamasında, asıl önemsediği, siyasal partilerin kapatılmasına ilişkin maddeyi Meclis’ten geçiremedi. Daha sonra defanstaki militarist milliyetçiliğin tuzağına düşerek, referandumu kendine destek oylamasına çevirdi. Aslında Kürtler en baştan, kendisine önemli şanslar tanıdı. Ama onun Kürtlerden istediği ise, kendisine biat edilmesinden başka bir şey olmadı ne yazık ki. Kürtler cephesinde en küçük güven yaratıcı adım atmaktan kaçındı. Kendisine açık çek verildiği halde. Sonunda da Kürtler, ben bu oyunda yokum diyerek, kenara çekilip, iki kesimin gerçek gücünün ortaya çıkması için bir şans yarattı.
Erdoğan hükümeti bütün iktidarlar gibi, 10. yılına doğru yıpranma aşamasında. Seçmenler bir süre sonra yeni yüzler görmek ister, hep aynı suratları görmekten bıkar. Zaten CHP içindeki sivil darbe de bunun için yapıldı. HAYIR cephesinin başına çeken CHP de buna, yani iktidar bıkkınlığına oynuyor. Öte yandan geleneksel olarak siyasal İslam’ın güçlenmesinden korkan kesim ve cemaatler de hayır eğilimi gösteriyor. Militarizmin zayıflaması elbette iyi… Ama buna karşılık bir polis devletinin yükselmesini de kimse istemiyor.
Böylece referandumda yapılan kısmi iyileştirmelerin içeriğini tartışmaktan, bunları değerlendirmekten çok, var olan iktidara bir ömür biçilecek.
Uluslararası planda ise, ABD’nin Irak’tan çekildiği ve olası İran savaşının taşlarının döşendiği şu günlerde, bazı güçlerin de yeni bir iktidar üstüne hesap yapmaları doğal.
Referandumda Kürtlerin tavrını, kendi aydınları ile tartışmak gerek diyerek, ‘KCK Dosyası’ kitabı nedeniyle birlikte yargılandığımız genç yazar N. Mehmet Güler’in fikrini sordum, KÜRTLER NEDEN ‘BOYKOT’ diyor? sorusunu yönelterek. O da bana şu yanıtı verdi:
‘Bu sorunun yanıtı o kadar açık ki, izahına girişmek bile rahatsız edici. Sistem, temelde Kürtlerin yok sayılması ve yok edilmeye çalışılması üzerine bina edilmiş. İnkar politikası esnetilerek, Kürtlerin otuz yıllık direnişi sonucu çuvala sığmaz hale gelen mızrak, zorla çuvala yerleştirilmeye çalışılarak sürdürülüyor.’
Başbakan’ın, hep de bağırarak tekrarlamaktan hoşlandığı, ‘tek millet, tek bayrak, tek dil…’ nakaratı, inkarın, imhanın en yalın ifadesi olmuyor mu?.. Demek ki, tek millet dediğinde Başbakan, bir milleti yok sayıyor ve başka bir milletin içinde eritmek ya da ona zorla tabi kılmak istiyor. Tek bayrak söylemi hakeza aynı sonuca çıkıyor. Kürtlerin tarihte kullandıkları, kendi bayrakları var ve eğer bir toplumun sembolü olarak kabul ediliyorsa, ne hakla yok sayıyorsunuz. Daha da ileri giderek, ‘çaput parçası, terör renkleri’ diyerek hakaret ediyorsunuz?
Kadim bir dil, ‘Mem ž Zin’ gibi dört asırlık destan dili, Kürtlerin anadili yok edilmeden, ‘tek dil’ sloganınız nasıl gerçeğe dönüşecek? Bunu çok açık itiraf edenler de var; AKP içindeki uç milliyetçilerden, her dönemin Bakanı C. Çiçek, Kürtlere Türkçe öğretemediğine, yani dillerini unutturamadığına hayıflanıyor. Soykırımın, sadece fiziki yok etme ile sınırlanamayacağı, daha tehlikeli olanın, kültürel asimilasyon, kırım olduğu bilinen bir doğrudur. O halde anlayış olarak AKP’nin cunta iktidarından, Çiller-Güreş özel harp hükümetinden ne farkı var?.. Örneğin, hiçbir sekiz yıllık kesitte, Kürt çocukları AKP iktidarında olduğu kadar vurulmadı, gözaltına alınmadı, hapsedilmedi… AKP hükümeti, bir projedir. Kürtlere karşı savaşımda tüm araç ve yöntemleri tüketen sisteme, yeni yollar, türlü özel yöntemler üreten bir hükümettir. Dolayısıyla Kürtler için Evren’den, CHP ya da MHP’den farkı yoktur…
Kürtler için anayasalar hep aynı kaldı, AKP’nin yapmaya çalıştığı sadece bir rötuş. 12 Eylül Anayasası dahil, tüm anayasalar onları yok saydı… Kürtlerden, AKP’nin, hukuk kılıcını daha etkin kontrol etme ve kullanma oyununa alet olmasını nasıl isteyebilirsiniz! …
Kürtler, en yalın ifadeyle, Türklerle her konuda eşit haklara sahip olmak istiyorlar. Yani kendi kaderlerini kendileri belirlemek istiyorlar. Sosyal, kültürel, politik her alanda kendilerini idare etmek istiyorlar. Yöneticilerini kendileri seçmek istiyor ve keyfi olarak temsiline iradesine müdahale edemeyeceğiniz güvenceler istiyorlar. Kültürel varlıklarını, öncelikle de dillerini, hiçbir engelleme ile karşılaşmadan eğitim, iletişim, bilim, siyaset alanında kullanmak, kurumsallaştırmak, geliştirmek istiyorlar. Aslında artık istemiyor da. ‘Böyle yapacağız’ diyorlar. Kürtler azınlık muamelesi görmek de istemiyorlar. Adına ‘demokratik özerklik’ dedikleri sistemde içinde, Kürtler de Türkiye’de yaşayan her halk kadar özerk olacaktır, daha fazla ya da az değil.
Kürtler, BOYKOT diyerek ‘kendi kaderini belirlemenin’ en önemli adımlarından biri atacak. Görmek için, çok da öngörüye ihtiyaç olmadığı açıktır.’
Ragıp Zarakolu /Günlük Gazetesi