Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Dersim’de mitinge dair…

Posted by on Ağu-31-2010

25/08/2010 günü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun memleketi Dersim’e gelişi 2. Dünya Savaşı’nda Normandiya Çıkarması gibi bir hayli ‘heyecanlı’ oldu. Taltif bekleyen komutanlar gibi milletvekili aday adaylığına hazırlananlar, davul zurna eşliğinde hazır kuvvetleriyle Kılıçdaroğlu’nu beklerken il dışından ve ilçelerden gelen bindirme kuvvetler karşısında bir hayli heyecan yaşadılar.

Şehrin girişinden miting alanına kadar kırmızı beyaz bayrak, flama ve afişler, cezaevlerinde faşist işkencecilerin Kürt mahkumlara işkence müziği olarak dinlettiği ‘Memleketim’ parçası eşiliğinde, işgal kuvvetleri komutanı edası ile ve heyecanıyla alana girdi.

Diğer Kürt illerinde umduğunu bulamayan Kılıçdaroğlu, Dersim’de gördüğü kalabalıktan fazlasıyla memnundu. Konuşmasına destek veren arkadaşlarına teşekkürle başladı. Türkiye’de demokrasiyi kurmak, Anayasa’yı değiştirmek seçim barajını kaldırmak, YÖK’ü kaldırmak, ‘terörü’ bitirmek ve genel af çıkarmak için ‘hemşehrilerinden’ destek istedi.

Bu arada Dersimlileri üzen başka görüntüler de oldu. Dersim Belediyesi’nin daha önce miting alanında diktiği ve 1937 yılında biri oğlu olmak üzere 6 arkadaşı ile göstermelik bir mahkeme sonucu Dersim İsyanı lideri sıfatı ile asılan ve sahiplerinin müracatlarına rağmen mezar yerleri dahi gösterilmeyen Seyid Rıza’nın heykeli üzerine çıkılarak bayraklar sallandı, defalarca CHP İl Başkanı ve diğer ilgililer uyarılmalarına rağmen miting sonuna kadar heykele çıkanlar inmedi. Bu, 38 Dersim Şehitleri’ne ve asılarak katledilen liderlerine yapılan en büyük saygısızlıktır.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının sonuna doğru açıklama gereği duymadığı şu cümlesi dikkat çekici idi; ‘Göreceksiniz doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün Türkiye Tuncelililerle iftihar edecektir.’ Nedense Dersim ismini kullanmamaya özen gösterdi, neden iftihar edileceğini ise açıklamadı.

Kürt ve Kızılbaş-Alevi olan Dersim halkını, Yavuz Selim’den başlayarak 1916′ya kadar Osmanlı, 1921′den 1938′e kadar da cumhuriyet hükümetleri asimile etmek istemiş, zaman zaman katliamlar ve sürgünlerle cezalandırmıştır.

Yine 1980′den sonra da Dersim halkı rahat bırakılmamış, yine faili meçhul (aslında bilinen) cinayetler işlenmiş, işkenceler, köy boşaltmalar, memur sürgünleri, Dersim’i insansızlaştırmak için planan barajlar, yasaklanan bölgeler, dönüşü yasaklanan köyler günümüze kadar devam etmiştir.

Biz Dersimliler geçmişin hesabını devletten sormadık. Bizim istediğimiz hak ihlallerinin yapılmaması, hukukun üstünlüğüne saygılı olunması, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe bir arada yaşamanın şartlarının yaratılması ve barış içinde yaşanılması için gerekli koşulların yaratılması. Bunlar inancımızın gereği olarak da isteklerimizdir.

Şu bilinmelidir ki; biz bu aşamadan sonra devlete yaranmak için ne kimliğimizden, kültürümüzden ve ne de tarih boyunca uğrunda öldüğümüz inancımızdan vazgeçmeyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesinin anahtarı Dersim’dedir. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz ve inancımız üzerindeki baskılar kaldırlıp, haklarımız anayasal güvence altına alındığında demokratikleşme sağlanacaktır. Devlet bizimle övünmesin bizim isteklerimize kulak versin… Bizi yerimizden yurdumuzdan etmesin yukarıda saydığım şartları gerçekleştirsin bize yeter.

Veli AYTAÇ

Kastamonu İl Jandarma Komutanlığı’nda askerlik yapan Bitlis Ahlat nüfusuna kayıtlı er Celal Timur’un ‘intihar’ ettiği iddialarına inanmayan baba Nurettin Timur, son zamanlarda artan asker intiharlarına dikkat çekerek, ‘Son zamanlarda sık sık asker intiharı haberleri duyuyoruz. Ama dikkat çekici bir nokta var ki oda ölen askerlerin neredeyse tamamının Kürt ailelerin çocuklarının olması. Ölüm sadece Kürt halkının askerlik yapan evladına mı var? Neden özellikle Kürt askerler ölüyor’ diye sordu.

Son dönemlerde artan ve çoğunluğunu Kürt çocuklarının oluşturduğu ‘asker intiharları’na bir yenisi daha eklendi. 22 Temmuz günü Kastamonu İl Jandarma Komutanlığı’nda askerlik yapan Celal Timur isimli Bitlis’li erin nöbet kulübesinde ölü bulunduğu iddia edildi. İddialara göre er Timur G3 tüfeğiyle çenesinden ateş ederek intihar etti. Ancak anlatılanlara inanmayan ve çocuklarının öldürüldüğünü düşünen Timur’un ailesi İHD Bitlis Temsilciliğine başvurarak hukuki yardım talebinde bulundu.
‘Oğlum her Kürt genci gibi yurtseverdi Kürtçe okur parti çalışmalarına katılırdı’
İntihar ettiği iddia edilen Timur’un babası Nurettin Timur son zamanlarda artan asker intiharlarına dikkat çekerek, ‘Son zamanlarda sık sık asker intiharı haberleri duyuyoruz. Ama dikkat çekici bir nokta var ki oda ölen askerlerin neredeyse tamamının Kürt ailelerin çocuklarının olması. Ölüm sadece Kürt halkının askerlik yapan evladına mı var? Neden özellikle Kürt askerler ölüyor’ diye sordu. Olayın yaşandığı gün oğlunun evi arayarak uzun uzun sohbet ettiğini, ailesinden para istediğini, bir sıkıntısı olmadığını belirttiğini söyleyen baba Timur, ‘Oğlumun bize yansıyan hiçbir problemi yoktu. Ne askerlikten önce, ne de askerlikte bize bir problemi olduğunu söylemedi. Her zaman sevecen ve güler yüzlüydü. Her Kürt genci gibi oda yurtsever bir gençti, parti çalışmalarına katılır, Kürtçe okur, dilini geliştirmek için uğraş verirdi. Hayat dolu bir çocuktu’ şeklinde konuştu. Baba Timur oğlunun askerlik ile bir problemi olmadığını dile getirerek bir an önce askerlik yapıp bitirmek için uğraştığını belirtti.

Çenesinin altından vurulmuş dendi ancak kurşun izi alnında çıktı

Er Timur’un ölümünün ardından aile, kendilerine Celal Timur’un nöbet kulübesinde kendini G3 ile çenesinin altından ateş ederek intihar ettiğini söylediklerini belirtti. Ancak hem baba Timur hem de anne Hanım Timur oğullarının cenazelerine baktıkları zaman kurşunun alından girip arkadan çıktığını gördüklerini söyledi. Baba Timur, ‘Kurşun iddia edildiği gibi çeneden girmemişti. Alnından girmiş arkadan çıkmıştı. Ayrıca yakın mesafeden ateş edilmediği belliydi, çünkü alnındaki yarada yanma ya da barutun tahriş izine rastlamadık ve kurşunun çıkış yerinin küçük olduğunu gördük. Bir G3 yarasına benzemiyordu’ diyerek oğlunun öldürülebilmiş olacağından şüphelendiklerini söyledi.

‘Oğlumuza daha silah verilmemişti’

Usta birliğinin altıncı gününde iken yaşamını yitiren Celal Timur’un ailesi çocuklarının ölümünden önce arayarak henüz kendisine silah verilmediğini söylediğini, ‘Kendisine silah verilmeyen biri nasıl olurda nöbet kulübesinde kendi silahıyla intihar eder’ diyerek tepki gösterdi.

Şüpheli sohbetler
Celal Timur’un yurtsever bir genç olduğunu dile getiren ailesi uzun süreden beridir siyasi parti çalışmalarında yer aldığını ve aktif olarak çalıştığını söyledi. Timur’un annesi Hanım Timur, Kütahya’da acemi birliğini yapan Celal Timur’un kendilerine bir yüzbaşı ve bir uzman çavuştan bahsettiğini söyleyerek, ‘Oğlum bize telefonda ‘burada bir yüzbaşı ve bir uzman var bana karşı çok iyiler, onlarda Kürtmüş geceleri sabahlara kadar Kürtçe sohbet ediyoruz’ dedi. Bende ona ‘oğlum onlara kanma, seni tuzağa düşürmeye çalışıyorlar’ dedim ama beni dinlemedi. En son acemi birliği bitince yüzbaşı ve uzman ile vedalaşmaya gitti. Ama biri hastaymış ötekinin tayini çıkmış’ diyerek oğullarının Kütahya’da hakkında rapor tutulduğunu ve Kastamonu’da kasıtlı olarak öldürüldüğünü iddia etti.

Oğullarının otopsi raporlarının kendilerine ulaşmadığını, ulaştığı zaman hukuki girişimlerde bulunulacağını söyleyen aile, ‘Oğlumuz öldürüldü. Rapor bize ulaştığı zaman gerekli hukuki girişimlerde bulunacağız. İnşaallah sebep olanların Allah belasını verecek’ dedi.

Bitlis’in Ahlat ilçesinin Yoğurtyemez köyüne getirilen cenaze aile tarafından köy mezarlığına defnedilmişti.

SİNAN AYGÜL
BİTLİS-DİHA

Taraf BDP’yi boykot ediyor!

Posted by on Ağu-26-2010

Taraf Gazetesi BDP’yi boykot kararı alırken Ahmet Altan konuyu köşesine taşıdı.

Taraf muhabiri Melih Altınok ile görüşen BDP lideri Demirtaş’ın “Erdoğan yeni bir anayasa sözü verirse boykottan vazgeçeriz” sözü olay oldu.Parti yönetimi, gazetenin manşetinde yer alan bu habere tepki gösterdi ve sözlerin manipüle edildiğini savundu. İşte bu gelişme gazetenin tepesindeki ismi adeta çileden çıkarttı.Taraf Genel Yayın Yönetmeni Altan, bugünkü köşesinde tiraj kaybetme uğruna boykot kararı aldığını açıkladı. Demirtaş ve ekibini dansözlükle suçladı ve eleştirileri oldukça sertti.

FAZLA KIVRAK GELİYORLAR
(…) Kürt halkının büyük çoğunluğuyla ters düşen, Kürt “sivil toplum kuruluşlarıyla” çelişen, 12 Eylül hukukuyla hesaplaşmak isteyen Kürtlerin sandık başına gitmesini istemeyen BDP’li politikacıların manevraları bana fazla “kıvrak” geliyor son zamanlarda.

YAZI İŞLERİ KARŞI ÇIKTI AMA
Bu yüzden saygısızlaşıp kabalaştiklarını düşünüyorum. Ben BDP’li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım, çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazı işlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum.

TİRAJ UMURUMDA DEĞİL
Biliyorum bu gazeteciliğe aykırı, bu yüzden tiraj da kaybedebiliriz ama ben o kadar da iyi bir gazeteci değilim, iş hakarete geldiğinde tiraj falan da umurumda değil.BDP, “maksatlı” olmayan, 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen gazetelerle konuşsun. Yolları açık olsun.

CHP’nin onuru, Baykal’ın göz bebeği, sonunda baklayı ağzından çıkarıverdi.
Şimdiye dek tartışır gibi yaptığımız, herkesin kendi meşrebince bir çalı dibine sinip oradan doğru salvolar savurduğu Açılım üstüne Onur Öymen, bodoslama girdi.
Evet, biz de yıllardır bu vahşi statükocu kadroların hayatımızı yaralayan meseleler üstüne tam da böyle düşündüklerini bilirdik. Ama yıllar önce takiye adındaki söz ve tavır sanatını hasmına yakıştırmış olanların bu alanda ne kadar usta olduğunu bir türlü anlatamamıştık. İyi oldu.
Bir süredir korku dükkânının esnafı Bahçeli’yi aratacak yoğunlukta bir mücadelenin içinde CHP kadrosu. Terörün kökünün kazınması için haykırırken hayatımızı hunharca terörize ediyorlar. İstediklerinin kanlı bir katliam olduğunu biliyor, olası bir iç savaşta edinecekleri rütbelerin hesabıyla sarhoş olduklarına tanık oluyoruz. Durmadan el artırıyorlar. Şehit ailelerinin yası üstüne siyaset kuruyor, pervasızca düşmanlık körüklüyorlar.
Şimdi de özbeöz Türk, kafasına keçe külah yaraşır Öymen, o sanki ardından başkası konuşuyormuşçasına puslu ve derinden sesiyle anaların acılarını bu kadar da abartmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun dünyasında, anaların görevi yas tutmak, gençlerinkiyse şehit olmak. Yani işlerin doğal akışı budur. Anaların gözyaşları ayaklarımıza pranga olsaydı şimdiye kadar hiçbir sorunu çözemezdik deyip Dersim Katliamı’nı örnek alınası bir durum olarak gösteriyor.
Dolayısıyla hayatımızın kördüğümüne önerdiği çözüm, Kürtlerin gözünün yaşına bakmadan soyunu sopunu kurutmak.
Öymen’in diplomasi dilinin ardına saklanacak zamanı yok. Demokrasi adına atılacak adımlara da karnı tok. Çünkü onun çözümü belli: Topunu yok edeceksin.
Dersim katliamı, benim için Cemal Süreya’nın şiirindeki tarih öncesi köpeklerdir. Kendisi de çocuk yaşında kılıçartıklarıyla birlikte sürgüne yollanmış olan şairden kalan dizeler, Öymen’in gururla arka çıktığı vahşetin uğultusunu hissettirir:
“Bizi kamyona doldurdular./ Tüfekli iki erin nezaretinde./ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”
Dersim, o son büyük katliamla birlikte adını bile kaybetmiş, Tunç Eli olmuştur.
Vahşiler ve tarih öncesi köpeklerinin mutluluk ve huzurdan anladıkları da bütün Kürt ellerini tarihinden, kültüründen, canından soyup tek isim altında, diyelim Demir Eli olarak Cumhuriyet haritasına kilitlemektir.

Seyit Rıza
Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol.
“Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, operasyonu yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren.
Tarihi kısaca hatırlayalım. Üstelik yandaş tarihçiler diyerek bir münafık ilan edileceklerin dilinden değil. Anlı şanlı devlet adamı, Türk sağının kurucu unsurlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından.
Darbeci general Muhsin Batur, bu konuda tanıklıklarını anlatamayacağını belirterek halkı ve okurundan özür dilemişti. Onu böylesine sarsan vahşet, Çağlayangil’le yapılmış bir söyleşide bir kez daha hayat buluyor:
“…Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. Kürt adam şöyle dedi. ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”
O zaman da Kürtler ve Aleviler birer tevatür muamelesi görüyordu. Resmi görüşe kalırsa Dersimliler, “Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen” bir halktı.
1937’de hazırlanan “Islahat Programı”nı İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak açıklamıştı.
Birçok kişi teslim olmuştu fakat Seyit Rıza ve yandaşları direniyordu.
Kendisine, ‘hepimizin başını yiyeceksin’ diye sataşan bir Dersimliye şöyle cevap verdiği yazılır: “Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!”
Sonra Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeyi bombalar. Seyit Rıza tutuklanır.
Sonrası yine Çağlayangil’den. Çağlayangil, Atatürk’den Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını ister. Oysa usule itiraz eden savcı izinli sayılıp işe gelememiş, ümmi hem de Türkçe bilmeyen sanıklara iddianame ve avukat verilmemiş, asılabilsin diye Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştır: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu.
Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”
İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan, çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi’. Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı.
İşte Onur Öymen’in çözüm önerisi.
İşte CHP’nin Alevi ve Kürt sorununa yönelik demokratik açılım çabalarını küçümser, vatan hainliği ilan ederken aklının gerisinde yatan toptancı çözüm.
Onur Öymen, sonunda baklayı ağzından çıkardı.

Yıldırım Türker/ Radikal

Barış Demirtaş Bingöl’de

Posted by on Tem-5-2010

Bingöl Video Reklam Alanı

İletişim için bingolvideo@gmail.com mail adresini kullanabilirsiniz