25/08/2010 günü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun memleketi Dersim’e gelişi 2. Dünya Savaşı’nda Normandiya Çıkarması gibi bir hayli ‘heyecanlı’ oldu. Taltif bekleyen komutanlar gibi milletvekili aday adaylığına hazırlananlar, davul zurna eşliğinde hazır kuvvetleriyle Kılıçdaroğlu’nu beklerken il dışından ve ilçelerden gelen bindirme kuvvetler karşısında bir hayli heyecan yaşadılar.
Şehrin girişinden miting alanına kadar kırmızı beyaz bayrak, flama ve afişler, cezaevlerinde faşist işkencecilerin Kürt mahkumlara işkence müziği olarak dinlettiği ‘Memleketim’ parçası eşiliğinde, işgal kuvvetleri komutanı edası ile ve heyecanıyla alana girdi.
Diğer Kürt illerinde umduğunu bulamayan Kılıçdaroğlu, Dersim’de gördüğü kalabalıktan fazlasıyla memnundu. Konuşmasına destek veren arkadaşlarına teşekkürle başladı. Türkiye’de demokrasiyi kurmak, Anayasa’yı değiştirmek seçim barajını kaldırmak, YÖK’ü kaldırmak, ‘terörü’ bitirmek ve genel af çıkarmak için ‘hemşehrilerinden’ destek istedi.
Bu arada Dersimlileri üzen başka görüntüler de oldu. Dersim Belediyesi’nin daha önce miting alanında diktiği ve 1937 yılında biri oğlu olmak üzere 6 arkadaşı ile göstermelik bir mahkeme sonucu Dersim İsyanı lideri sıfatı ile asılan ve sahiplerinin müracatlarına rağmen mezar yerleri dahi gösterilmeyen Seyid Rıza’nın heykeli üzerine çıkılarak bayraklar sallandı, defalarca CHP İl Başkanı ve diğer ilgililer uyarılmalarına rağmen miting sonuna kadar heykele çıkanlar inmedi. Bu, 38 Dersim Şehitleri’ne ve asılarak katledilen liderlerine yapılan en büyük saygısızlıktır.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının sonuna doğru açıklama gereği duymadığı şu cümlesi dikkat çekici idi; ‘Göreceksiniz doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün Türkiye Tuncelililerle iftihar edecektir.’ Nedense Dersim ismini kullanmamaya özen gösterdi, neden iftihar edileceğini ise açıklamadı.
Kürt ve Kızılbaş-Alevi olan Dersim halkını, Yavuz Selim’den başlayarak 1916′ya kadar Osmanlı, 1921′den 1938′e kadar da cumhuriyet hükümetleri asimile etmek istemiş, zaman zaman katliamlar ve sürgünlerle cezalandırmıştır.
Yine 1980′den sonra da Dersim halkı rahat bırakılmamış, yine faili meçhul (aslında bilinen) cinayetler işlenmiş, işkenceler, köy boşaltmalar, memur sürgünleri, Dersim’i insansızlaştırmak için planan barajlar, yasaklanan bölgeler, dönüşü yasaklanan köyler günümüze kadar devam etmiştir.
Biz Dersimliler geçmişin hesabını devletten sormadık. Bizim istediğimiz hak ihlallerinin yapılmaması, hukukun üstünlüğüne saygılı olunması, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe bir arada yaşamanın şartlarının yaratılması ve barış içinde yaşanılması için gerekli koşulların yaratılması. Bunlar inancımızın gereği olarak da isteklerimizdir.
Şu bilinmelidir ki; biz bu aşamadan sonra devlete yaranmak için ne kimliğimizden, kültürümüzden ve ne de tarih boyunca uğrunda öldüğümüz inancımızdan vazgeçmeyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesinin anahtarı Dersim’dedir. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz ve inancımız üzerindeki baskılar kaldırlıp, haklarımız anayasal güvence altına alındığında demokratikleşme sağlanacaktır. Devlet bizimle övünmesin bizim isteklerimize kulak versin… Bizi yerimizden yurdumuzdan etmesin yukarıda saydığım şartları gerçekleştirsin bize yeter.
Veli AYTAÇ