Müge Anlı’nın önce insan olması gerektiğini düşünenlerdeniz…
SEDAT ULUGANA -ANF
Özel / 10:09 / 15 Auğustos 2011
KONYA – ANF’nin elde ettiği 1938 yılına ait Konya Nüfus Umum Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir raporda Dersim sürgünlerinin yerleştirilmesine ilişkin bölümde Kürtlerin Türklüklerini unutmuş Türkler olduğu iddia ediliyor. Raporda Dersimlilerin Mustafa Kemal tarafından arazilerin tarıma elverişli olmaması nedeniyle sürgün ettiği belirtiliyor.
Konya’da bulunan rapor Ankara hükümetine Nüfus Müdürlüğü tarafından yazılan bir çalışma raporu niteliğini taşıyor. Dersim’den sürgün edilen Kürtlerin yerleştirilecekleri bölgelerin tespiti ve gelenlere kimlik verilmesi gibi çalışmaların özetlendiği raporda Dersim İsyanı ve Kürtler konusunda ilginç değerlendirmeler bulunuyor.
‘SÜRGÜNÜ MUSTAFA KEMAL İSTEDİ’
Rapora göre Dersimlilerinin Batı illerine sürgün edilmesini Dersim’e yaptığı ziyarette tarıma uygun arazinin azlığını gören Mustafa Kemal istemiş.
“Reisi Cumhur Atatürk’ün son defa yapmış oldukları doğu seyahatında uğradıkları Tunceli’deki Yüksek müşahedeleri neticesinde bu havalide yalçın dağlar arasında sıkışan tek tük ziraate elverişli vadilerin bu mıntıkadaki halkı geçindirmeğe kâfi gelmediği anlaşılmış ve çıplak kayalar içinde sefil ve bedbaht bir hayat sürmekten başka nasibi olmayan Dersim halkının bundan sonra da aynı vaziyette bırakılmaması takarrür etmişti.
Bu maksatla Tunçelinin medenî ve sosyal birer merkez olmak kabiliyetini haiz olan yerleri Dördüncü Umumî Müfettişlikle bil muhabere tespit edilmektedir.
Bu mıntıkada sükûn ve asayişin istikrarını temin maksadı ile 2543 sayılı kanunun 2 inci maddesine tevfikan 3 No.lu yasak mıntıka ihdas edilmiş ve mezkûr mıntıka halkı ile öteden beri Hükümet kuvvetlerine silâhla karşı duran aşiret reisleri, kolbaşıları, seyitler ve şerirler ile aileleri efradı ve yakınları garp vilâyetlerine nakil ve iskân edilmişlerdir.”
‘KÜRTÇE KONUŞMANIN NEDENİ BULUNSUN’
Raporda Kürtçe konuşan aşiretlerin Türk olduğu savı da ileri sürülmüş. Türk resmi tarihinin tahribatı olan “Zazaca konuşanların Kürt olmadığı” yargısı da raporda mevcut. Rapora göre öz Türk olan bu aşiretler nasıl olmuşsa birden Kürtçe diye bir dil kullanıp benliklerini yitirmişlerdir. Nüfus idaresi ayrıca tuhaf bir şekilde bu “anlaşılmayan benlik yitimi ve birden Kürtçe konuşma olayı”nın nedeninin bulunması için de “Türklük camiası”nı göreve çağırıyor:
“Üzerinde ehemmiyetli durduğumuz mevzulardan biri de aşiretlerdir. Millî sınırlarımız içinde oturan ve elan aşiret adet ve ananesini benimsemekte devam eden teşekküllerin yaşayış tarzları, içtimaî vaziyetleri, menşeleri, ırkî durumları, başka ırktan olanların temsil imkânları etüt edilmeğe bu yıl da devam olunmuştur.
‘ASILLARI TÜRK’
Elde ettiğimiz malûmata göre Türkiye sınırları içinde otuz beş vilâyette oturak, gezginci ve yarı gezginci bir vaziyette 387 aşiret vardır. Sınırlarımız içinde oturan aşiretlerden 162′si oturak 94′ü yarım oturak 131′i gezgincidir.
162 oturak aşiretin 41 i Türk, 89 u Kürt, 22i Zaza, 10′u Arap ırkına mensuptur.
96 yarım oturak aşiretin 8′i Türk, 75′i Kürt, 5′i Arap, 8′i Zazadır.
Gezginci aşiretlerin 96′sı Türk 35′i Kürttür. Bunların hakikî nüfus miktarlarını tesbit etmek hemen hemen imkânsızdır. Aşiret ananesine göre bilhassa erkek çocukları nüfusa kaydettirmemek teamül halini almıştır.
Bir kaç yıldan beri geniş mikyasta yaptığımız araştırma ve incelemeler neticesinde şark ve yakın vilâyetler ile Orta Anadoluda yaşayan ve bugün Kürtçe ve Zazaca konuşmalarından ötürü Kürt ve Zaza ırklarından addettiğimiz aşiretlerden mühim bir kısmının asıllarının Türk olduğu, ve her nasılsa benlikleri kaybettikleri tezahür etmektedir.
Şimdiye kadar Türklük camiasından ayrı addettiğimiz bu aşiretler üzerinde benliklerini tanıtacak geniş bir programla çalışmalara devam edilmesi mukarrerdir.”
7 AİLE KONYA’YA YERLEŞMİŞ
Rapora göre 1938′de ilk göçertilen Dersimlilerden 7 aile toplam 44 nüfus Konya’ya getirilmiş ve kendilerinden nüfus cüzdanı ve askerlik işlemleri için para alınamamış.
Raporda ayrıca Sason’daki isyan hareketinden de bahsedilerek bu bölgede yürütülen askeri operasyonların bir sonuç vermediği kaydediliyor. Askeri başarısızlığın ardından 4118 Kürt’ün batı bölgelerine sürgün edildiğinin ifade edildiği raporda da bu durum şu sözlerle aktarılıyor:
‘ASKERİ HAREKAT SONUÇ VERMEDİ’
“Son yıllarda kökü millî sınırlarımız haricinde bulunan bazı teşekküllerin ve ezcümle Hoybon cemiyetinin tahrikâtına kapılan Sason dağlık mıntıkası aşair(aşiretler) rüesası vergi vermemek asker kaçaklarını saklamak gibi nahoş telâkki edilecek hallere içtisar etmeleri üzerine mezkûr mıntıkada müteaddit harekâtı askeriye yapılmış fakat müsmir (gözle görülür) bir netice elde edilememişti.
Bu durum karşısında daha esaslı ve cezrî tedbirler almak lüzumunu hisseden idarî ve askerî otoriteler, bu bölgenin yasak bölge ilânını muvafık görmeleri üzerine keyfiyet İcra Vekilleri Heyetince de tezekkür edilerek tensip edilmiş ve mezkûr mıntıka 2 No. yasak mıntıka olarak ilân edilmişti.
937 yılında bu mıntıka halkından 3200 kişi garp vilâyetlerine nakil ve iskân edilmiş bu yıl da tarama harekâtına devam edilerek bu miktar 4118 nüfusa baliğ olmuştur.”
ANF NEWS AGENCY
Bu konuda kapsamlı kaynak saysı azdır, bu konu ile ilgili araştırmacı yazar Sedat Ulugana tarafından “ağrı dağı direnişi ve zilan katliamı (1926-1931) ” olayın ayrıntılı incelemesi yapılan bir kitap yayınlanmıştır.
— arka kapaktan —
İttihat terakki cemiyeti (itc), “türkler nasıl millet olur?” sorusuna cevap aradı.
Dr bahattin şakir, Dr. ziya gökalp, Dr. nazım’a raporlar düzenlettirdi.
Daha sonra rötüşler ile devletin resmi ideoljisi haline evrilen bu raporlarla: “rumların servet ve sermayelerine el konularak sürülmeleri, turan’a varmak ve birleşmek için yerleşmek için ermenilerin varlıklarının ellerinden alınarak temizlenmeleri, homojen bir toplum oluşturmak gayesi ile alevilerin müslümanlaştırılması (sünnileştirilmesi -a.n), kürtlerin ise zamana yayılır şekilde türk unsur içinde eritilmesi gerekir.” ve “behemahal herkesin türk edilmeleri şartı” ile hareketler tanzim edildi. bunlar gerçekleştiği oranda esası türk olmayan “şu çılgın türkler”, osmanlılardan arta kalan etnisitelerin toplamından “türk ulus” yaratacaktı…
Elinizdeki kitap zilan’da yaşanan katliamın önemli tanıklarının eseridir. Analiz edilmesi, tarihimizin önemli bir kesitinin ve ardındaki ‘neden ve sonuç’larının bilimsel olarak tartışılması, aydınlığa ulaştırılması için bu veriler önemlidir.
— arka kapaktan —
‘Acısını kalbimde hissediyorum’ diyen Erdoğan’a Musa Anter’in oğlundan yanıt geldi: Sen ‘Tek dil, tek millet’ ideolojisine sahipsin, babam hiçbir zaman senin yolunda yürümedi ki, bu acıyı hissedebilesin
İKİYÜZLÜLÜK YAPIYORLAR
Tayyip Erdoğan’ı babasının ismini kullanmaktan vazgeçmeye çağıran Dicle Anter, ‘Bir yandan Apê Musa’nın ismini kullanarak Kürtlere ‘Evet’ dedirtmeye çalışıyorsun, diğer yandan torununun ismi ‘Asîwa’ olduğu için nüfus müdürün kabul etmiyor. Oğlu Anter Anter’in 18 yıldır babasının mezarını ziyaret etmesine izin vermiyorsun. Bu ikiyüzlülüktür’ dedi.
SAMİMİYSEN KATİLLERİ YARGILA
Üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen babasının katillerinin halen yargılanmadığına dikkat çeken Anter, ‘Kendi raporlarında bile Musa Anter’in öldürülmesini bir hata olarak görüyorlar. Bu hatayı kabul etmelerine, failleri belli olmasına rağmen bir şey yapmamaları daha da büyük bir hata. Erdoğan samimiyse katilleri yargılasın’ diye konuştu.
‘Bu acıyı hissedemezsin’
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 3 Eylül tarihinde Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmada, 1992 yılında katledilen Kürt bilgesi Musa Anter’in ismini zikrederek, ‘Musa Anter’in acısını kalbimde hissediyorum’ şeklindeki sözlerine Anter’in oğlu Dicle Anter tepki gösterdi. Başbakan Erdoğan’ın babasının ismini birkaç aydın ve yazarlarla yapılan görüş ve toplantılarda da zikrettiğini hatırlatan Dicle Anter, Başbakan’ın, babasının ismini çıkarlarına göre kullanmasının çok ayıp ve yakışıksız olduğunu söyledi. Anter, ‘Çünkü hiçbir zaman Musa Anter, ‘Tek dil, tek devlet, tek millet’ demedi. Musa Anter, daha çok çoğulcu, demokrasi isteyen bir kişilikti. Şimdi Kürtçe’nin ve Kürtlerin var olduğunu yazan bir insana karşı bu devirde sen halen ‘Tek dil, tek devlet, tek millet’ diyorsun ve bu mantıkla yola çıkan bir ideolojiye sahipsin. Ama Musa Anter, bu yolda yürüyen, bunu savunan bir insan değildi ki, sen onun acısını hissedebilesin. Bu bence ikiyüzlülüktür. Bu kullanmadır’ diye konuştu.
18 yıl geçmesine rağmen babasının faillerinin halen yargılanmadığını söyleyen Anter, ‘Kendi raporlarında bile Musa Anter’in öldürülmesinin bir hata olduğu söylenebiliyor, ki hatanın ötesindeydi. Ama bu hatayı kabul etmelerine rağmen, faillerin belli olmasına rağmen, h‰l‰ bir şey yapılmaması daha da büyük bir hata. Hata üzerine hata işliyorlar’ dedi.
SAMİMİYSEN BU SAVAŞI DURDUR
Bölge’de binlerce faili meçhul cinayetin olduğunu ve Başbakan Erdoğan döneminde de faili meçhullerin yaşandığını söyleyen Anter, ‘Yüzlerce çocuk hâlâ cezaevinde, gençlerimiz öldürülüyor, çocuklarımız öldürülüyor. Senin döneminde savaş devam ediyor, h‰l‰ kan akıyor. Ondan sonra kalkıyor diyorsun, ben Diyarbakır zindanında yaşamını yitirenlerin acısını hissediyorum, bilmem Musa Anter’in acısını hissediyorum. Bu ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Eğer sen bu acıları hissediyorsan, bu savaşı durdur. 8 yıldır sen iktidardasın, yapabilirsin, daha ne istiyorsun?’
TORUNUNUN İSMİNE İZİN VERMİYORSUN
Anter, ‘Sen bir yandan Musa Anter’in ismini kullanarak, Kürtlere ‘Evet’ dedirtmeye çalışıyorsun, diğer yandan onun torununun isminde (Asîwa) ‘W’ harfi olduğu için nüfus müdürlüğün kabul etmiyor. Diğer yandan ağabeyim Musa Anter’in 18 yıldır hiçbir gerekçe gösterilmeden babamın mezarını ziyaret etmesine bile izin vermiyorsun. Ondan sonra kalkıp ‘Musa Anter’ın acısını kalbimde hissediyorum’ diyorsun. Ben bunu ancak kandırmaca, kullanma, ikiyüzlülük, yalan söyleme olarak değerlendiririm’ şeklinde konuştu.
BATMAN – DİHA