Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Bingöl İl Örgütü’nce düzenlenen Nevruz Bayramı kutlamalarına katılan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Başörtüsü konusunda, Alevi sorununda tek adım atmayan, Kürt sorununda geriye giden Başbakan şimdide Roman açılımı yapıyor. Allah Romanların yardımcısı olsun. İnşallah önümüzdeki günlerde Romanların temsilcilerini tutuklayıp, kelepçeleyip inşallah içeri atmazlar” dedi.
BİNGÖL MEDYA/ÖZEL

BDP Bingöl İl Örgütü’nce Recep Tayyip Erdoğan Mahallesi Bingöl Üniversitesi önündeki alanda düzenlenen Nevruz kutlamaları, yoğun güvenlik önlemleri altında başladı. Sabahın erken saatlerinden itibaren alana gitmeye çalışan katılımcıların üstü, polis ekiplerince arandı.

Alanda toplanan binlerce kişi, Abdullah Öcalan lehine slogan atıp Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekip eğlendi. Öte yandan Bingöl’deki Nevruz kutlamalarına İtalya’dan gelen bir heyette katıldı.

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, alkışlar eşliğinde alana geldi. Burada katılımcılara yönelik bir konuşma yapan Demirtaş’ın hedefinde AK Parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan vardı.

“Kürt açılımında gerileyen Başbakan, Roman açılımı yapıyor”

Konuşmasının başında bir zamanlar değil Nevruz kutlamanın, Nevruz demenin dahi suç olduğuna dikkat çeken Demirtaş, Nevruz’un PKK bayramı, PKK günü olarak anıldığını ifade etti.

Konuşmasını, Demokratik açılım ve başörtüsü sorunuyla sürdüren Demirtaş, şunları söyledi:

“Başbakanın kafasının arkasındaki oyunları biliyoruz. Bu başbakanın 8 yıldır demokrasi adına bir tek adım atmadığını, sadece oyalayarak, kandırarak ya da kandırmaya çalışarak politika ürettiğini biliyoruz. Bunu biz biliyoruz da, bilmeyenlere anlatmakta bizim borcumuz. Bakın burada başörtülü analarımız, kardeşlerimiz var. 8 yıldır sizin sorununuzu da çözecek olan bu başbakan değimiydi? 8 yıldır başörtüsü konusunda tek adım atmayan bu konuda oyalayan, yalan söyleyen bu başbakan değimliydi? Şimdi başörtüsü sorununda bir tek adım atmadı. Alevi sorununda bir tek adım atmadı. Kürt sorununda bırakın adım atmayı, geriye doğru gidiyoruz. Şimdi Roman acılımı yapıyor başbakan ve diyorum ki, Allah Romanların yardımcısı olsun, sıra onlara geldi. İnşallah diyorum ki, önümüzdeki günlerde roman temsilcilerini tutuklayıp kelepçeleyip içeri atmazlar. Sıra onlara geldi, çünkü açılımı onlara yapıyorlar. Bize yapılan acılım kelepçe acılımı oldu, başörtülülere yapılan acılım zulüm açılımı oldu. Alevilere yapılan acılım inkâr acılımı oldu. Şimdi şu saatlerde başbakan sanatçılarla toplanmış, bütün bu zulüm açılımlara ortak arıyor. Biz Yüksekova’da da dedik, sen bin tane sanatçıyı da ikna etsen, onbin tanede sanatçıyla toplantı yapsan, bu meydanları ikna etmedikten sonra, bu gençleri, bu kadınları ikna etmedikten sonra hangi sorunu çözebilirsin? Gel meydanları ikna et, gel, gücün yetiyorsa, samimiyetine güveniyorsan gel bu meydanları ikna et, eğer meydanlar ikna edilmezse çözüm olmaz. Meydanlar anadilini istiyor, meydanlar başörtüsünü istiyor, meydanlar özgürlük istiyor, meydanlar dağlar boşalsın, cezaevleri boşalsın istiyor, meydanlar onurlu bir barış istiyor.”

“Kürtleri ve Ermenileri tehdit eden Başbakan, kendini demokrasi savunucusu ilan ediyor”

AK Parti hükümeti tarafından Meclis’e götürülmeye hazırlanan yeni anayasa paketini eleştiren Demirtaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yeni bir anayasa paketi Meclis’e gelmek üzere. Basından izlediğimiz kadarıyla demokratik özünden boşaltılmış, demokrasiye hizmet etmeyecek bir yasa paketi yolda. Biz dedik ki, gerçekten özgürlük istiyorsanız, demokrasiye yürekten inanıyorsanız, öncelikle terörle mücadele yasasını kaldıralım. Bu gün, 12–13 yaşından 70 yaşına kadar binlerce insan haksız yere cezaevlerinde. Önce terörle mücadele yasasını kaldıralım, özgürce konuşmayı, özgürce düşünmeyi sağlayalım. Ama bakın bunu ağzına bile almıyorlar. Siyasi partiler kanununda değişiklik yapıyormuş AKP. Seçimde bundan sonra Kürtçe konuşabilecekmişiz ama yazılı afiş yasak, TV’de konuşmak yasak, sadece sahneye çıkıp Kürtçe konuşabilecekmişiz. AKP’nin bize gördüğü demokrasi bu kadardır. Şimdi yıllardır bu yasak değil mi? Yıllardır Kürtçe konuşmak yasak değil mi? Peki, bu güne kadar bu yasaklara aldırdık mı ki, bu yasakları dinledik mi ki seçim meydanlarında afişlerimizle, konuşmalarımızla ana dilimizi savunmadık mı? Biz kendi anadilimizin özgürlüğünü zaten kazanmışız. AKP yaptığı yasayla bunu geriletmeye çalışıyor. Şimdi bu kadar bir demokrasi zihniyeti, bu kadar körelmiş bir zihniyet bu ülkeye demokrasi getirebilir mi? Bu topraklara çözüm getirebilir mi? Başbakanın 1915’ten kalma zihniyeti çözüm getirebilir mi? Kürtleri tehdit et, Ermenileri tehdit et, ‘sizi buradan kovarım’ de, sonrada kendini demokrasi savunucusu ilan et. Biz bunlara kanmayacağız. Eğer bu paket bu şekilde Meclis’e inerse AKP’nin elinde patlayacak.”

Yapılan konuşmaların ardından BDP Genel Başkanı Demirtaş, alana inerek Nevruz ateşini yaktı. Nevruz ateşi yakma esnasında büyük bir izdiham yaşandı.

Nevruz ateşi etrafında toplanan binlerce kişi, Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekip, yoğun güvenlik önlemleri altında eğlendi.

Kutlamalar, Bingöllü Ses Sanatçısı Servet Kocakaya ve Ali Baran’ın bir birinden heyecanlı türküleriyle devam etti.

İHD’den 8 Mart Açıklaması

Posted by on Mar-9-2010

“Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasına ise 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı kararla geçildiğini hatırlatan Boklan: “Kadının insan hakkı en temel insan hakkıdır. Şiddetsiz, sömürüsüz, yaşanılır bir dünya dileğiyle”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şubesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir basın açıklaması yapıldı.

İHD’li kadınlar adına açıklama yapan Arife Özlem Boklan: “Her şey 1857 yılında başladı. New York’ta dokuma işçisi olarak çalışan 40 Bin kişinin insanlık dışı çalışma koşullarına, eşitsizliğe ve düşük ücrete karşı başlattığı grev sonrasındaki olaylarda ve akabinde çıkan yangında 129 kadın işçi can verdi. Yüz binler cenaze törenine katılırken, daha sonra 1910 yılında Almanya Sosyal Demokrat Parti lideri Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi ve önerisi kabul gördü. “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasına ise 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı kararla geçildi. Günümüzde yer alan şekliyle 8 Mart, dünyada kadınların devam eden özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline gelmiş oldu” dedi.

‘Bizim yıllardır tekrarlamaktan bıkmadığımız ancak manasına bir türlü varamadığımız 8 Mart açıklamaları hep böyle başlar’ diyen Boklan: “Hâlbuki kanayan yaralardan biri olan; kadim, kadın sorununu bu açıklamalar asla çözemedi. Yine de vicdan rahatlatmanın mecbur bir yolu olarak yapıldı bu açıklamalar ve daha yıllarca da yapılacak. Dünyanın en eski belki de en derin sorunu olan kadın sorunu; ad değiştirerek, yön değiştirerek hep devam etti. Buna karşı alınan önlemler ya kadını ötekinin de ötekisi yaptı ya da güncel deyimle metalaştırdı. Ancak bu yaraya gereken neşter bir türlü atılamadı. Kadının kadın olmaktan kaynaklı uğradığı ayrımcılık ya da yaşadığı ihlaller temel insan hakları içine alınarak boğulması bir yana, çoğu zaman gelenek ve tarihin de yardımıyla doğallaştırıldı. Kadın, içine düştüğü ortamın hem mağduru hem faili olarak değerlendirilirken kadının bu soruna yaklaşımı da hep sorunlu oldu. Aslında birbirinden türeyen, birbirinin içine geçen helezonik bir yapılanmanın da açık bir tezahürüydü”

Afganistan’ı, İran’ı ve birçok ülkeyi düşündüğümüzde evrensel boyuttaki bu sorunun içteki yansımalarını anlamadan, algılamadan büyük laflar etmenin gereği olmadığını düşündüklerini vurgulayan Boklan açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: Ülkemizde; Hala namus cinayetleri işleniyor haberiniz var mı? Aile içi şiddet hız kesmeden devam ediyor duyuyor musunuz?

Tekel işçisi kadınlar üç aydır Ankara sokaklarında farkında mısınız? Ya yoksulluk, yoksulluktan en çok etkilenenin kadın olduğunun farkında mısınız? Çifte ayrımcılığa uğrayan engelli kadınlar var biliyor musunuz? CEYLANLAR! Ya Ceylanlar dağ başlarında kayan yıldızlar. Berivanlar cezaevleri duvarları arasında sek sek düşü kuran, üşüyen ve korkan Berivanlar. Ve cezaevlerindeki hasta kadınlar, Gulazerler, Hazneler, Sibeller. Ölümün kollarına atılmış biliyor musunuz? Ve biz İHD olarak 2010 8 Mart’ını işte bu kadınlara adıyoruz. Yaşamı dört duvar arasında büyüttükleri için. Düşündükleri ve dünyayı değiştirmeye çalıştıkları için. Onlara dayatılanla yaşamayı seçmedikleri için. Bütün otoritelerin üzerine basarak kendileri olabildikleri için. Ve her şeyden önemlisi koşullar bu kadar acımazsızken hala sımsıcak gülümseyebildikleri için. Sorumlusu olmadıkları bir yanlışlar manzumesinin sonucunu çocuk yürekleriyle taşıyabildikleri için. Hala insanım çünkü kadınım diyebildikleri için. Evet, bu gün yeni bir 8 Mart, şiddete, sömürüye, eşitsizliğe karşı mücadelemizi daha görünür kılmak için yine meydanlardayız ve mücadelemizin bize öğrettiği umutla, belki bir gün asıl mağdur olan, mağduriyeti üzerinde konuşma ve sorunu çözme gücüne sahip olur ve yaşanan tüm trajediler sona erer diyoruz. Kadının insan hakkı en temel insan hakkıdır. Şiddetsiz, sömürüsüz, yaşanılır bir dünya dileğiyle” şeklinde konuştu.

Bodrum’da yaşayan, yürüme zorluğu çeken Refik ve Meral Cabi çifti, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına kiraladıkları ambulans ile katıldı.

Bodrum’da, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında, Milta Marina’dan İskele Meydanı’nda fener alayı düzenlendi. Fener alayının ardından meydanda konserler ve havai fişek gösterileri yapıldı.

Bodrum’da yaşayan ve yürüme zorluğu çeken Refik ve Meral Cabi çifti, kutlamalara özel bir hastaneden kiraladıkları ambulans ile katıldı. İskele Meydanı’nda Türk bayrağı açarak kutlamaları izleyen çift, vatandaşların da ilgisini çekti.