Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Pakistan’da ordunun yönetime el koyma iddialarının ardından Pakistanlı mevkidaşını arayarak “Hükümeti devermeye çalışmayın” dediği iddialarına Genelkurmay’dan yalanlama geldi.

Bir gazetede yer alan haberde ABD’li gazeteci Joseph Farah’ın bir internet sitesinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Babuğ’un Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Eşfak Pervez Kayani’yi arayıp “Hükümeti devirmeye çalışmayın” mesajı verdiği iddia edilmişti.

Aynı haberde üst düzey Türk subayların Pakistan’a gönderildiği de öne sürülmüştü.Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “World Net Daily isimli yabancı kaynaklı bir siteye dayandırılan haber tamamen gerçekdışıdır” denildi.

Haberdeki iddiaları dile getiren ABD’li gazeteci Joseph Farah, ABD Başkanı Barack Obama karşıtlığıyla tanınıyor.

Farah, dünya çapında topladığı istihbaratı haftalık raporlar halinde internet sitesinde yayınlıyor.

Türkiye Ekim ayı içinde bir dizi adım attı. Suriye ile sınır engelleri kaldırıldı, Irak’la bir dizi anlaşma imzalandı. Ayrıca Türkiye nükleer dosyasıyla ilgili olarak açıkça İran’ı savundu.

Bütün bu gelişmeler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze savaşı sırasında İsrail’i eleştirmesi ve Türkiye-NATO askeri tatbikatlarından uzaklaştırması sonrasında yaşandı. Bu gelişmeler AKP hükümetinin İslami doğudaki nüfuzunu güçlendirmek için harekete geçmesiyle tutarlılık gösteriyor. AKP hükümeti bu amacı gerçekleştirirken, bölgedeki bütün güç şekilleri üzerinde de izler bırakıyor.

Öncelikle 20. yüzyılın çoğunluğu boyunca İsrail, Türkiye ve İran, Batının müttefiki olarak ortak bir çatı altındaydı. Fakat İran 1979’da konumunu değiştirdi. Türkiye’nin de yavaşça olsa da tutumunu değiştirdiği görüldü. Sadece birkaç yıl önce Ankara, Suriye’yi düşman ve Saddam Hüseyin Irak’ını tehlikeli komşu olarak görürken, Kürtler açık isyan hali içindeydi. Fakat Suriye bugün dost ve müttefik, Irak ise ihtiyaç duyulan bir komşuya dönüştü. Türkiye-Kürt ilişkileri ise cepheleşmeden işbirliğine geçti.
KİMSESİZ ÇOCUKTAN BABALIĞA GEÇİŞ SANCISI
Ne var ki Türk politikasındaki değişim güvenlikle sınırlanamaz, siyasi ve ideolojik içeriği de var. Osmanlı’yı ve İslami geçmişi reddeden önceki dönemlerin ve Kemal Atatürk’ün radikal yandaşlarının aksine AKP, gücünün bir kısmını Türkiye’nin İslami kimliğinden alıyor ve ülkesinin güney ve doğudaki komşularıyla birlikte ortak Osmanlı geçmişine özlemle bakıyor. Ankara AB üyeliği çabalarını bırakmamasına rağmen, Avrupa ailesi içindeki ‘kimsesiz çocuk’ konumundan İslam ailesi içindeki muhtemel baba olmaya geçişin sancısını veriyor.

TÜRKİYE LİDERLİK EHLİYETİNE SAHİP
Gerçekten de Türkiye, Arap ve İslam dünyasında liderlik rolüne yükselme ehliyetine sahip. Nasır’ın gölgesindeki Mısır bu liderlik kriterlerini belirlemişti, ancak sonraları bu rol de kriterleri de soldu. Ayrıca İran bir ilerleme kaydetti, ancak çoğunluğu Sünni olan Arap ve İslam dünyasında İran’ın mezhep kimliği bu ilerlemeye nokta koydu. Ayrıca teokratik yönetim modeli de cazip değildi, ki bu yönetim İran içinde dahi yükselen bir muhalefetle karşılanıyor.

Buna karşın Türkiye, Ortadoğu’da modernliğe entegre olmuş tek ülkedir. Türkiye demokratik, etkin ve üretken bir ekonomik ve siyasi sisteme sahip. Ayrıca Türkiye din ile laiklik, inanç ile bilgi, bireysel kimlik ile cemaat kimliği, milliyetçilik ile hukuk yönetimi arasında etkili dengeler ortaya koydu. Fas’tan Pakistan’a bölge ülkelerinden hiçbiri böyle bir başarıyı elde edemedi.

TÜRKİYE BİR GELECEK SUNABİLİR
İran, Mısır ve diğer Arap ülkeleri bir gelecek sunmuyorlar. Fakat Türkiye bir gelecek sunabilir. Zira Türkiye bölgede derin tarihi köklere sahip, büyük ve Sünni bir ülke olma vasfıyla Ortadoğu’da Türk yüzyılını oluşturmaya ehil.

TÜRKİYE’NİN HEM PAZARA, HEM ENERJİYE İHTİYACI VAR
Ekonomi Türkiye’nin doğuya açılımının bir başka temel etkeni. Toplam gayri safi milli hasılatı 700 milyar dolar civarında olan ve büyüyen ekonomiye sahip bu ülkenin can alıcı ihtiyaçları var. Zira büyüyen ihracatına yakın pazarlar bulmak zorunda. Keza büyümesi için enerjiye de ihtiyaç duyuyor. Avrupa deneyimiyle, ulusal çıkarların istikrar ve büyük bölgesel pazarlarla irtibatlı olduğunun bilincinde. Geçen 10 yıl zarfında dış politikası bütün yönlerde istikrar ve işbirliği gerçekleştirmeye çalıştı. Avrupa’ya üyelik ve entegrasyon görüşmelerini sürdürdü, NATO paktındaki üyeliğini ve ABD ile koalisyonunu sürdürürken, Rusya ile seçkin ilişkiler kurdu, Balkanlar, Kafkaslar ve Karadeniz bölgelerinde istikrarı sağlamaya çalıştı. Buna ilaveten Türkiye İran ve Suriye’yi ılımlılığa teşvik etti, tam çöküşe yaklaştığı noktada Irak’a destek oldu, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaptı. Ayrıca bilindiği üzere Türkiye’nin İran ve Irak’ta büyük enerji çıkarları var. İran, Irak ve Suriye ile sağlam ilişkiler kanalıyla Türkiye, oldukça önemli Körfez bölgesine bir geçiş koridoru kazanıyor.

Bölgedeki Türk yıldızı yükselirken, Amerikan gücü düşüş gösteriyor ve Arap-İsrail çekişmesinin çözümü amaçlı girişimler azalıyor. Bu da gerginliklerin dolan bir güç boşluğu oluşturuyor. Özellikle Obama yönetiminin Batı Şeria ve Golan’daki İsrail işgaline karşı koyma noktasındaki güçsüzlüğü veya hazırsızlığı, ABD’yi daha az önemli kıldı . Ve bu durum daha güçlü bölgesel koalisyonların belirmesini teşvik etti.

İSRAİL İLK KEZ BÖLGESEL KOALİSYONLARDAN YOKSUN
İsrail açısından Türk dönüşümü, kuruluşundan bu yana ilk defa bölgesel koalisyonlardan yoksun kalmak anlamına geliyor. Ayrıca barış girişiminin ölüm döşeğinde olması da, İsrail’de barış anlaşmaları imzalayan ülkeleri, yani Mısır ve Ürdün’ü de, oldukça zor şartların pençesine koyuyor. Barış giriminin geleceğin dalgası/eğilimi olduğunu düşünerek bir maceraya atılan bu iki ülke, İsrail’in barış dosyasını kapatması, işgali ve yerleşim birimlerini sürdürmesi ile tarih önünde hatalarını göreceklerdir. Türk tutumundaki değişimle birlikte, bu iki ülkenin hali hazırdaki tutumlarında uzun süre direnmeleri zor olacaktır.

Türk dönüşümü doğal olarak olumlu bir gelişme. Zira Türkiye gibi demokratik, pragmatist ve başarılı bir devletin Arap ve İslam dünyasında daha büyük rol oynaması iyi olur. Fakat Arap-İsrail barışında bir ilerleme sağlanamadığı takdirde, bu dönüşüme çatışmaların yeni bir turu eşlik edebilir. Mescidi Aksa’daki son gelişmeler, bölgenin dört bir yanında çıkması mümkün tehlikeli dini gerginliklerin boyutunu bir daha göstermiştir.

* Londra’da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi, Lübnanlı yazar, Carnegie Ortadoğu Merkezi Direktörü Beyrut, 29 Ekim 2009, Arapçadan çeviri: HALİL ÇELİK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan’a giderken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

NTV’den Nermin Yurteri, Başbakan Eroğan’ın açıklamalarını aktardı.

Erdoğan, Avrupa gelecek PKK’lıların gelişinin ertelendiğini doğruladı. Bir güven bunalımı yaşandığını belirten Erdoğan, “Bir ara verelim. Değerlendirme yaptıktan sonra süreci devam ettireceğiz” dedi.

Erdoğan, dağdan inişlerle ilgili görüntülerin halkın büyük bir kısımını yaraladığını vurguladı.

İsim vermeden DTP’yi de eleştiren Erdoğan, konunu siyasi ranta dönüştürme çabası içinde olunduğunu söyledi. Erdoğan, “Biz buna eyvallah demeyiz. Zaten kendilerini de uyarıyoruz” dedi.

PKK’nın Kürt halkının temsilcisi olamayacağını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu: “Bizim amacımız terör örgütü ile millet arasına duvar örmek. Kürt kökenli vatandaşlarımızın istismar edilmesini engellemek. Terör örgütü onların temsilcisi olamaz. Kürtlerin hakları var. Cumhurbaşkanı, bakan ve milletvekilleri olabiliyorlar. Gelişmeleri dikkatli şekilde takip edeceğiz.”

Şehit ailelerinin tepki ve yürüşlerinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, “Benim de görüştüğüm şehit aileleri var. Bizi ‘Bu sıkıntılardan kurtarın’ şeklinde açıklamalar yapıyorlar” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan’a gitmeden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bazı şehit aileleri yakınları ile gazilerin, madalyalarını iade etme yönünde çıkışlar olduğunu ifade ederek, bunu nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye şu yanıtı verdi: ”Bu tür tavırları bu şekilde uygulayanlar da var, bu şekilde bir yaklaşım içerisinde olmayanlar da var. Tüm şehit aileleri böyle bir şey yapıyor diye ortada bir gerçek yok. Bunda da hassas olalım, dikkatli olalım. Çünkü çok farklı bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Demokrasi, unutmayalım ki aynı zamanda bir tolerans rejimidir ve bu toleransı bu ülkeyi yönetenler de bu ülkede sorunu çözme azmi ve kararlılığı içinde olanlar da göstermelidir. Bunu söylerken, bundan önceki 34 kişinin gelişinde yapılanları tasvip eder mahiyette söylemiyorum. Yapılanları kesinlikle tasvip etmiyorum. Kendilerine bu konuda koordinatör bakanın gerekli uyarıları önceden yapmış olmasına rağmen tabii bu tür -artık buna eylem demek de farklı bir şey, etkinlik demek de farklı bir şey- nereye yakışır, oturur, onu çözmekte zorlanıyorum fakat yapılanların sadece bir siyasi rant elde etmeye dönük olduğu çok açık, net ortada.

Bizler burada yargının böyle bir görevi yapmasının imkanlarını, zeminini hazırladık ve yargı, bu kişilerin suçlu olmadığına karar vermek suretiyle böyle bir imkanı hazırlayıp evlerine gittiler. Şimdi evlerine giderken, yollarda, köylerde burada, şurada Diyarbakır’da, kaldı ki valiliğin zaten güvenlik talebiyle savcılığın sınıra gelmesi gerçekleşmiştir. bu tür yaklaşımları bizim tasvip etmemiz mümkün değildir. Kaldı ki bu yaklaşımın bu şekilde devam etmesi halinde biz sürece bu olgunluk içerisinde bakamayız ve değerlendirmeleri arkadaşlarımız da yapıyor.” AK Parti hükümeti olarak illegal bir yapıyı hiçbir zaman muhatap kabul etmediklerini vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Bizim milli birlik projesi dediğimiz, kardeşlik, beraberlik projesi dediğimiz bu projenin bir demokratik açılımı var, bölgesel, ekonomik açılım boyutu var. Tüm bunlar içerisinde hep söylüyorum, etnik unsurlarla, azınlıklarla, işsizlikle, bölgeyle ilgili sorunlarımız var. Yani tüm sorun alanlarını minimize edecek bir adımı atmayı hedefliyoruz. Bu bir devlet projesidir ve muhatabı da millettir. Dolayısıyla bunu milletÇe ele alacağız ama bunu farklı yerlere çekme gayreti içerisinde olanlar yok mu? Var. Çünkü bundan rahatsız olanlar var fakat buradan nemalanmak isteyenler de var. Biz her ikisine de karşıyız. Diyoruz ki: Bu bir barış üzüm salkımıdır. Bunu hep beraber yiyelim ve ülkemizi barış, kardeşliğe hep birlikte taşıyalım. Bu tür provokatif olaylara imkan, zemin hazırlamayalım.”

Yetkililerin verdiği bilgiye göre, Ravalpindi’deki karargaha girmeye çalışan kamuflaj giysili saldırganlara askerler tarafından ateş açıldı.Önce çatışmada tüm saldırganların öldüğü açıklanmıştı ancak daha sonra iki saldırganın kaçmayı başardığı bildirildi.

İlerleyen saatlerde gelen haberlere göre ordu karargahına sızan silahlı kişiler, içerideki birkaç askeri rehin aldı. Rehin alınan asker sayısı hakkında net bilgi alınamazken, ajanslar sayının 10-15 olduğunu belirtiyor.

Pakistanlı yetkililerse rehineler arasında üst rütbeli asker ve istihbarat elemanının bulunmadığını açıkladı.