Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

PKK’dan Obama’ya mektup

Posted by on Eki-29-2009

ABD’nin narkotik kaçakçıları listesine alınan PKK’dan itiraz geldi. Zübeyir Aydar ABD Başkanı Barack Obama’ya mektup yazarak listeden çıkarılmalarını talep etti.

Aydar mektubunda, “Neye dayanarak böyle haksız belirlemelerde bulunuyorsunuz” dedi. PKK’nın 30 yıllık süreçte ABD çıkarlarını hedef almadığını vurgulayan Aydar, Washington’un PKK’ya yargısız infaz yaptığını savundu.

Mektupta Aydar, PKK’nın hiçbir zaman uyuşturucu işine bulaşmadığını iddia etti. Aydar ayrıca Türk mahkemelerinin bile bu iddiaları kanıtlayamayacağını söyledi. Mektupta “Türkiye ile ilişkinize karşı değiliz ancak barışçıl çözümden yana tavır almalısınız.” ifadesi de yer alıyor.

Benim hayatımda da her makul Türk gencinin mutlaka karşı karşıya kaldığı ikilemle yüzleşme zamanı gelmişti. Terörist olmalıydım bu netti ama ‘Ya silahlanıp dağa çıkacaktım ya da silahımla şehirde kalacaktım’…
Terörist olma kararını verme aşaması kolaydı. Bu neredeyse milli bir gelenekti ama terörü memleketin hangi alanında yapacağım kararını vermek zordu. Ailem bile ikiye bölünmüştü. Annem ‘Şehirde terör yap. Arada eve uğrar, duş alırsın. Sana sevdiğin çöreklerden yaparım’ diyordu. Babam rakısını içtikten sonra ‘Gö..n yiyorsa dağa çık’ diyerek beni provoke ediyordu. Halalarım ise ‘Bizim haspa terörist olacakmış zaar’ diye konuşarak beni küçümsüyorlardı.

Her iki kararı da destekleyebileceğim çok seçkin kitaplar satılıyordu kitapçılarda. ‘Teröristin el kitabı’ bile necip Türk gençliğinin okuyup bilgilenmesi için bulunabiliyordu. Ben Marksist, Leninist ‘Ve hatta’ Maoist olduğumdan dağa tam çıkmasam, kendilerinden pek de hoşlanmasam da köylüler ile birlikte ihtilal yapmak için en azından düz ovaya çıkabilirdim. Ama serde şehirlilik var ne de olsa. Bu yüzden her Türk gencinin bir yaşına geldiğinde tabii hakkı olan terörü şehirde kalarak yapmaya karar verdim.
Şimdi anlıyorum ki; bu kararım çok yanlışmış. Keşke o dönemde yeni oluşmaya başlayan nüve halindeki PKK’ya katılsaymışım. Öcalan yandaki üniversitede okuyordu. Zaten o ne kadar Kürtse ben de o kadar Kürt sayılabilirdim. O da Kürtçe bilmiyor ben de… Katıldığım takdirde örgütte bir kültür şoku yaşamam da mümkün değildi.

Çıkardım dağa, gül gibi yaşardım. ‘Sen dağ koşullarına adapte olamazsın’ diyenlere ise sadece şunu söyleyeceğim: İstanbul’da yaşama koşullarına adapte olabildeysem bu dünyadaki her türlü dağda da yaşayabilirim ben.
İstanbul’da gündelik yaşamımızda karşılaştığımız rutin dağ adamlarının gerçek dağ adamlarından daha medeni olduklarını söylemek de pek mümkün değil. İstanbul’a alışık her insan PKK militanlarının dağ koşullarına pek de kolay alışır. Hatta İstanbul’dan sonra PKK dağ kamplarındaki koşullar insana lüks bile gelebilir. Tüm bu senaryoda bir tek detay kalıyor ortada. PKK’lı olarak dağa çıkabilir, arada bir dağdan inip birkaç Türk öldürebilirdim. No problem. Bu benim için bir sorun yaratmazdı. PKK’nın basın hücresinde militan olarak yer alırdım, olur biterdi iş. Canım sıkılınca arada bir dağdan inip yayın yönetmeni öldürürüm, her şey yoluna giriverirdi. Tıkır tıkır işlerdi bütün her şey.

Sonra dağda Öcalan’ın açıklamalarıyla anladığım kadarıyla arada bir toplu seks partileri de oluyor. Bunlara da mutlaka militan bir aktiflikle katılırdım. Bugüne kadar hoşlandığım bir PKK’lı bir kadın henüz görmedim ama olsun. Dağda bulamazsam da bir hücre oluşturup, şehri basıp Rojin’i dağa kaldırıverirdim olur biterdi. Hatta belki Rojin’e evlenme bile teklif edebilirdim. Rojin ile evliliğimin şu andaki evliliğimden daha tehlikeli ve dehşet verici geçmesi de mümkün değildi.
Bütün bunlar son yaşanan bir olay nedeniyle aklıma geldi. Hayatımı şehirde kalarak nasıl da boşa harcamış olduğumu düşündüm. Dövündüm üzüldüm.
Yine Milliyet gazetesindeki bir Fikret ‘Don Juan’ Bila haberine göre devlet dağdan inen PKK liderlerine üçüncü bir ülkeye gidip yaşama imkanını da verecekmiş. Düşünsenize; yıllarca dağda keyif hayatı süreceğim, dağa kaldırıp seks kölem haline getirdiğim Rojin ile yaşayacağım, karı dırdırından sıkıldığım zaman da şehre inip birkaç yayın yönetmenini temizleyeceğim. (Ertuğrul Özkök, İsmail Küçükkaya ve Sedat Ergin’in yaşam acıları çoktan bitmiş olacaktı).

Tüm bu mükemmel yaşam stilinden sonra dağı terk edip aşağıya indiğimde devlet bana ‘Hangi ülkede yaşamak istersin?’ diye soracak. ABD’nin New York kentine giderdim tabii ki… Bunlar büyük ihtimalle bana business class bileti de alır, cebime harcırah da koyarlardı herhalde.
Başta doğru karar verip PKK’ya katılsaydım, liderlik kadrosuna muhakkak yükselirdim diye düşünüyorum. Ama lider de olamasaydım zararı yok. Çünkü düz militanlara belki hangi ülkeye gitmek istersin diye sormuyorlar ama dağdan inenlere hiç olmazsa saygı gösteriyorlar. Onları herkes seviyor. Beni ise seven yok. Terörist olmadım da ne oldu biliyor musunuz; İstanbul’da kalıp yazar oldum da b.k mu oldu? Yine her gün dağdakilerden çok daha vahşi ve barbar olan insanlarla muhatap oluyorum. Devlet bana bir gün bile iyi davranmadı. Beni hiç sevmedi. Bu PKK’lıların adalet sisteminden gördüğü anlayışı ben hiçbir zaman göremedim.
Anlayacağınız benimki kaçırılmış fırsatlarla dolu olan son derece acıklı bir yaşam hikayesi.
Türk olmamın bana hiçbir yararı olamadığı gibi terörist olmamamın zararı bile oldu.

Bir buçuk insan
Taraf gazetesinin yol açtığı absürd bir hikaye nedeniyle hızla ‘Karındeşen Jack’ kadar azılı bir cani konumuna gelen NTV’nin medya programının sunucuları ‘Bir buçuk insan’, göreni duyanı ‘İyi ki memlekette idam cezası kalkmış’ diye düşündürüyorlar. Çünkü düşünsenize tüm absürd teori doğru olsa ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri ‘bir buçuk insanın’ ısrarlı telefonları sonucunda düşmüş olsaydı ve bunlar cinayetten hüküm giyselerdi, idam cezasının nasıl uygulanabileceği meçhul. Çünkü bir insanı rahat asarsınız, iki insanı da keza ama bir buçuk insanı nasıl asabileceğinizi düşünmek bile zor. Her türlü belayı, kötülüğü düşünmekte inanılmaz yaratıcılığı olan resmi otoritelerimizin bile birbuçuk insanı idam yöntemini kolay bulabilmesi mümkün gözükmüyor.

Serdar Turgut

Not: Kürt Sanatçı Rojin bu yazı sonrası dava açtı ve dava süreci devam etmektedir…

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin grup toğlantısında teslim olan PKK’lılarla ilgili olarak ellerini kollarını sallayarak geldiklerini söyledi. Baykal karşılama görüntüleri için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk başta “sevinç tablosu” dediğini ancak Türkiye’nin hepkisini göstermesinden sonra bu politikadan iki günde “çark” ettiğini açıkladı.

Baykal bundan sonra süreci sürdürmenin mümkün olmayacağını vurguladı. CHP lideri, “Şov yapılsa da yapılmasa da bu işi sürdürmek mümkün değildir” dedi.

Süreç için bir plan yürütüldüğünü ifade eden Baykal, halkın ise ne yaşandığını görünce tepkisini gösterdiğini kaydetti.“AKP ile DTP birbirlerine nazikçe sitem ediyor, bize saldırıyorlar” diyen Baykal terörle hem mücadele hem de müzakere yapılamayacağını belirtti. DTP, PKK ve Abdullah Öcalan arasında bir fark olmadığına değinen Baykal, Türkiye’ye gelen PKK’lıların Öcalan’ın talimatıyla geldiklerini ama “pişman değiliz” dediklerini hatırlattı.

Sınırda kurulan mahkemelerle ilgili olarak da eleştirilerini dile getiren CHP Genel Başkanı, “Müsteşarın, genel müdürün Habur’a gitmesi için kim karar verdi. Hadi savcıya talimat verdin, hakime kim talimat verdin de orya gitti” diye sordu.

Baykal, “Farklı etnik kimliklerimiz var ama hepsi Türk milletinin parçası. Kürt kökenli vatandaşlarımız ayrılmak değil eşitlik istiyor” dedi.

Deniz Baykal “İrtica Eylem Planı” ile de ilgili olarak bir senaryo çerçevesinde çatışma ortamının tohumlarının atıldığını kaydetti. Baykal sözlerini “TSK’nın kurumsal kimliği doğrudan hedef alınmaya başlandı. Dört buçuk ay önce belge o kişinin elindeymiş, şimdi çıkması tesadüf mü” diyerek sürdürdü.

TRT’YE BİLEREK ÇIKMIYORUZ
TRT’ye kaynak sağlayan gelir kalemlerinin genişletilmesini de eleştiren Baykal, şunları söyledi:

”TRT, Türkiye’nin televizyonu olmaktan çıkmış, iktidarın borazanı haline gelmiş, AKP’nin çiftliği olmuştur. Bunun için TRT’ye kesinlikle çıkmıyoruz. Kendileri çalıp, kendileri oynasınlar. TRT’ye bilerek çıkmıyoruz. Sen bu milletin vergileriyle yayın yapıyorsun, 9 milyonun oy verdiği bir partiye hakaret edemezsin. Kanada’dan bir ruh hastasını getireceksin CHP’ye küfrettireceksin.”

TRT’ye ek gelir konusundaki Bakanlar Kurulu kararınıN ”Yetki aşımı” olduğunu savunan Baykal, ”Bunu derhal Danıştay’a götüreceğiz. Mahkemeden döndüreceğiz” diye konuştu.

Hakkari’de PKK’ya ait sığınakta çok sayıda mühimmat ele geçirildiği bildirildi. Hakkari Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, terör örgütü PKK üyelerinin eylem hazırlığında olduğu bilgisine ulaşan 20. Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı ekipleri, Çukurca ilçesi Çakıllı Tepe bölgesine operasyon düzenlendi.

Operasyonda, PKK’ya ait olduğu belirlenen bir sığınakta, 15 adet savunma tipi el bombası, 15 adet el bombası fünyesi, 1 adet havan topu, 1 adet havan topu dip tablası, 1 adet havan sehpası, 1 adet Docka uçaksavar, 8 adet havan topu mühimmatı, 4 adet kaleşnikof piyade tüfeği, 1 adet RPG-7 roketatar, 1 adet Kanas keskin nişancı tüfeği, 1 adet Kanas keskin nişancı tüfeği dürbünü, 1 adet Bixi makineli tüfeği, 4 adet kaleşnikof piyade tüfeği şarjörü, 1 adet Kanas keskin nişancı tüfeği şarjörü ve 10 adet Kanas tüfeği mermisi ele geçirildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan’a giderken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

NTV’den Nermin Yurteri, Başbakan Eroğan’ın açıklamalarını aktardı.

Erdoğan, Avrupa gelecek PKK’lıların gelişinin ertelendiğini doğruladı. Bir güven bunalımı yaşandığını belirten Erdoğan, “Bir ara verelim. Değerlendirme yaptıktan sonra süreci devam ettireceğiz” dedi.

Erdoğan, dağdan inişlerle ilgili görüntülerin halkın büyük bir kısımını yaraladığını vurguladı.

İsim vermeden DTP’yi de eleştiren Erdoğan, konunu siyasi ranta dönüştürme çabası içinde olunduğunu söyledi. Erdoğan, “Biz buna eyvallah demeyiz. Zaten kendilerini de uyarıyoruz” dedi.

PKK’nın Kürt halkının temsilcisi olamayacağını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu: “Bizim amacımız terör örgütü ile millet arasına duvar örmek. Kürt kökenli vatandaşlarımızın istismar edilmesini engellemek. Terör örgütü onların temsilcisi olamaz. Kürtlerin hakları var. Cumhurbaşkanı, bakan ve milletvekilleri olabiliyorlar. Gelişmeleri dikkatli şekilde takip edeceğiz.”

Şehit ailelerinin tepki ve yürüşlerinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, “Benim de görüştüğüm şehit aileleri var. Bizi ‘Bu sıkıntılardan kurtarın’ şeklinde açıklamalar yapıyorlar” dedi.