Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

İSMET KAYHAN -ANF 14:27 / 19 Auğustos 2011

HABER MERKEZİ – Tarih 20 Ağustos 2007. Yer Beyoğlu. Polis tutanağına göre “zenci” ya da “siyahi vatandaş” Festus, gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra tutulduğu karakoldan cesedi çıktı. Ölümü ile ilgili açılan davada ne karakol kamera kayıtları ne de Festus’un elbiseleri bulunabildi. Elindeki tek delil, Festus’u öldürmekten yargılanan polisin hazırladığı tutanak olan Mahkeme, Çağdaş Hukukçuların yaptığı müdahillik başvurusunu da reddetti. Tam üç yıldır süren dava yazışmalardan öteye geçemedi.

Davadan umudunu kesen İHOP adına Avukat Hüsnü Öndül, bir gözlem raporu hazırladı. Öndül’e göre, Festus sadece teninin renginden kaynaklı olarak işkenceye maruz kalmış ve öldürülmüştü. Davayı aydınlatacak hiçbir delil bulanamamıştı. Polis kamera kayıtlarını, hastane Festus’un elbiselerini vermemiş, Mahkeme Festus’u savunmak isteyen avukatları reddetmiş, Adalet Bakanlığı Festus’un kimlik bilgileri ile ilgili yazıya 3,5 yıl boyunca yanıt vermemişti. Böylece Festus’un ölümü “el birliğiyle” sümen altı edilmişti. Çünkü Festus zenciydi! Öndül’e göre “bu dava siyah, zenci ve doğuluların bazı polislerce nasıl potansiyel suçlu olarak görüldüğünü” gösteriyordu.

Festus Okey, zenci, siyah tenli ya da siyahiydi… O gün arkadaşıyla beraber Beyoğlu’nda yürüyordu. Polisler onu durdurup, pasaport kontrolü yaptı. Hiçbir gerekçe göstermeden, gözaltına aldı. Beyoğlu Polis Karakolu’na getirilen Festus, bir kaç saat sonra karakolda öldürüldü. Vücuduna kurşun isabet edilen Festus, Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırıldı. Ameliyattayken, yaşamını kaybetti.

Festus, nasıl öldürüldü, karakolda o gün neler yaşandı? Tüm bu soruların yanıtlarını vermeye yardımcı olacak hiçbir delil bulanamadı. Kamera kayıtları hatta Festus’un elbiseleri dahi bulunamadı. Mahkemenin elindeki tek delil, şüpheli polis memuru Cengiz Yıldız’ın hazırladığı tutanaktı. Bu tutanak da çelişkiler doluydu. Davayı başından beri izlemeye alan İHOP, Festus’un ölümüyle ilgili rapor hazırladı. Avukat Hüsnü Öndül’ün hazırladığı rapor, Festus davasının nasıl da sümenaltı edildiğini gözler önüne serdi. İşte o rapor:

POLİSİN TUTANAĞI…

Festus, 20 Ağustos 2007 tarihinde saat 18:00′de gözaltına alındı. Polis tutanağı ise Cengiz Yıldız tarafından hazırlandı, saat 01:00′de… Tutanağa göre, Festus karakola getirildikten sonra Cengiz Yıldız üst aramasını yaptı. Daha sonra Festus’a soyunmasını söyledi. Çırılçıplak kalan Festus’un apışarasında 13 adet taş diye tabir edilen kokain çıktı. Yıldız, Festus’a giyinmesini söyledi. Bu sırada Festus, Cengiz Yıldız’ın tabancasını almaya çalıştı. Boğuşma sırasında silah patladı! O kurşun, Festus’un vücuduna isabet etti. Hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.

ADLİ TIP KURUMU RAPORU

Festus’un otopsi raporunda ise silah atışı bitişik atış mesafesi dışından yapılmıştı. Adli Tıp Kurumu raporuna göre, Festus Okey’in ölüm sebebi, “ateşli silahtan çıkan mermi sonucu yaralanmadan kaynaklanan iç kanama”ydı. Vücudunda alkol ve uyuşturucuya rastlanmamıştı, vücuduna bir adet merm çekirdeği isabet etmiş ve çıkmıştı. Atış mesafesinin tayin edilebilmesi için atışın elbiseli bölgeye isabet ettiği anlaşıldığından Festus Okey’in üzerindeki giysinin incelenmesi gerekmekteydi. Ancak Festus’un giysileri bir türlü bulunamadı.

YİNE KAMERA YOK!

Okey’in gözaltına alındığı ilçe emniyet müdürlüğünün nezarethanesi tadilat gördüğünden, kamera yoktu! Asayiş Büro Amirliğinin ek hizmet binasında bulunan bir adet kamera ile amirliğin giriş kapısı ve merdivenleri izleniyordu. Ancak bağlı olduğu bilgisayarın yeterli hafızası olmadığından kaydın yapılamadığı rapor edildi. Nezarette tadilat yapıldığı için nezaret olarak kullanılan bölümde ise bir adet faal olmayan kamera bulunuyordu. Dolayısıyla kamera kayıtları da yoktu. Gözaltında yapılan muamelenin(arama işlemi) insan onuruna aykırı olduğu, bu haliyle işkence ve aşağılayıcı, onur kırıcı muamele yasağına aykırılık oluşturuyordu.

ATIŞ ARTIĞI DA YOK

Hem Festus’u öldürme suçundan yargılanan şüpheli polisin hem de Festus’un el swap numuneleri üzerinde atış artıklarına rastlanmadı.

ÜZERİNDE SİLAH NİYE VARDI

Öndül, raporunda, şüpheli polis memuru Cengiz Yıldız’ın kusurlu davranışlarına dikkat çekiyor. Polis Cengiz’in üzerinde Festus’u ararken neden silah vardı. Hatta bu silah neden namluya sürülmüştü. Aramada yer alan ikinci polis, neden dışarıya çıkarılmıştı. Cengiz, diğer polisi çağırırken neden Festus’a sırtını dönmüştü. Öndül’e göre, Cengiz’in bu hareketi kusurluydu ve “bu kusurlu davranışları sergilememiş olsaydı bu netice(ölüm neticesi) oluşmayacaktı”.

TUTANAKTA ZENCİ!

Festus’un yakalama ve gözaltına alınması ile ilgili tutanak düzenlenmemişti. Soruşturmaya sunulan tutanak, Festus 18:00′de gözaltına alınmasına karşın, Festus’un ölümünün ardından gece 01:00′de düzenlenmişti ve tutanak, Festus’u öldürdüğü ileri sürülen polis memuru Cengiz Yıldız’ın imzasını taşıyordu. Tutanakta, Festus için “zenci”, “siyahi şahıs” ifadeleri yer almıştı.

GÖMLEK HASTANEDE KAYBOLDU

Adli Tıp Raporuna göre Festus Okey bitişik olmayan yani şüphelinin anlattığının tersine boğuşma anının gerektirdiği pozisyon dışındaki bir mesafeden yapılan ateş sonucu ölmüştü. Ancak atış mesafesinin saptanabilmesi için Festus’un gömleğinin bulunması gerekiyordu. Gömlek bulunamamıştı. Suç delili karartılmıştı. Taksim İlk Yardım Hastanesi ve Beyoğlu Karakolu görevlileri, başka bir anlatımla kamu görevlileri cinayet ile ilgili delilleri yok etmişlerdi. Bu personelle ilgili açılan soruşturmada ise Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı verdi.

AVUKATLARA RET

Festus’un ölüm davası Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. İşte 3 yılda yapılanlar:

1. Celse 14. 02. 2008

: Beyoğlu asayiş büroya o tarihte onarım olup olmadığı, yol izin belgesi eklenerek böyle bir Nijerya vatandaşı bulunup bulunmadığının sorulması için interpol daire başkanlığına yazı yazılmasına karar verildi.

2. Celse 13. 05. 2008

: İnterpol’den iade edilen kimlik bilgilerinin doğru olup olmadığının Nijerya’ya sorulması için ABUHDİGM’ne yazı yazılmasına karar verildi.

3. Celse 11. 09. 2008-

Ölenin kimlik bilgilerinin tespiti ve nüfus kaydının temini için yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

4. Celse 16. 12. 2008-

: İnterpol’den iade edilen kimlik bilgilerinin doğru olup olmadığının Nijerya’ya sorulması için ABUHDİGM’ne yeniden yazı yazılmasına karar verildi.

5. Celse 07. 04. 2009-

Maktulün kimliği için ABUHDİGM’ne yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

6. Celse 09. 07. 2009-

maktulün kimliği için ABUHDİGM’ne yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

7. Celse 29. 09. 2009-

Ölenin nüfus kaydının diplomatik yoldan temini için Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının cevabının beklenmesine karar verildi.

8. Celse 29. 12. 2009-

AB yazılan yazı cevabının beklenmesine karar verildi.

9. Celse 01. 04. 2010-

Yazının akıbetinin beklenmesine karar verildi.

10. Celse 29. 06. 2010-

Yazının akıbetinin sorulmasına karar verildi.

11. Celse 04. 11. 2010-

Müdahale taleplerinin reddine karar verildi.

12. Celse 27. 01. 2011-

Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının akıbetinin sorulmasına karar verildi. “

13. Celse 26. 04. 2011

- İstanbul ve Ankara baroları ile TİHV, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Göçmen Dayanışma Ağı, ÇHD ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği adına şikâyet ve davaya müdahil olma dilekçeleri verdi.

DAVA NASIL KİLİTLENDİ

Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Festus Okey’in kimlik bilgileri için ilki 13. 05. 2008 ve ikincisi 16. 12. 2008 olmak üzere iki kez Adalet bakanlığı’na yazı yazmıştır. Beş celse sonra ki yaklaşık 18 ay sonra 29. 06. 2010 tarihinde yazının akıbetinin Adalet Bakanlığından sorulmasına karar vermişti. Bu yazıdan altı ay sonra 27. 01. 2011 tarihinde yeniden Adalet Bakanlığından yazının akıbetinin sorulmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı bu yazıya üç yıl sonra yanıt verdi ve istemin Dışişleri Bakanlığına iletildiğini bildirdi. Festus Okey’in ailesi Festus’un cenazesini almak üzere Türkiye’ye gelmişti. Ailesinin nüfus bilgileri-pasaport işlemleri nedeniyle- Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunuyorlardı. Üç buçuk yıl boyunca kimlik bilgileri konusunda yargılama kilitlenmişti. Üç buçuk yıldır yargı faaliyetinin esasıyla ilgili bir konuda görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmaması ve inceleme ve soruşturma başlatılmaması düşündürücüydü.

SONUÇ: FESTUS ZENCİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

Öndül’ün raporun sonuç bölümüne ilişkin değerlendirmeleri ise dikkat çekici:

Soruşturma aşamasında, işkence ve onur kırıcı,aşağılayıcı muamele yasağı ve kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal eden keyfi durdurma, kimlik sorma, yakalama ve

gözaltı işlemleri insan hakları ihlalleridir.

Bu hukuka aykırı işlemlerin Festus ve arkadaşının teninin renginden kaynaklı olarak

yapılmış olması ırk ayrımcılığı konusunun önemine ayrıca dikkat çekmeyi

gerektirmektedir.

Festus Okey’in yaşam hakkı ihlal edilmiştir.

Yaşam hakkını ihlal eden eylemi gerçekleştiren polis memuru, idari makamlar

tarafından, “nezarethanede tamirat/tadilat yapılması, kamera bulunmaması, bulunan

kameraların arızalı oluşu, kamera kayıtlarını kaydeden bilgisayarın hafızasının yeterli

olmaması” gerekçeleri ile korunmuştur. Bu koruma, Taksim hastanesine kadar

uzanmıştır. Adli Tıp Kurumu bitişik atış olmayan bir mesafeden atış yapıldığını

belirlemiştir. Ancak bu durumu kesin saptamaya yaracak olan kurşunun delip geçtiği

Festus’un gömleği Adli Tıp kurumuna teslim edilmemiştir. Bu girişimler adil yargılamayı

olumsuz yönde etkileyen gelişmeler olmuştur.

Festus Okey davası, adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun bir şekilde en

kısa bir zamanda sonuçlanmalıdır.

Etkili başvuru hakkı bağlamında davanın esasıyla ilgili somut gelişmelerin

gerçekleşmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda yargısal süreçlerin işlemesi ve

adaletin tecellisi için Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı sorumluluklarının gereklerini

yerine getirmelidir.

Davaya insan hakları alanında çalışan örgütlerin, hukukçu örgütlerinin, barolarının ve

gerçek ve tüzel kişilerin katılımına imkân sağlanmalıdır. Gerekirse yasa değişiklikleri

gerçekleştirilmelidir.

ANF NEWS AGENCY

Yankesiciler hastaneye dadandı

Posted by on Nis-14-2010

Hastaneye giden 80 yaşındaki kadının cebinden parasını alan yankesici kayıplara karıştı. Polis, güvenlik kameralarını inceliyor.
Geçen yıl çeşitli hırsızlık vakalarının yaşandığı Bingöl Devlet Hastanesi’nde güvenlik kamerası yerleştirmek suretiyle alınan tedbirler yankesicileri işin vazgeçirmeye yeterli olmadı. Önceki gün sabah saatlerinde hastaneye giden 80 yaşındaki H.E isimli yaşlı bayan, saat 11.00 sıralarında cebindeki paranın çalındığını fark etti. Durumu polise bildiren H.E., cebinde 100 TL ile 70 Avro parasının çalındığını belirtti ve suçlularının yakalanmasını istedi. Olayla ilgili soruşturma başlatan polisin, yankesicinin yakalanması için ilk olarak hastanedeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleme altına aldığı öğrenildi.

Benzer vakalara karşı dikkatli olunması uyarısında bulunan polis, yaşlıları gözüne kestiren yankesicilerin hastane, otobüs ve benzeri toplu mekânları tercih ettiğine dikkat çekerek, şüpheli durumlarda 155 polis imdat hattının aranmasını istedi.

Bingöl’de yasadışı gösteriye katıldıkları öne sürülen 6 çocuğun 20′şer yıl hapsi istendi. Polis tutanağında çocukların “terli” oldukları gerekçesiyle “eylemci” diye gözaltına alındıkları ifade edildi
Diyarbakır’da, yaşları 13 ile 16 arasında olan 6 çocuğa polise taş ve molotof kokteyli attıkları gerekçesiyle toplam 120 yıl hapis istemiyle dava açıldı. 3′ü tutuklu 6 çocuğun, terli oldukları, ellerinde is ve toz olduğu gerekçesiyle ‘eylemci’ diye gözaltına alındığı belirtildi. Bingöl’ün Genç ilçesinde 2 ay önce Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarını protesto etmek için gerçekleştirilen yasadışı gösteriye katıldıkları gerekçesiyle 3′ü tutuklu 6 çocuk hakkındaki iddianame tamamlandı. Çocuklar hakkında “örgüt adına suç işlemek”ten 10 yıl, “gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet”ten 5 yıl, “örgüt propagandası yapmak”tan da 5 yıl olmak üzere toplam 20′şer yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Diyarbakır Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde, 4′ü öğrenci olan 6 çocuğun, polisi taşlayıp üstelik molotof kokteyli attıkları gerekçesiyle cezanın en üst sınırından mahkûm edilmeleri talep edildi.

‘ELLERİ İSLİ VE TERLİYDİLER’

İddianamede sanık çocukların polise taş atarken görüntülerinin bulunmamasına rağmen polis tutanağına yansıyan ifadeler delil olarak değerlendirildi. Polis tutanaklarında, ateş yakıp polisi taşlayan grubun polis müdahalesiyle birlikte ara sokaklara kaçtığı belirtildi. Tutanağa göre, tutuklu çocuklar Fırat C. (16), Mücahit D. (14), Feyzullah K. (15) ile tutuksuz çocuklar İbrahim T. (14), Yusuf O. (15), Hakan B (13) bu gruptaydı ve takip sonucu yakalandı. Aynı tutanakta, bir eve girdikleri sırada yakalanan çocukların ellerinin tozlu ve isli olduğu, bu nedenle ateş yakmış olabileceklerinin düşünüldüğü, ayrıca hepsinin terli ve nefes nefese olmaları nedeniyle gösterici olduklarının anlaşıldığı da kaydedildi.

‘HALI SAHAYA GİDİYORDUM’

Çocuklardan Hakan B. gözaltına alınışını “Maça gitmek için ninemlerin evinden çıktıktan sonra olaylar başladı. Polisler gelip, elleriyle boynumu yokladılar. ‘Ellerin tozlu, ayrıca da terlisin’ deyip beni de gösterici diye gözaltına aldılar” diye anlattı. Yusuf O. ve İbrahim T. ise “Birlikte köpek dövüşü izledik. Hava soğuk olduğu için köpek dövüşü yapılan arazide ateş yakılmıştı. Biz de bu ateşin etrafında ellerimizi ısıttık. Polis, ‘Sizin eliniz neden isli ve duman kokuyor. Gösteriye katıldınız’ diyerek bizi gözaltına aldı” diye ifade verdi. Fırat C., halı sahaya gitmek için gösterici kalabalığın ortasından geçtiğini belirterek, “Zaten ellerim cebimde yürüyorum. Slogan ve taş atmış değilim. Suçsuzum” diye konuştu. Feyzullah K., görmesi halinde teşhis edebileceği 2 kişinin kendisini tehditle kalabalığın içine soktuğunu belirterek, “Ben siyaset nedir bilmem” dedi. Mücahit D ise, polise taş atmadığını ve olaylarla ilgisi olmadığı halde yakalandığını belirtti.

AĞABEYİ DE POLİS ÇIKTI

Polise taş attığı için tutuklanan 14 yaşındaki Mücahit D.’nin ağabeyinin de polis olduğu ortaya çıktı. İmamlık yapan baba Hayri D. oğlunun serbest bırakılması için verdiği dilekçede, “Oğlum bazı çevrelerce kullanılmış olabilir. Bir baba olarak benim ihmalim var. Oğluma daha iyi sahip çıkmalıydım. Yıllarca imamlık yaptım ve kanunlara hiçbir zaman karşı gelmedim. Eğer ailemde devlete karşı bir eğitim olsaydı büyük oğlum polis olmazdı. Bir oğlumun polis olması ailemin görüş ve düşüncesini yansıtmak bakımından önemlidir. Tutuklu kalırsa içeride devlete karşı görüşlere sahip olur” dedi. Çocukların yargılanmasına önümüzdeki günlerde Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
Bingöl Medya

Karasu: “Bir yanda askeri vesayet konuşulurken diğer yandan emniyet vesayetinin varlığını görüyoruz. Eğer isteniyorsa, buradaki fikirlerimizi Emniyet Müdürüne gider söyleriz. Kayıt altına aldırmasına gerek yok” dedi.

Bingöl küçük Millet Meclisi Şubat ayı toplantısı, sıcak gelişmelere ve çarpıcı gelişmelere sahne oldu. Askeri ve sivil vesayetin tartışıldığı toplantıda emniyetin 3 kamerayla programı kayıt altına alması, sivil toplum kuruluşlarının tepkisine neden oldu. Bingöl Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Kalkınma Derneği (BİN-DER) Başkanı Doğan Karasu ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şubesi Başkanı Nihat Aksoy, STK’ların bu şekilde kayıt altına alınmasına sert bir şekilde tepki gösterdi.

Toplantının polis kameralarınca kayıt altına alınmasını eleştiren Karasu: “Biz Askeri vesayeti tartışırken, nasıl kaldırılacağı yönünde önerilerde bulunurken, yine otorite olarak kendini gören emniyet, kamerayla bizi izliyor. Eğer isteniyorsa, buradaki fikirlerimizi Emniyet Müdürüne gider söyleriz. Kayıt altına aldırmasına gerek yok” dedi.

‘Çekindiğimiz bir durum yok. Burada söylediklerimi gider emniyet müdürüne de söylerim’ diyen Karasu, sivil toplum örgütlerinin bir araya geldiği bu toplantının emniyet tarafından kayıt altına alınmasının manidar olduğuna dikkat çekti ve ekledi: “Bir önceki toplantıda da bu rahatsızlığımızı dile getirmiştik ancak görüyoruz ki değişen bir şey yok. Bir yanda askeri vesayet konuşulurken diğer yandan emniyet vesayetinin varlığını görüyoruz. Hiç kimse konuşma meraklısı değildir. Yaşam standartlarının daha da iyileştirilmesi için sorunları dile getiriyoruz. Ülkenin umutlarını zenginleştirecek konuların konuşulduğu bu tür toplantılarda emniyet kameralarının olması gereksizdir. Buradaki herkes ne konuşacağını iyi bilen insanlardır. Siz her gün bir sivil toplum kuruluşunu enerjisini ülkenin gelişimi için kullanmadığınız ve bu enerjiyi sinerjiye çeviremediğiniz müddetçe, bu ülke bir adım dahi atamaz. Adam gibi bir ülke, adam gibi bir devlet, adam gibi hukuk, adam gibi bir yönetim anlayışı istiyoruz. Biz burada söylediklerimizi emniyet müdürünün yanında da söyleriz. Burada söyleyemeyeceğimiz ya da söylemeye çekindiğimiz herhangi bir konu yok. Bu kameralar gitmezse, BİN-DER ve Bingöl Kalkınma Merkezi olarak toplantıda çekiliyoruz ve bir sonraki toplantıya katılmayacağımızın bilinmesini istiyoruz. Polis kameraları olduğu sürece toplantılara katılmayacağız.”

Karasu’nun bu sözlerinin akabinde devam eden toplantıda söz alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şube Başkanı Nihat Aksoy da aynı durumdan rahatsızlığı olduklarını belirtti ve “Kimsenin bu toplantıyı manipüle etmeye hakkı yok” diyerek toplantının polis kameralarınca kayıt altına alınmasını eleştirdi.

ABD’de Ensest Skandal

Posted by on Kas-12-2009

ABD’nin orta kesimlerindeki Missouri’de bir baba ile 4 oğlu, “6 çocuk ve torununa sürekli tecavüzle” suçlanıyor.

Polisten yapılan açıklamada, polis memurlarının aileye ait çiftlikte toprağa gömülü ceset bulma ihtimaline karşı kazılar yaptığı belirtilirken, yetkililer, bulunabilecek cesetlerin çocuklara mı, yoksa yetişkinlere mi ait olduğu konusunda açıklama yapmadı.

Yetkililerin, çocukların uğradığı cinsel şiddeti tarif eden yazılı notlarıyla dolu cam kavanozların yerini belirlemeye çalıştıkları da belirtiliyor. ABD’nin orta kesimlerindeki Missouri’de bir baba ile 4 oğlu, “6 çocuk ve torununa sürekli tecavüzle” suçlanıyor.

Polisten yapılan açıklamada, polis memurlarının aileye ait çiftlikte toprağa gömülü ceset bulma ihtimaline karşı kazılar yaptığı belirtilirken, yetkililer, bulunabilecek cesetlerin çocuklara mı, yoksa yetişkinlere mi ait olduğu konusunda açıklama yapmadı.

Yetkililerin, çocukların uğradığı cinsel şiddeti tarif eden yazılı notlarıyla dolu cam kavanozların yerini belirlemeye çalıştıkları da belirtiliyor.