Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Sadece Sendikacılık Yapıyoruz

Posted by on Mar-17-2010

İnsanlık haysiyetine yaraşır adil bir ücret, daha iyi çalışma şartları, iş güvenliği ve mesleki saygınlık için mücadele vermekteyiz diyen Korkmaz: “Kuruluş ve mücadelemizin ana ilkesi, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışanlarının haklarının korunması ve geliştirilmesidir”
Bingöl’e gelen Türk Diyanet Vakıf Sen Basın ve Halkla İlişkiler Sekreteri Mustafa Korkmaz, dün saat 10.00’da Türk Kamu Sen binasında basın açıklaması yaptı.

Türkiye Kamu Sen Bingöl İl Temsilcisi Sedat Dursun, Türk Diyanet Vakıf Sen İl Temsilcisi Tahsin Gönç, Türk Sağlık-Sen İl Temsilcisi Salih Kızılboğa ve sendika üyelerinin eşlik ettiği Türk Diyanet Vakıf Sen Basın ve Halkla İlişkiler Sekreteri Mustafa Korkmaz düzenlenen basın açıklamasında sendika olarak yaptıkları çalışmalar hakkında bilgilendirme yaptı.

Sendika olarak mücadelelerinin amaçlarını açıklayan Türk Diyanet Vakıf Sen Basın ve Halkla İlişkiler Sekreteri Korkmaz: “Türk Diyanet Vakıf-Sen; 4688 sayılı Kanun çerçevesinde kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi amaçlı, üreten, yol gösteren ve hak ettiğini mutlaka alan sorumlu, kararlı ve ilkeli bir sendikal anlayışın sahibi olarak mücadelesine devam etmektedir. Kuruluş ve mücadelemizin ana ilkesi; Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışanlarının haklarının korunması ve geliştirilmesidir. Kamu çalışanlarının haklarını korumak ve geliştirmekle amacıyla, aile sorumluluklarını yerine getirebilmek için yaptıkları işe uygun, insanlık haysiyetine yaraşır adil bir ücret, daha iyi çalışma şartları, iş güvenliği ve mesleki saygınlık için mücadele vermekteyiz. Bu itibarla da kamu çalışanlarını haklarının aranması, problemlerinin çözülmesi için sendikal mücadeleye çağırıyoruz. Haklı olmanın yetmediği günümüzde hakkımızı alabilmek için güçlü olmak zorundayız. Bunun yolu da sendikal harekete katkı sağlamaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı çok önemli bir kurum ve çalışanları da önemli bir camiadır. Bu memleketin huzuru, birlik ve beraberliğinde Diyanet ve Din görevlisinin payı büyüktür. Din görevlileri; insanımızın acısını ve mutluluğunu paylaşın, gelecek nesillere Allah, peygamber, vatan-millet, ana-baba, sevgi ve saygısını öğreten, hatırlatan, hayri hizmetlerde rehberlikte bulunan ve 24 saat cefakârca kamu hizmeti vermektedir. Ülkemizin en ücra köşesinden şehir merkezlerine kadar geniş bir alanda hizmet sunan ve görevi “din konusunda toplumu aydınlatmak” olan Diyanet İşleri Başkanlığı personeli, “bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek” görev yapmaktadır. Bu kadar önemli bir görevi icra eden Diyanet ve Din görevlisinin elbette ki sıkıntıları ve problemleri vardır. Bunların başında da yüz binlere ulaşan personele sahip ve 3 Mart 1924 tarihinde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugün hala Teşkilat Kanunu çıkarılmamıştır.Bu itibarla; Yıllarca sürüncemede kalan ve şu günlerde hazırlığı tamamlanan Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu bir an önce çıkarılmalıdır” dedi. Korkmaz, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: “Sorumlu sendikacılık anlayışımız gereği, Sendikamız 2008 Kasım ayında çalıştay yaparak hazırlanan “Diyanet işleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu Önerisi”ni başta Hükümet üyeleri olmak üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri ve çalışanlarına, siyasi partilere, ilahiyat fakültelerine, basın kuruluşlarına ve camiamıza sunmuştur. Ayrıca 9 Ocak 2010 günü panel düzenleyerek Yasanın bir an önce ve görüşler alınarak çıkarılması gerektiği belirtilmiştir. Bugüne kadar birkaç kişini bildiği Tasarı, bu çalışmalarımız neticesinde Diyanet İşleri Başkanlığı web sayfasını konulmuş, teşkilatlardan ve sendikalardan da resmen görüşleri istenmiştir. Bu çalışmalarımızın Teşkilat Kanununun bir an önce çıkarılmasına katkı sağlamasını ümit ediyoruz. Tasarı ile ilgili bazı konuları sizlerin aracılığı ile kamuoyu ve yetkililere duyurmak istiyoruz, tasarı ile bazı hizmet sınıflarına mağduriyet getirilmekte, dolayısıyla personel arasında çalışma barışı bozulacak, çalışanlar arasında huzursuzluk ve husumet oluşacaktır. Din Hizmetleri Sınıfında iyileştirme yapılmasına rağmen, diploma farkı nedeniyle çok kısıtlı olması beklentilere cevap veremeyecektedir. Hiçbir iyileştirme yapılmayan genel idare, teknik, sağlık ve yardımcı hizmetler sınıflarında çalışmaların özlük haklarında iyileşme önerilmemiştir. Şube müdürlüğü ve murakıp kadrolarının iptal edilmesi, Teftiş Kurulunun işlevsiz hale getirilmesi mağduriyetlere ve hizmetin aksamasına sebep olacaktır” ifadelerini kullandı.

Tasarıda emekli Diyanet görevlilerinin hiç yer almadığına dikkat çeken Korkmaz: “4/B ve vekil olarak çalışan görevlilerin kadroya geçirilmesi Tasarıya alınmamıştır. Hizmet kolundaki kurumların mevzuatlarının 21.yüzyıl Türkiye’sinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmesini ve değişen şartlar ışığında iyileştirmesi ve geliştirilmesi yönünde yol göstermeyi, görüş ve öneride bulunmayı amaç edinen Türk Diyanet Vakıf-Sen, Tasarıda bulunan eksiklikleri ve taleplerini ilgililere iletmiştir. Bunların hayata geçirilmesi hususunda çalışanlar adına sonuna kadar takipçisi olacaktır. Hak arama mücadelesi zordur, ağır işler. Ancak onurludur. Türk Diyanet Vakıf-Sen, güvenilen ve güven veren bir mücadeleye değerli üyelerimizin gönülden destekleri ve katkılarıyla devam edecektir. Kamu çalışanlarımıza, Diyanet ve Vakıflar çalışanlarına insanlık haysiyeti ile uyumlu adil bir ücret, daha iyi çalışma şartları, sağlı ve mutlular diler, çıkarılacak Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasasının hayırlara vesile olması temennisiyle saygılar sunarım” şeklinde konuştu.

Diyanet-Sen Bingöl Şube Başkanı Mücahit Çelik, Mersin’de bir grup CHP’li kadının halifeliğin kaldırılışının 86′ncı yıldönümü nedeniyle bir araya gelerek çarşaf yırtmasını kınayarak 21. yüzyılda hala insanları kıyafetlerine göre değerlendiren CHP zihniyetinin artık değişmesi gerektiğini söyledi.
Konuyla ilgili yazılı bir basın açıklaması yapan Diyanet-Sen Bingöl Şube Başkanı Mücahit ÇELİK: “İslami değerlere ve İslam’ı çağrıştıran her şeye düşmanlığını ortaya seren CHP’nin Mersin İl Kadın Kolları’nın ekranlara yansıyan çarşaf parçalama görüntüleri bu zihniyeti taşıyanların ne kadar da acınacak durumda olduklarını bir kez daha gösteriyor. Halifeliğin kaldırılışının 86. yıldönümünü, Müslüman kadınların önemli bir kesiminin tesettür giysisi olarak kullandıkları kıyafetlere kırmızı görmüş boğa gibi saldırarak kutlayan CHP’liler, böylelikle ne kadar laik, çağdaş, cumhuriyetçi, ilerici olduklarını ortaya koyuyorlar. Türkiye’de bayanların bir bölümünün tesettür giysisi olarak tercih ettikleri çarşafa yönelik bu saldırı, aynı zamanda halkın bir bölümüne yönelik açıkça kin, nefret ve düşmanlığa sevk edecek bir eylemdir. Ceza kanununda halkı kin, nefret ve düşmanlığa teşvik suçu olan bu eylem ile ilgili olarak savcılar harekete geçmek zorundadır” dedi.

Geçtiğimiz son yerel seçimlerde gündeme gelen ve bizzat Baykal tarafından çarşaflı kadınlara CHP rozeti takılmasıyla sembolleşen “çarşaf açılımı”nı hatırlatan Çelik konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bu ikiyüzlülük CHP’nin kuruluşundan bugüne genlerine işlemiş pragmatizm hastalığının tedavisinin mümkün olamayacağının da göstergesidir. Oy kaygısıyla iktidara gelene dek düşman olduğu değerlere kucak açmaktan imtina etmeyen bu ikiyüzlü tavır, Türkiye siyasi tarihinde böyle çirkin görüntüleri her zaman meydana getirmeye namzettir. 2009 seçimlerinde çarşaf açılımı yapıyoruz diye kadınların giyimini siyasi malzeme yapmaya kalkan CHP, 21. yüzyılda hala insanları kıyafetlerine göre değerlendirdiklerini ve asıl niyetlerini bir kez daha ortaya koymuşlardır. Yalnızca oy almak için çarşaflılara ve başörtülülere hoş görünmeye çalışan CHP zihniyeti gerçek yüzünü fazla gizleyememiştir. Ülkemizde 21. yüzyılda hala insanlar özelliklede kadınlarımız giyimlerinden dolayı hor görülüyor, eğitim ve sosyal haklarından yoksun bırakılıyorsa bunu çağdaşlıkla izah etmeye kalkmak bağnazlığın ta kendisidir. CHP’li kadınların çarşaf yırtıp ayakları altında ezmesi ne insan hakları ile ne de kadın hakları ile bağdaşan görüntülerdir. CHP’yi artık kıyafetle, kat sayıyla, başörtülü kızlarımızı üniversiteye sokmamanın yollarını bulmaya çalışmakla uğraşma yerine bu ülkenin hayrına şeyler yapmak için kafa yormaya davet ediyoruz. Bunu yapmıyorlarsa gölge etmesinler yeter” diye konuştu.

Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması’na dikkat çeken Kızılboğa: “Milletvekilinden sokaktaki vatandaşa kadar herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, kamu hastanelerine sahip çıkmalıdır”
Türk Sağlık-Sen İl Temsilcisi Salih Kızılboğa yaptığı açıklamayla, kamu hastane birlikleri yasa tasarısının derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündeminden çıkarılmasını istediklerini bildirdi.

‘2007 yılından beri Mecliste bekletilen, 4 Mart Perşembe günü TBMM Plan Bütçe Komisyonunda görüşülecek olan Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı ile Türkiye’de sağlıkta yönetim anlayışı köklü bir değişikliğe uğratılmak istenmektedir’ diyen Kızılboğa: “Genel hatlarıyla hastanelerin kamu yönetiminde olan kuruluşlardan idari ve mali açıdan özerk işletmelere dönüştürülmesini içeren bu tasarı incelendiğinde sağlık hizmetinin bir kamu hizmetinin olmaktan çıkartıldığı görülmektedir. Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulama Hakkında Yasa Tasarısı iktidarın bu hedefini gerçekleştirmek için amaç olarak görünse de özerkleştirmeden özelleştirmeye giden bir sürecin ilk adımı olacaktır. Devletin her kuruluşunu satmayı benimseyen iktidar artık gözünü kamu hastanelerine dikmiştir” dedi.

“Bu yanlış uygulamaya dur demek için geç kalınmamalıdır”

Tasarı yasalaşırsa hastanelerde ticari mantığın egemen olacağını vurgulayan Kızılboğa, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü: “Sağlık hizmeti şifa yerine kâr mantığıyla sunulacaktır. Hastane birlikleri için oluşturulacak yönetim kurulu içinde ticaret odasının temsilcinin yer alırken sağlık hizmetini yürüten çalışanların yönetim organlarına dâhil edilmemesi bile olaya tamamen mali açıdan bakıldığının ve katılımcı yönetim anlayışının da bu çerçevede oluşturulduğunun bir göstergesidir. Bu yasa yürürlüğe girdiği takdirde kamu hastane birliklerinde görev yapacak olan personelin iş güvencesinden yoksun bir şekilde sözleşmeli olarak çalıştırılacaktır. Hastanelerde siyasi müdahaleler daha da artacak kurumlar politize olacaktır. Artık hastanelerin madde ve insan gücünü merkezden talep etme yerine yerinden karşılamanın getirilmesi yerel bazda siyasi müdahalelere açık bir yapı oluşmasına sebep olacaktır. Kısacası kamu hastane birlikleri oluşturmak birçok açıdan sakıncalı olan ve hastaneleri özelleştirilmesinin önünü açan bir uygulamadır. Bunun kamu yararı ile bağdaştığını düşünmek güçtür. Hastaneleri suiistimallere açık bir hale getiren ve yerel güçlerin eline devreden bir sistemin Türkiye’nin sağlık sisteminde geriye dönülmesi güç zararlar doğuracağı muhakkaktır. Bunun faturası yine Türk milletine çıkacaktır. Türk Sağlık-Sen olarak kamu hastane birlikleri yasa tasarısının derhal TBMM gündeminden çıkarılmasını istiyoruz. Bu yasa tasarısına karşı her platformda mücadele edeceğiz. Bu yanlış uygulamaya dur demek için geç kalınmamalıdır. Yoksa Türkiye’nin sağlık sistemi ve kamu hastaneleri için artık vakit geçmiş olacaktır. Herkes uyanmalı, bu birliklerinin sakıncalarına dikkat çekmelidir. Milletvekilinden sokaktaki vatandaşa kadar herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, kamu hastanelerine sahip çıkmalıdır.”

Hant: “Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi kaldırıldığı takdirde sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına giren herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanları hak ettikleri zam ve tazminatlara kavuşabilecektir”

Sağlıkla ilgili lisans veya ön lisans düzeyinde herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanlarının yürüttüğü görevle ilişkili olmasına bakılmaksızın zam ve tazminatlardan yararlanması için hukuksal süreç başlattıklarını, 2009 Toplu Görüşmelerinde mutabakata alınan ve Sağlık – Sen’in en önemli kazanımlarından olan ek ödemede aylık mahsuplaşma ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın çalışma başlattığını, 4/C’li çalışan personelin kamu sendikalarına üye olabilmesi için Memur-Sen tarafından Ankara 3. İş Mahkemesi’nden çıkan karar ve buradan çıkan sonucu onayan Yargıtay kararı ve sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nın yazıları ile 4/C’lilerin, kamu çalışanları sendikalarına üye olabileceklerini yaptığı yazılı basın açıklaması ile duyuran Sağlık – Sen Bingöl Şube Başkanı Nedim Hant, Sağlık – Sen’in son dönemdeki çalışmaları ve önemli kazanımları ile ilgili bilgi verdi.

“Üst Öğrenimde ‘Mesleki’ Şartının Kaldırılması İçin Dava Açıldı”
Sağlık – Sen Genel Merkez Hukuk Bürosu tarafından Danıştay’a açılan davada, sağlıkla ilgili üst öğrenim bitiren çok sayıda sağlık çalışanının, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi nedeniyle zam ve tazminatlardan yararlanamadığına dikkat çekilerek, söz konusu ibarenin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istendiğini belirten Hant, dava dilekçesinde, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilen sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri kapsamındaki bölümlerde üst öğrenim bitirenlerin intibaklarının yapılacağının belirtildiği ve mesleki üst öğrenim olma şartı aranmadığı görüşüne yer verilirken, Bakanlar Kurulu kararının, Devlet Memurları Kanununun ilgili hükmüne aykırılık teşkil ettiği için iptal edilmesi gerektiğini ifade etti.

Sağlık – Sen Bingöl Şube Başkanı Nedim Hant; “Zam ve tazminatlardan yararlanma koşulu olarak öne sürülen “mesleki” ibaresinin hukuka aykırılığının yanı sıra, uygulamada ciddi kargaşa oluşturmuş, özellikle son zamanlarda YÖK’ün sağlıkla ilgili bölümlerin üst öğrenim sayılıp sayılmayacağına yönelik verdiği kararlar sağlık çalışanlarının ciddi kayıplar yaşamasına neden olmuştur. Bakanlar Kurulu kararında geçen “mesleki” ibaresi kaldırıldığı takdirde sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına giren herhangi bir bölümü bitiren sağlık çalışanları hak ettikleri zam ve tazminatlara kavuşabilecektir” şeklinde konuştu.

“Ek Ödemede Aylık Mahsuplaşma İçin Düğmeye Basıldı”
2009 toplu görüşmelerinde mutabakata alınan ve Sağlık – Sen’in en önemli kazanımlarından olan ek ödemede aylık mahsuplaşma ile ilgili olarak; Maliye Bakanlığı, aylık mahsuplaşmaya ilişkin sendikamız genel merkezine gönderdiği yazıda 9 Mart’ta yapılacak komisyon toplantısına temsilci gönderilmesi talebinde bulunduğunu söyleyen Hant, şöyle devam etti:
“Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının tek yetkili sendikası olan Sağlık-Sen’in 2009 toplu görüşmelerinde yetki farkını ortaya koyan en önemli kazanımlardan birisi olan ek ödemede aylık mahsuplaşma konusunda yasal düzenleme yapılmasıyla birlikte, döner sermaye gelirleri 375 Sayılı KHK’de belirtilen ek ödeme miktarının altında olan sağlık çalışanlarının her ay maaşı ile birlikte en az ek ödeme miktarı kadar gelir alması sağlanmış olacak. Düzenleme hayata geçirildiği takdirde yüz binlerce kamu çalışanı için çok önemli bir mağduriyet konusunun çözüme kavuşmuş olacaktır. Ayrıca yıllık izin ve rapor dönemlerinde ek ödeme alabileceklerdir. 9 Martta Maliye Bakanlığı ile yapılacak toplantıda sürecin bir an önce tamamlanması konusunda ısrarlı olacağız.” şeklinde konuştu.

“4/C’lilerin Sendikalı Olabilmesi Mücadelesi Sonuçlandı”
4/C’li çalışan personelin kamu sendikalarına üye olabilmesi için Memur-Sen tarafından Ankara 3. İş Mahkemesi’nden çıkan karar ve buradan çıkan sonucu onayan Yargıtay kararı ve sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nın yazıları ile 4/C’lilerin, kamu çalışanları sendikalarına üye olabileceklerini söyleyen Nedim Hant, konu hakkında şunları söyledi:

“Konfederasyonumuz Memur-Sen tarafından 4/C’li personelin memur sendikalarına üye olabilmesi için başlatılan hukuk mücadelesinin sonucu, Devlet Personel Başkanlığı’nın 23.02.2010 tarih ve 1437 yazısıyla da ilan edildi. Devlet Personel Başkanlığı, 4/C’li personelin memur sendikalarına üye olabileceklerini bildirdi. Memur-Sen’e bağlı Büro Memur-Sen 4/C’li kamu çalışanlarının sendikalı olabilmesi için yargı mücadelesini başlatmış ve kazandığı dava sonrası, gereğinin yapılması için mahkeme sonucunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunmuştu. Konuyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’le görüşen Konfederasyonumuz Memur-Sen, bu kararın Bakanlıktan Başbakanlığa gönderilmesi ve oradan bütün kamu kurum ve kuruluşlarına duyurulması sonucunu elde etmişti. Bu gelişmeler üzerine Devlet Personel Başkanlığı, 23.02.2010 tarih ve 1437 sayılı yazıyla konuya açıklık getirerek, tartışmalara son noktayı koydu. Devlet Personel Başkanı Mehmet Tekinarslan imzasıyla yapılan açıklamada, konuyla ilgili Büro Memur-Sen’in başlattığı hukuk mücadelesinden bahisle, “657 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin (C) bendi uyarınca geçici personel statüsünde istihdam edilen personelin kamu görevlileri sendikalarına üye olabileceklerinin tespitine ilişkin olarak Ankara 3. İş Mahkemesinde (Büro Memur-Sen tarafından açılan dava) açılan davada 13.10.2009 tarihli ve 2009/429 esas ve 2009/526 sayılı kararı ile söz konusu personelin sendika üyesi olabileceklerine hükmedilmiştir. Anılan karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2009 tarihli 2009/43695 Esas, 2009/32928 sayılı kararı ile onanmış bulunmaktadır.”

Kamuda farklı istihdam türlerinin sona erdirilmesini isteyen Sağlık – Sen’in, bu talebi gerçekleşene kadar, bu statülerde çalışan personelin özlük ve mali hakları konularında iyileştirme yapılması mücadelesinin de sürdürüleceğini belirten Hant: “Memur-Sen’in baştan beri sürdürdüğü mücadelede, 4/C’li kamu çalışanlarının çalışma süreleri uzatılmış, ücretlerinde artış yapılması sağlanmıştı. Memur-Sen olarak 4/C’lilerin sendikalı olabilmeleri için başlattığımız mücadelenin kazanımını, 4/C ve 4/B’li kamu çalışanlarının da, 4/A statüsüne geçişleri açısından önemli bir kazanım olarak görüyor ve önemsiyoruz.” diye konuştu.