Son günlerde tartışma konusu olan iddialar ile ilgili sert bir açıklama yapan Bingöl Üniversitesi Rektörü Gıyasettin Baydaş’a cevap, Solhan Platformu sözcüsü Avukat İrfan Yılmaz’dan geldi. Rektörün çelişkilerini ortaya koyan açıklamada, tartışma konusu süreç ayrıntılı olarak ifade ediliyor.
Solhan Platformu sözcüsü Avukat İrfan Yılmaz’ın açıklaması şöyle:
BİR REKTÖR DURUŞU
Geçen günlerde bir yerel gazetede kamuoyunun ciddi şekilde merak ettiği benim de bulunduğum meclislerde zaman zaman tesadüf ettiğim bazı konular hakkında Bingöl Üniversitesi Rektörü sayın Baydaş ve bu soruların muhatabı diğer kişilere (sayın rektörümüz zevat ifadesini kullanmaktadır) bir takım sorular yöneltilmişti. Söz gelişi üniversitede bir kadrolaşmanın olup olmadığı, akademik personel alımlarında sayın Baydaş’ın (aynı soyadını taşıyan ya da taşımayan) akrabalarının üniversiteye alınıp alınmadığı, bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin görüşme taleplerini reddedip reddetmediği gibi mesnetli ya da mesnetsiz başkaca birçok iddianın cevaplandırılması isteniyordu.
Sayın Baydaş’ın verdiği cevapların tatmin edici olup olmadığı hususunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Ancak cevabi yazısının içeriğinden, kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade iddia sahiplerine haddini bildirme amacı güttüğü sonucunu çıkardım. Dilbilgisi kurallarına aykırı, anlatım bozukluğu içeren bir çok cümle ile, işgal ettiği koltuk itibariyle ağzında eğreti duran “bilgiden yoksun”, “bilgisizlik örneği bir soru daha”, “bir cehalet ürünü”, “saf”, “medyumluk gösterisi”, “bilgisizliklerini göstermektedirler”, “şark kurnazlığı”, “zevat” , “kaba saba”, “külhanbeyli”, “coğrafya bilgisi özürlü bir düşünsel yaklaşım” gibi ifadeler, bilimin, özgürlüğün, sorgulamanın, kuşkunun, terakkinin ve kanaatimce edep ve hayanın odağı olması gereken üniversitenin en yüksek idari birimi olan rektörlükten sadır olmamalıydı. Zira üniversitelerin topluma yön vermeleri beklenirken, sokak dilinin kısmen de olsa basın açıklamalarına yansımaması gerekirdi. Hele hele ilmi kapitalizm olarak telakki edilebilecek ve karşısındakini sürekli bilgi noktasında eksik olarak nitelendiren ifadeler, rektörlük makamındaki bir beyne, o beynin dünyasında yer almamalıdır. Aksi taktirde ortaya çıkan durum, zengin olduğu için, sadece insanların fakirliklerine vurgu yaparak üste çıkmaya çalışan bir kişinin durumuna benzer.
Bununla birlikte basın açıklamasında birbiriyle çelişen, zorlama bir yorumla dahi uzlaştırılması mümkün olmayan bazı açıklamalara da yer verilmişti. Söz gelişi “Bizim Karakoçan’a MYO açma talebimizi YÖK’e gönderdiğimiz dönemde Tunceli Üniversitesi de Elazığ’ın Kovancılar İlçesinde DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ’ni açma girişiminde bulundu. Tunceli Rektörümüz bu konuyla ilgili müracaat ederken siyasi destek almak için Elazığ milletvekilleri ile irtibat halinde olup birçoğunun da desteğini almış durumdadır. Bu konuyu da Bingöl kamuoyuna duyuruyoruz. (http://www.bingol.edu.tr/kamuoyu.asp paragraf 26-Cümle 4)
Üniversiteler siyasi mekanizmadan bağımsız ve siyasi iradenin dışında yarı özerk kurumlardır. (http://www.bingol.edu.tr/kamuoyu.asp – paragraf 7, Cümle 1)
Görüldüğü üzere sayın rektörümüz bir yandan üniversitelerin bağımsız ve özerk kurumlar olduğunu söylerken diğer bir yandan, Tunceli Üniversitesi Rektörü’nün, Kovancılar’a Diş Hekimliği Fakültesi açma girişiminde bulunurken Elazığ milletvekillerinin desteğini almaya çalıştığını ifade etmektedir. En azından fakültelerin kuruluş aşamasında siyasi iradenin etkili olduğunu ayrıca ve açıkça belirtmek gerekirdi.
Bu arada Solhan’a Meslek Yüksek Okulu açılmadığı halde Karakoçan’a Meslek Yüksek Okulu açılmasını yadırgayan kesimleri eleştiren sayın rektörümüz, bunun bölgesel milliyetçilik anlamına geldiğini ifade etmektedir. Tunceli Üniversitesi Rektörü’nün tavrını ise Solhan’a Meslek Yüksek Okulu açılmasını yüksek sesle dillendiren kesimlere örnek göstermektedir. Oysaki Tunceli Üniversitesi Rektörü’nün Tunceli Üniversitesi’ne bağlı bir Diş Hekimliği Fakültesi için Elazığ milletvekillerinden yardım istemesi ve yer olarak da Kovancılar’ı seçmesi harikulade bir diplomasi örneğidir. Zira Tunceli ilinin milletvekilleri muhalefet partilerinden olduklarından siyasi çekişmeler sebebiyle fakültenin açılmaması daha güçlü bir ihtimal olabilirdi. Fakültenin Kovancılar’a açılması ile hem Elazığ’ın iktidar partisi mensubu milletvekillerinin desteği alınacak hem de fakülte Tunceli Üniversitesine bağlı olacağı için Tunceli Üniversitesi yeni bir fakülteye kavuşmuş olacaktır. Takdir edersiniz ki Bingöl, iktidar partisine rüya gibi bir seçim yaşatmıştır. Türkiye’de iktidar partisinin milletvekili çıkaramadığı tek il ünvanına sahip Tunceli ili ile Bingöl ilini kıyaslamak çok sağlıklı bir değerlendirme değildir. Kanaatimce Tunceli Üniversitesi rektörünün bu tavrından mesaj alması gereken ilk kurum/kişi Bingöl Üniversitesi’dir. Buradan çıkarılması gereken sonuç, sayın Baydaş’ın ifade ettiği gibi bölgesel milliyetçiliğin yanlış olduğu sonucu kadar, bir fakültenin açılabilmesi için ne kadar ince düşünülmesi gerektiğidir, diplomasiyi iyi bilmektir.
Sayın rektörümüzün açıklamalarındaki çelişkilere ve üslubundaki yanlışlıklara vurgu yapmaya devam etmenin elbette ki ne kamusal ne de hukuki bir yararı vardır. Bu tarz bir yaklaşım olsa olsa bir husumet ya da nefretin istifrası anlamına gelir bu nedenle bu konuyu burada sonlandırıyorum. Ancak tüm iyi niyetimle söylüyorum ki, rektörlüğün açıklamalarının kamuoyunun nabzına göre şekillenmesi, kelimelerin kimi zaman duygulara yenilmemesi , aktarılması düşünülen duyguyu en iyi ifade edecek kelimelerin doğru olarak seçilmesi ve yapılan açıklamanın kamuoyunda tatmin edici olması için en azından sayın rektörümüzün bundan sonraki açıklamalarını bir danışmanla birlikte hazırlaması gerektiği kanaatindeyim. Zira bu metod tüm bürokratların kullandığı ortak bir metottur. Sayın başbakanımız, bakanlarımız ve milletvekillerimizin birçoğu da yoğun iş temposu nedeniyle bu yola başvurmaktadırlar. Rektör beyin diğer açıklamalarını ilgililere terk ederek:
Şahsımı ilgilendiren kısma gelince; rektörlük açıklamasında aynen;
Bu konu (Meslek Yüksekokulu) Solhan platformu adı altında girişimde bulunan zevatça bizim girişimimizden 8 ay sonra dile getirilmeye başlanmıştır. Bu platformun sözcüsü olduğunu ifade eden bir avukat bu yıl başından 1-2 gün önce görüşmek üzere randevu talebinde bulunmuş ve mali yıl sonu olması hasebiyle yoğun işlerimizden dolayı sonraki hafta uygun bir gün düşünelim şeklinde talimatla sekreterliğimize bildirmiştik. Ancak sonraki hafta Salı günü özel kalemimizi arayarak edep dışı ifadelerle kaba saba konuşmasından dolayı bu görüşmeyi red ettim. O konuşmanın içeriğini buraya almak uygun olmadığı gibi külhanbeylik yapanlarla da görüşülecek bir konumuz yoktur bundan sonra da olamaz. Yoksa o an herhangi bir toplantımız yoksa ister randevu alsın ister almasın gelen herkes ile görüşüyoruz ve kimseyi kapımızdan maksat hasıl olmadan geri göndermiyoruz.
Öncelikle biz Solhan platformu adı altında değil, Solhan Platformu adıyla faaliyet yürütmekteyiz. Adı altında ibaresi genelde maksatlı yazılarda kullanılır. Söz gelişi “siyasi parti adı altında terör örgütü ifadesi gibi. Bu, gazete başlıklarında sıkça kullanılan bir metottur. Resmi bir basın açıklamasında ilk kez karşılaşıyorum. Saniyen; Solhan platformu zevat’lardan oluşmaz, sivil toplum kuruluşlarından oluşur. Sivil toplum kuruluşları da zat olarak ifade edilemez. Sivil toplum kuruluşlarını zatlar (zevat) oluşturur. Platformu ise sivil toplum kuruluşları oluşturur. Bu anlamda sayın rektörümüzün maksatlı kullanımı doğru değildir. Maksadım kelime kökenleri üzerinde tahlil ya da kelimeler üzerinde felsefe yapmak değil, yazıda kullanılan üslup için seçilen kelimelerin sayın rektörce titizlikle seçilmesi gerektiğidir.
Solhan Platformu’nun sözcülüğünü platformu oluşturan çok değerli 13 sivil toplum örgütü üyesi temsilcisinin tamamının oyunu alarak şu ana kadar fahri olarak yürütmeye çalıştım. Daha önce de “Bingöl Platformu fahri sözcülüğü yaptım. Sözcülük bir, ya da birkaç iradenin takdiriyle değil seçimle, ortak iradeyle belirlenen bir statüdür. Bingöl Üniversitesi panelinde de aktif olarak yer aldım. Yani Üniversitemize olan ilgim Solhan Meslek Yüksekokulu ile sınırlı değil.
Randevu hususuna gelince;
Sayın Baydaş’ın belirttiğinin aksine 2009 yılının Aralık ayında hiçbir şekilde sayın rektörü ya da rektörlüğü aramadım. Platformu oluşturan sivil toplum kuruluşlarından Solhan-Der başkanı Abdulgafur BİLDİK, basın mensubu olması hasebiyle bu görevi üstlendi. 29.12.2009 günü rektörlüğü arayarak randevu talebinde bulundu. Fakat kendisine hiçbir şekilde geri dönüş yapılmadı. Hiçbir şekilde bir sonraki hafta için görüşme vaadinde bulunulmadı. Bu konuda sayın Rektörümüz ya sekreteryaca yanlış yönlendirilmiştir, ya da sivil toplum örgütü temsilcileri ile görüşmeme yönündeki davranışının yanlışlığını fark etmiştir. Abdulgafur BİLDİK’in 29.12.2009 tarihinden itibaren takip eden 05.01.2010 tarihine kadar müteaddit kereler rektörlüğe yaptığı müracaatlar, randevu talepleri cevapsız bırakılmış ve hiçbir şekilde geri dönüş yapılmamıştır. Hiçbir şekilde bir sonraki güne, haftaya, aya, yıla, gün verilmemiştir. Bu talep önemsiz, gereksiz olarak algılanmıştır. Akabinde Abdulgafur BİLDİK’in rektörlüğü defalarca aramasına rağmen, randevu ile ilgili hiçbir cevap alamadığını belirtmesi üzerine, Platform sözcüsü olarak rektörlüğü ilk defa 05.01.2010 salı günü aradım. Sekreteri konu hakkında en ince ayrıntısına kadar aydınlattım. Görüşmemizin içeriğini tartışmaya mahal vermeyecek açıklıkta ve uzunlukta anlattım. Sivil toplum kuruluşlarının bu tür girişimlerinin öneminden bahsettim. Kendisine telefon numaramı ve adımı bıraktım. Geri dönüş için beklediğimi ifade ettim. Zira sayın rektörümüz ile Bingöl Platformu çatısı altında Bingöl Platformu’nu oluşturan çok değerli sivil toplum örgütü üyeleri ile birlikte aynı metotla görüşme yapmıştık. Akabinde rektörlük şahsıma da dönüş yapmayınca sonraki günlerde rektörlüğü bir kez daha aradım. Randevu talebimizin akıbetini sordum. Fakat sekreter rektör beyin farklı kişilerle görüştüğünü, görüşmenin akabinde de çıkacağını, müsait olamayacağını ifade etti, ben de sivil toplum örgütü temsilcilerine de ayırması gereken vakit olması gerekirdi şeklinde bir beyanda bulundum. Çok zorlama bir tabir ile “bizim neyimiz eksik” çıkarsamasında da bulunulabilir.
Hiçbir şekilde “rektör beyin bahsettiği şekilde nezaket sınırlarını aşan, rektör beyin kelimelerine sirayet etmiş kabalıkta bir ifadede bulunmadım. Aslında rektör beye hitaben hiçbir ifade de kullanmadım. Akabinde rektörlüğü defalarca aradım, zira mesele şahsi bir mesele değil idi ve Solhan’ı ilgilendiriyordu. Yaklaşık 20 gün boyunca rektör beyin randevu talebimizi cevaplamasını bekledik, her seferinde sekreter, rektör beyin müsait olmadığını beyan etti. Bunun üzerine meslektaşım ve arkadaşım sayın Savaş SEKİN ve Platform üyelerinden sayın Nihat DOĞU ile birlikte rektörü bizzat makamında ziyaret etmek amacı ile rektörlüğe gittik. Zira ben bir Bingöllü idim ve sayın rektörümüz de Bingöl’ün en nadide kurumu olan Üniversitenin başıydı. Ancak rektör bey makamında olmasına karşın görüşme talebimizi kabul etmedi. Tüm bu hususlardan sonra arkadaşlarımızın yoğun baskılarına rağmen konuyu basın ile paylaşmadım. Zira pragmatik bir bakış açısıyla dahi toplumsal yarar söz konusu değil idi. Polemiğin sadece tartışan tarafları yıprattığının da idrakindeydim. Rektör Bey’le tüm ısrarlarımıza rağmen görüşemeyince, biz de; Bir yerde ki yok nağmeni takdir edecek gûş / Tazyi’-i nefes eyleme tebdîl-i makam et düsturu uyarınca sözlerimize kulak veren saygıdeğer siyasetçilerimize ve bürokratlarımıza yöneldik. Sayın milletvekillerimiz ve Bakanımızın Solhan ilçesinde SGK binasının açılışı için katıldıkları törende kendilerine, platformun eğitim kolunu oluşturan sivil toplum örgütlerinin hazırlamış oldukları Solhan Meslek Yüksekokulu başlıklı raporu takdim ettim. Fevkalade alakadar davrandılar, Cevdet bey konunun takipçisi olduğunu, bu konu ile evveliyatında da ilgilendiğini beyan etti. Yusuf bey de açıklamalarında Solhan Belediye Binası’nın ileride meslek yüksekokulu olarak kullanılabileceğini, en azından bu konu ile ilgili elinden gelen her şeyi yapacağını beyan etti. Sayın Rektörün, üslubumu, sekreterinin subjektif saiklerle yaptığı yorumlarla, ikinci ağızdan dinlemek suretiyle değil, bizzat şahsımla ya da sayın milletvekillerimizle görüşerek tayin etmesi gerekirdi.
Ayrıca sayın rektörün basında çıkan haberler üzerine vakit kaybetmeksizin kaleme sarılması da stratejik bir hatadır. Amiyane bir tabirle basın mensuplarının gazına gelerek yorum yapmak basın mensuplarının yönlendirme amaçlı sorularına sert bir üslup ile cevap vermek kişinin halk nazarındaki itibarını zedeler.
Rektör bey ile görüşme yapmak isteyişimizdeki ısrarımızın nedeni, bu konunun ilk defa Solhan Platformu tarafından dile getirilmiş olması değildir. Zaten bu bir icat değil ki, mucidini arayalım. Biz Solhan platformu olarak Solhan’a Meslek Yüksekokulu açılması fikri bize aittir iddiasında değiliz. Bu meseleyi sahipleniyoruz. Solhan’a Meslek Yüksekokulu açılmalıdır diyoruz. Bu konuda takdir makamı elbette üniversitedir, elbette ki Solhan’a meslek yüksekokulu açılması için en ziyade uğraşı rektörlük verecektir. Elbette ki bunu ilk dile getiren üniversite olacaktır. Biz bu konuya müdahil olduk, müdahil olmamız için zaten bu konunun olması gerekir. Karakoçan’a meslek yüksekokulu açılınca biz de Solhanlı olarak, Solhan halkının bu konudaki eğilimlerine uygun olarak bu talebi yüksek sesle dillendirmek amacı ile çeşitli kurumlar ile görüşmeler yaptık. Tıkanıklığın nedenini araştırmaya çalıştık. Solhan Belediye Başkanımız Sayın Niyazi ÇAVUŞOĞLU, Solhan Kaymakamımız Sayın Yaşar AKSANYAR ile görüşmeler yaptık. Görüşmelerden çıkardığımız sonucu sayın rektör ile paylaşmak amacındaydık. Halkın gündemini sivil toplum örgütleri aracılığıyla meslek yüksekokuluna çevirmeye çalıştık. Bu konunun halka mal edilmesi için çalışmalar yürüttük. Çünkü Solhan’a meslek yüksekokulu isteyen binlerce kişi vardı. Bunu bir ekmek kapısı olarak görenler dahi vardı, dünyaları dardı, ancak saygı duyulmayı hak edecek kadar temizdi.
Hülasa Solhan Meslek Yüksekokulu konusundaki örnek tavırları ve çalışmaları dolayısıyla sayın bakanımız ve milletvekillerimize, Solhan Belediye Başkanı Sayın Niyazi ÇAVUŞOĞLU’na, Solhan Kaymakamı Sayın Yaşar AKSANYAR’a ayrı ayrı teşekkürlerimizi sunuyoruz. Gönül isterdi ki, bahsettiği ölçüde uğraşı olan, bu konuyu ilk defa dile getirdiğini iddia eden sayın rektörümüze de şükranlarımızı sunabileydik.
Sayın Rektör’ün üniversitemize yapmış olduğu katkıların halk nazarında takdir edilebilmesi için kamuoyu basın ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik tavır ve üslubuna nezaket kuralları ötesinde özen göstermesi, sahip olduğu makamın kendisine yüklediği sorumluluk itibariyle de sivil toplum örgütleri, basın ve kamuoyu ile yapıcı ve uyumlu bir şekilde çalışması gerekir.
Öğretim görevlisi ve personel alımlarında ise Hz. Osman (r.a) dönemi ile Hazreti Ömer (r.a) dönemini karşılaştırmasını, Hazreti Osman (r.a) döneminde yapılan atamaların dahi (söz gelişi Mervan bin Hakem) günümüzde tartışıldığını, dört büyük halifeden biri olan bu edep ve haya örneği halifenin yakınları arasından liyakat usulü ile seçtiği idarecilerin dahi tartışıldığı göz önünde bulundurularak, öğretim görevlisi ve diğer personel alımlarında son derece titiz davranılması gerektiğini belirtmek isterim. Bu tavsiyeyi “Gıyas-ed-din” kelimesinin isim olarak kullanılmasının ağırlığına binaen yapıyorum.
Ben de, akademik kariyer yapan biri olarak Bingöl Üniversitesi’nde mevcut durum ve şahsımda uyanan intiba itibariyle çalışmak istemem.
Şahsıma ve platforma yönelik açıklamalara hitaben cevabi hakkımı kullandım.
Ziya Paşa’nın dediği gibi,
“Bir sapan taşı, kazayla bir altın kâseyi kırsa,
ne değeri artar taşın, ne değerden düşer kâse.”
Eğer haklı iseniz sayın rektörüm size yöneltilen eleştiriler karşısında durum bundan ibarettir. Ancak ben 13 sivil toplum kuruluşundan oluşan bir platformun temsilcisiyim ve haklıyım. Benim için durum sadece bundan ibarettir. Solhan Net