Halkoyunları ve tiyatro çalışmalarının hız kazandığını belirten Ateş, bu çalışmaların Mayıs ayında gerçekleştirmeyi planladıkları ‘Bingöllüler Gecesi’ ve ‘Açık hava yöresel yemek günü’ etkinliklerinde sergileneceğini kaydetti.
Ankara’da faaliyet gösteren ve Bingöllülerin buluşma noktası olan Bingöl İli ve İlçeleri Yardımlaşma Dayanışma Eğitim ve Kültür Derneği’nde (Ankara Binyar) sosyal ve kültürel faaliyetler ağı giderek genişliyor. Geçtiğimiz yıl kermes ve fuarlarda açılan stantlarla Bingöl’ün tanıtımını yapan Ankara BİNYAR’da bu kez üniversite öğrencilerinin de etkin katılımıyla start verilen halkoyunları ve tiyatro çalışmaları hız kazandı.
Yaklaşık 30 kişiden oluşan geleneksel ve stilize daldaki halkoyunları ekibinin yanında tiyatro çalışmalarına da başlandığını belirten Ankara BİNYAR Başkanı Cavit Ateş, sosyal faaliyetlerden sorumlu yönetim kurulu üyesi Ahmet Bulmuş öncülüğünde yürütülen çalışmaların olumlu sonuçlar verdiğini söyledi. Bu çalışmaların, Mayıs ayında gerçekleştirmeyi planladıkları’Bingöllüler Gecesi’ ve ‘Açık hava yöresel yemek günü’ etkinliklerinde sergileneceğini kaydeden Ateş: “Görevi devraldığımızdaki ilk heyecanımızı yitirmeden çalışmalarımızı sürdürüyor, önümüzdeki süreçte farklı ve temelinde Bingöl ve Bingöllünün olduğu yepyeni faaliyetler gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu çerçevede hemşerilerimizin desteklerini bekliyoruz” dedi.
Ankara’da yaşayan Bingöllülerin derneğe olan ilgi ve teveccühünün her geçen gün arttığını, bunun da kendilerini son derece mutlu ettiğini vurgulayan Ateş, üniversite gençliğiyle önemli çalışmalara imza attıklarını, bundan sonra da aynı performansı göstermeye gayret edeceklerini söyledi.
‘Bingöl’ün sosyal ve ekonomik yapısıyla ilgili gelişimler sağlamak için dernek olarak her türlü çabayı gösteriyoruz’ diyen Ateş:”Ankara’da okuyan ve kendi imkânlarıyla evlerde barınan üniversiteli öğrencilerimize gıda yardımında bulunuyor, imkânlar ölçüsünde burs veriyoruz. Bu genç kardeşlerimizin katılımıyla Avrupa Birliği Gençlik Eğitim Projesi kapsamında proje yapım kursu açtık. Kursu başarıyla tamamlayan gençlerimiz, bundan sonraki süreçte proje yapmak isteyen kurum ve kuruluşlara eğitmenlik yapacaklar. Yine bu gençlerimize yönelik yakın tarihte farklı kurslar açacağız. Sosyal faaliyet alanını da yine bu gençlerimizle geliştireceğiz. Tek gayemiz, Bingöl’ümüze yakışır çalışmalarda bulunmaktır” diye konuştu.
Çevre ve Orman Bakanlığ’nın uygulamaya koyduğu Bingöl ilindeki ağaçlandırma kampanyası ile ilgili bilgi sunumuna yönelik toplantı pazar günü saat 15.30 da Ümraniye’de yapılacaktır. İlki Bingöl’de yapılan ve Vali İrfan Balkanlıoğlu Köy muhtarları ile yaptığı bilgilendirme toplantısında Vali; Bingöl İlinin pilot bölge olarak seçildiğini ve hizmeti vatandaşın ayağına getirmeyi amaçladığını, Bu projenin Devlet Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz’ın özel çabaları sonucu gerçekleştiğini ve proje kapsamında ağaçlandırmayı üç sınıfa ayırdıklarını belirtmişti.
Bunun ilk öncelığı hazıne arazisine, İkincisi Köy tüzel kişiliğine, üçüncüsü ise şahıs arazileridır. Hazine şahıs arazileri için 15 yıl sonra geri ödenmek üzere destek sunuluyor. Şahıs arazileri için 5 dönümden az olmamak ve sulu olma şartının gerektığını ifade etmişlerdir. Pazar günü BİNDERFED’in öncülüğünde yapılacak toplantının gündemi:
1-Bingöl İlinin Meyve ağacı dikilmesi ve Ağaçlandırma yapılması konusunda Pilot İl Olmsı ile ilgili bilgi sunumu.
2-Toplantıya Bingölden Davet edilen konularında uzman olan bürokratlarımızın bu konuda bilgi sunumu.
3-Katılımcıların bu konularla ilgi,li soruları.
4-federasyonumuzca Projelendırılen Yeni yol çalışmaları hakkında kısa bilgi..
5-Dilek ve temeniler…
Bu girişle birlikte Xormekan Aşiret’nin 20.yy’ın ilk yarısındaki sosyal yapısının niteliğini değerlendirme kapısını da aralamış bulunmaktayız…”
Şimdi bu kapıdan içeri girmeye çalışalım.
19.yy’ın ikici yarısının başından başlayarak Xormekanlar; Karer’de Varto’nun üst köylerinde yerleşik düzene geçmek için yoğun çaba içindedirler.
Karer’den giden Mustafa Ağa; Varto’da firarilik yıllarında evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Sonradan da Osmanlı Devleti tarafında af edilerek cezadan kurtulmuştu.
Karer bölümünde ise; yerleşik düzen daha da ileri boyuttadır. Kiği’nin Sancak Beyleri olan Yazıcıoğuları ile problemler kısmen çözülmüş, askere gitme konusunda mesafe kat edilerek Osmanlı’ ya asker de verilmeye başlanmıştır.
Komşu Sünni Kürt Aşiretlerle olan ilişkiler; iyileştirilmiş, kız alıp -verme, dostluk ve kirvelikler kurulmuştur.
Xormekanlılar; Müslüman olma iddialarını belgelemek için; Sünni hoca getirtilerek köy mektepleri açtırılıp gençler ve çocuklar okutulmaya çalışılmış.
Fakat tüm bu girişimler de ihtiyaçlara cevap verme noktasında yetersizdir.
Barınma, beslenme, sağlık, iletişim ve ticaret yapma ihtiyaçları ile Karer ‘in; dışarıda temin etmesi gereken ihtiyaçlar konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur.
* * *
Yılda bir defaya mahsus; Elazığ ve Erzurum’a yapılan kervanlarla ihtiyaçlar giderilmeye çalışıyor ama bu çok tehlikeli yolculuklarda soyulmalar, katledilmeler, katliamlar yaşanıyordu.
Bunları görerek yaşayan Karereliler arayış içine girdiler. Dönemin özelliklerine uygun olarak;
1) Aşiret yapısını güçlendirmek, güç olmak…
2) Devletten destek almak, kabul görmek…
1) Aşiret Yapısının Güçlendirilmesi:
Bunu ilki gören aşiret ağası Ali Ağadır diyebiliriz. Küçük Zeynel’in oğlu olan Ali Ağa babasının hümanist yaklaşımını beğenmeyerek Darabi Köyünden ayrılıp Yekmal Köyüne yerleşir.
Babasına rağmen Aşiret Ağası olduğunu ilan ederek Ağalığını kabul ettirir.
Sözünü ettiğimiz dönem, takriben 19. YY. ikinci yarısının başlarıdır.
Bu başlangıçtan sonra Xormekan Aşireti; hızlı bir şekilde diğer aşiretlere benzeşerek feodal yapının gerekleri yerine getirilme yönünde mesafe kat ettiğini söylemek mümkün.
Toprak mülkiyeti; toplum içinde kıymete biniyor, toprak üzerine çatışmalar başlıyor.
Üretim yapma, hayvancılıkla geçimini sağlama… Depolama, saklama, ihtiyaçların dışarıdan temin edilmesi…
Ürettiklerini pazarlama, değiş- tokuş yöntemi gibi kaçınılmaz ihtiyaçlar belirgin olarak kendini topluma dayatıyordu.
Buna paralel olarak otoriter bir aşiret yönetimi, kaba feodal bir anlayış da kendisini göstermeye başlıyordu.
Belirli alanlarda ağaya ayrıcalıklar tanıma, ağanın topraktan fazla hak sahibi olma dayatmaları…
Yine ağalık kurumuna destek verme amacıyla insanların iş gücünden yararlanma gibi durumlar ve ayrıcalıklar toplumda ortaya çıkıyordu.
Tabi Karer gibi bir yerde tüm bunların hepsi de ihtiyaçları karşılayamıyor aşireti de düze çıkaramıyordu.
Başka arayışlar da vardı. Örneğin diğer Sünni aşiretlere benzeşmek ve kabullendirmek girişimleri daha öncesinden başlamıştı. Bunlara hız kazandırılarak Sünni İslam rütiellerini yerine getirme, aynı zamanda pirlik kurumunu da yaşatarak durum idare ettirilmeye çalışılıyordu.
Otoriter ağalık konusunda Xormekanların bir bölümü otoriterizmi normal görerek ağaya destek sunuyor, bir bölümü de karşı çıkarak çatışmalar da giderek derinleşiyordu.
Nitekim Fer Ailesindeki ilk çatışma ve ayrışma da böylece başlamış oluyor.
Körükanlı Kamer Ağa daha fazla toprak almak için Xormekanların bir kısmını, ailenin bir bölümünü yanına çekerek Ali Ağa ve onun oğlu küçük Ağa’ya karşı mücadeleye girişiyor.
Bu dönemde Osmanlı Devleti; toprakları tapulama işlemleri yürütüyordu. Bu tapulama işlemleri anında çekişme ve çatışmaların daha da hızlanmış olduğunu büyüklerimizden hep duyduk, hikâyelerini çokça dinledik.
Ne var ki Karer’in doğası, toplumsal dokusu, toprak niteliği; feodal tarzda otoriter bir ağalık sistemine yeterli değildi, kabullenmezdi.
Bunu gören Ali Ağa ve onun oğlu Küçük Ağa; başka alanlara yayılma, toprak edinme uğraşı ve mücadelesini verirler. Bu uğraşta da bir hayli yol alarak başta Sancak bölgesi ve diğer yakın yerleşim yerlerinde toprak edinirler.
Ama göremedikler veya tahmin etmedikleri gelişmeler de vardı.
Feodalitenin tahtı sallanıyor, Osmanlı Devleti; içte ve dışta çıkmaz içindedir.
Dünyada gelişen ve yükselen kapitalizm; paylaşım kavgasına girerek 1. Dünya Savaşı; tüm dünyayı sarıp Karer ve başka bölgelerdeki Xormekanlar da; bundan olanca olumsuzluğuyla etkilenirler.
Dolayısıyla aşireti güçlendirme plan ve tasarıları da yarım kalarak suya düşüyor.
2) Devletten Destek Almak, Kabul Görmek
Xormekanlar; Kürdistan’ın değişik yörelerinde yayılmış bir yapıda yaşamlarını sürdürmeye çalışırken karşılaştıkları zorluklar da çok çeşitli ve ağırdır.
Sosyal yapıları; Aşirete dayanan, inançlarından ötürü büyük baskılar görerek kıyıma uğramış bir şekilde Kürdistan’ın ücra ve dağlık bölgelerine sığınmışlardı.
Çoğu zaman dünyada ve Osmanlı Devleti’nde olup bitenlerden habersiz, algılama, yorumlama konusunda yetersizlikler yaşıyorlardı.
Örneğin Kızılbaş Aleviler ile Sünniler; çatışmalı durumlarını yorumlama konusunda doğru bir tespitten yoksundular.
Birbirlerini; “Lanetli Şımr-i Maviye torunları”, “Kızılbaş é Rafızî” olarak suçlayıp birbirlerine saldırıyor ve birbirlerini kıyıma uğratıyorlardı.
Kıyımın en çok yaşandığı yerler de Kürdistan topraklarıydı.
Sünni Kürt Aşiretleri; Yavuz döneminden (1514) başlayarak Osmanlıdan icazet alarak Mirliklerini ilan edip süvari alaylarını oluşturup sonradan da Hamidiye Alaylarını kurarak otonom bir tarzda yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Sadece bununla kalmayarak Sünnileştirme çalışmaları konusunda Osmanlı padişahları tarafında görevlendirilmişlerdi. Alınan göreve sadakatle farklı kesimleri yok etmeyi de hedefleyerek terör estiriyorlardı.
İster Sünni kesimler olsun, ister Kızılbaş Alevi kesimlerin tabanındaki büyük halk kesimi; “birbirlerine kırdırtma” politikaları konusunda bihaberdiler, egemenler tarafından planlanarak uygulandığının da farkında değillerdi.
Maalesef bu büyük kesim; hala da kendilerine kurulan tuzağın farkına varmadan önyargılarla dolu olarak birbirine karşı uzak ve tepkilidir.
Tabii ki; komployu gören, bilen, bilince çıkaran kesim ve tabakalar da vardır. Son otuz yıllık deneyim ve kazanımlar; halkımızı politikleştirerek mücadeleyi görkemleştirmiştir, birlik yolunda hayli mesafe alınmıştır.
Bu makûs tarihi örneklemek gerekirse; Yavuz Selim; Şeyhul İslam Ebussuud’tan aldığı fetvayla Anadolu’da katlettiği on binlerce Kızılbaş-Alevi katliamını vacip kılarken Kürdistan’da da İdris-i Bitlis denen şahsı; kendisine katliam cellâdı olarak tayın ederek ayrılıyor.
Ondan sonra da Kürdistan’ın Medreselerinde Kızılbaş-Alevilerin ‘katli vacip’, ‘malı helal’ olarak bellettirilerek farklı kesimleri birbirine düşman yapıp kırdırma politikası hayata geçirildi.
Sonrasında ise; bundan yararlanmak isteyen çokça kesim ve gruplar da türüyor, Kızılbaş – Alevi katliamı da defalarca yapıldı.
Kızılbaş-Aleviler de intikam içine girerek kendilerine bunu reva gören kesimleri yani uygulayanları; düşman bilerek uygulatanları da maalesef göremediler.
Xormekanlar; bu olup bitenlerden çoğu zaman bihaber olarak uygulatanları, tetik çektirenleri teşhis edemedi, göremediler.
Diğer Sünni Kürt aşiretlerine karşı hem tepkili hem de onlar gibi Hamidiye Alaylarına sahip olma özentisi içinde hareket ederek devlete yaranmaya çalışıyor, ondan destek alma uğraşı içindeydiler.
Bunun için yukarıda da vurguladığımız gibi Xormekanlılar; devletle uzlaşma içine girerek;
-Devlete karşı geliştirmiş oldukları isyanlar konusunda af dileyerek bu konuda da zaman zaman başarılı oldular.
-Sancak Beyleriyle antlaşma yaparak askere gitme konusunda rızalık gösterdiler.
-Ermeni Katliamında seyirci kaldılar. Hatta ‘katliama yer yer bulaştılar’ demekte mümkün.
-Sünni inancı doğrultusunda yönelimlere girdiler, gösterişler yaptılar. ‘Asil Müslüman biziz’ dediler.
-Milis Alayını kurarak Rus İşgaline karşı devletin yanında yer alarak savaştılar.
Yani kısaca Xormekanlılar; 20.yy ikinci yarısından başlayarak devlete yaranma konusunda Sünni Kürt Aşiretleriyle yarış niteliğinde bir maratonu koştular.
Ama ne fayda ki, ömür kifayet etmedi, çünkü kartlar yeniden karılıyor, Osmanlı tarihe karışıyordu. Ama bunu da 20.yy başında kendilerinin lehinde bir gelişme olarak addederek sevindiler.
Bu sosyal yapı ve ruh haliyle devlete teslim oldular, kurtarıcı olarak onu gördüler.
Ol hikâyemiz devam etti, edecek…
Bingöl Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Kalkınma Derneği (BİN-DER) Başkanı Doğan Karasu, “Abbas Güçlü, üniversitelerle ilgili bir araştırma sonucunu yayınladı. Kalite ve verimlilik açısından sondan ikinciyiz” dedi.
BİN-DER Başkanı Karasu, yaptığı yazılı açıklamada Bingöl Üniversitesi’ne ağır eleştirilerde bulundu. Her zenimde tarafsız, akademik kimliği ön plana çıkmış, hiçbir ideolojinin taraftarlığını yapmayan, her düşüncede insanların barınabildiği, fikir ürettikleri, banliyö üniversitesi olmayan bir üniversite talebini dile getirdiklerini söyleyen Karasu, bu taleplerinden dolayı zaman zaman tartışmalara taraf olduklarını ve beyanatlarda bulunduklarını ifade ederek, “Özgür, özgün, akademik kimliği ön plana çıkmış, her rengin kendisini rahatça ifade edeceği, Türkiye geleneğine uygun olmayan bir üniversite kuruluncaya kadar taraf olmaya devam edeceğimizi söyledik. Basına yansıyan iddialara göre rektör seçimi tamamen bölgecilik, lokal milliyetçi refleksler, akraba ve çevre telkinlerine göre yapılmıştır. Ve işin sorumlusu Sayın Cevdet Yılmaz’dır. Kendi bölge ve akraba çevresinin telkinleriyle bu tercihi yapmıştır. Biz akademik eğitiminden dolayı bu ihtimali güçlü bir ihtimal olarak görmüyoruz. Ve bu iddiayla ilgili olarak Sayın Cevdet Yılmaz’dan ve diğer milletvekillerimizden bir açıklama bekliyoruz. Aksi halde bizler ve tüm Bingöl kamuoyu bu iddianın doğruluğuna inanmaya başlayacaktır. Bingöl halkı asgari ücretle çalışan 3 elemanı noter kanalıyla, rektörü akraba, bölgecilik kriterleriyle seçiyorsunuz, hangisine inanalım, hangisi doğrudur demeye başlayacaktır” diye konuştu.
Halk arasındaki yaygın kanaatlerden birinin de Bingöl Üniversitesi’nin milliyetçi düşünce etrafında kadrolaştığı iddiası olduğunu belirten Karasu; “Asıl sorun burada. Nötr bir üniversite istiyoruz. Hiçbir ideolojinin tutsağı olmamış bir üniversite. Bu projenin Elazığ milliyetçileri ile Bingöl milliyetçilerinin Bingöl’ü bu kanalla Elazığ’lılaştırma projesi olduğu ifade ediliyor. Bingöl küçük bir vilayettir. Herkes herkesi tanıyor, istendiği halde derhal bilgi sahibi olmak mümkündür. Yine kamuoyunda Bingöl Üniversitesi’nin bir dayı-yeğen üniversitesine dönüştüğü kanısı hakimdir. Bu iddia doğruysa üniversitenin adını ‘Dayı-Yeğen Üniversitesi’ olarak değiştirelim. Oradaki ‘referanslar, gerçek kimlik tespitleri’ akrabalık ilişkilerinin çok daha üst seviyede olduğu gerçeğini ortaya çıkarır görüşü de kamuoyunda oldukça yaygın. Bingöl kamuoyu da ağırlıklı olarak bu görüşte. Dayı-yeğen ilişkisi rektör atamasından üniversitenin işleyişine kadar tüm süreçte belirleyici olmuştur. Bu iddia doğruysa bizler yıllarca Kemal Gürüz, Erdoğan Teziç’leri boşuna konuştuk, tartıştık. Aslında fırsatını bulduğumuzda her birimizin birer Kemal Gürüz, Erdoğan Teziç olma potansiyeli var. Üzgünüz ama, bu ülkenin gerçeği budur. İddiaya göre Baydaş soyadında 6 akademisyen varmış, bu doğru!. Gerçekten de öyle. Dayı, amca, hala, teyze çocukları ya da onlarında birinci, ikinci kuşak ve benzeri var mı? sorusunun cevabını da araştırıyoruz cevabını vermekle yetiniyoruz. Ne yapsınlar yani! Kaderlerinde profesör olmak varsa kim ne yapsın?! Kadere karşı mı geliyorsunuz?! Kaldı ki, bu ülkede sıvacının oğlu sıvacı, askerin oğlu asker, zurnacının çocuğu zurnacı olmuyor mu? Üstü kapalı bir tabakalaşma sistemi, kast düzeni her zaman var olmuştur. Doğrudur, Anadolu dan çalışarak vali olmuş insanlarda var, ama profesör, general ve benzeri olarak doğanlar da az değil yani” ifadelerini kullandı.
Abbas Güçlü, üniversitelerle ilgili bir araştırma sonucunu yayınladığını aktaran Karasu, yapılan araştırmaya göre kalite ve verimlilik açısından Bingöl Üniversitesi’nin sondan ikinci olduğunu belirterek, “Bingöl üniversitesi Tıp Fakültesi Olmayan Üniversiteler arasında 62’nci sıradadır. Yani, sondan ikinci sıradadır. Değerlendirme puanı 49 puan ve altıdır. 49 puan üst limittir. 2000 yılından sonra kurulan üniversiteler arasında 40’ncı sıradadır. Yani, sondan ikinci sıradadır. Değerlendirme 50 puan ve altı 50 puan üst limittir. İlkokullarda bile sıradanlaşan akıllı tahta olayı bu denli büyütülerek basına yansıtılacağına bu sıralamadan Bingöl kamuoyu haberdar edilseydi daha iyi olmaz mıydı? Anlayacağınız sondan bir önceki sıradayız, bizden sonra sadece Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi geliyor. Cevap verilirse veya soran olursa diğer tüm bilgileri kamuoyuyla paylaşırız. Biliyorum, Sayın Devlet Bakanımız kızacak, ‘Bingöl’ü bir tek siz mi seviyorsunuz ?’ diyecek ama bilsinler ki biz Allah’a hesap verme korkumuzdan dolayı bu gerçekleri dile getiriyoruz. Birilerinin Bingöl’ü sevmesinin niçin Sayın Bakanımızın zoruna gittiğini hala anlamış değilim” ifadelerini kullandı.