Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

ABD’de Ensest Skandal

Posted by on Kas-12-2009

ABD’nin orta kesimlerindeki Missouri’de bir baba ile 4 oğlu, “6 çocuk ve torununa sürekli tecavüzle” suçlanıyor.

Polisten yapılan açıklamada, polis memurlarının aileye ait çiftlikte toprağa gömülü ceset bulma ihtimaline karşı kazılar yaptığı belirtilirken, yetkililer, bulunabilecek cesetlerin çocuklara mı, yoksa yetişkinlere mi ait olduğu konusunda açıklama yapmadı.

Yetkililerin, çocukların uğradığı cinsel şiddeti tarif eden yazılı notlarıyla dolu cam kavanozların yerini belirlemeye çalıştıkları da belirtiliyor. ABD’nin orta kesimlerindeki Missouri’de bir baba ile 4 oğlu, “6 çocuk ve torununa sürekli tecavüzle” suçlanıyor.

Polisten yapılan açıklamada, polis memurlarının aileye ait çiftlikte toprağa gömülü ceset bulma ihtimaline karşı kazılar yaptığı belirtilirken, yetkililer, bulunabilecek cesetlerin çocuklara mı, yoksa yetişkinlere mi ait olduğu konusunda açıklama yapmadı.

Yetkililerin, çocukların uğradığı cinsel şiddeti tarif eden yazılı notlarıyla dolu cam kavanozların yerini belirlemeye çalıştıkları da belirtiliyor.

Mağdura tazminat!

Posted by on Eki-30-2009

Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı tasarıya göre; suç dolayısıyla ölenin anne, baba, eş ve altsoyu işlenen suç nedeniyle doğrudan doğruya oluşan kazanç kaybı, bakım, tedavi, protez ve cenaze giderleri ile suç sonucu ölen kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişilere tazminat ödenecek.

Ödenmesi gereken tazminat miktarları şu şekilde:

Suç sebebiyle yaralanma, sakatlanma, malûllük ve ölüm hâllerinde,
* Yaralananlara yaralanma derecesine göre, 2 bin 250 liraya kadar
* Sakatlananlara sakatlık derecesine göre, 9 bin liraya kadar
* Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteğiyle sürdürebilecek derecede malûl olanlara toplam 26 bin liraya kadar
* Ölenin ana, baba, eş ve altsoyuna toplam 15 bin lirasına kadar
* Ruhsal bakımdan zarar görenlere 2 bin liraya kadar nakdî ödeme yapılacak.

TECAVÜZE UĞRAYANA 26 BİN TL
Tasarıyla cinsel taciz veya tecavüze uğrayanlara da yardımda bulunulması öngörülüyor.

Cinsel taciz nedeniyle ruhsal bakımdan zarar gören kişilerin tedavi masrafları devlet tarafından karşılanacak. Cinsel taciz nedeniyle zarar gören kişilere 2 bin 250 TL yardımda bulunulacak.

Tecavüz nedeniyle başkasının yardım ve desteğiyle hayatını sürdürebilecek kadar zarar gören kişiler ise 26 bin TL’ye kadar tazminat ödenecek.

Tecavüz sırasında hayatını kaybedenlerin aileleri de yardımdan yararlanacak.

Tasarıya göre il ve ilçelerde yardım kurulları oluşturulacak.

Yardımlar İçişleri Bakanlığı bütçesinden ödenecek.

Karabük’ün Yenice ilçesine bağlı Yortanpazarı Beldesi’nde öz kızına tecavüz ettiği, kızının doğurduğu 17 yaşındaki kızına da cinsel tacizde bulunduğu iddia edilen baba tutuklandı.

İddiaya göre, Yortanpazarı Lisesi 3. sınıf öğrencisi B.B (17), yaklaşık 10 gün önce okulda olduğu sırada çeşitli haplar içerek intihar etmek istedi. Öğretmenleri ve arkadaşlarının durumu bildirmesi üzerine beldedeki sağlık ocağına kaldırılan B.B’nin tedavisi yürüten doktorun neden intihar etmek istediğini sorması üzerine genç kız, öz babası diye bildiği R.B’nin (52) kendisine sürekli cinsel tacizde bulunduğunu ifade etti.

Doktorun durumu Cumhuriyet Savcılığı’na iletmesi üzerine baba R.B, gözaltına alındı. Soruşturmayı derinleştiren Cumhuriyet Savcısı, B.B’nin ablası zannettiği F.B’nin de (34) ifadesine başvurdu.F.B, ifadesinde, babasının 13 yaşından itibaren 9 yıl süresince kendisine tecavüz ettiğini, bu tecavüzden cinsel tacize uğrayan B.B’nin yanı sıra bir erkek bebek dünyaya getirdiğini söyledi. F.B, oğlunun bir aileye evlatlık verildiğini, kızı B.B’yi ise babasının eşi doğurmuş gibi göstererek, nüfusuna kaydettirdiğini anlattı.

Babasının tacizine uğrayan ve ablası sandığı F.B’nin aslında annesi olduğunu öğrenen B.B, Cumhuriyet Savcısına, beldedeki postanede çalışan H.T’nin de (45) kendisine cinsel tacizde bulunduğunu belirtmesi üzerine bu kişi de gözaltına alındı.

Olayla ilgili R.B. ve H.T, Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. B.B, Karabük Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne teslim edildi.

Verilerle Koruculuk Sistemi

Posted by on Eki-11-2009

1992-2002 yılları arasında köy korucularının gerçekleştirdiği halka karşı eylemler:

38 köy yakma, 14 köy boşaltma, 12 taciz ve tecavüz, 22 kaçırma, 294 silahlı saldırı, 176 yaralama, 132 öldürme, 2 kaybetme, 50 infaz, 70 gasp, 454 işkence ve kötü muamele.

Köy korucuları tarafından 59 kişi gözaltına alındı, 9 intihara sebebiyet verme, 17 orman yakma olayı gerçekleştirildi.

2003′de, 12 öldürme, 17 yaralama, 30 işkence ve kötü muamele.

2004′de 12 öldürme, 21 yaralama, 17 işkence ve kötü muamele.

2005′de 3 yaralama, 21 işkence ve kötü muamele.

2006′da 3 öldürme, 9 yaralama, 11 işkence ve kötü muamele.

2007′de 6 öldürme, 4 yaralama, 14 işkence ve kötü muamele.

2008′de 18 öldürme, 23 yaralama. 14 işkence ve kötü muamele.

2009; korucuların katliamları, işkenceleri, gaspları, mala ve namusa tecavüzleri DEVAM EDiYOR.

Not: Bu rakamlar, sadece açığa çıkmış, resmi kurumlara veya demokratik kurumlara yapılan başvurularla kayda geçmiş olayları içermektedir. Gerçeğin buradaki rakamları da ötesinde olduğu kesindir.

Korucular neyi korur?

Posted by on Eki-11-2009

12/08/2002

Siz hiç yakılmış, boşaltılmış köy gördünüz mü? Sise bürünmüş bir dağ köyünün yanmış çatılarını, uğultulu sessizliğini, yaslı meydanını ziyaret ettiniz mi hiç? Aceleyle boşaltılmış evlerin kırık camlarından görünen birkaç yetim eşyanın içinize verdiği ürküntüyle başa çıkmak zorunda kaldınız mı? Bana savaşın vahşetini en derinden hissettiren resimler, yaralı, sakat çocuklar ve boşaltılmış köylerdir. Yerinden yurdundan edilmiş binlerce insan, memleketin çeşitli şehirlerini keder ile hasretten bir çemberle çevirdiler. On yılı geçti. Büyük şehirlerin çöplüklerine yakın sel yataklarına çattıkları sığınaklarda yaşadıkça, sıla, rüyalarında bile silik soluk bir renge büründü. Savaşın tükürüp attığı, kaydı olmayan, eğreti yurtsuzlar, yokluk ve acıdan sessizce kırıldılar. Onlar ne şehit ne gazi ne de insandı. Onlar doğup büyüdükleri, atalarını gömmüş oldukları yurtlarından dipçiklenip atıldığında; sırtlarında denkleri ve bebeleriyle dağ başında yurtsuz ve kimsesiz kaldığında, ağza alınmayan suçtular. Köylerinin jandarma tarafından yakılıp yıkıldığını, hayatlarının gasp edildiğini yazmak yasaktı. Onların ve köylerinin varlığı birlik ve beraberlik duygusu içinde inkâr edildi. Onlar hiç yaşamamış, taş taş üstüne bir hayat kurmamış gibi evlerinden, köylerinden, bu toplumun belleğinden silinip atıldılar. Bir süre önce köylerine dönmeleri için devlet icazet verdi. Ama kaçı döndü, dönebildi; döndüğünde köyünü, evini, tarlasını bulabildi, bir muamma.

Korucu olmayan yandı
Onlar, korucu olmayı reddettikleri için öldürüldüler. Sağ kalanları göçe, açlığa mahkûm edildi. Daha bir ay olmadı. Muş, Malazgirt’e bağlı Nordin (Nurettin) köyünde Ünal ailesinden üç kişi korucular tarafından öldürüldü. Hikâye, artık o topraklar kadar eski ve okunaksız. Binlerce kişinin kırık dökük bir dille, yılmadan, bıkıp usanmadan anlattığı hikâyelerin aynı.
Yusuf Ünal, korucu olmak istemiyordu. 27 Kasım 1993 gecesi bine yakın asker köyü kuşattı. Aralarında 30 kadar maskeli adam da vardı. Köyün gençlerinden 15′ini seçip meydanda öldüresiye dövdüler. Köyün 20 evini herkesin gözü önünde ateşe verdiler.
300 hanelik köyün, korucu olmayı reddeden 250 hanesi yerle bir edildi.
35 kişi dışında bütün köy memleketin çeşitli bölgelerine dağıldı. Topraklarına korucular el koydu. Ünal, oğulları ve kardeşleri Patnos’a sığınıp açlık içinde yaşadılar. On yıl sonra rüyalarına giren köylerine dönebilmek, verimli topraklarına kavuşabilmek için hamle ettiler. Malazgirt aymakamlığı’na otlarını biçebilmek için dilekçe verdiler. Kabul gördü. Jandarma komutanı korucuları uyardı. İlk 7 gün, kimi tacizlere rağmen otlarını biçtiler. Son gün; “Otumuzu traktörlere yüklemeye başlamıştık. Etrafımızı 15′ten fazla korucu sardı. Yusuf Ünal’a vurmaya başladılar. 4-5 kişi koştuk. Üzerimize ateş açtılar. O sırada Yusuf’u döve döve yere indirip kurşunlayarak öldürdüler. Oğlu Abdürrahim ile kardeşi Abdülsamet Yusuf’un yanına koştu. Onları da döve döve yere indirdiler. Sonra da üzerlerine ateş etmeye başladılar. Hatta bu arada yere indirilenlere ateş etmeyen korucular vardı. Cesetler yatarken ateş etmeyen koruculara talimat verip onları da ölülere ateş ettirdiler.”
Köyün muhtarı korucu Celal Çelik, üç kişinin öldürülmesini, gazetecilere
‘trafik kazası’ olarak nitelendirdi.

Kim bu korucular?
Koruculuk sistemi, 27 Eylül 1986 yılında devreye sokuldu. Şimdi kulağımızda acı bir alay gibi patlayan kanun maddesi, “Köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulur” diyor. 1996 yılında ‘Hizmete Özel’ İçişleri Bakanlığı belgeleri, her üç köy korucusundan birinin suç işlediğini gösteriyordu. Sadece 96 yılına kadar 23 bin 222 geçici köy korucusunun görevine işledikleri çeşitli suçlar nedeniyle son verilmişti. Yine 1996′da Başbakan Erbakan, MİT raporunu kaynak göstererek, Güneydoğu’da koruculuk sistemi adeta eroin şebekeleri gibi çalışıyor, diyordu.
Kız kaçırıp tecavüz ediyor, canlarını sıkanı orta yerde vurup PKK’lıydı diyor, zorbalıkla insanların topraklarını, evlerini, mallarını gasp edip, haraca bağlıyorlardı. Diyarbakır’dan 10 yaşında bir kız çocuğu 4 ay boyunca bir korucunun tecavüzüne uğruyor, Silvan’da 12 yaşında bir kız korucularca kaçırılıyor, ailesiyle pazarlık sürdürülüyordu. Batman’da 19 yaşındaki kızı kaçıran üç korucu defalarca tecavüz ediyor, hamile kalan kızın bebeği sessizce Çocuk Esirgeme Kurumu’na veriliyordu. Tecavüzcü korucular, yörenin güvenlik kuvvetlerinin adeta desteğiyle mağdur ailelere göz dağı veriyor, birçok olayın örtbas edilmesini sağlıyor, ‘kirlenmiş’ kızların intiharına neden oluyordu. Silah kaçakçılığı onların elindeydi. Eroinden yüklüce bir rant elde edip palazlandıkça kendilerini maşa olarak kullanan devlete ödetecekleri bedel kabarıyordu. Daha 96 yılında Fatih Altaylı’nın bir programına çıkan Cizre’nin MHP’li belediye başkanı, koruculuğun kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyor, “Silahlarımız elimizden alınırsa o zaman bize silahı nereden verirlerse biz de orada oluruz” diyordu.
2000 yılında devlet, nüfusu 92 bini bulan korucuları tasfiye etmeye başladı. Yaşı 45′i aşanlar emekli edildi. Koruculuk dünyasının yıldızlarından Jirki aşiretinin lideri Tahir Adıyaman, bir savcıyı öldürmekten idam istemiyle yargılanıyordu ve hakkında tutuklama kararı vardı. Adıyaman, PKK’ya karşı savaşma teklifini, aşiretine mensup
336 aranan cinayet sanığı bulunduğu için kabul etmişti. Kan davası ve arazi kavgası nedeniyle işlenen bu cinayetlerin affedilmesini isteyen Adıyaman’ın askeri yetkililerle yaptığı görüşmenin çevirmenliğini aşiretin tek Türkçe bilen, kendisi de cinayet sanığı üyesi, Cemil Öter yapmıştı. Anlaşmaya varıldı. Cemil Öter 4 yıl yatıp çıktı. Korucu oldu. Servet edindi.
Oysa vakti gelince nasılsa tasfiye edilirler, diye düşünülmüştü. Kilitlenmiş savaşı onlar çözecekti. Geçici korucu sistemi dâhiyane bir savaş stratejisiydi. Ama besbelli işlerine son verilmesi PKK’ya karşı beslenen Hizbullah’ın emekliye ayrılması kadar kolay olmayacaktı. Olmuyor da işte.

Korucunun ruhu
İnsanları korucu olmaya kışkırtmanın, olmayanı düşman ilan edip yurdundan sürmenin vahşeti hazmedilemez çünkü. Koruculuk sistemi, bu toplumun vicdan kütüğünde ağır bir çentik olarak kalacaktır. İnsanları böyle bir ahlaki sınava tabi tutmanın ne mene korkunç bir zulüm olduğunu herkes bilir. Bir yeriyle bilir. Mümessil seçilmiştir. Çavuş olmuştur. Kardeşini ihbar etmeye zorlanmıştır. Muhbir vatandaşlık, itirafçı kahramanlık, kardeş katilliği devlet eliyle teşvik edildiğinde; ihanet meşrulaştığında, insan coğrafyası bir daha uzun süre temizlenmeyesiye kirlenir. İnsanları birbirine kırdırarak terbiye etmenin vahşi üslubuyla kazanılan zafer üstüne hayat kurulamaz.

Yıldırım Türker