Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Zilan deresi üzerine notlar

Posted by on Ağu-16-2011

”ağrı ayaklanması’nın bastırılması üzerine türk devleti tarafından van’ın erciş ilçesi’nin zilan deresi’nde büyük bir imha harekâtı başlatılmıştır.

Ağrı dağı başkaldırısından sonra zilan vadisi’ne sığınan kürtlere, dönemin kolordu kumandanı Salih paşa (omurtak)tarafından yürütülen askeri harekâtla tam bir soykırım uygulanır.
Türk uçakları tarafından zilan bölgesi bombalanır, dağlar ve dereler ateş altına alınır. Bölgenin giriş ve çıkışları tutulur ve bölge on binlerce asker tarafından kuşatılır, katliam başlar.
Yeni doğmuş bebekten, 90′lık ihtiyara kadar her yaş ve cinsiyetten insan; mitralyöze tutularak, süngülenerek, buğday başağı biçilircesine yok edilir.

Toplam 48 köy ateşe verilir ve yaklaşık 22.400 kişi de zilanın vadilerinde, birbirlerine bağlanarak toplu bir şekilde vahşice katledilir.
Dönemin milletvekili (ünlü edebiyatçı) Süleyman Nazif, “vaaz ve nasihat veya re’fet ve şefkat zamanı çoktan geçti, eline silah almış olan her asinin eli başıyla birlikte kesilmelidir” diyerek isyanın bastırılmasını istemiştir. İsyancılar dağdan inmelerine rağmen iran’da faaliyetlerini sürdürdükleri için Süleyman Nazif’in isteği uygulandı. isyana katılan bütün köyler yalıkırken 22 bin 400 kadar kişi zilan harekâtı’nda öldürüldü.
cumhureyet gazetesinin o zamanki haberi şöyleydi:
“zilan semalarında ve tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. asiler daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur.”

Zilan harekâtı’ndan bir süre sonra dönemin başbakanı İsmet İnönü, olay ile ilgili şu sözü söylemiştir: “bu ülkede sadece türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.”

CHP’nin onuru, Baykal’ın göz bebeği, sonunda baklayı ağzından çıkarıverdi.
Şimdiye dek tartışır gibi yaptığımız, herkesin kendi meşrebince bir çalı dibine sinip oradan doğru salvolar savurduğu Açılım üstüne Onur Öymen, bodoslama girdi.
Evet, biz de yıllardır bu vahşi statükocu kadroların hayatımızı yaralayan meseleler üstüne tam da böyle düşündüklerini bilirdik. Ama yıllar önce takiye adındaki söz ve tavır sanatını hasmına yakıştırmış olanların bu alanda ne kadar usta olduğunu bir türlü anlatamamıştık. İyi oldu.
Bir süredir korku dükkânının esnafı Bahçeli’yi aratacak yoğunlukta bir mücadelenin içinde CHP kadrosu. Terörün kökünün kazınması için haykırırken hayatımızı hunharca terörize ediyorlar. İstediklerinin kanlı bir katliam olduğunu biliyor, olası bir iç savaşta edinecekleri rütbelerin hesabıyla sarhoş olduklarına tanık oluyoruz. Durmadan el artırıyorlar. Şehit ailelerinin yası üstüne siyaset kuruyor, pervasızca düşmanlık körüklüyorlar.
Şimdi de özbeöz Türk, kafasına keçe külah yaraşır Öymen, o sanki ardından başkası konuşuyormuşçasına puslu ve derinden sesiyle anaların acılarını bu kadar da abartmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun dünyasında, anaların görevi yas tutmak, gençlerinkiyse şehit olmak. Yani işlerin doğal akışı budur. Anaların gözyaşları ayaklarımıza pranga olsaydı şimdiye kadar hiçbir sorunu çözemezdik deyip Dersim Katliamı’nı örnek alınası bir durum olarak gösteriyor.
Dolayısıyla hayatımızın kördüğümüne önerdiği çözüm, Kürtlerin gözünün yaşına bakmadan soyunu sopunu kurutmak.
Öymen’in diplomasi dilinin ardına saklanacak zamanı yok. Demokrasi adına atılacak adımlara da karnı tok. Çünkü onun çözümü belli: Topunu yok edeceksin.
Dersim katliamı, benim için Cemal Süreya’nın şiirindeki tarih öncesi köpeklerdir. Kendisi de çocuk yaşında kılıçartıklarıyla birlikte sürgüne yollanmış olan şairden kalan dizeler, Öymen’in gururla arka çıktığı vahşetin uğultusunu hissettirir:
“Bizi kamyona doldurdular./ Tüfekli iki erin nezaretinde./ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”
Dersim, o son büyük katliamla birlikte adını bile kaybetmiş, Tunç Eli olmuştur.
Vahşiler ve tarih öncesi köpeklerinin mutluluk ve huzurdan anladıkları da bütün Kürt ellerini tarihinden, kültüründen, canından soyup tek isim altında, diyelim Demir Eli olarak Cumhuriyet haritasına kilitlemektir.

Seyit Rıza
Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol.
“Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, operasyonu yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren.
Tarihi kısaca hatırlayalım. Üstelik yandaş tarihçiler diyerek bir münafık ilan edileceklerin dilinden değil. Anlı şanlı devlet adamı, Türk sağının kurucu unsurlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından.
Darbeci general Muhsin Batur, bu konuda tanıklıklarını anlatamayacağını belirterek halkı ve okurundan özür dilemişti. Onu böylesine sarsan vahşet, Çağlayangil’le yapılmış bir söyleşide bir kez daha hayat buluyor:
“…Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. Kürt adam şöyle dedi. ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”
O zaman da Kürtler ve Aleviler birer tevatür muamelesi görüyordu. Resmi görüşe kalırsa Dersimliler, “Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen” bir halktı.
1937’de hazırlanan “Islahat Programı”nı İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak açıklamıştı.
Birçok kişi teslim olmuştu fakat Seyit Rıza ve yandaşları direniyordu.
Kendisine, ‘hepimizin başını yiyeceksin’ diye sataşan bir Dersimliye şöyle cevap verdiği yazılır: “Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!”
Sonra Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeyi bombalar. Seyit Rıza tutuklanır.
Sonrası yine Çağlayangil’den. Çağlayangil, Atatürk’den Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını ister. Oysa usule itiraz eden savcı izinli sayılıp işe gelememiş, ümmi hem de Türkçe bilmeyen sanıklara iddianame ve avukat verilmemiş, asılabilsin diye Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştır: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu.
Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”
İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan, çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi’. Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı.
İşte Onur Öymen’in çözüm önerisi.
İşte CHP’nin Alevi ve Kürt sorununa yönelik demokratik açılım çabalarını küçümser, vatan hainliği ilan ederken aklının gerisinde yatan toptancı çözüm.
Onur Öymen, sonunda baklayı ağzından çıkardı.

Yıldırım Türker/ Radikal


BDP Ahmet Türk’e saldırı protestosu

Kadir | MySpace Video

“Ne amaçla olursa olsun bu tür provokatörlere asla razı olmayız.”
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Bingöl İl Başkanı Cevdet Çalbay, kapatılan Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eski Genel Başkanı Ahmet Türk’e yapılan yumruklu saldırıyı kınadıklarını bildirdi.

AK Parti İl Başkanı Cevdet Çalbay, yaptığı açıklamada kimden gelirse gelsin hiçbir şekilde böylesi olayları tasvip etmediklerini belirtti.

Çalbay: “Samsun’da adliye çıkışında yumruklu saldırıya uğrayan Ahmet Türk’e yönelik yapılan bu olay çok çirkindir. Kim tarafından yapılırsa yapılsın, böylesi olaylar ülkemizdeki huzuru bozar. Ülkemizin huzura ve barışa ihtiyacı var. Kimsenin huzurumuzu bozmaya hakkı yoktur. Ne amaçla olursa olsun bu tür provokatörlere asla razı olmayız. Temsil ettiği siyasi fikir ve görüş farkı olmaksızın ülkemizde böyle bir talihsizliğin yaşanması bizleri derinden üzmüştür. Böylesi olayların bir daha yaşanmamasını dileriz” dedi.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Bingöl İl Teşkilatı’nın Olağan İl Kongresi’nde Halis Yurtsever, il başkanlığına seçildi. BDP 1. Olağan İl Kongresi dün Özlem Düğün Sarayı’nda gerçekleştirildi. Kongreye kapatılan DTP’nin eş başkanı Ahmet Türk, BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Nursel Aydoğdu ve çok sayıda BDP’li katıldı. Tek listeyle gidilen seçimde, Halis Yurtsever BDP il başkanlığına seçildi. Kongrede bir konuşma yapan Ahmet Türk, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a seslenerek, “Bakan Muhatap bulamıyoruz diyor. Muhatap belli. Muhatap BDP’dir” şeklinde ifadeler kullanarak, şunları söyledi; “Ne olursa olsun, Açılımı, Demokratikleşmeyi önemsiyoruz. Atılan her adıma önem veriyoruz. Ama burada iktidar, Kürt halkını dinlemeli. Taleplerini dinlemesini iyi bilmeli. Kürtlerin taleplerini dinlemeden, açılım yapıyorum demek gerçekçi değildir. Mecliste Kürtlerin siyasi iradesi, milletvekilleri vardır. Eğer bir adım atacaksanız, milletin temsilcilerini dinlemelisiniz. Bakan muhatap budamıyoruz diyor. Buyurun, muhatap Meclistedir. Neden diyalog yollarını geliştirerek, dinlemiyorsunuz?” dedi. Açılımın gerçekleşebilmesi için, diyalogun şart olduğunu vurgulayan Türk, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:“Açılım gündem geldiğinde, ben Sayın Ahmet Türk’le görüştüm diyorlar. Yok, bu sadece ön bir görüşmeydi, ilk adımdı. Sonrası neden gelemdi. Kimse bizi dinlemedi. Kürtleri dinlemesen, çözüm üretemezsin. Kürtlerini taleplerini dinlemek zorundasın. Yoksa demokratikleşme imkânsız bir hale bürünür. Biz bunu defalarca ifade ettik. İster dağda olsun, ister asker olsun, ister polis. Tüm kayıplara ve ölümlere karşıyız, acılarını yüreğimizde hissediyoruz. Onun için bir an önce adım atılmalı ve açılım Kürtler dinlenerek, talepleri dikkate alınarak gerçekleşmelidir.”