Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Kendinizi Ne Zannediyorsunuz?

Posted by on Şub-15-2010

Son günlerde Bingöl Üniversitesi ve Rektörü Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş hakkında yapılan açıklama ve eleştirilerin ardı arkası kesilmezken, üniversite yönetimi, eleştirileri yazan Kent Haber Gazetesi’ne boykot uygulamaya başladı. İşte cevabımız ve yanıtını istediğimiz sorular…

Bingöl Üniversitesi’nde yapılan ihaleler, personel ve diğer alımlar ile kantin işletmeciliği ve daha birçok konuda sivil toplum örgütlerince dile getirilen eleştirileri ve bu eleştirilerin Kent Haber Gazetesi’nce yayınlanmasını hazmedemeyen üniversite yönetimi, üniversitedeki gelişmelerle ilgili haberleri Bingöl’deki tüm basın kuruluşlarıyla paylaşırken Kent Haber Gazetesi’ne yönelik boykot uyguladı.

Bingöl Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Uzmanı Ramazan Telci ile yapılan görüşmede ‘Haberi gazetemiz mailine göndermediğiniz görülmüştür. Bir aksaklık mı, yoksa boykot mu söz konusu?’ şeklindeki sorumuza ‘Yönetimin talimatı bu yönde’ cevabı verilmiştir.
Bugüne kadar; görülen aksaklıkları, yanlışları, yolsuzlukları ve çarpıklıkları yazmaktan vazgeçmeyen ve bu konudaki kararlılığını sürdüren Kent Haber Gazetesi ve Bingöl Medya.Com olarak, duruşumuzun değişmeyeceğinin ve görülen her yanlışı yazmaya ve gerektiğinde sorgulamaya devam edeceğimizin bilinmesini istiyor, yanlışı yapanın kim olduğunun bizim nazarımızda önem taşımadığının da altını çizmek istiyoruz.

Bingöl Meslek Yüksek Okulu’nun Bingöl Lisesi binasına taşınmasında ve gelişen süreçte üniversitenin kurulması yolunda sürdürülen çabalarda en büyük katkının basın kuruluşlarının olduğunu belirterek, Bingöl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş ve himayesindeki yönetime sesleniyoruz;

“Bir yandan şeffaf olduğunuzu savunurken diğer yandan eleştirileri kabul etmemeniz ve tüm bunlara karşılık gazetemize yönelik boykot uygulamasına başvurmanızı basit bir tavır olarak gördüğümüzü belirtmek isteriz. Şunu iyi bilmenizi isteriz ki, üniversite kimsenin çiftliği değildir, olamaz da! Bizim verdiğimiz vergilerle maaşınızı alıyorsanız, bize hizmet etmek zorundasınız. Onca yanlışı yapmaktan ve kamuoyundaki spekülasyonlara kulak tıkamaktan çekinmezken, bizlerin yayınladığı haberler sizleri neden rahatsız etmiştir? Gazetemize yönelik boykot kararı alacağınıza, sarf edilen iddiaları yanıtlamanız gerekmez miydi? Sizlerin kararı ne olursa olsun, bizler üniversite hakkında yazıp çizmeye devam edeceğiz. Bu, sizin hoşunuza gitmese de… Bu tavrınızla ne kadar şeffaf olduğunuzu bir kez daha göstermiş oldunuz. Haber yapma özgürlüğümüzü siz vermediniz gibi, siz alamazsınız da! Bizler yanlışları ve eleştirileri yazacağımız gibi, yaşanan gelişmeleri de işleyeceğiz.”

Bizler susmayı değil, yazmayı tercih ediyor, aşağıda belirttiğimiz tüm soruların ayrıntılarıyla yanıtlanmasını bekliyoruz.

İŞTE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ TARAFINDAN YÖNELTİLEN VE GEREK GAZETEMİZDE, GEREKSE SİTEMİZDE YAYINLANAN ELEŞTİRİLER VE YANIT BEKLEYEN SORULAR;

* Bingöl Üniversitesi Rektörü atanmasıyla ilgili dile getirilen “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayladığı isim Nihat Dilsiz idi. Gül’ün Türkiye-Ermenistan maçı için Ermenistan’a gitmesiyle Nihat Dilsiz’in yerine Gıyasettin Baydaş’ın ismi yazdırıldı” iddiası doğru mu?
• Rektör atamasında milletvekillerinin ortak görüşü var mı? Yoksa Bakan Cevdet Yılmaz’ın Prof. Dr. Baydaş’ı sırf ‘Helân’ bölgesinden olduğu gerekçesiyle atadığı yönündeki iddialar gerçeği yansıtıyor mu?
• Bingöl Üniversitesi öğrencileri arasında çıkan olayların öncesinden idarenin haberi var mıydı?
• Basın açıklaması yapan öğrencilere kınama ve disiplin cezası verilmesi hangi kanun ve yönetmeliğe göre yapıldı?
• Bu öğrenciler okuldan atılacak mı?
• Bingöl Üniversitesi bir grubun düşüncelerini mi yansıtıyor?
• Akademik, idari ve diğer şirket elemanlarının alımında Rektör Baydaş’ın yakınlarına öncelik mi veriliyor?
• Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş; kendisinin Rektör, kardeşinin rektör yardımcısı, oğlunun öğretim görevlisi, kızının araştırma görevlisi ve Baydaş soy ismini taşıyan iki ayrı yakınının aynı üniversitede görev almasını etik buluyor mu?
• Kamuoyunda oluşan ‘Aile Üniversitesi’ algısını nasıl açıklayacak?
• Üniversite kantiniyle ilgili ortaya atılan ve belirtilen kişiler tarafından gayri resmi olarak işletildiğini ve bunun kamuoyunda üniversiteye yönelik olumsuz bakış açısı doğurmasını nasıl izah edecek?
• Üniversite kantininin yaklaşık 2 yıldır kira vermediği iddiaları doğrumudur? Ve bu konuyla ilgili görüşmek isteyen gazetemiz muhabirinin randevu talebine neden yanıt verilmedi?
• Solhan’da MYO açılması imkânsız mı? YÖK’ün red kararının gerekçeleri neler? Açılabilecekse neler yapılmalı?
• Rektör Baydaş’tan istenilen randevular neden karşılıksız kaldı?
• Genç ve Karakoçan’da açılması planlanan ve YÖK’ten onayı çıkan MYO’lar önümüzdeki yıl öğrenci alacak mı?
• Bingöl Üniversitesi’nde önümüzdeki yıl hangi fakülteler kaç öğrenci alacak?
• YÖK’ten onayı çıkan Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi için yeni bina yapılacak mı? Gelecek yıl bu fakülteye öğrenci alımı olacak mı? Olacaksa ilk yılda kaç öğrenci alınabilecek?
• Bingöl Üniversitesi’nin bu yılki ödeneği ne kadardı? Bu ödenekle hangi iş ve işlemler yapıldı?
• Bingöl Üniversitesi’nce bu yıl kaç ihale yapıldı, hangi ihaleleri kimler aldı, bunda üniversitenin karı ne oldu?
Bingöl Medya

Rektör Baydaş Ne Diyecek

Posted by on Şub-9-2010

Çarşamba günü Bingöl’e döneceği belirtilen Rektör Baydaş’ın ortaya atılan iddialar ile yöneltilen eleştirilere nasıl bir cevap vereceği merakla bekleniyor. İşte o iddialardan bazıları…

Bingöl Üniversitesi’nin hızla gelişmesi, ilk yılında oluşturulan temelin üzerine Ziraat, Veterinerlik, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen Edebiyat ile YÖK’ten onayı çıkan Mimarlık ve Mühendislik fakültelerinin konulması, lojman ve rektörlük binası inşaatlarının sürdürmesi, bölgede hiç olmayan bir ‘merkezi laboratuar’ oluşturma çalışmalarının özenle devam ettirilmesi, öğrenci sayısının 2 bine yaklaşması ve daha birçok konu memnuniyet verici.
Ancak yeni kurulan üniversiteler arasında en hızlı büyümesine rağmen son günlerde sivil toplum örgütlerinin eleştirine maruz kalan Bingöl Üniversitesi hakkında iddiaların ardı arkası kesilmezken gözler, il dışında olduğu belirtilen Rektör Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş’a çevrildi.
Çarşamba günü Bingöl’e döneceği belirtilen Rektör Baydaş’ın ortaya atılan iddialar ile yöneltilen eleştirilere nasıl bir cevap vereceği merakla bekleniyor.
İşte iddialar, yöneltilen eleştiriler ve isteklerden bazıları:
• Bingöl Üniversitesi Rektörü atanmasıyla ilgili ortaya atılan ‘Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayladığı isim Nihat Dilsiz idi. Gül’ün Türkiye-Ermenistan maçı için Ermenistan’a gitmesiyle Nihat Dilsiz’in yerine Gıyasettin Baydaş’ın ismi yazdırıldı’ iddiası doğru mu?
• Rektör atamasında milletvekillerinin ortak görüşü var mı? Yoksa Bakan Cevdet Yılmaz’ın Prof. Dr. Baydaş’ı sırf ‘Xelan’ bölgesinden olduğu gerekçesiyle atadığı yönündeki iddialar gerçeği yansıtıyor mu?
• Karakoçan’a MYO açılmasıyla ‘Xelan’ bölgesi arasında kurulan bölgecilik bağlantısı doğru mu?
• Bingöl Üniversitesi öğrencileri arasında çıkan olayların öncesinden idarenin haberi var mıydı?
• Basın açıklaması yapan öğrencilere kınama ve disiplin cezası verilmesi hangi kanun ve yönetmeliğe göre yapıldı?
• Bu öğrenciler okuldan atılacak mı?
• Bingöl Üniversitesi bir grubun düşüncelerini mi yansıtıyor?
• Üniversitede yapılan ihaleleri hep aynı kişiler mi alıyor?
• İhaleler, idarenin yakınları tarafından mı alınıyor?
• Akademik, idari ve diğer şirket elemanlarının alımında Rektör Baydaş’ın yakınlarına öncelik mi veriliyor?
• Kamuoyunda yaygınlaşan ‘Aile Üniversitesi’ görüşünün haklılık payı var mı?
• Solhan’da MYO açılması imkânsız mı? YÖK’ün red kararının gerekçeleri neler? Açılabilecekse neler yapılmalı?
• Rektör Baydaş’tan istenilen randevuların karşılıksız kaldığı iddiaları doğru mu?
• Genç ve Karakoçan’da açılması planlanan ve YÖK’ten onayı çıkan MYO’lar önümüzdeki yıl öğrenci alacak mı?
• Bingöl Üniversitesi’nde önümüzdeki yıl hangi fakülteler kaç öğrenci alacak?
• YÖK’ten onayı çıkan Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi için yeni bina yapılacak mı? Gelecek yıl bu fakülteye öğrenci alımı olacak mı? Olacaksa ilk yılda kaç öğrenci alınabilecek?
• Bingöl Üniversitesi’nin bu yılki ödeneği ne kadardı? Bu ödenekle hangi iş ve işlemler yapıldı?

Bingöl Birlikte Umut Derneği Başkanlığı’nca üniversite öğrenciler arasında ödüllü logo yarışması yapılacağı bildirildi.

Radyoterapi ve Onkoloji (Kanser) Merkezlerinde Tedavi görmüş ve görmekte olan Kanser hastaları arasında yardımlaşma ve iletişim ortamı hazırlamak, onkolojik tanı ve tedaviler konusunda toplumu bilinçlendirmek ve dernek üyeleri arasında dayanışma sağlamak amacıyla 18 Aralık 2009 tarihinde kurulan BİN BİRLİKTE UMUT DERNEĞİ’Nİ simgeleyen bir logoya ihtiyaç duyulduğunu bildiren Dernek Başkanı Semiramis Karaarslan, Üniversite öğrencileri arasında derneğin amaçlarını simgeleyen ödüllü bir logo yarışması düzenlediklerini belirtti.

Yarışmaya katılmak isteyen tüm üniversiteli gençlerinin derneğin amacını yansıtacak, içinde sevgiyi yansıtan logolar hazırlayarak kanserli hastalara umut ışığı olmasını dileyen Karaarslan, son başvuru tarihinin 01 Mart 2010 günü olduğunu vurguladı.

Askeri ve sivil vesayetin tartışıldığı toplantıda yerel gündem maddesi olarak ele alınan Bingöl Üniversitesi, yoğun eleştirilerin aktarılmasına neden oldu. İşte o toplantıda askeri vesayet ve üniversite hakkındaki çetin görüşler…

Bingöl küçük Millet Meclisi Şubat ayı forum toplantısı, Cumartesi günü İl Kültür Merkezi’nde saat 13.30’da başladı. Taraf Gazetesi Köşe Yazarı Orhan Miroğlu’nun kolaylaştırıcı olarak katıldığı toplantıya, Bingöl Belediye Başkanı Serdar Atalay, Bingöl eski belediye başkanlarından Feyzullah Karaarslan, CHP İl Başkanı Mesut Kayaoğlu, CHP Eski İl Başkanı Mustafa Kurban, sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

“Askeri Vesayet – Sivil Vesayet” konuları ele alındığı toplantıda açılış konuşmasını, girişimci Semiramis Karaarslan yaptı. Elazığ’daki toplantıya 8-10 kişinin katıldığını anlatan Karaarslan, Bingöl’deki toplantılara katılımın yoğun olmasının sevindirici olduğunu belirtti ve sözü Taraf Gazetesi Yazarı Orhan Miroğlu’ya bıraktı.

“Kürtler asimile edilemedi”
Gündemde darbe planları varken, sivil vesayetten bahsetmenin doğru olamadığını belirten Orhan Miroğlu, askeri vesayetin ise, askerin iktidara talip olma isteminden kaynaklandığını söyledi.

Bu yapının 82 Anayasasıyla belirlendiğine işaret eden Miroğlu, “Darbe planlarına baktığımızda, ittihatçı bir geleneğinin sürdüğünü görüyoruz. Özünde Anadolu’da, homojen bir yapı oluşturulmak niyetinde olunduğu apaçık ortada. Müslüman olan Kürtlerin Türkleşebileceği düşünüldü, ama yanılgıydı. Kürtler direndiler ve asimile edilemediler. Diğer etnik yapılar ise tamamen mağdur oldular. Çünkü ayakta duramadılar. Kendi yapılarını koruyamadılar ve asimile edildiler. Ülke genelinde etnisite mühendisliği yapıldığını görmemek mümkün. Zaten askerin iktidara şiddetli bir şekilde talip olmasından kaynaklı baskılar gelişti ve darbe planları oluşturuldu. Bu noktada sivil yapı, Askeri vesayetin etkisine girdi” dedi.

“AKP, açılım sürecinde tıkanıklık yaşıyor”
Yılardır süren ve binlerce insanın yaşamına mal olan bu savaşın artık bitmesi gerektiğini belirten Miroğlu, “Eğer çatışma sürerse, cenazeler gelmeye devam ederse, Türkiye’yi daha büyük sorunlar bekler. Bir Reşadiye daha yaşanırsa veya Diyarbakır’ın göbeğinde yine patlamalar olursa, o zaman etnik çatışma yaşanabilir. Bu defa açılımı değil, Türkiye bölünmeyi tartışırdı. Gelinen nokta olumludur, ama yeterli değildir. AKP’de bir tıkanıklığın yaşandığını görüyoruz. Hükümet bu açılım sürecini sürdürmeli. Eğer bu tıkanıklık aşılmazsa, istemediğimiz tablolarla karşılaşabiliriz” diye konuştu.

“CHP, açıkça Dersim modeli istiyor”
Hükümetin açılım konusunda tıkanıklığı aşması gerektiğini, elini BDP’ye samimi bir şekilde uzatması gerektiğini savunan Miroğlu, önümüzdeki dönemlerde etnik yapı üzerinden siyaset yapan CHP ve MHP’nin koalisyon yapabileceğini hatırlattı. Miroğlu, “Bu aşamada BDP ve AKP’ye çok iş düşüyor. Bu iki partinin tabanları dayanışma içinde olmalı. Neden dayanışma içinde olmalı, çünkü AKP açılım yapacağını iddia ediyor, BDP ise Kürtlerin kanadında olduğunu ve adım atılması gerektiğini belirtiyor. Eyer adım atılmak isteniyorsa, öncelikle AKP, BDP’ye elini uzatmasını bilmeli. Ötekileştiren politikalardan kaçınmalı. Çünkü muhalefette bulunan CHP ve MHP Milliyetçiliği körükleyerek, kazanım elde etmeye çalışıyor. Önümüzde muhtemel bir seçimde eğer CHP ve MHP koalisyonu iktidara gelirse, olayların nereye varacağı şu andaki söylemlerden anlaşılıyor. CHP apaçık bu soruna Dersim modelinin uygulanmasını istiyor. Bunu mecliste apaçık söyledi zaten. Sonucu kestirmek güç değil. Ülkede artık bir şeylerin yapılmasını istiyorsak, demokratik adımlar kararlıkla atılmalı ve sorun çözülmeli” dedi.

“Askeri vesayet devam ediyor”
Bingöl Barosu adına söz alan Avukat Cevat İshakoğlu, Türkiye’nin askeri vesayetten çok çektiğini ve askerin sivil siyaseti hizaya getirmeye çalıştığını iddia etti.

Darbe planlarının sürekli tekrarlandığını belirten İshakoğlu: “Bu anlayışın toplum üzerinde sürekli bir tehdit havası oluşturuyor. Askeri vesayet vardır ve halen devam etmektedir” dedi.

İshakoğlu: “Sivil dikta sivil vesayet tartışması boşunadır. Anayasa Mahkemesinin verdiği anti-demokratik karar her şeyi açıklar niteliktedir. Askerin sivil yargıda yargılanmasının önü kapatıldı. Ordu yıllarca komşu ülkeleri düşman ilan edip sürekli bir tehdit gibi topluma aşıladı. Sanki her an gelip buraları işgal edecekmişçesine bir eğitim sistemi geliştirildi. Yıllar geçti hiçbir komşu gelip buraları işgal etmedi. Bu anlayışla ordu sürekli zinde tutuldu. Halk bu şekilde yıllarca kandırıldı. Ama son zamanlarda ortaya çıkan darbe planları, ordu içerisinde mevcut olan çeteleri ortaya çıkarmıştır. Özellikle JİTEM’in bölgede işlediği cinayetlerin bir mağduru da şuan aramızda bulunan Sayın Orhan Miroğlu’dur. Kendisi Diyarbakır ilinde suikasta uğramış ve bu saldırıda Kürt bilgini Musa Anter hayatını kaybetmiştir. Askeri vesayeti iliklerimize kadar hissettik. Son olarak kaldırılan EMASYA protokolü gibi gizli yapılanmalar, toplum üzerinde olumsuz etkiler bırakıyordu” dedi.

“Askeri vesayet, bir zihniyet olarak ele alınmalı”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Bingöl Şube Başkanı Nihat Aksoy, Türkiye’deki vesayet sisteminin 2.Osman’dan beri devam ettiğini ve Osmanlı Devletinde başlayan bu anlayışın süreklilik kazandığını söyledi.

2.Osman idam edildikten sonra başlayan vesayet sisteminin süreklileştiğini belirten Aksoy: “Türk siyasetindeki askeri vesayet, Osmanlı dönemi 2. Osman’ın tahtından indirilip Yedikule zindanlarında idam edilmesiyle başlayan bir süreçtir. O günden buyana Türk siyaseti, o günden buyana devam eden askeri vesayeti kaldırmaya muktedir olamamıştır. Özellikle 207’de mahalle baskısı söylemiyle başlayıp 2009’da sivil vesayet tartışmasıyla devam eden askeri vesayete karşı sivil vesayet tartışması gündeme oturdu. Sivil vesayet kavramını, askeri otorite üzerinde değil, sivillerin üzerindeki vesayeti olarak ele alabiliriz. Bunu, Kürt sorunundan bağımsız düşünemeyiz. Her türlü vesayete karşı olmak, çözümsüzlüğe karşı olmak demektir. ‘Askeri vesayetten demokrasiye geçiyoruz’ demekle demokrat olunmadığı gibi, askeri vesayetten sivil vesayete geçiyoruz demek de Ergenekoncu demek değildir. Askeri vesayeti bir üniforma etrafından tartışmamak gerekir. Bu bir zihniyet olarak ele alınmalıdır. Asker de, sivil de baskı kurarsa bunun adı vesayettir.”

“Kanun ve yönetmelikler değişmeli”
Askeri vesayetle ilgili görüşlerini aktaran BİN-DER Başkanı Doğan karasu ise, askeri vesayetin kaldırılması konusundaki çözüm önerilerini şöyle sıraladı.

“TSK İç Hizmetler Kanunu Ve Yönetmeliği, TSK Personel Kanunu, Askeri Şura Kanunu,
Jandarma Teşkilat Kanunu, Milli Güvenlik Kurulu Genel sekreterliği Hakkındaki Kanun vb. değiştirilmelidir. Bunların tamamı kanundur. Hükümetin çok rahat yapabileceği değişikliklerdir. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değiştirilmeli, hatta kaldırılmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalıdır, Milli Savunma Bakanlığı bütçesi Sayıştay denetimine açılmalıdır. Askeri-Sivil yargı ikilemine son verilmelidir. Profesyonel orduya geçilmelidir.”
“Askeri vesayete göre halkın istekleri önemli değildir”

Memur-Sen Bingöl Şubesi Başkanı Abdurrahman Ensari, Askerin vesayet anlayışının halkı cahil olarak gördüğünü bu gerekçe ile sürekli müdahalede bulunma ihtiyacı hissettiğini söyledi. Bu mantığa göre halkın kendi kendini yönetemeyeceği anlayışının hâkim olduğunu savunan Ensari, “ Askeri vesayet mantığında halk cahildir ve kendi kendini yönetemez, taleplerde bulunamaz. Onlara göre idare ancak topla tüfekle ve askerle olur. Bu çok ürkütücü bir anlaştır.1982 Anayasası işte bu anlayışın ürünüdür” dedi.

“Bir belediye nasıl denetleniyorsa TSK aynı şekilde denetlensin”
Vatandaşın vergileriyle ayakta duran Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin huzur ve güvenliğini sağlamakla görevli olduğunu belirten Bingöl berberler ve Kuaförler Derneği Başkanı Mehmet Ulcay, son dönemlerde üst düzey rütbelilerin terör örgütü ve Ergenekon davalarında yargılanmalarının ve bunların bir takım güçlerce engellenmelerinin düşündürücü olduğunu söyledi.
Askerin hata yapmayacağı izlenimin verildiğini öne süren Ulcay: “Her kim olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa ve yanlış yapıyorsa, ülkeye zarar veriyorsa bunun cezasını çekmelidir. Maalesef Türkiye’de ayrı bir hukuk işliyor. Askere dokunan yanıyor! Kozmik Oda dedikleri askeri karargaha Türkiye Cumhuriyeti’nin hakimi giremiyor. Neden? Orada ayrı bir güç mü var? Bir belediye veya dernekler nasıl denetleniyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri de aynı şekilde denetlenmelidir”

“Son iki yıldır bir yumuşama var”
Anayasa Mahkemesi’nin yapısının yeniden düzenlenmesi ve sivil bir anayasa yapılması gerektiğini söyleyen Ali Burakgazi ise, Sivil anayasa istenildiğini, hükümetin de bu konuda bazı çalışmaları olduğunu ifade etti.
“Bütün vatandaşların ‘birinci sınıf vatandaş olarak haklarına, düşüncelerine, inançlarına, özgürlüklerine sahip olarak yaşaması’ herkesin ortak hedefi olmalı” diyen Burakgazi: “Cuntanın ve darbe yapmak isteyenlerin karşısında duran bir yapı da olmalı. Anayasa değişikliği ve sivil anayasa, askeri vesayetin kaldırılmasında önemli yer alacaktır. Genel Kurmay Başkanının açıklamalarını olumlu buluyorum. Son 2 yıldır bir yumuşamanın olduğunu görüyor ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir noktada, empati yapmak gerekiyor” dedi.

ÜNİVERSİTE İÇİN SERT ELEŞTİRİLER
Bingöl Üniversitesi’nin de yerel gündem olarak ele alındığı toplantıda, Rektör Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş ve izlenilen yol haritasına yönelik ağır eleştiriler yer aldı. İşte o toplantıda üniversite hakkında eleştiriler ve aktarılan görüşler..
Doğan Karasu: “Bingöl Üniversitesi durumuna bakıldığında 50 yıl sonrasını görmek mümkün değil. Sosyal ve kültürel alanda bir gelişim yok. İnsanlar hala üniversiteye bilim yuvası gözüyle değil, ekonomik boyutlarıyla bakıyor. Toplum, bir yerleşim biriminin gelişmesi için askeri birlik veya üniversite gerektiği kanaatinde. Hala ne kadar öğrenci geleceği, bu öğrencilerin ne kadar para bırakacağı öncelikli olarak konuşuluyor. Bingöl Üniversitesi’nin tek sorumlusu Cevdet yılmazdır. Rektör tercihi onundur. Çevresinin, bölgesinin etkisinde kalarak, lokal milliyetçi tercihle bu adayı atamıştı Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Nihat Dilsiz’i onaylamıştı. Türkiye-Ermenistan karşılaşması esnasında Sayın Gül’ün tercihi değiştirilmiştir. Biz, herkesime açık, her düşüncenin hayat bulduğu bir üniversite istedik, istiyoruz.

Bir grubun düşüncelerini yansıtan, dünya görüşünü önceleyen üniversitenin Bingöl’e bir yararı olamaz. Üniversitedeki huzursuzlukların nedeni bu tür fikri kadrolaşmadır. Hiçbir kurum, hiç birimizin babasının malı değildir, bu kurumlar bizim vergilerle ayakta duruyor. Her kurumun işleyişiyle ilgili hesap sorma hakkımız vardır. Bingöl halkı ve öğrencileri bu yapıyı bildikleri için Bingöl üniversitesini tercih etmiyorlar. Bu mantıkla gidilirse üniversite, lise düzeyini geçemeyecektir. Yazık oluyor, bu ülkeye yazık oluyor”

Nihat Aksoy: “Üniversitenin yerel gündem olarak tartışılacağı bu toplantıda, davet edilmelerine rağmen konun muhataplarının katılmaması üzüntü vericidir. Bingöl Üniversitesinde öğrencilerin karşılaştığı bazı güçlüklerden bahsedeceğim. Burada üniversite idaresinin öğrencilere karşı yaptıkları uygulamalar bir bilim yuvasına yakışmamaktadır. Bir yerel motife gösterilen tahammülsüzlük kabul edilebilir yanı yoktur. Burada okuyan yaklaşık 30–40 öğrenciye üniversite idaresi tarafından soruşturma açılmış. Bu öğrencilere kınama cezası verilmiş. Üniversite idaresi öğrenci hakkında soruşturma açamaz ve kınama cezası veremez. Varsa herhangi bir suç unsuru devletin savcıları var. Burada yargı gereğini yapar. Üniversite rektörünün öğrencilere ceza vermesi kabul edilemez. Bizim, üniversitenin yerel gelişime bakış açımız, kültürel ve düşünsel anlamdadır. Üniversiteler, bulunduğu yerlerin düşünce yuvalarıdır. Farklı fikirlerin olması doğaldır. Dışarıdaki müdahalelere aldırmaksızın öğrencilerin bu düşünsel yuvada kardeşçe düşüncelerini ifade etmelidirler. İHD olarak hak ihalelerinin olmadığı bir üniversite istiyoruz.”

Ensari: “Üniversitede eksikler çok fazla. Fiziki ve diğer eğitim eksiklikleri bir yana buradaki uygulamalarda çok önemlidir. Örneğin yapılan ihalelerde üniversite yönetimi şeffaf olmalıdır. Bingöl kamuoyu ihalelerin hangi şartlarda gerçekleştirildiğini merak etmektedir. Bingöl üniversitesi hiçbir grubun etkisinde olmalıdır. Üniversite idaresi öğrenciler arasında siyasi görüşe paralel olarak uygulamalar yapmamalıdır. Yerel motif ve sembollere takılmak bilim yuvasına yakışmaz. Üniversitemiz daha çok tazedir. Şimdiden bu tür olumsuzlukların yaşanması halkında tepkisine neden olur. Bu yüzden üniversite idaresi şeffaf olmalıdır.”

Mesih Demirel: “Üniversitenin şeffaflık ilkesiyle yönetilmesini istiyoruz. Birçok ihale yapılıyor ve bu ihaleleri sürekli aynı firmaların aldı belirtiliyor. Bunun kamuoyuna açıklanması lazım. Kim hangi ihaleyi ne kadara almışsa bunu açıklamaları lazım.”

Mustafa Kurban: “Üniversite, ilin kalkınmasında önemli rol alacaktır. Fakat görüyoruz ki öğrencilere kiraya verilen evler için yüksek miktarda kira bedelleri istiyor. Benim de evim var ve öğrencilere vermişim. Ama duyuyoruz ki evini Bin liraya kiraya verenler var. Bu konuda Sayın Bakanımızın, Valimizin, belediye başkanımızın girişimlerde bulunması ve ihtiyacın karşılanması noktasında çalışmalar başlatmalarını istiyoruz”

Gazi Üniversitesi (G.Ü.) Beden Eğitimi ve Yüksek Okulu’na giren ve kızıyla aynı sınıfta ders alan Arda Ünsal, Türkiye’de bir ilke imza attı.

Lise öğrenimini tamamladıktan sonra evlenen ve üniversiteye gidemeyen Ünsal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, spora aşık olduğunu ve beden eğitimi bölümünde okumayı çok istediğini belirterek, ”Üniversiteye gidemediğim için çok üzülüyordum ama yaşım kaç olursa olsun bir gün bunu yapacağımı biliyordum” dedi.

Başka bir alanda üniversiteye gitmeyi düşünmediğini, sporu çok sevdiği için böyle bir işe kalkıştığını anlatan Ünsal, ”Evlendim ardından 1991′de kızım doğdu. Hep aklımdaydı okumak ama aklımın ve yüreğimin ‘tamam’ dediği gün karar verdim. Bir dostumun yardımıyla, bu bölümlere sporcu hazırlayan bir antrenman grubuna girdim. 1 yıl çalıştım. Yaz kış demeden antrenman yaptım. Hazırlık sürecim çok zor geçti ama başardım. Bu kadar zorlanacağımı tahmin etmemiştim” diye konuştu.

Zaman zaman aklından ‘ben ne yapıyorum?’ diye geçirdiğini anlatan Ünsal, şöyle devam etti:

”Küçükken atletizmde birinciliklerim vardı. Erkeklerle basketbol oynardım. Spora hiç ara vermedim. İş yerinde hala her öğle aralarında basketbol maçı yaparız. 15 yıldır kayak yapıyorum. Badminton oynuyorum. Ben sporu gerçekten çok seviyorum ama yine de hazırlanırken ilk 3 ay çok zorlandım. 3. ayın sonunda, gruptaki benden neredeyse 20 yaş küçük genç arkadaşlarımı yakaladım. O zaman ‘ben ne yapıyorum?’ sorusunun cevabını aldım. Bir şeyi çok sevip istediğiniz zaman önünüzdeki tüm engeller kalkıyor.”

-”BANA GÜLEN ÇOK OLDU”-

Hazırlık aşamasında kendisine gülenlerin çok olduğunu dile getiren Arda Ünsal, ”(Boş yere gençlerle yarışma) dediler. Ailemden ve yakın çevremden çok destek aldım. Özellikle kızım çok destek oldu, bana inandı” dedi.

Hazırlık sürecinde beslenmesine ve fiziğine çok dikkat ettiğini vurgulayan Ünsal, ”Gazlı içecek bile içmedim. Uykuma ruh sağlığıma özen gösterdim. Fiziksel sınavda 100 metreyi 15 saniye, 800 metreyi de 3 dakika 10 saniyede koştum. ÖSS’ye ise sadece son 1 ay çalıştım. O yıl eşofman dışında bir şey giydiğimi hatırlamıyorum. Ama gençlerde bu isteği ve azmi göremedim. Antrenmandan çıkıp sigara içiyorlar. Hepsinde bir boş vermişlik var” diye konuştu.

Üniversiteyi bitirdikten sonra yüksek lisans yapıp akademisyen olmak istediğini anlatan Ünsal, ”Okulda adım ‘Arben’in annesi’ kaldı. Kızımla arkadaşlarımız ortak oldu. Artık herkes bizde toplanıyor. Onlara hem yemek yapıyorum hem ders çalışıyoruz. Okuldayken Arben’in özel alanına girmemeye dikkat ediyorum. Her günümüz komik ve eğlenceli geçiyor. Çok komik tepkiler alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Hayatta istedikten sonra her şeyin mümkün olduğunu dile getiren Arda Ünsal, ”Gençlere bir amaçları olmasını tavsiye ederim. Ama ben gençlerde bunu görmüyorum, yine de umutluyum. Sporu bir yaşam biçimi olarak görsünler. Sporla iç içe yaşayan herkes mutlu olur” dedi.

-”SINAVLARDA ANNEMİN VELİSİ BEN OLDUM”-

Ünsal’ın kızı Arben Altay ise ÖSS ve yetenek sınavlarında annesinin velisi olduğunu belirterek, ”Sınavlara ben götürdüm. Kapıda bekledim. Çok heyecanlıydı. Kazanmasını gerçekten çok istedim. Annemden 1 yıl sonra da aynı bölüme ben girdim” diye konuştu.

Annesinin bu isteğini duyduğunda çok şaşırdığını, ancak bir antrenman grubuna girdiğinde işin ciddiyetini anladığını ifade eden Altay, ”Kazanacağını biliyordum. Kazanınca da çok mutlu oldum. Annemden sonra üstümde büyük baskı oldu çünkü tüm gözler bana çevrildi. (Annen kazandı, bakalım sen yapabilecek misin?) diyenler oldu” dedi.

Okulda annesiyle 2 derse aynı sınıfta girdiklerini kaydeden Arben Altay, durumu öğrenenlerin kendilerine inanmadığını ve sürekli nüfus cüzdanlarını göstermek zorunda kaldıklarını belirterek, şunları söyledi:

”Tarih ve basketbolu beraber alıyoruz. Evde ben anneme tarih çalıştırıyorum, o da bana basketbolda yardımcı oluyor. Annem okulda asla bana annelik yapmaz. Aradaki çizgiyi çok iyi koruyor. O yüzden hiç rahatsız olmayorum. Zaten arkadaş gibiyiz. Halimden çok memnunum. Beni, evdeki gibi sıkıştırıp öpmüyor ya da müdahale etmiyor. Hatta bazen selam bile vermiyor. Sanırım görmemezlikten geliyor. Eve geldiğimizde anne rolüne tekrar bürünüyor. Ben de (arkadaşım kalsan olmaz mı?) diye espri yapıyorum.”

Arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiğinde annesinin de geldiğini anlatan Altay, ”Ne yapalım, arkadaşlarımız ortak. Biz plan yapıyoruz, bir bakıyorum annemi de çağırmışlar” dedi.