Kareronline.com

Yerelden Evrensele bir bakış…

Dört Kapı Kırk Makam

Posted by on Mar-10-2010

DÖRT KAPI KIRK MAKAM

Dört kapı ve kırk makamın Kur’an’ı Kerim’deki yeri: Yunus Suresi.57.Ayet:”Ey insanlar, işte size Rabb’inizden bir öğüt (ŞERİAT),gönüller derdine bir şifa (TARİKAT),insanlara bir kılavuz (MARİFET) ve bir rahmet (HAKİKAT) geldi. Hz.Muhammed zamanında, Kırklar Cemi’in de dört kapı, kırk makam vardı. Alevi Cemi’de, Kırklar Cemi’nden esinlenerek yapılmaktadır.
1-SERİAT (1.Kapı –Şeriat abdesti su ile alınır.)
1- Allah’ın birliğine inanıp ibadetini yapmak.(Bakara Suresi, Ayet 255-Mümin Suresi, Ayet 60)
2-İlim ve irfan sahibi olmak.(Nisa Suresi, Ayet 162-En’am Suresi, Ayet 140)
3-İş veya meslek sahibi olmak.(Bakara Suresi, Ayet 16-Nur Suresi, Ayet 137)
4-Helal kazanç elde etmek.(Bakara Suresi, Ayet 286-Rahman Suresi, Ayet 21)
5-Cemaata uymak.(Mücadele Suresi, Ayet 11-Enfal Suresi,Ayet24)
6-Temiz giyinip, temiz yemek.(Bakara Suresi, Ayet 168–172)
7-Hoşgörülü ve şefkatlı olmak.(Bakara Suresi, Ayet 129-Nur Suresi, Ayet 22)
8-Yaramaz işlerden sakınıp doğruya yönelmek.(İsra Suresi, Ayet 84-Nahl Suresi, Ayet 123)
9-Nikâh kıyıp dünya evine girmek.(Nahl Suresi,Ayet72-Rum Suresi, Ayet 21) 10-Helal kazanç ile sofra sermek.(Nahl Suresi, Ayet 71-İnsan Suresi, Ayet 8–9)
2-TARİKAT (2.Kapı-Tarikat abdesti bir mürşide biat etmektir.)
1-Tüvbekar olmak.(Pirine ikrar vermek, A’raf Suresi, Ayet 81)
2-Talip olup ikrarında durmak.(Fetih Suresi, Ayet 10)
3-Temiz ve edepli giyinmek.(A’raf Suresi, Ayet 26)
4-İşini temiz ve güzel yapmak.(Bakara Suresi, Ayet 82)
5-Yol ehline hizmet etmek.(Enfal suresi, Ayet 72)
6-Yapılan hatadan dolayı pişmanlık duymak.(Nasr Suresi, Ayet 3)
7-Zorluk görünce Allah’tan ümit kesmemek.(A’raf Suresi, Ayet 56)
8-Takva ehli olup hidayeti hedeflemek.(Ali İmran Suresi, Ayet 114)
9-İrfan ehlinin muhabbetinde bulunup öğüt almak.(Kaf Suresi, Ayet 37)
10-Hakk’a aşına olup, eşine ve işine sahip olmak.(Ahzap Suresi, Ayet 35)
3-MARİFET (3.Kapı-Marifet abdesti, nefsini bilip, Rabb’ini eksiksiz tanımaktır.)
1-Edepli olmak (Kalem Suresi, Ayet 4)
2-Nefsin kötü işe teşvikinde Allah korkusu çekmek. (Nisa Suresi, Ayet 78)
3-Her türlü kötü iş için perhizkâr olmak.(Alak Suresi, Ayet 14)
4-Sabırlı ve kanatlı olarak güzellik üretmek. (Enfal Suresi, Ayet 46)
5-Yanlış iş yapmaktan utanmak.(Nisa Suresi, Ayet 85)
6-Elde edilen nimeti paylaşmakta cömert olmak.(İsra Suresi, Ayet 26)
7-İlimli olup başkalarıda irşad etmek.(Ali İmran Suresi, Ayet 187)
8-Engin gönül sahibi olmak. (Furkan Suresi, Ayet 63)
9-Her konuda marifet ehli olmak. (Ankebut Suresi, Ayet 58) 10-Kendi özünü bilmek ve geride gelen kuşağa da bildirmek.(Şuara Suresi, Ayet 193–194–214)
4-HAKİKAT (4.Kapı-Hakikat abdesti, kendi ayıbını görüp, başkalarının ayıbını örtmektir.)
1-Türap olup eksikliği özünde görmek. (İsra Suresi, Ayet 37)
2-Yetmiş iki milleti ayıplamamak. (Nisa Suresi, Ayet 95)
3-Yaratılmış tüm âlemin itimadını kazanmak.(Ali İmran Suresi, Ayet 75)
4-Mülkün sahibine hoş gelen işleri yaparak O’nun rızasını kazanmak.(Teğabün Suresi, Ayet 17)
5-Sohbet edip Hakk sırrını söyleyerek gönülleri şad etmek.(Mücadele Suresi, Ayet 7)
6-Seyahat edip dost gönlü kazanmak. (Hacc Suresi, Ayet 46)
7-Dost sırrını saklamak. (Ali İmran Suresi, Ayet 118)
8-Elden gelen iyiliği esirgememek. (Nisa Suresi,Ayet 95)
9-Tanrı’dan af dileyip, verdiği nimetlere şükretmek. (Bakara Suresi,Ayet 58)
10-Müşahade,Vahdet-i Vücut felsefesi içerisinde Tanrı’ya tefekkür edip yakın görmek.(Tekasür Suresi,
Ayet 7-Kaf Suresi,Ayet 16)
İsra Suresi,Ayet 77:”Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize uyguladığımız yasa budur.
Sen, bizim yasamızda değişiklik bulamazsın,”diyor.
Fetih Suresi,Ayet 23.”Bu Allah’ın ötedenberi işleyip duran yolu,yasasıdır.Allah’ın yol ve yasasın-
da hiçbir değişim bulamazsın,”diyor. Bundan böyle,alevilerin İslam anlayışı,Hz.Adem’den başlar, Hz.Muhammed ve Mehdi’ye kadar devam eder. HASAN SEVİN 21–02–2009

Toplantı için Mersin’de; hazırlık yapılmamıştı. Dolayısıyla katılım sınırlı ve yetersizdi.
Yukarıda geniş açılımını yapmaya çalıştığım eleştirilerin çoğu konuşmacı arkadaşların sunumunda belirgin olarak ortaya çıkıyordu.
”Bizde diğerleri gibi niçin iktidar olmayalım, niçin nimetlerinden yararlanmayalım?” Şeklindeki niyet; konuşmacıların söylemlerinden açığa çıkıyor ve bunun için de ‘özgüven’ isteniyordu.
(Allah; kimseyi şimdiki ve denenmiş olan iktidarlara benzetmesin, benzeyenlerinde halkın yanında yeri olmamalı.)
Taslakta görüldüğü gibi konuşmacılar da klişeleşmiş argümanlarla söylemlerini devam ettirdiler. ‘Yeni olan’ a yönelim olmadığı gibi yeniden de eser yoktu.
“ ‘SOL’ ve Aleviler, birleşip partileşince; iktidarın yolu açılmış olacak, hem de Türkiye’nin kurutuluşu gerçekleşecek.”
Şeklinde bir mantık ve anlama bende ve dinleyenlerde oluştuğu kanısındayım.
Bu anlayış ucuzdur, tutmaz.
Konuşmacıların sunumları ve taslak incelemesinden sonra; “Türkiye’nin gerçeklikleri es geçiliyor” anlamı bende ve çoğu kişiden oluşacağı kanısındayım.
Bu ‘es geçme’; oluşabilecek tehlikelerin yaratacağı toplumsal kargaşadan ziyade girişimcilerin kendi projelerinin yaşam bulmamasından kaynaklı olup şahsidir.
Anlayış; pragmatist, sığ ve çıkarcıdır. Bu da ayıp olandır.
Konuşmacılar; kendi aralarında bütünlük arz etmeyerek, çelişkiler yaşıyorlardı. Birbirine saygılı davranmayarak birbirlerinin sözünü keserek antidemokratik durumlara düşüyor, birbirlerinin söylediklerini beğenmeyerek dudak bükerek alaycı tavır sergiliyorlardı.
Bu eksikliklerin olmasını normal de görmek gerekir, çünkü ‘anlayışın Özü’yle alakalı bir darlık ve sıkıntıdır. Hasan Hoca

Birinci Cihan Harbi 1914 yılında başlıyor. Bu dönem Karerli Küçük Ağa Yaşlı olmasına rahmen yinede üzerine düşeni yapmaya çalışır.Ruslar 1915 yılında Doğu Anadolu ya saldırarak Eleşgirt, Malazgirt, Pasinler’e kadar ilerlemişlerdi. 16 şubat 1916 yılında Erzurum’u istila etmişlerdi. Bunun üzerine Karerli Küçük Ağa önderliğinde Ruslar’a karşı milis kuvvetlerini hazır hale getiriyorlar. Rusya bu dönem Çarın egemenliğindedir, kendisini güçlü gören Çar ha bire ilerlemeye başlıyor.

Karerli Küçük ağa artık yaşı itibariyle yorgun düşmüş tüm sorumluluk oğlu Mehmet Hulisi Beydedir. Bundan dolayıdır ki Milis kuvvetlerinin başına Mehmet Hulisi Bey (YURTSEVER) geçer. Milis kuvvetleri Karer Dağları, Sığı Boğazı, Eşek meydanında cephe almaya başlamış. Sonra Çapakçur’a gelen iki tümen askeri birlikte bu milis kuvvetlerine katılmışlardır. Ayrıca İzzet Paşa Karerli Küçük Ağayla görüşerek bu dönemde Dersim’li lerin Ruslara karşı harekete geçmesi için yardım ister. Karerli Küçük Ağa yaşlı olmasına rahmen bu görevi kabul eder.Dersime giden Küçük Ağa bir aylık çalışma sonucu Dersimin 24 aşiretini Ruslara karşı savaşmasını örgütlüyor. Rusların Karer’e gelmesinden önce Karerliler Malatya Akçedağ’a doğru gitmişler. Rusya’da Çarlık yıkıldıktan sonra Lenin dönemi başlıyor, Lenin tüm askerlerini geri çağırıyor. Karerliler de macir olarak gittikleri Malatya Akçedağ dan geri tekrardan Karere doğru yola çıkıyorlar. Elazığa gelirken bir askeri Komutan Küçük Ağaya Elazığda kal, sana arazi yer yurt vereceğim diyor. Fakat Küçük Ağa bu teklifi kabul etmiyor.

Benim aşiretim ne olursa olsun bende onlarla birlikte olacağım diyor. Küçük Ağa Elazığ’ı geçince Sorag köyunde, Amcasi Süleyman Ağa da Loğmar köyünde ölüyor. Küçük Ağanın mezarı öldüğü Sorage köyünde, amcası Süleyman Ağanın mezarı da Loğmar köyündedir.Böylelikle Karer halkı bu macirlik rüyasınıda bir çok ölümler,zorluklar, yoksulluklar yaşayarak Karere dönerek tamamlıyorlar. Bu kadar acı ve yoksullukla birlikte mevsimde artık Sonbahardır. Karere dönen halk o yıl çk büyük zorluklar yaşıyorlar. Bu yoksulluğa, rağmen o dönem Karer halkı oldukça yardım sever, hoşgörülü, dürüst ve birbirine oldukça bağlıdır. Ben Karerlilerin bu macirlik yolculuğunu kısa ve öz anlattım. Oysa ki o insanlarımız neler çekmiş neler… Küçük Ağa Dersime gidip geldikten sonra Karerlilerlen birlikte Malatya Akçedağa gidiyor. Mehmet Hulisi Bey Milis kuvvetleri ilen kalıyor.Bu süre zarfında Karere gelip sığınan Ermeniler, Rusların Karer topraklarına girişiyle karerde ki Ermeniler Bilhasa Darebi köyüne gelenler Warê Qawaxî (Kavak Yaylası) denilen mıntıkada Ruslara katılarak Ermenistan’a gittikleri söyleniyor. Bu sürede Karerlilerden Ruslara esir düşenler de vardır. Bu esirlerden biride Darebili Suleymanê Momın Ağanın oğludur.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE KARER, DAREBÎ KÖYÜ VE EĞİTİM ÖĞRETİM

Osmanlı hanadanlığı tam 624 yıl hüküm sürmüş. Artık Osmanlı yok, Cumhuriyet kurulmuş, yeni kurulan devletin adı da Türkiye Cumhuriyeti dir. Evet Cumhuriyet Karer halkı için bir ümit, bir ışıktır.Cumhuriyet Kurulduktan sonra Mustafa Kemal 1926 yılında değişik yörelerden ileri gelenleri Ankara’ya davet ediyor. Karer Hormek aşireti adına da Karerli Mehmet Hulusi Beyi(YURTSEVER) ve Darebili Süleyman Efendiyi (YURTSEVER’i) davet ediyor. Davet ederken de Elazığ Valisini ve Belediye Başkanına talimat veriyor. Ankara’ya davet edilen beyleri onlar gönderiyorlar. Her il kendisinden sonraki ile beyleri teslim ederek öylelikle Ankara’ya beyler gidiyorlar. Davetli olarak Ankara’ya giden beylerin daha önceden hazırlanan kalma yerlerine yerleştiriliyorlar. Tabi giden beylere hizmet oldukça üst düzeydedir. Mustafa Kemal gelen beylerle yaptığı toplantılarda tek tek düşüncelerini alarak hizmet açısında bizden ne istiyorsunuz,neler bekliyorsunuz. Sıra Karer Hormek temsilcisi Mehmet Hulusi Beye gelince :Ben öğretmen isterim, yol isterim diyerek isteklerini bildirmiş oluyor.

Bunun üzerine Mustafa Kemal Karer temsilcisi Mehmet Hulisi Beyin bu öğretmen isteği ni önemsiyor not alıyor ve aynı yıl yani 1926 yılında İstanbul’lu Ahmet Teyfik adında bir öğretmeni Karerin Darebi köyüne gönderiyor. Henüz harf inkılabı yapılmamış, Millet Mektepleri dönemidir. Ahmet Teyfik Bey 1926 yılında eşiyle birlikte Karer’in Darebi köyüne gelerek görevine başlar.

Böylelikle Karerin Darebi köyünde Millet Mektepleri döneminde eski Türkçe ile yani 1926 yılında okul açılıyor. Mehmet Hulusi Bey ve Darebi köyü atanan öğretmen Ahmet Teyfik Beye okul yeri ve lojman olarak Darebi merkezinde Süleymanê Momın Ağa gilin evini hazırlayıp, öğretmene teslim ediyorlar. Evet 1926 yılında Ahmet Teyfik Bey Darebi köyünde kalarak eğitim öğretim yılını tamamlıyor. Bir sonraki yıl yani 1927 yılında ise Sakalı bir öğretmen gelerek Darebi köyünde öğretim yılını tamamlayarak gider. Sakalı öğretmen dediğim için ivedilikle özür diliyorum, kime sorduysam hiç kimse bu ikinci olarak gelip Darebi köyünde görev yapan bu nadide öğretmenimizin adını hatırlayamadı. Bundan dolayı sakalı adını kullandım. Çünkü sakalı olan bir öğretmenmiş, her kes kendisine sakalı demiş, halk arasında ismi öylelikle kalmış. Bir sonraki yıl yani 1928 yılı harf inkılabı yılıdır. Millet Mektepleri dönemi kapanıyor, artık Türkiye’de Latin alfabesiyle yani yeni alfabe yeni harflerle eğitim yapılacak.

Daha sonra 1936 yılında Bingöl il, Karlıova ve Solhan yeni ilçe oluyorlar. Genç ve Kiğı zaten ilçeydiler bu dört ilçe Bingöl iline bağlanmış oluyor.işte 1936 yılında Bingöl ,iline dört okul emri geliyor. Bu okullardan biri Karlıova ilçe merkezine(Kanîreş Merkez İlkokulu)Daha sonra ismi değişiklikleri olunca Karlıova Merkez İlkokulu olrak deiştirildi,biri Bingöl il merkezine(Saray İçi İlkokulu),Solhan İlçe merkezine, dördüncü okul emri de Darebi köyüne veriliyor(Darebi İlkokulu). Böylelikle Karer köylerinden Darebi köyünede resmi olarak okul açılmiş oluyor.Bu dönemde Karer köyleri,cıvar köyler ve Varto ilçesine bağlı Hormek köylerinde de gelip Darebi ilkokulunda eğitim öğretim yaptıkları söyleniyor. Karer halkı eskide günümüze kadar eğitime karşı büyük ilgileri varmış. Bu ilgiden dolayıdır ki Karer ve Kiğı ilçesinin eğitim, öğretim oranı oldukça yüksektir. Darebi köyünde ilk Üniversiteye giden Mehmet Hulusi Yurtseverin oğlu Zeynel Abidin Yurtseverdir. Abidin Bey 1945 yılında Hukuk Fakültesini bitiriyor ve Karadeniz bölgesinin bir ilçesinde Kaymakamlık yapıyor. Daha sonra Gazi Antep Valiliğini teklif ediyorlar, kabul etmeyerek gelip Bingöl ilinde Avukatlık yapıyor. Bu gün Karerli hangi haneden sorarsanız sorun ila ki her evden bir Üniversite mezunu vardır.

Bu da insana gurur veriyor. Karer de gerçekten bir hayli Rüştiye mezunu vardır. 1931-1932 eğitim öğretim yılında Darebi köyünden Hüsnü Yurtsever, Hasan Demircioğlu, Şirnan Köyünden Zeki Binici gidip Elazığ da Harput Orta Okuluna kayıtlarını yapıyorlar. Bu üç örenciden Hasan Demircioğlu okulu bırakıyor, Hüsnü YURTSEVER ile Zeki BİNİCİ 1934 yılında Harput Orta Okulunu bitirerek Köylerine dönüyorlar. Bunların dışında Mahmut Efendi (Mahmut BİNİCİ),İzzet Efendi(İzzet KÜÇÜKAĞAOĞLU),Gazi Efendi (Hüseyin Gazi YURTSEVER) Haydar Efendi(Haydar KÜÇÜKAĞAOĞLU) Mehemed Efendi (Mehmet Hulusi YURTSEVER),Memed Efendiyê kê Aliyê Momi(Mehmet ERENLER)… Gibi Rüştiye mezunları vardı. Rüştiye mezunu olup da ismini unuttuğum büyüklerimiz varsa şimdiden özür diliyorum.

Bunların dışında Köy Enstitüsü Mezunları vardır ki bunlar 1942 yılında kurulan ve 1953 yılında sistem tarafından kapatılan Türkiye’de abide bir Eğiti Öğretim ocağı olan Köy Enstitü leri artık yok. Oysa ki Köy Enstitülerin de Eğitim Öğretime dönüktü. Müfredatı ezbere dayalı bir Eğitim Öğretim sistemi değildi. Üzülerek belirteyim ki günümüzde ki Eğitim Öğretim sistemi ezbere dayalı bir sistem olarak halen ısrar ediyor. Köy Enstitülerin de ve altmış öncesi Darebî köyü ve Karerde mezun olan her öğretmen o günün koşullarında çevresinin aydın insanlarıydı. İşte bu öğretmenlerden bir kaçı da Karerliydi. İzzettin YURTSEVER, Mahmut YÜKSEL, Eşref YURTSEVER, Halil KAL , Sıddık MORSÜMBÜL, Hikmet KILIÇGEDİK , Resul BİNİCİ,Necati YURTSEVER,Necati DEMİRCİOĞLU… Ben bu isimleri yazarken de şunu düşündüm. O günün koşullarında kendi çocuğunu okutan veliyi ve okuyan bu aydın insanlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum. Devamı gelecek…
Halis Yurtsever

Bu girişle birlikte Xormekan Aşiret’nin 20.yy’ın ilk yarısındaki sosyal yapısının niteliğini değerlendirme kapısını da aralamış bulunmaktayız…”
Şimdi bu kapıdan içeri girmeye çalışalım.
19.yy’ın ikici yarısının başından başlayarak Xormekanlar; Karer’de Varto’nun üst köylerinde yerleşik düzene geçmek için yoğun çaba içindedirler.
Karer’den giden Mustafa Ağa; Varto’da firarilik yıllarında evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Sonradan da Osmanlı Devleti tarafında af edilerek cezadan kurtulmuştu.
Karer bölümünde ise; yerleşik düzen daha da ileri boyuttadır. Kiği’nin Sancak Beyleri olan Yazıcıoğuları ile problemler kısmen çözülmüş, askere gitme konusunda mesafe kat edilerek Osmanlı’ ya asker de verilmeye başlanmıştır.
Komşu Sünni Kürt Aşiretlerle olan ilişkiler; iyileştirilmiş, kız alıp -verme, dostluk ve kirvelikler kurulmuştur.
Xormekanlılar; Müslüman olma iddialarını belgelemek için; Sünni hoca getirtilerek köy mektepleri açtırılıp gençler ve çocuklar okutulmaya çalışılmış.
Fakat tüm bu girişimler de ihtiyaçlara cevap verme noktasında yetersizdir.
Barınma, beslenme, sağlık, iletişim ve ticaret yapma ihtiyaçları ile Karer ‘in; dışarıda temin etmesi gereken ihtiyaçlar konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur.
* * *
Yılda bir defaya mahsus; Elazığ ve Erzurum’a yapılan kervanlarla ihtiyaçlar giderilmeye çalışıyor ama bu çok tehlikeli yolculuklarda soyulmalar, katledilmeler, katliamlar yaşanıyordu.
Bunları görerek yaşayan Karereliler arayış içine girdiler. Dönemin özelliklerine uygun olarak;
1) Aşiret yapısını güçlendirmek, güç olmak…
2) Devletten destek almak, kabul görmek…

1) Aşiret Yapısının Güçlendirilmesi:
Bunu ilki gören aşiret ağası Ali Ağadır diyebiliriz. Küçük Zeynel’in oğlu olan Ali Ağa babasının hümanist yaklaşımını beğenmeyerek Darabi Köyünden ayrılıp Yekmal Köyüne yerleşir.
Babasına rağmen Aşiret Ağası olduğunu ilan ederek Ağalığını kabul ettirir.
Sözünü ettiğimiz dönem, takriben 19. YY. ikinci yarısının başlarıdır.
Bu başlangıçtan sonra Xormekan Aşireti; hızlı bir şekilde diğer aşiretlere benzeşerek feodal yapının gerekleri yerine getirilme yönünde mesafe kat ettiğini söylemek mümkün.
Toprak mülkiyeti; toplum içinde kıymete biniyor, toprak üzerine çatışmalar başlıyor.
Üretim yapma, hayvancılıkla geçimini sağlama… Depolama, saklama, ihtiyaçların dışarıdan temin edilmesi…
Ürettiklerini pazarlama, değiş- tokuş yöntemi gibi kaçınılmaz ihtiyaçlar belirgin olarak kendini topluma dayatıyordu.
Buna paralel olarak otoriter bir aşiret yönetimi, kaba feodal bir anlayış da kendisini göstermeye başlıyordu.
Belirli alanlarda ağaya ayrıcalıklar tanıma, ağanın topraktan fazla hak sahibi olma dayatmaları…
Yine ağalık kurumuna destek verme amacıyla insanların iş gücünden yararlanma gibi durumlar ve ayrıcalıklar toplumda ortaya çıkıyordu.
Tabi Karer gibi bir yerde tüm bunların hepsi de ihtiyaçları karşılayamıyor aşireti de düze çıkaramıyordu.
Başka arayışlar da vardı. Örneğin diğer Sünni aşiretlere benzeşmek ve kabullendirmek girişimleri daha öncesinden başlamıştı. Bunlara hız kazandırılarak Sünni İslam rütiellerini yerine getirme, aynı zamanda pirlik kurumunu da yaşatarak durum idare ettirilmeye çalışılıyordu.
Otoriter ağalık konusunda Xormekanların bir bölümü otoriterizmi normal görerek ağaya destek sunuyor, bir bölümü de karşı çıkarak çatışmalar da giderek derinleşiyordu.
Nitekim Fer Ailesindeki ilk çatışma ve ayrışma da böylece başlamış oluyor.
Körükanlı Kamer Ağa daha fazla toprak almak için Xormekanların bir kısmını, ailenin bir bölümünü yanına çekerek Ali Ağa ve onun oğlu küçük Ağa’ya karşı mücadeleye girişiyor.
Bu dönemde Osmanlı Devleti; toprakları tapulama işlemleri yürütüyordu. Bu tapulama işlemleri anında çekişme ve çatışmaların daha da hızlanmış olduğunu büyüklerimizden hep duyduk, hikâyelerini çokça dinledik.
Ne var ki Karer’in doğası, toplumsal dokusu, toprak niteliği; feodal tarzda otoriter bir ağalık sistemine yeterli değildi, kabullenmezdi.
Bunu gören Ali Ağa ve onun oğlu Küçük Ağa; başka alanlara yayılma, toprak edinme uğraşı ve mücadelesini verirler. Bu uğraşta da bir hayli yol alarak başta Sancak bölgesi ve diğer yakın yerleşim yerlerinde toprak edinirler.
Ama göremedikler veya tahmin etmedikleri gelişmeler de vardı.
Feodalitenin tahtı sallanıyor, Osmanlı Devleti; içte ve dışta çıkmaz içindedir.
Dünyada gelişen ve yükselen kapitalizm; paylaşım kavgasına girerek 1. Dünya Savaşı; tüm dünyayı sarıp Karer ve başka bölgelerdeki Xormekanlar da; bundan olanca olumsuzluğuyla etkilenirler.
Dolayısıyla aşireti güçlendirme plan ve tasarıları da yarım kalarak suya düşüyor.

2) Devletten Destek Almak, Kabul Görmek
Xormekanlar; Kürdistan’ın değişik yörelerinde yayılmış bir yapıda yaşamlarını sürdürmeye çalışırken karşılaştıkları zorluklar da çok çeşitli ve ağırdır.
Sosyal yapıları; Aşirete dayanan, inançlarından ötürü büyük baskılar görerek kıyıma uğramış bir şekilde Kürdistan’ın ücra ve dağlık bölgelerine sığınmışlardı.
Çoğu zaman dünyada ve Osmanlı Devleti’nde olup bitenlerden habersiz, algılama, yorumlama konusunda yetersizlikler yaşıyorlardı.
Örneğin Kızılbaş Aleviler ile Sünniler; çatışmalı durumlarını yorumlama konusunda doğru bir tespitten yoksundular.
Birbirlerini; “Lanetli Şımr-i Maviye torunları”, “Kızılbaş é Rafızî” olarak suçlayıp birbirlerine saldırıyor ve birbirlerini kıyıma uğratıyorlardı.
Kıyımın en çok yaşandığı yerler de Kürdistan topraklarıydı.
Sünni Kürt Aşiretleri; Yavuz döneminden (1514) başlayarak Osmanlıdan icazet alarak Mirliklerini ilan edip süvari alaylarını oluşturup sonradan da Hamidiye Alaylarını kurarak otonom bir tarzda yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Sadece bununla kalmayarak Sünnileştirme çalışmaları konusunda Osmanlı padişahları tarafında görevlendirilmişlerdi. Alınan göreve sadakatle farklı kesimleri yok etmeyi de hedefleyerek terör estiriyorlardı.
İster Sünni kesimler olsun, ister Kızılbaş Alevi kesimlerin tabanındaki büyük halk kesimi; “birbirlerine kırdırtma” politikaları konusunda bihaberdiler, egemenler tarafından planlanarak uygulandığının da farkında değillerdi.
Maalesef bu büyük kesim; hala da kendilerine kurulan tuzağın farkına varmadan önyargılarla dolu olarak birbirine karşı uzak ve tepkilidir.
Tabii ki; komployu gören, bilen, bilince çıkaran kesim ve tabakalar da vardır. Son otuz yıllık deneyim ve kazanımlar; halkımızı politikleştirerek mücadeleyi görkemleştirmiştir, birlik yolunda hayli mesafe alınmıştır.
Bu makûs tarihi örneklemek gerekirse; Yavuz Selim; Şeyhul İslam Ebussuud’tan aldığı fetvayla Anadolu’da katlettiği on binlerce Kızılbaş-Alevi katliamını vacip kılarken Kürdistan’da da İdris-i Bitlis denen şahsı; kendisine katliam cellâdı olarak tayın ederek ayrılıyor.
Ondan sonra da Kürdistan’ın Medreselerinde Kızılbaş-Alevilerin ‘katli vacip’, ‘malı helal’ olarak bellettirilerek farklı kesimleri birbirine düşman yapıp kırdırma politikası hayata geçirildi.
Sonrasında ise; bundan yararlanmak isteyen çokça kesim ve gruplar da türüyor, Kızılbaş – Alevi katliamı da defalarca yapıldı.
Kızılbaş-Aleviler de intikam içine girerek kendilerine bunu reva gören kesimleri yani uygulayanları; düşman bilerek uygulatanları da maalesef göremediler.
Xormekanlar; bu olup bitenlerden çoğu zaman bihaber olarak uygulatanları, tetik çektirenleri teşhis edemedi, göremediler.
Diğer Sünni Kürt aşiretlerine karşı hem tepkili hem de onlar gibi Hamidiye Alaylarına sahip olma özentisi içinde hareket ederek devlete yaranmaya çalışıyor, ondan destek alma uğraşı içindeydiler.
Bunun için yukarıda da vurguladığımız gibi Xormekanlılar; devletle uzlaşma içine girerek;
-Devlete karşı geliştirmiş oldukları isyanlar konusunda af dileyerek bu konuda da zaman zaman başarılı oldular.
-Sancak Beyleriyle antlaşma yaparak askere gitme konusunda rızalık gösterdiler.
-Ermeni Katliamında seyirci kaldılar. Hatta ‘katliama yer yer bulaştılar’ demekte mümkün.
-Sünni inancı doğrultusunda yönelimlere girdiler, gösterişler yaptılar. ‘Asil Müslüman biziz’ dediler.
-Milis Alayını kurarak Rus İşgaline karşı devletin yanında yer alarak savaştılar.
Yani kısaca Xormekanlılar; 20.yy ikinci yarısından başlayarak devlete yaranma konusunda Sünni Kürt Aşiretleriyle yarış niteliğinde bir maratonu koştular.
Ama ne fayda ki, ömür kifayet etmedi, çünkü kartlar yeniden karılıyor, Osmanlı tarihe karışıyordu. Ama bunu da 20.yy başında kendilerinin lehinde bir gelişme olarak addederek sevindiler.
Bu sosyal yapı ve ruh haliyle devlete teslim oldular, kurtarıcı olarak onu gördüler.
Ol hikâyemiz devam etti, edecek…

Darebi Köyüne Bağlı Mezralar

Posted by on Şub-19-2010

1-MEZRA AĞAKÛYE(Ağa Köy MEZRASI
Darebi köyünün bu mezrasında Hormek aşiretinin, Feran, Xelan(Ğelan), Baluçukan, Dawıdan kabilesine mensup halk arasında Karerde bu kabileye Kopanlar da deniliyor. Bu Mezrada Hormek aşiretinin dişinda, Bmasur aşiretine mensup, Sey Momınanlar da yaşıyorlar. Bamasuran aşireti ve ocağı alevi toplumunun hoşgürü kültürünü ve dini vecibelerini yerine getiren bir ocak ve aşirettir. Kısacası Bamasuran aşireti ve Ocağı Hormeklerlen birlikte Batı Horasan dan gelip Dêrsime sonradan da alevi toplumuna has talipleri nerede varsa onlarda öyleliklen dağılmişlar. Yine Hormek aşiretine Mensup Dawıdan lar(Kopanlar) kabilesini kısaca tanıyalım. Bu kabileye mensup Dursun Kıyak’ın deyimi ile kabileleri Dersimden gelirken Gimgım (Varto) ilçesine bağlı Üstekuranın Kakuç Mezrasına gidip yerleşmişler. Daha sonra üç kardeş bu mezradan göç ederek Karere yerleşmişler. Bu kardeşlerden İbrahimê Kopan Darebi Köyünün Ağa Köy Mezrasına, Mehemedê Kopan Karerin Pircan Köyüne, İsmet Karerin Maskan köyüne gelip yerleşmişler. Gelelim Hormeklilerin bu Dwıdıj kabilesine neden kopanlar denmiş. Yine Dursun Kıyak’ın deyimi ile dedeleri Vartonun Üskurana bağlı Kakuç Mezrasında , ot ayında ot biçiminden gelirken, komşuları sormuşlar nerden geliyorsun? Deyince DawıdIj dedeleri de demiş ki , bir iki kop ot biçtim geldim. O gündür bu gündür bize Kopanlar deniyor oysaki bizde Hormek aşiretinin bir boyu olan Dawıdıcız. Yukarıdan da arz ettiğim gibi Hormekliler ve Bamasuranlar Dersimden gelip uzun zaman Darebi Köyünün merkezine yerleştikten sonra Darebi merkezinde yer darlığı ve çeşitli nedenlerle yavaş, yavaş herkes kendi arazisinin yakınındaki Mezraya çekilerek bu Mezraları kendilerine yurt edinmişler. Ağa Köy Mezrasının başka bir özelliği de Hormek aşiretinin aşiret reisi olan Küçük Ağa ile Mehmet Hulusi Bey (Mehmet Hulusi YURSEVER) bu mezrada oturuyorlardı. Tabi bu mezrada Küçük Ağanın konağı koca bir hükümet konağı gibiydi. Bir döşünün ki bu konakta Kimler geldi, kimler geçti. Karer halkı için bu konakta hangi kararlar ve toplantılar yapıldı. Örneğin: Saxnis( Karlıova ilçesine bağlı Yiğitler köyü) talanı getirilince, Bingöl merkeze bağlı Vılware meselesi, Kralıova ilçesine bağlı Çırık (Taşlıçay)Köyü ileToxlîyan(Toklular) köyü arasındski Mêrga Gındoran Karlıovanın Boran(Boncukgöze) köyü sınırları içerisindedir. Bu Gındoran çayırı meselesi on yıl devam ediyor ve 185 insan ölüyor. Alınan kararlar ve Karer Hormek aşiretinin o dönemdeki konumu ve aşiretler arası durumu oldukça iyi ve hatırı sayılır bir konumdaydı.

Keşke o Küçük Ağa konağının yıkık duvarlarının dili olsaydı da, o günleri günümüzdeki insanlara bir anlatsaydı… Konağın o misafir odasına kimler geldi. Hangi kararlar alındı, kararlar alınırken kabile reislerinin katkıları ve çıkan ortak kararlar neydi?.Ayrıca Mêrga Gindoran meselesi iki kardeş arasında oluyor ve10 yıl devam ediyor , 185 insan bu çayırın uğruna ölüyor. Bu meseleyi kim devreye giriyorsa hiç kimse barışı sağlayamıyor . Solhan’ın Melekan Şêxlerinden Şeyh Abdullah bir elçiye mektup vererek Karer li Küçük Ağaya gönderiyor. Gelen mektubu Küçük Ağa kendi kabile reisleri ile değerlendirdikten sonra, Qerbaşan (Karbaşan)ve Sağniste ki Şukuran –Zıktê aşiret reislerini de yanına alarak önce Karlıovanın Çırık(Taşlıçay) köyüne küçük kardeş olan Selimê Dewrêşin(Selimê Topal’ın)evine, oradan da Toxliyan (Toklular)köyünde oturan büyük kardeş Xalıt Begin(Halit Beyin) evine gitme kararı alınır.Bu karar üzerine, Karer Hormek Aşiretinden bir heyet ile diğer Qebaşan (Karbaşan) ve Şukuran aşiretinin heyetleri ile birlikte gidip bu barışı sağlıyor… Ayrîyeten Ruslar 1917 yılında Karere geldiklerinde yüksek tepelerin tümüne mevzileniyorlar. Gece Heserbabadan Ağa köy Mezrasını gözetlerken parlayan bir şeyler görüyorlar. Meğerse o parıldayan Ağa köy Mezrasının çeşmesiymiş. Ruslar o parıldayan yere üç el top atışı yapıyorlar o suyun çıktığı yerde büyük bir çukur meydana geliyor ve o çeşmenin suyuda çoğalmaya başlıyor. Ağa köylüler macirlikten dönünce Mehmet Hulusî Bey köylülerlen birlikte o büyük çukurun loduğu yerde çok büyük bir avuz yapılıyor böyleliklen Ağa Köylüler arazîlerini bu havuz suyuyla sulamaya başlıyorlar. Mezra Ağakuye yi de böyle kısaca yazdık tan sonra diğer kalan Mezraların yazımına devam edelim…

9-WARÊ XATÛNE(ĞATUN WARE): Bu Mezra Koyê Dikanın (Horoz Baba) eteklerinde kurulmuş, karşısında Karêr Baba ve Heser Baba (Şeker Baba)Ziyaretleri ve dağları mevcuttur. Soğuk suları ve yaz döneminde ki yayla havasıyla herkesin beğenisini kazanmıştır. Darebi köyünün bu mezrasında yine Hormek aşiretine mensup Xelan(Ğelan) kabilesi ile Meğsan’lar yerleşik olarak daha önceleri Darebi köy merkezinde oturuyorlardı sonradan her aile kendi arazileri üzerine çekilerek mezraları kendilerine yurt edinmişler. Bu Mezrada Meğsanlar yaşıyorlar dedik. Meğsanlar da kendilerini Hormek aşiretinin Baluçukan kabilesinden sayıyorlar. Bu Mezrada Darebi köyünün Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ki 4. Muhtarı Rıza Dayanç da oturuyordu. Rıza Dayanç Darebi köyüne en uzun dönem muhtarlık yapanlardandır. Yine bu mezrada Xelan kabilesine mensup Husênê Maçî diyorlardı, berberlik yapıyordu. O dönemde bir çok insanın saçını sakalını tıraş ederek berberlik yapıyormuş. Hûsênê Maçî günün birinde Ağa Köyde, Küçük Ağayı tıraş ederken usturası kesmemiş. Ağaya demiş ki ağa bekle ben gidip Xatûnwarede evde diğer usturayı alıp geleyim.Hûsênê Maçî gidip evde ki usturasını getirip Küçük Ağanın tıraşını öylelik le bitirmiş. Yine bu Mezrada halk arasında Hûsênê Mexsan (Hüseyin Dayanç) deniliyordu. Bu insanımızın meziyetleri oldukça fazlaydı: Çülagiliği babasından,Sünnetçiliği Pircan (Kabaçalı) köyünde ki Çartêl den öğrenmişti. Hüseyin Dayanç aynı zaman Karer yöresinin dengbêjlerindendi.

10-ZERKAN- RASTAN MEZRASI: Bu mezrada Hormek aşiretinin Feran Kabilesinden Sılêman Ağanın çocukları Ali Ağa ile Mehemed Ağa kardeşler oturuyorlardı. Feran kabilesi de diğer kabileler gibi Karer Hormek aşiretinin tüm kararlarına aynen katılmişlar. Sılêman Ağa Feran Kabilesi içinde en çalışkan insanlardan biriymiş. O dönem Alîyê Naman moraba olarak yanında çalışıyormuş. Sılêman Ağanın gelini Gulîzar’ın deyimiyle bir çift öküzü varmış. Sılêman Ağa her öküzüne iki büyük sepet yaptırmış. Evler Deşt yaylasına gelince o dönem her sabah yayladan köye gelirken Deşt yaylasının Garan (Garan:Sığırın akşamları yayla içine geldiği zaman istirahat ettiği yer)yayla denilen bölgede hayvan gübresini doldurup getirip Zerkan da ki Genco tarlasına sepet sepet yan yana döküyormuş. İşte o reçber dediğimiz Sılêman Ağa bu tarladan 700 teneke buğday alıyormuş. Yine Darebi merkezde oturan Kamılê Melan sadece bal peteklerine bakıyormuş. Sağım dönemi yer yokmuş ki bal koysunlar.Yine bu Mezrada oturan Ali Ağa ( Ali Yurtsever) tam bir Deşt Yaylası hayranı idi. Ali Ağa evler Kalmem yaylasına çıkınca , Komşu köylerin ve Darebinin hayvanlarını asla Deşt yaylasına bırakamazdı.Anlayacağınız Ali Ağa bir bekçi gibi köyün ortak malı olan bu yaylayı koruyormuş. Evler Deşt yaylasına gelince yayla çayırları yem yeşildi. Ali ağanın döneminde Deşt yaylasında ot biçildiği söyleniyor. Kısacası Ali Ağa Deşt yaylasını kendi çayırını korur gibi korurdu. Bence bu o dönem yaylaya yapılan en büyük hizmetlerden biriydi. Şimdi ise Deşt Yaylası Darebililerin dışında herkesindir.Yine bu Mezrada oturan ve Darebi köyünün üçüncü muhtarı olan Selim Yurtsever Kendi Muhtarlığı döneminde Kalmem yaylasını Darebi köyüne kazandıran Muhtarlarımızdandır. Bu dönemde Bingöl merkeze bağlı Alkırak(Yenibaşlar) Köyü dava açmışti. Kalmem yaylası bizmdir demişti. Bu dönem kimi Darebililer korkudan yaylayı dahi terk ettiler. Buna rahmen o dönem muhtar Selim Yurtsever’len birlikte Kalmem yaylasını terk etmeyip de yaylasını kazandıran tüm komşularımızı kutluyorum. Bu süreçte yiğit insanlarımızdan biri olan amojna Kej (Keja Melan) çok yiğitçe Muhtarı Selim Yurtseverin arkasında duruşunu göstermiş. Makeme döneminde şahitlik yapan tek bayandır. Şahştlik yaparkende Hakime benim düğünüm işte abu yaylada yapıldığını söylemiş.Meta Kejın diğer bir yiğitliği de Mehmet Hulusi Beye Esmeyin’in olayında asker Mehmet Hulusi Beye saldırmak isteyince yine meta Kej eline ayran yayma sêpisini alıp askerin üzerine saldırınca diğer kadınlarda cesaretlenerek saldırınca asker geri çekilip ordan ayrılmak zorunda kalıyor. Helal olsun sana Meta Kej helal olsun.Senin gibi yiğit annelere her zaman ihtiyaç vardır. Yine bu mezrada oturan Mehmet Veli ve Cemal Yurtsever kardeşlerin demir haneleri vardı. Onlarda çevreye ve Darebi köyüne orak ,balta , dahre ihtiyaç olan aletleri yapıyorlardı. Tabi bu Mezra eskiden şehir gibiyken şimdi ise ne demir hane var, nede o mezranın eski şenliği var.

DAREBÎ MERKEZ : Hormek aşiretine mensup Feranlar, Xelanlar, Baluçukanlar, Qeremanan kabileleri 1. Zeynel Ağayla birlikte gelip 1787 yılın da Darebi köyüne yerleşerek, bu köyü kendilerine yurt edinmişler. Darebiye gelip yerleşen Hormek aşiretinin 1.Zeynel Ağa dönemi çok sıkıntılı geçmiştir. Nedenine gelince Hormekliler Karer bölgesine yeni gelmişler, çevre ile ilişkilerini yavaş yavaş geliştiriyorlar. O dönem Kiğı Mirekanları ile ilişkileri uzun yıllar kavgalı geçiyor. Daha sonra Mirekanların şikayeti üzerine zamanın Padişahın fermanı ile Karer Hormek aşireti üzerine sefer düzenleniyor.Muş Mir Alay kuvvetleri ile Kiğı Mirekanlarına ait kuvvetleri Korkan ,Darebi köyleri arasındaki Gaban gediğinde, 1.Zeynel Ağa Kuvvetleri Daha önceden tedbirini alarak Gaban gediğinde mevzilenmişler. Nitekim uzun süre çatıştıktan sonra Muş Mir Alay Komutanı mevzileri sökemeyeceğini anlayınca, Zeynel Ağaya bir elçi gönderiyor: Diyor ki Padihşahın emridir. Siz köyden çıkıp Darebi mezarlığına kadar gidin, biz sadece köye girip çıkacağız. Nitekim Zeynel Ağa bu karara uyuyor köyden çıkıyor, Darebi mezarlığına girince Muş Mir Alay kuvvetlerinin kendisini takip ettiğini görünce , ihanete uğradığını anlıyor.

Karer Hormek aşiretine mensup kuvvetler ilerliyor Muş Mir Alay ve Kiği Yazıcıoğluları (Mirekanlar)da peşlerinde öyleliklen Belezer Gediği denilen Tırba Sipiye geliyorlr. Rivayete göre o anda Ormanda bir ayı çıkıyor ve Zeynel Ağanın oğlu Mustefa Ağayla karşılaşıyor. Mustafa Ağa ayıyı kucaklayıp yere indirince. Muş Mir Alay Komutanı bu yiğitliğe hayran kalıyor ve askerlerini geri çekiyor. Komutan geri gelip Darebide misafir de kalıyor, daha sonra çekip gidiyorlar. Deniliyor ki yapılan anlaşmada Mustafa Ağanın Karer de kalmaması. Bunun üzerine Ertesi yıl Mustafa Ağa ilkbaharda çekip Muş Mir Alay Komutanının misafirliğine gidiyor. Bu misafirlikte yapılan konuşmalar da Komutan Mıstafa Ağaya sana Muş ovasında arazi vereyim burada kal diyor. Mustafa Ağa bu ovadaki araziyi değil, Vratonun, Hormekan aşiretinin yaşadığı bölgeden Kaso kömünü(Kasıman- Köprücük köyü nü) istiyor. Muş Mir Alay Komutanı Mustafa Ağanın bu isteğini kabul ediyor. Nitekim Mustafa Ağa böylelikle Vartonun Kasıman köyüne yerleşmiş oluyor. Zeynel Ağanın Büyük oğlu Mehemed Ağada diğer Aşiretiyle Karer Darebi köyünde kalıyor. Yukarıda Hormek aşireti ile alakalı yazdıklarım Darebiye gelip yerleşen tüm Hormekan kabilelerini kapsıyor. Ayrıca Zeynel Ağayê Kalden Mehemed Efendi (Mehmet Hulusi Yurtsevere)ye kadar ne yapılmışsa Karer Hormek aşireti adına yapılmiştir. Devamı Gelecek….